None araması için 821 sonuç listeleniyor

Yüz Yüze Eğitim

Yüz Yüze Eğitim

EĞİTİM PROGRAMI Kurumumuzda eğitimi yapılan klasik sanatlar branşları şunlardır. Hüsn-i Hat, Tezhib, Ebru, Minyatür, Katı', Cilt, Çini, Kalemişi, Edirnekari, Kakma, Naht, Halı, Kilim, Seramik, Kündekari, Arapça, Osmanlı Türkçesi, Bilimsel Bitki İllüstrasyonu, Kaligrafi, Resim, Akrilik, Yağlı boya, sulu boya Öğrencimiz tercih ettiği  klasik sanat dalından herhangi birini süre sınırlaması olmadan tahsil eder. Kendi branş dersini tahsil ederken öncelikle, zamanı müsait olunca, Temel Sanat Eğitimi, Sanat Teknolojisi (Malzeme bilgisi dersi)  dersini de yine zaman sınırı olmadan uygulamalı olarak tahsil eder. Öğrencimiz, eğitim süresi içinde zamanı olunca, Kendi branş dersi dışında kalan 14 klasik sanat branş dersini de zaman sınırı olmadan teorik olarak tahsil eder. Ayrıca; Klasik Sanatlar Kültürü, İslam Medeniyeti Tarihi, Sanat Estetiği, Sanat Tarihi, Sanat Felsefesi, Anatomi, Altın Oran,  Sanat Seminerleri gibi kültür derslerini de seminer mahiyetinde zaman sınırı olmadan takip ederek tahsil eder. Bu ek derslerin eğitimlerinden herhangi bir ücret talep edilmemektedir. Öğrencimiz, kendi branş dersi hocasından icazet alır, diğer sanat dalları, uygulamalı dersler ve kültür dersleri hocalarından katılım sağladığına dair aldığı belgeler ile  Klasik Sanatlar Eğitim Komisyonunun da kararı ile Klasik Sanatlar imzalı, Milli Eğitim Bakanlığı ve  UNESCO logolu bir mezuniyet belgesi almayı hak eder.

KLASİK SANATLAR KARMA SERGİSİ

KLASİK SANATLAR KARMA SERGİSİ

KLASİK SANATLAR KARMA SERGİSİ Geleceğin antikalarını üreten ve üretecek olan 21 hoca ve 260 talebesi 25 Ocak 2024 Perşembe günü,Saat:15:00’da İstanbul, Üsküdar, Altunizade Kültür Merkezinde Sergi  Açıyor. 25 Ocak 2024- 11 Şubat 2024 arasında açık kalacak sergimize bekleriz…   HOCALARIMIZ Dr.AHMET ZEKİ YAVAŞ,Doç.Dr. RAŞİT GÜNDOĞDU, AYTEN PELİT, BAHAR DİNÇER, BÜŞRA ÇOBAN, DENİZ KADIOĞLU, GUFRAN CEMALİ             GÜLFE NAZİKOĞLU, HACER YAVUZ, HANDE ÖZÇIRAK, HÜLYA DEMİRKAN, İDRİS DİNÇ, MELTEM BİLGİN, MURAT ÇUBUKÇU,  NAZAN BERBERCİOĞLU, NEBAHAT KAVAK, PINAR KÜLEK, RAVZA KALDIRIM,  YASEMİN SARGIN, ZÜMRÜT VURAL ÖĞRENCİLERİMİZ  ABDULLAH ALAN, ABDULLAH VELI AHMET, ABDULLATİF BOSTANCI, ABDURRAHMAN ORUÇ, AHMET AKTEKİN, AHMET HAMZA TELEK, AKİLE DİKEN, ALİ İLKER SEÇKİN,  ARZU DİLLİ, ASLIHAN TAK, ASUMAN SOYTÜRK, AYLİN YILDIRIM, AYNUR ÇİL, AYSUN EFE, AYŞE ATAŞER, AYŞE BAŞAK, AYŞE DALARDIÇ, AYŞE GEREKLİOĞLU, AYŞE HÜMEYRA ÖĞÜL, AYŞE KAPLAN, AYŞE MAVİ ŞENER, AYŞE SANCAK, AYŞEGÜL KARAPINAR ARİF, AYŞENUR ARSLAN, AYŞİN GÜNDÜZ, BANU TORLAK, BEHİYE KAHVECİ, BEKIM NDRUKAJ, BETÜL  FATMA İLDAY, BETÜL ALBAYIN, BETÜL KUNDAKTEPE, BETÜL SILA ZEYTİN, BİLGE KARABACAKOĞLU, BURCU SAĞLAM, BURHAN DURAN,BÜŞRA ÇOBAN, CAHİDE ŞENTÜRK, CANAN NACAR, CANAN ÜNLEN, CEMRE NUR ATASEVER, CEYDANUR EDİS, DAMLA PEHLİVAN, DEMET CİHANGÜL, DERYA DİLBER, DERYA OCAK, DİLEK DEMİR, DİLNUR ÇAĞIL, DURDANA ANARMETOVA, DURSUN METE, DUYGU BRUCE,DUYGU DEVRAN, EBRAR YILDIRIM,EBRU TAŞKIN VAROL, ELİF KORKMAZ, ELİF ÖZTÜRK, ELİF PEHLİVAN, ELİF TÜRKYILMAZ, EMİLİE OSMAN, EMİNE ARSLAN, EMİNE ELİF YILMAZ, EMİNE GEÇGEL(GÖKTEKİN), EMİNE KULABER, EMİNE ÖZKAN, EMİNE SÜNGÜ YILDIZ, EMRE TÜMER,       ENGİN ÖNEN, ENGİN SANDIK,ESAT EYMEN ÇELİK, ESİN ÖZTÜRK, ESMA KÜÇÜKBAY, ESMA ÜÇLER, ESMA VARLI, ESRA YEŞİLYURT, ESRA YILMAZ, EYÜP YILDIZ, FAHRİ GÜNAYDIN, FATIMA HALAÇOĞLU, FATMA DALGIÇ, FATMA KARATAŞ, FATMA SEVİN DÜZ, FATMA SULTAN ÖZŞAHİN, FAZLİDDİN POLATOV  FERHAT RIZA MISIR, FETHİYE OKUMUŞ, FEYZA DÜZEN, FEYZA SEVİNÇ, FİLİZ ERKMEN, FİLİZ SÖNMEZ, FUNDA ALAYBEYİ, FUNDA AYDIN, GAMZENUR AKBULUT, GÖKNUR AYDIN, GÖKÇE ULUÇAY, GÖNÜL AYGÜN, GUFRAN CEMALİ, GÜLAY KUTLU, GÜLBİN KÖSOĞLU, GÜLÇİN YÜZSEVEN, GÜLÇİN KÜÇÜKADA, GÜLER COŞGUN, GÜLSÜM KARATAŞ, GÜLŞEN KILIÇKAYA, HACER EMLİK, HACER PEHLİVAN, HACER ULUDOGAN, HACER YAVUZ, HACER YILDIZ, HALE YILDIRIM, HALİL RIFAT BALCIOĞLU, HAMZA BÜYÜKYILDIRIM                   HANDE ÖZÇIRAK, HATİCE BÜRÜN, HATİCE HACI, HATİCE KÜBRA KARABAĞ, HATİCE YAREN ÖZALP, HEMİDE KARADEDE, HİLAL CANAN SADAK, HİLAL TOSUN,HURİYE SIRÇANLI, HÜLYA ASKER, HÜLYA BOL, HÜSEYİN ÖZTÜRK, İBRAHİM TÜTEN, İLKNUR EROL, İNCİ ÇAKIR, İREM İLAYDA KARASU,                   İREM ÖZHAMARATLI, İREM SALAR, İREM TÜTEN, JEYRAN NAGHIYEVA, KADİR KALKAVAN, KADİR UMMAN, KADRIYE CAN TOPAL  KADRIYE MUSLU, KAMOLA SUBXANOVA, KÜBRA KARA, KÜBRA KÖSEM, KÜBRANUR ÇEVİK KARATEKİN, LORİN ERDEM, MALİKA AHMEDJANOVA, MAŞİDE İSMAİLOĞLU KÖSE, MELEK UÇAR, MELİS SÖNMEZ, MELİHA PINAR KOÇAK, MELİKE ACAR, MELİKE TOPKAN ,MELTEM KAVİL, MERAL KILINÇ, MERAL ÖZÇELİK YİRMİBEŞ, MERVE GÖRGÜLÜ, MERVE KILIÇ, MERVE ÖZKAN BAKSI, MERYEM ARSLAN   MERYEM AYDIN, MERYEM HANNE HACI, MERYEM İSMAİLOĞLU, MERYEM KOÇ, MEVHİBE ÖZCAN, MİNA ÜÇLER, MİNE KORKMAZ MUALLA AYLAR, MUAZZEZ ULUÇAY, MUSTAFA RIFAT GÖRGÜLÜ, MÜDRİKE KARABACAKOĞLU, MÜYESSER ANBAR, NACİYE ALATLI,NACİYE NALAN GEBEŞ, NAGİHAN KELEŞOĞLU, NARGIZA SHERMATOVA, NAZLI HAZAR, NEBİ OSAYDAN, NEFİSE KUŞCUNESLİHAN TANRIVERDİ, NEŞE ÇANDIR, NEVİN KARACA, NEVRİYE BAYRAM, NİLÜFER İMAMOĞLU, NİGAR ŞEYMA ÇAMBEL DEMİR, NİHAL DUYGU BAŞARIK, NİLÜFER TEMEL, NURAN ÇOLAK, NURAN KARTAL ARICI,NURAY DERECİ, NURANE MİRSADİZADE, NURSEL KARACA, NURTEN OĞUZ, ORUCAVA GUNCEMAL, ÖZGE ÖNEM, ÖZLEM ÇANTAY DOĞAN, ÖZLEM KAYA,        ÖZNUR ÇİÇEK, PERİHAN DİLBER, RABİA MENEKŞE, RABİA YILDIRIM, RACHEL DANZIGER, RAHİME SÖNMEZLER, RAİFE GÖZDE ÇELİK, RAVZA KALDIRIM, RAVZANUR ARSLAN ,RAZİYE ÜÇLER, REYHAN TURAN, RİSOLA ABDULAZİZOVA, RUKİYE YELER, RÜMEYSA CÜRE, SAADET EYİCE,  SAFİYE AKBAŞ,  SALİH BURHAN BALCIOĞLU, SALİHA BİLDİRİCİ, SALİHA DİL, SARE ZEYNEP YAVAŞİ, SEDA ORDULU, SELDA SUN, SELMA  SİVRİKAYA, SEMA CABI, SEMA GÜLCAN,  SERPİL GÜMÜŞ, SERPİL KUTLUĞ, SEVGİ GÜNEŞ, SEVİL ULUDOĞAN, SEVİNÇ ASANOVA, SEVİNÇ GÜVEN, SUDE BAŞARAN, SÜMEYRA ALEMDAR, SÜMEYRA ÇAPADAĞ                  SÜMEYYE KABA, SÜMEYYE NUR TAŞTEKİN, ŞEFİKA DERE, ŞERİFE ÖZÇELİK, ŞERİFE ZEYNEP ARIDURU, ŞEYDA GÜLER, ŞEYMA TEKİN, ŞULE ERMUMCU, ŞULE TARI,ŞULE TUNÇ, ŞURA BİLDİRİCİ, ŞÜKRAN ARI, ŞÜKRAN EYİTÜTÜNCÜ, TUGBA KIVILCM, TUĞBA YİĞİT, TÜLİN ULAŞ ŞEN, ÜMMÜHAN HANDE ÖZÇIRAK, VALİTOV ALİM AKİMOĞLU, VEDAT KOÇ, YAKUP HALUK ÖZKAN, YASEMİN KARAOSMAN, YUSUF İÇYER,  ZEHRA ÇİZMECİ,  ZEHRA MUSTAFA, ZEHRA NUR ÖZTEL ,ZEKERİYYA HACI, ZELİHA GÜLŞEN, ZEYNEP AKAY, ZEYNEP ARSLAN, ZEYNEP ARTUN, ZEYNEP BÜŞRA ŞANLI, ZEYNEP CAHİDE ARTUN, ZEYNEP EBRAR ÇIRAK,ZEYNEP KAYA, ZEYNEP KIRLANGIÇ, ZEYNEP NOYAN,ZEYNEP ÖZTEL, ZEYNEP TOGAY, ZÜBEYDE TEKİN, ZÜLEYHA KARATAŞ,ZÜMRÜT VURAL

Klasik Sanatlar'da Eğitim Proje Toplantısı Yapıldı_22.03.2019

Klasik Sanatlar'da Eğitim Proje Toplantısı Yapıldı_22.03.2019

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2023 Eğitim Vizyonunda belirtilen imam hatip okullarında program çeşitliliği kapsamında öğrencilerin ilgi ve kabiliyetleri doğrultusunda bilgi ve becerilerini artırmak, sanatsal çalışmalar ortaya koyabilmelerini sağlamak, sanat bilinci gelişmiş bireyler olarak yetişmelerine katkı sunmak ve böylece kabiliyetleri doğrultusunda daha donanımlı ve öz güveni yüksek öğrencilerin yetişmelerine katkı sağlamak amacıyla açılan Geleneksel ve Çağdaş Görsel Sanatlar ile Musiki programlarını yürüten okullarımızla 21-22 Mart 2019 tarihlerinde bir çalışma toplantısı gerçekleştirildi. Din Öğretimi Genel Müdürlüğümüz, Eğitim Politikaları Dairesinin İstanbul Üsküdar Anadolu İmam Hatip Lisesinde organize ettiği Geleneksel ve Çağdaş Görsel Sanatlar ile Musiki programlarını uygulamakta olan okullar ve önümüzdeki yıl kapılarını öğrencilere ilk defa açacak okullarımızla istişare ve tecrübe paylaşımı yapıldı. Eğitim Politikaları Dairesi Başkanı İhsan Erkul‘un açılış konuşması ile başlayan toplantıya Üsküdar İlçe Millî Eğitim Müdürü Sinan Aydın, farklı illerden gelen okul müdürü, müdür yardımcısı ve koordinatör öğretmenler ile Din Öğretimi Genel Müdürlüğü personeli koordinatör öğretmenler Ahmet Turan ve Bahattin Güneyin katıldılar. Toplantı kapsamında Geleneksel ve Çağdaş Görsel Sanatlar ile Musiki programlarını yürüten okullarımızda görevli tecrübeli alan öğretmenlerimiz, Geleneksel ve Çağdaş Görsel Sanatlar ile Musiki Programları uygulamasına yeni başlayacak okullarda görevli koordinatörlerimiz gerçekleşen oturumlarda katılımcıların sorularını cevaplayarak tecrübe paylaşımında bulundu. Çalışma programı, İstanbul Ataşehir Şehit Akın Sert Çelik Anadolu İmam Hatip Lisesinde Genel Müdürümüz Nazif Yılmaz’ın katılımıyla Hattat Ahmet Zeki Yavaş’ın eserlerini sergilendiği sergi gezisi ve Üsküdar Anadolu İmam Hatip Lisesi Musiki programı öğrencilerinin dini musiki konseri ile tamamlandı.     http://dogm.meb.gov.tr/www/geleneksel-ve-cagdas-gorsel-sanatlar-ile-musiki-programi-yuruten-okullarimizla-calisma-toplantisi-yapildi/icerik/801          

KLASİK SANATLAR UNESCO TARAFINDAN AKREDİTE EDİLMİŞTİR

KLASİK SANATLAR UNESCO TARAFINDAN AKREDİTE EDİLMİŞTİR

Klasik Sanatlar Derneği; Anadolu insanının sahip olduğu klasik sanatlar olarak bilinen Hüsn-i Hat, Tezhip, Ebru, Minyatür, Katı’ Naht, Edirnekâri, Kalemişi, Kakma, Cilt, Çini, Seramik, Halı, Kilim, Kündekâri ve bunların yanında Bilimsel Bitki Çizimi, Resim, Yağlıboya, Suluboya, Karakalem gibi sanatlarımızın nitelikli eğitim ve üretimini sağlamak, geliştirmek, yaygınlaştırmak, desteklemek, kamuoyunda da bu sanatlara olan ilgiyi artırıp doğru bir şekilde yeni nesillere taşınmasını sağlamayı amaç edinmiştir.   Sanatkârlar arasında tarafsız, seviyeli, nitelikli eğitim, bilim, kültür  ve sanat faaliyetleri yürüttüğümüz gibi, sanatkâr ve sanatseverlerin kurumumuzda buluşmalarını da sağlayarak desteklemek ve sanatlarımızın gerçek manadaki amacına, değerine nitelik kazandırarak hizmet etmekteyiz.   Bu doğrultuda çalışmalarını sürdüren Klasik Sanatlar Derneği,   faaliyetlerini uluslararası kabul görmüş standartlara, kurallara ve ilkelere dayanan bir program çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Faaliyetlerimiz,  Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na bağlı eğitim, bilim ve kültür kurumu UNESCO tarafından dört yıl boyunca takip edilmiş ve kurumumuz akredite edilmiştir.   Bu akreditasyonu birlik, beraberlik ve tarafsızlıkla karşılıklı  destek sağlayan siz sanatkâr ve sanatseverler ile elde ettik.    Kurumumuza  verilen bu payenin hep beraber muhafaza ettirilerek devam etmesi, maddi ve manevi paydaşları olmanız dileğimizle. Katkı ve desteklerinizden dolayı teşekkürlerimizi arz ederiz.   (Akreditasyon; bir sanatın, hizmetin veya ürünün yetkili ve ehil kişiler tarafından nitelikli olarak sunulmasını ifade eden bir terimdir).

Online Ders Sözleşmesi

  ANADOLUNUN SANATLARI DERNEĞİ ( KLASİK SANATLAR ) EĞİTİM SÖZLEŞMESİ   İş bu sözleşme, Anadolunun Sanatları Derneği ile  deltafield.shop web sayfası öğrenci bölümünde, bu sözleşmeyi işaretleyip kabul eden ve kayıt olan öğrenci arasında süre sınırlaması olmadan, belirttiği sanat dalında,  eğitimi ve ek derslerin eğitimini  kapsayacak şekilde, aşağıdaki şartlarda imzalanmıştır. 1-Eğitimlerimizde, mezuniyet için süre sınırı bulunmamaktadır. 2- Eğitimlerimiz; her yıl, 11 ay olarak yapılmaktadır. Ağustos ayı tatildir. 3- Öğrenci, aşağıda yazan eğitim programımıza göre eğitimini tamamlayacaktır. 4- Belirtilen eğitim programında, kendi sanat dalı dışında kalan sanat dallarının teorik dersleri, kültür dersleri, tahsil edilmeden mezuniyet gerçekleşmez. Ancak kurum vasıtası ile hocasından icazet alır. Belirtilen teorik ve kültür derslerini daha önce alanlar, belgelendirdikleri takdirde, bu derslerden muaf tutulur. 5- Bu sözleşmenin imzalanmasından sonra öğrenci, kurumdan ayrılmak istemesi halinde, en az 15 gün öncesinde yazılı olarak kuruma bildirimde bulunmak zorundadır. 6- Öğrenci; aşağıdaki eğitim programına göre hareket eder. Belirlenen ders başlangıç ve bitiş saatlerine riayet eder. 7- Ücretler her ayın ilk haftası içinde peşin alınır. 8- Anadolunun Sanatları Derneği; öğrenci için eğitmen, sınıf ve sınıf şartlarını eksiksiz yerine getirir. 9-Devamsızlıklar; resmi ve dini bayram tatilleri ile ailenin özel sebeplerinden kaynaklanan devamsızlıklarda tam ücret uygulanır, ücret iadesi yapılmaz. . 10- Öğrenci; gelemediği günleri ve ders zamanları dışında, şehir dışına çıkacağı zaman mesaj ile kuruma bilgi verir. 11- Anadolunun Sanatları Derneği; eğitim için Milli Eğitim Bakanlığı kanun ve kurallarına göre hareket ederek eğitimi düzenler. Öğrenci; bu kanun kural ve usullere göre hareket eder.   12- Eğitim Programı:   Kurumumuzda eğitimi yapılan klasik sanatlar branşları şunlardır. Hüsn-i Hat, Tezhip, Ebru, Minyatür, Katı', Cilt, Çini, Kalemişi, Edirnekari, Kakma, Naht, Halı, Kilim, Seramik, Kündekari, Bilimsel Bitki Çizimi, Kaligrafi, Osmanlı Türkesi, Arapa, Resim.   Öğrencimiz tercih ettiği  sanat dalından herhangi birini süre sınırlaması olmadan tahsil eder. Kendi branş dersini tahsil ederken öncelikle, Temel Sanat Eğitimi, Sanat Teknolojisi (Malzeme bilgisi dersi)  zaman sınırı olamadan uygulamalı olarak tahsil eder.   Öğrencimiz, eğitim süresi içinde: Kendi branş dersi dışında kalan diğer klasik sanat branş dersini de zaman sınırı olmadan teorik olarak tahsil eder.   Ayrıca; online olarak yapışan, Klasik Sanatlar Kültürü, Sanat Ahlakı, Sanat Estetiği, Sanat Tarihi, Sanat Felsefesi, Anatomi, Altın Oran  Sanat Seminerleri gibi kültür derslerini de seminer mahiyetinde zaman sınırı olmadan takip ederek tahsil eder. Öğrencimizin mezuniyeti, ancak hocasının, öğrenci üzerindeki kanaati ile gerçekleşir. Mezuniyet halinde Öğrencimize:  a- Kendi branş dersinin hocasından icazet, b- Diğer sanat dallarının teorik dersleri, Uygulamalı dersler ve Kültür Derslerinden katılım sağladığına dair aldığı belgeler ile Klasik Sanatlar Eğitim Komisyonunun da kararı ile  Anadolunun Sanatları Derneği imza ve logolu,  Milli Eğitim Bakanlığı, UNESCO logolu bir mezuniyet belgesi almayı hak eder. c- Öğrencimizin, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sanatkâr Tanıtma Kartı alması için yardımcı olunur.   14-Bu sözleşme 14 madde ve iki sayfadan ibaret olarak imzalanmıştır.  

Güzel Sanatlar

Güzel Sanatlar

Mahmut Bedreddin Yazır’ın pek kıymetli eseri Kalem Güzeli’nden bir bölüm..   GÜZEL SANATLAR Güzel sanatlar insanda meftunluk ve hayranlık uyandıran san’atlardır ki gerçekleştirdikleri eserler ancak, hayat ve tabiatın ince bir duygu ve üstün bir sezgiye dayanan ayrı bir görüşle görülebilmesiyle meydana çıkarlar. Felsefe ve estetik tarihinde çeşitli tertiplere uğramış olan güzel sanatlar, Hegel’e göre sırasıyla “Mimarlık, heykeltraşlık, resim, müzik ve şiir olmak üzere beştir.” Bu tertipte, sanatın mimarlıktan şiire doğru yükseldiği, maddenin hafiflediği, ruhun derinleştiği, maddenin rûha doğru bir yükselişi görülür.” Bu yükseliş, insan ruhundaki tekâmül seviyelerinin birer ifadesi bulunması îtibariyle dikkati çeken bir mahiyeti hâizdir. İradesiyle maddeden tecerrüt etmesini bilmeyen ve tecerrüt edemeyen bir ruh, maddenin emri altında kalacağından irâdi tekâmüle eremez. Bilgi ve duygusunu fiilî ve amelî ve güzel bir sûrette tatbik etmek demek olan sanat lehinde, maddeyi emri altına alamayacağından güzel sanat seviyelerine de yükselemez. Halbuki güzel sanatların ve hatta umumî olarak sanatların asıl hedefleri, ruhlara maddeden irade ile sıyrılmayı ve ona dönüp daha ileri ibdâlar ve gayeler lehinde emri altına almayı öğrenerek irâdî tekâmülün yollarını açmak olduğundan, beşer ruhu ideal güzelliklere ve metafizik estetiğe ne kadar vâkıf olursa, ibdâ kuvveti o kadar hareketli, velûd ve maddÎ eşyayı emrinde kullanmak melekesi; daha ileri gayelere çevrilmek imkânını kazanacağından, gerçekleri yeni yeni ibdâlarıyla değiştire değiştire, fert ve cemiyet hayatının yükselmesine ve olgunlaşmasına daha iyi hizmet etmiş olur.

Sanat ve Din İlişkisi Üzerine

Sanat ve Din İlişkisi Üzerine

Gerek sanat gerekse din, insana ait çok güçlü duygular olup, insanoğlunun var olduğu günden bugüne hayatın önemli bir parçası olmuşlardır. İnsana has olan bu iki duygu, her toplumda ve her çağda birbiriyle sıkı ilişkiler içinde olmuştur. Toplum fertlerinin, manevî değerlerinden kaynaklanan düşünüş ve yaşayış tarzının olması ve sanatın toplumsal bir hadise olması, bu etkileşimi kaçınılmaz hale getirir. Bu açıdan sanatkâr, inanç ve kültürü ile, içinde bulunduğu toplumun bir meyvesidir. Sanatkârın ruhunu ve hislerini yoğuran, sanat eseri oluşturacak ilhama yön veren, onun yaşadığı toplumun inanç değerleri ve kültürüdür. Bunun sonucu olarak sanatçı, içinde yaşadığı toplumdan aldıklarını kendi dimağında yoğurup, şekillendirip, topluma sanat eseri olarak iade eder. Ve yaptığı eserle toplumun manevi önderi, ruhlara gıda veren gücü haline gelir. İnsanlar o eserde yaratıcı his ve ideal bulur. Bu yüzden sanatçı ile, ortak inanç ve kültüre sahip olan toplumu arasında sürekli bir döngü vardır. Bir toplumun inanç değerleri, geçmişi, dini anlaşılmadıkça o toplumdan çıkan sanat ve sanatçı da tam olarak anlaşılmaz.  Sanat insanlığın ortak dili olmakla beraber, toplumların sanatları arasındaki renklilik ve çeşitlilik, din ve kültür faktörününden kaynaklanmaktadır. Nitekim   Aliya İzzet Begoviç; "İlim, astronominin çocuğu (Bergson) olduğu gibi, sanat da dinin çocuğudur. Eğer yaşamak istiyorsa sanat, tekrar tekrar bu kaynağına dönmeğe mecburdur.” sözleriyle bu ilişkiyi çok güzel ifade etmiştir. Bu yüzdendir ki ortak kültür ve inanca sahip insanlara, kendi inancının ışığında zuhur etmiş bir sanat eseri, daha fazla hitap eder.   inanç ve sanat ilişkisi, gelmiş geçmiş her toplumda ve her inançta açık bir şekilde varolmuştur. İslamın etkisi nasıl Hat, tezhip, ebru gibi sanatlarda kendini gösteriyorsa, diğer milletlerin sanatında da kendi inançları o kadar etkilidir. Yüzyıllar boyunca batılı sanatçılar aynı dinî heyecanla, Hz. İsa ve Hz. Meryem’in, meleklerin ve diğer peygamberlerin heykellerini yapa gelmişlerdir.  Rönesans'ın en büyük sanat eserlerinde hemen hemen istisnasız dinî konular işlenmiştir. Antik Mısır’da sfenksler, kutsal ve keskin kurallarla yaşatılan Hint Sanatı, Kızılderililerin dinî törenler esnasında kum üzerine renkli resimler çizmeleri, din-sanat ilişkisinin gücüne birer örnektir. Aynı etki mîmarî alanda da göze çapmaktadır. İslamda olduğu gibi diğer milletlerde de gündelik yaşam alanlarından ziyade dinî yapılarda tezyînat ve sanat göze çarpmaktadır. Kilise ve bazilikalara,tapınaklara yapılan ihtişamlı cepheler, oymalı işlemeli sütunlar, ikonlar ve fireskler dîni duyguların sanattaki gücünü sembolize eder.  Mimarî sanat, istisnasız her kültürde en yüksek dereceye mabetlerde ulaşmıştır. Bu, Hindistan ve Kampuçya'daki iki bin senelik tapınaklarda, İslam dünyasında camilerde, Kolumb öncesi Amerika'nın mabetlerinde olduğu kadar, 20. asırda Avrupa ve Amerika'da inşa edilen kiliselerde de geçerlidir. Dinin sanatla bu denli içiçe olmasının bir sonucu olarak, Doğu sanatıyla Batı sanatı arasında her şeyden önce, dinden veya dini anlayıştan kaynaklanan temel bir farklılığın olması gerekir. Nitekim islama mensup toplumlarda heykel sanatının rağbet görmeyip yayılmaması, islamın heykele olumsuz yaklaşımı ile açıklanabilir. Aynı şekilde Hat sanatı tamamen  din kaynaklıdır. Bu bağlamda İslam medeniyetinde dinî ve içtimaî ihtiyaçların biçimlendirdiği sanat dalları arasında, hat sanatının İslamın sembolü ve en güçlü ifadesi olması bakımından ayrı bir yeri vardır. Allah’ın kelâmı olan Kur’an-ı Kerim’i en güzel şekilde yazma gayret ve heyecanı sonucu Hat Sanatı neşvünema bulmuştur.  Bu yüzden hat sanatı oluşumu bakımından hem diğer İslam sanatlarından hem inançtan etkilenen diğer milletlerin sanatlarından ayrı bir yerdedir. Bu nedenledir ki Hat sanatı, diğer bazı süsleme sanatlarının doğuşuna da vesile olmuştur.   Arap yazısını herhangi bir alfabe olmaktan çıkarıp, Hüsn-i Hat olarak sanat seviyesine yükselten etki, kutsallıktır. İslamın yazıya, kaleme verdiği değerin ve onları kutsal kabul edişinin bir meyvesidir Hat sanatı. İnsanın içinde var olan sanat duygusu ile de yoğrulunca ortaya asırlara meydan okuyan eserler çıkmıştır. Dinin insana güzel olanı teşvik etmesinin yanı sıra, insan güzele meyyal olarak yaratılmıştır. Güzel ses, güzel yüz, güzel bir doğa karşısında heyecanlanmamız, ruhumuzu hoş duyguların  kaplaması tabiatımızda vardır. İslam insanın içinde var olan bu  bediî duygulara yön verip sanatın tezahür etmesinde teşvik edici rol oynar. Aynı zamanda sanatlı yaşamayı, her işimizi güzel yapmayı tavsiye eder. Nitekim renk ve biçim güzellikleriyle süslenmiş kainat, devasa bir sanat eseridir. Ve bu yüce dinin peygamberi “Allah güzeldir, güzeli sever” buyurur. İslam insanlara hayatın her alanında güzelliği yaşatmasını ve diğer insanlara güzel yaşayışıyla örnek olmasını tavsiye eder. Bu doğrultuda bir müslüman hassas, duyarlı, her daim güzeli arayan ve güzeli gören ince bir ruha sahip olmalıdır. İslamın bu tavrı, sanatı ve sanatçıyı destekleyici, teşvik edici bir kuvvettir. Yeryüzünde insanları en fazla etkileyen, yüzyıllar boyunca kendine hayran bırakan şaheserlerin çoğu, dini duygularla,inancın gücü ve enerjisiyle ortaya konmuştur. Sanatkârlar bu duygularla günümüze kadar şaheserler oluşturmuştur. Bundan sonra da inancın esintileri sanatkârların kulağına ilham fısıldamaya devam edecektir.                                                                                                             Tuba Ruhengiz Azaklı 

Kamil odur ki; koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser

Kamil odur ki; koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser

                                                                                                                                                                                                                             (Hz. Mevlana) İ.Ü. Klasik Türk Bezeme Sanatlar Atölyesi tarafından hazırlanan, “Hanım Sultanların Ebedi Nakışları” sergisini gezerken, bir eserin üzerindeki Osmanlı Türkçesiyle yazılmış olan yukarıdaki ibare dikkatimi çekti. Doğrusunu söylemek gerekirse beni hayli etkiledi ve düşündürdü. Birden kendimi çok ama çok şanslı hissettim. Çünkü yıllarım bu tarz eser bırakan sanatkârların çevresinde geçmişti. Bir anda şiir, mûsikî, edebiyat, sanat, ilim, irfan sahibi birçok değerli şahsiyet gözümün önünden geçti. Bir kısmı çoktan ebediyete göç etmiş olsalar da sohbetleri, söyledikleri hâlâ kulaklarımdaydı... Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre’nin “cancağazım” diye insanı adeta kucaklayan sözleri… “Dün gece mehtaba dalıp hep seni andım Öyle bir an geldi ki mehtab seni sandım Sevgili rüyana mı aldın beni bir dem Öyle bir an geldi ki mehtab seni sandım” hüzzam şarkı, bestekârı Semahat Özdenses’in kendi sesinden kulaklarımda ve rûhumda yankılanmakta… Prof. Dr. Beynun Akyavaş’ın “Çalar Saati”nden hafızama kazınmış güzel satırlar… Kibarlık ve beyefendilikte en güzel örnek Sabahattin Zaim Hoca’yı nasıl unutabilirim… Keza ismiyle özdeşleşmiş Hattat Hasan Çelebi’nin asil duruşu ve çelebiliği… Daha niceleri, ilim ve sanatlarının gerektirdiği ağır başlılık, zarafet ve vakar ile bütünleşip, bizlere de örnek teşkil etmekteler. Dolayısıyla yazının başında bulunan, Hz. Mevlâna’nın işaret ettiği kâmil insan olma vasfını eserleriyle isbatlamış nadide insanlar hepsi de… Bütün bu güzel insanları ve güzelliklerini Üsküdar’da tanıdım, Üsküdar’da yaşadım. İlim ve sanat erbâbının buluşma noktası Üsküdar’da... İlim, kültür ve sanat Üsküdar’a yakışıyor ve özellikle sanat, dönüp dolaşıp Üsküdar’ı buluyor. Belki de Üsküdar’ın kadim İstanbulluluğu, bir hanım zarafetiyle gelenleri kucaklaması ve ilham membaı olması bu buluşmaya zemin hazırlamakta… Üsküdar demek; mor salkım demek, Üsküdar demek; selvi gölgesinde Hattatlar Sofası demek, Üsküdar demek; Kız kulesi demek, Üsküdar demek; lâle demek, Üsküdar demek; ebrû sanatının membaı demek, Üsküdar demek; ilim demek, kültür demek, sanat demek… Elini her attığında bir sanatçıya dokunmak, attığın her adımda bir sanatçı ile kucaklaşmak demek… Üsküdar demek rûhunu huzûra kavuşturacak ilim meclislerine, sanat faaliyetlerine yakın olmak, ister istemez kendini içinde bulmak demek… İşte, İstanbul Klâsik Sanatlar Merkezi; bütün bu özellik ve güzellikleri müşahade edebileceği, sanat faaliyetleri ve seminerlerle gönüllerin zenginleşeceği bir eğitim mekânı olarak, Üsküdar’a yakışır bir güzellikte, karşımızda. Osmanlı’nın zarafetini, İstanbul’un inceliklerini, Üsküdar’ın sehâvetini hem sanatta hem de rûhumuzda yaşamak ve yaşatmak üzere… Altı katlı binada; hat, tezhip, ebrû, minyatür, ká¾±tıÊ», cilt, çini, naht, kalemişi, kakma, Edirnekârî, kündekârî vb. sanat eserlerinin sergilendiği galerinin yanı sıra, bu sanatlarla ilgili eğitim ve seminerlerin verileceği salonlar bulunmakta. Yapılacak eğitimlerle sanat öğretmekle birlikte, medeniyetimize vâkıf, bizi biz yapan değerlerle donanmış, eserlerine gönül zenginliklerini yansıtabilecek bireyler yani gerçek sanatkârlar yetiştirilmesi hedeflenmekte… Hattat Ahmet Zeki Yavaş’ın bu güzel gâyelerle kurmuş olduğu merkez; sanata, sanatçıya ve sanat öğrenmek isteyene verilen değeri gözler önüne serercesine itina ile döşenmiş ve sanatseverleri kucaklamaya hazır beklemekte… Günümüzde klâsik sanatlarımızın hâmisi olmayı amaçlayan İstanbul Klâsik Sanatlar Merkezi’ne girdiğinizde sanatın huzur iklimi sizi sarıyor. Eserlerin ruh halinize yansıması, sanatın insana çok şeyler katabileceğini düşündürüyor size... Yaşayan sanatkârların en nâdide eserlerini, bu galeride seyrederken rûhunuzun kanatlandığını hissediyorsunuz. Bu hissiyatı devam ettirmek, yaşamak ve yaşatmanın yolu da, güzelliklerle dolu merkezin eğitimlerine katılmaktan geçiyor. Sanatı edep ve erkânıyla öğrenip, kemalâta eren sanatkârların yetişerek ölümsüz eserler bırakması dileğiyle…                                                                                                                                                                                                                                                                 Belgin Bolu

ÇİÇEK DERMAN HOCAMIZLA TEZHİP SANATI ÜZERİNE SOHBET

ÇİÇEK DERMAN HOCAMIZLA TEZHİP SANATI ÜZERİNE SOHBET

-Çiçek Derman Hocam, tezhip sanatıyla ne zaman ve nasıl tanıştınız?  -Tezhip sanatıyla, Dr. Süheyl Ünver hocamın Bayezid’deki Merkez Bina’da bulunan atölyesinde, liseyi bitirdiğim 1962 yılında tanıştım. Bu sanata hayranlığım ve muhabbetim bugüne kadar artarak devam etti ve 43 yılını tamamladı. Bunca yıl sonra şuna inanıyorum ki; sanat, eğer severek yapılırsa insana hayat verir, ama neticeye varmak istiyorsanız, sizin de ona hayatınızı vermeniz icâb eder.   -Sanat görüşünüzü anlatır mısınız? -Sanat, Allah’ın bazı kullarına nasip ettiği bir kabiliyettir. Tabi ki eğitim ile bu meziyet geliştirilmelidir. Ama ne kadar eğitim görürse görsün, eğer kabiliyeti yoksa netice almak imkânsızdır. Gelenekten gelen izleri koruyarak, ama bu günün zevkiyle eser verilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü gelenek dünü olan demektir. Bugün de var olması, çağın ihtiyaç ve zevkiyle yoğrularak mümkün kılınabilir. Kanaatimce, sanata yüzyılların kazandırdığı ana kaideler her zaman korunmalıdır. Sanat, asırlara rağmen kalıcı olandır. Klasik sanatlarımız içinde bin yıldan fazladır varlığını sürdüren Tezhip Sanatı, uzun bir zaman, sabır ve kabiliyet ister. Bu sanatın uygulamasında kullanılan yegâne âlet fırçadır. Ama o fırça şayet ehil elde olmazsa, eser meydana getirmek imkânsızdır. Fırçaya aklınızın yanında eğer gönlünüzü de katmazsanız neticeye varamazsınız. Bence Sanat ibâdet hazzıyla gerçekleştirilirse alınan sonuç muhteşem olur. -Sizce sanatkâr nasıl olmalıdır? -Sanatkâr, kendisinde var olan bu kābiliyetin emânet olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır. Büyüklenip gurura kapılmak yerine, bunu her an kaybedebileceğini düşünerek bu emaneti geliştirmeli ve çok iyi korumalıdır. Kendisine verilenin şükrü içinde olmalıdır. Dedelerimiz kendisine daima tabiatı örnek almıştır. Eserini hazırlarken sadelik içinde güzelliği aramış ve tabiata ters düşmemeye gayret etmiştir. Dr. Süheyl Ünver Hocamız bizlere sık sık şu örneği verirdi: “Çevrenizdeki meyve ağaçlarına bakın. Bir kiraz veya portakal ağacı düşünün. Dalları mis kokulu çiçeklerle veya meyvelerle dolu olsun. Böyle bir ağacın yanından gelip geçenlere bağırdığını hiç duydunuz mu? Ama lisân-ı hâl ile: –Koşun, gelin, bakın ne güzel kirazlarım var, mis gibi kokan meyvelerim var. Çiçeklerimin rengine, kokusuna gelin. Başka nerede böyle güzeli bulunur?” demektedir. İşte hakîki sanatkâr da eserini tabiattaki gibi sessiz sedasız vermelidir. Reklâma ihtiyacı yoktur. Az da olsa, farkına varıp değerini bilenler bulunur. Rikkat Kunt Hocam da bizlere sık sık ; “Sanatınızı üzerinizde taşıyın. Bu, eser vermekten daha zordur. Ahlâkın bezenmesi, esas hedefiniz olmalıdır.” diye nasihat ederdi. Hocam Muhsin Demironat da “Sanat ahlâkın tasfiyesidir.” derdi. Sanatla uğraşan kötülük yapmaz, kimsenin kuyusunu kazmaz. Bütün gayesi daha güzeli, daha iyiyi bulmak içindir. -Eser yaratırken nasıl bir ruh hâli içinde olursunuz? -Bizlerin birer ayna vazifesi görerek, eser yarattığımıza değil, yansıttığımıza inanıyorum. Yaratmak sadece Allah’a mahsustur. Kanaatimce sanatkâr, tabiatın içinde ezelden vâr olan güzelliği bulup ortaya çıkarandır, yâni keşfedendir. Sanat, tabiatın içinde gizlidir. Ama ortaya çıkması için insana ihtiyacı vardır. İşte bu güzelliği ortaya çıkararak dokunulabilir, görülebilir ve duyulabilir hâle getiren sanatkârdır. Nitekim Türk sanatkârı tabiatı örnek alarak desen hazırlarken de aynen kopyadan kaçınmış, üslûplaştırarak çizmiştir. Bu yolun sanat dünyasında bir dönüm noktası olduğuna inanıyorum. Ne tabiat aynen kopya edilmiş, ne de tamamen zıt düşen şekiller çizilmiştir. Lâkin esere bakıldığında hem tabiatı, hem de sanatkârı görmek mümkündür. -Günümüzde Tezhip Sanatının uygulanışı hakkında neler dersiniz? -Arapça’da “altınlamak” mânâsına gelen tezhip kelimesi, zahmetlice ezilerek fırçayla sürülecek hâle getirilmiş olan varak altın ve muhtelif renklerin kullanılmasıyla gerçekleştirilen bir kitap sanatıdır. İsminden de anlaşılacağı üzere asıl maddesi hakiki varak altındır. Tezhip, mutlaka altın ile yapılmalıdır. Günümüzde altın yerine kullanılan yaldız aynı neticeyi vermemektedir. Bir de tezhipde iyi netice almak için âharlı kâğıt kullanılmalıdır. Bunların yanı sıra en önemli noktalardan biri de tasarım ve işçiliktir. Bu ikisi bir arada olduğu zaman, gerçekleştiren kimse eserin sahibi olur. Sanat olabilmesi için tasarım şarttır. Konuşmamın başından beri bu sanatın uzun zaman isteyen zor kazanılan bir sanat olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdilerde üç aylık kurs görüp kartvizitine “müzehhip” diye yazdıranlar var. Sanatta son noktaya ulaşmak için insan ömrü kâfi değildir. Ben hâlâ öğrenmeye çalışıyorum. Zaten “oldum” dediğiniz an, geri dönmeye başlarsınız. Sanat, yapana önce edeb, sonra da sabır kazandırmalıdır. Şan, şöhret ve para için sanat yapılmaz. Özellikle gelenekli sanatlar, tarihimizde benliği yok etmek için basamak olarak kullanılmıştır. Hakîki sanatkâr olmak eğer gâyemiz ise, bu sanatı öğrenmek isteyen gençlere şu sözlerimle seslenmek istiyorum; Sanat vakıf gibidir, tâlibine karşılıksız öğretilir ve verdikçe artar. Sanatınızı, bir çocuk yetiştirir gibi özenle geliştirin. Aksi halde sıradan bir sanatçı olursunuz. Tarihimizde sanatkâr eserini satar, fakat sanatını satmaz. Öğrenen, hocasının hakkını, sanatı bozmadan kendinden sonraki nesle öğreterek öder. Bu anane sanatın bozulmadan bugüne kadar devamını sağlamıştır ve sadece gelenekli sanatlarımız için geçerlidir. Bu sebeple, hoca-öğrenci münasebeti 3-5 yıllık değil, ömür boyudur. Asırların koyduğu bu gelenek, bugün Kubbealtı Nakışhanesi’nde aynen devam etmektedir.   ***** Sanatın bütün güzelliklerinin şahsiyetinde toplandığı Prof.Dr Çiçek Derman hanımla sanat üzerine yapılan bu söyleşinin üzerinden birkaç yıl geçmiş olsa da aynı enerji ve aynı düsturla yeni sanatkârlar yetiştirmek üzere İstanbul Klasik Sanatlar Merkezindeyiz. Tek gayemiz iyi sanatkârlar yetiştirmek. Kendisi de hat sanatkârı olan, Ahmet Zeki Yavaş’ın kurduğu bu merkez adeta bu amacın mümessili konumunda..Ne diyelim eskilerin dediği gibi “Sa'yiniz meşkur olsun”                                                                                                                    İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi

Süheyl Ünver Anılıyor

Süheyl Ünver Anılıyor

Son devrin önemli aydınlarından, hekim ve sanat adamı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, vefatının 27. yılında anılıyor.   İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni – Kültür Servisi Süheyl Hoca için söylenecek çok söz; yazılacak çok kelam var. O bir tarihçi, şehir tarihçisi, İstanbul, Bursa ve Edirne Tarihçisi... Hoca, hocaların hocası, üniversite hocası. Bugün, son devrin meşhur entelektüellerinden, hekim ve sanat adamı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in vefatının 27'ıncı yıl dönümü... Geleneğe Vefa Derneği, bugün tertip ettiği merasimle Süheyl Hoca'yı Edirnekapı Sakızağacı kabristanlığındaki mezarı başında dualarla yâd edildi. Osmanlı kitap sanatlarına yaptığı katkılar, kazandırdığı eserler ve isimlerle tanıtan araştırmacı, yazar, müzehhip, ebrucu, hattat, tıp âlimi Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver vefatının 27'inci sene-i devriyesinde yakınları, talebeleri ve sevenleri tarafından anılarak hayır ve rahmetle yâd ediliyor.   SANATKÂR, ARŞİVCİ, MÜŞFİK BİR ÜNİVERSİTE HOCASI Süheyl Hoca için söylenecek çok söz; yazılacak çok kelam var. O bir tarihçi, şehir tarihçisi, İstanbul, Bursa ve Edirne Tarihçisi. Hoca, hocaların hocası, üniversite hocası... Bilim insanı, tıp tarihçisi, ressam, müzehhip, minyatür ustası, katı sanatkârı, arşivci, araştırmacı, yazar, şair, vefakâr bir dost, müşfik bir aile reisi. Akl-ı selim, tab-ı müstakim bir Müslüman. O, Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver. Geleneksel Sanatlara ve irfanımıza yaptığı katkılar yanında, Dermatoloji-Zührevi hastalıklar ile Dâhiliye uzmanlığı gibi çift ihtisas sahibi olan Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver; Tıp Tarihi Kürsüsü'nün de kurucusudur. Osmanlıcayı saymıyoruz. Arapça, Farsça ve Fransızca bilen Süheyl Ünver Merhum, Türk Tarih Kurumu başta olmak üzere 18 bilimsel kurulun üyeliğinde bulunmuş. Yüzlerce makalesi ve kitabı bulunan Süheyl Hoca'nın defterleriyle birlikte imzasını taşıyan makale, kitap ve kitapçık sayısı 2 binin üzerinde. Süheyl Hoca, unutulmaya yüz tutan katı' sanatına can suyu taşıyan nevi şahsına münhasır kabiliyetleri olan bir üstattır. Süheyl Hoca, İslâm Türk sanatlarının Osmanlı'dan Cumhuriyet'e aktarılmasına vesile olan isimlerin başında gelmektedir. Onun belki de en büyük hizmeti Fatih Sultan Mehmet Han döneminde Topkapı Sarayı'nda kurulan Fatih Nakkaşhanesi'nin Cumhuriyet döneminde tekrar açılmasını temin etmesi olarak gösterilebilir.   TOPKAPI SARAYI NAKKAŞHANESİNİ İHYA ETTİ Yüzyıllar boyunca Topkapı Sarayı'nda Osmanlı cihan devletinin kitabiyat hizmetlerini görerek, medeniyetimize birbirinden âlâ eserler kazandıran Fatih Nakkaşhanesi'nde onlarca müzehhip, hattat, cilt ve kâğıt ustası, ince bir zevki özenle işleyerek sarayın kitabiyat hizmetlerini yerine getiriyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren kapısına kilit vurulan Nakkaşhane 1950'li yılların sonundan itibaren tıp âlimi, müverrih, sanat araştırmacısı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in girişimleriyle tekrar mürekkep ve fırça ile buluşarak kamış kalemin zikir sesine kavuşmuştur. Hâsılı, Süheylh Ünver Merhum'un muazzam gayret ve emekleriyle öz sanatlarımız bugün bulunduğu yere gelmiştir. Sühely Hoca'nın İslam-Türk sanatları ile meşgul olduğu yılların siyasi ve ekonomik konjonktürel ortamı günümüzde olduğu gibi güllük gülistanlık değildi. O yıllarda hat sanatıyla meşgul olanlar ilahi kelama kaçak-göçek hizmet etmek durumundaydı. Bir hasbıhalimizde Mücellit Rafet Güngör anlatmıştı. "1980'li yılların başında içerisinde hat levhaları da olan bir geleneksel sanatlar sergisi açtım. Polis, harf inkılâbına muhalefetten gözaltına aldı. Paçayı zor kurtardım." Siz, şimdi bir de 1940'lı; 50'li yıllara gidin ve Süheyl Hoca'nın Mili Şef dönemindeki "mümtaz sanat ortamı"nda hangi zorluklarla karşılaşmış olabileceğini hayâl edin! ÇOK ÖNEMLİ TALEBELER YETİŞTİRDİ Süheyl Ünver, klasik tezyini sanatlarımıza ait tetebbuatını başta kızı Gülbün Mesara, gelini Dürdane Ünver olmak üzere öğrencisi, günümüzün yaşayan en büyük tezhip ustası Cahide Keskiner'e öğreterek, özellikle saray tezhip ekolünün yaşatılmasını temin etmiştir. Cahide Keskiner Hoca da birikimlerini Semih İrteş ve Mamure Öz gibi tasarım ve tezhip sevdalılarına aktararak tezhip ve minyatür sanatının yeni nesillerin irfanına arz edilmesine katkıda bulunmuş; müteakip yıllarda başta Mimar Sinan Üniversitesi olmak üzere İstanbul'da ve Anadolu'daki üniversitelerde Güzel Sanatlar Fakülteleri'nde hat ve tezhip bölümleri açılmıştır. Süheyl Hoca'nın Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı bünyesinde öz sanatlarımıza yaptığı katkılar katı' sanatı başta olmak üzere İslam-Türk sanatlarının dünden bugüne taşınmasında hayati rol üstlenmiştir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ndeki "Süheyl Ünver Nakışhanesi"nde Hocamızın kerimesi Gülbün Mesara babasının izinden giderek öz sanatlarımıza yeni eserler ve isimler kazandırmıştır. Gelini Dürdane Ünver de kaatı sanatına yaptığı hizmetlerle Süheyl Hoca'nın sanat yolunu, hüvesi hüvesine; milimi milimine devam ettirmektedir. Kanaatimce Hamid Aytaç Hoca'nın hat sanatına yaptığı hizmet ne ise, Süheyl Hoca'nın da minyatür, katı ve tezhip sanatına yaptığı hizmet odur. OSMANLI İLE CUMHURİYET TÜRKİYESİ ARASINDA SANAT KÖPRÜSÜ KURDU Osmanlı ile günümüz Türkiyesi arasında ilim, sanat ve kültür köprüsü kuran Süheyl Ünver bir şehir aşığıdır... Başta İstanbul, Edirne ve Bursa olmak üzere Osmanlı şehirlerinde sivil ve dini mimari örneklerine ait, bir kısmı artık günümüze ulaşamayan pek çok eseri, yazı ve çizimleriyle yeni nesillere aktaran nev'i şahsına münhasır bir şahsiyettir. Kültür, sanat ve fikir dünyasına yaptığı katkılar dolayısıyla birçok ödül alan Süheyl Ünver Hoca, 1500 makaleye, 500 kitaba/kitapçığa ve binlerce resme/tezhibe/minyatüre imza atmıştır... Fani dünyaya veda edişinin 27'inci yıldönümünde Süheyl Hoca'yı rahmetle yad ediyoruz. Ruhu için Fatihalar okuyalım. Süheyl Ünver Hocamızın geleneksel sanatlarımıza yaptığı katkılar ve yeni kuşaklara bıraktığı miras üzerine sanatkâr büyüklerimizle hasbıhal ettik.   Hasan Çelebi (Reisülhattatin): Süheyl Ünver Merhumun İslam Türk sanatlarına yönelik olarak çok büyük hizmetleri vardır. Bunu evvela kabul etmek gerekir. Süheyl Ünver, tıp âlimiydi, profesördü. Her şeyin yasak olduğu bir dönemde kendisi mensup olduğu üniversitede Tıp Enstitüsü açtı. Ve Bu Enstitüde talebelerine İslâm sanatlarını öğretmeye gayret etti; pek çok genç yetiştirdi. Bugün özellikle minyatür, tezhip ve kaatı alanında Süheyl Ünver'in talebeleri ve talebelerinin talebeleri sanatlarını çok güzel bir şekilde icra ederek, eskimez güzellikleri yeni nesillere aktarmaktadır. Süheyl Hoca'nın özellikle tezhip ve minyatür alanında çok gayretleri olmuştur. Çok önemli talebeler yetiştirmiştir. Hoca'nın talebelerinden Cahide Keskiner Hanım Yüksek Hizmet Ödülü almıştır. HERKESİN ÖZ SAATLARIMIZDAN KAÇTIĞI YILLARDA MEDENİYETİMİZE SAHİP ÇIKTI Süheyl Hocayı vefat yıldönümünde hayır, rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. O dönemde Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver gibi gayretkâr birkaç insan daha çıksaydı şüphesiz öz sanatlarımız bugünkü bulunduğu noktadan çok daha ileriki bir mevkide olurdu. O dönemin şartlarından dolayı hemen hemen herkes korkup kaçtı ya da köşesine çekildi yahut da geri durdu. Ama o kaçmadı, bildiklerini öğretme gayretinde bulundu. Kendisiyle tanışma şerefine nâil oldum. Muhterem bir insandı. Özellikle yazma eserlere meraklıydı. Nerede, hangi kütüphanede bir yazma eser varsa mutlaka gider, bulur ve yakıt altına alırdı. Süheyl Hoca yüzlerce not defteri tuttu. Keşke onun tuttuğu defterler, fihristler, ajandalar taranarak yazma eserlerle ilgili bir çalışma yayınlansa.   Semih İrteş (Yüksek Mimar, Nakkaş) Hoca oldukça disiplinliydi, prensip sahibiydi... Konuşmalarına yazılı olarak hazırlanırdı. Genelde estetik güzelliklerden ve öz sanatlarımızdan bahisler açan sohbetler eder ve sohbetlerde mutlaka not tutulmasını isterdi. Süheyl Hocamız bahsettiğim disiplinini hayatının son anına kadar devam ettirdi. Hocanın lügatinde boş vakit kavramı yoktu... Her vaktini, her anını, her saniyesini dolu dolu yaşadı ve değerlendirdi.   FIRÇAYI VE KALEMİ ELİNDEN DÜŞÜRMEDİ Süheyl Hoca'nın uyuduğu sınırlı vakitler hariç kalem ve fırça elinden hiçbir zaman düşmedi. Hoca, geriye yüzlerce eser bıraktı. Bir insanın farklı disiplinlerde bu kadar meşguliyeti varken böyle devasa eserler verebilmesi için herhalde evliya olması gerekir. Bununla birlikte hoca çok mütevazı bir insandı... Kendini hiçbir zaman ön plana çıkarmazdı... Ön planda, görünürde olmak istemezdi. Yaptığı işi, aşkla, şevkle ve büyük bir heyecanla yapardı... O zamanlarda basın, maalesef geleneksel sanatlarla ilgili değildi... Gazetelerde sanatlarımızla ilgili haberler yayınlanmaz ya da nadiren yayınlanırdı. Süheyl Hocanın İslam-Türk sanatlarına yaptığı katkıları birkaç cümle ile anlatmak çok zor... Evvelemirde Süheyl Ünver hoca müthiş bir deha idi. Bunun altını çizmek lazım... Bugün bu ülkede -abartısız söylüyorum- geleneksel sanatlarımız icra edilmeye devam ediyorsa bunda Hoca'nın en az yüzde 80 payı vardır. BÜYÜK BİR ARŞİVCİYDİ Süheyl Hoca aynı zamanda büyük bir arşivciydi. Her şeyi kayıt altına alırdı. Tezyini sanatlarımıza dair eskilerden, sanatkâr dedelerimizden ne bulduysa bunları kaydetti ve yeni nesle aktarılmasına vesile oldu... Muazzam çalışmalar yaptı... Hoca, aynı zamanda çok önemli talebeler yetiştirdi. Bizim yetişmemizde de Süheyl Ünver Merhumun payı çok büyüktür, kendisinden feyz almanın bahtiyarlığına eriştik. Hoca, zincir vazifesi, köprü görevi görmüştür. Geçmişteki kültürün günümüzde de devam etmesinde çok büyük payı vardır. Süheyl Hoca'nın pek çok sanat dalında araştırmaları olmuştur. Hatta, tezhipte, ebruda, minyatürde, kaatı da önder olmuştur. Onun Osmanlı kitap sanatlarına dair yazdığı kitaplar/kitapçıklar gününüz araştırmacıları için hazine değerindedir. Dürdane Ünver (Kaatı Sanatkârı) Hoca çok çalışırdı. Hiç boş durmazdı. "Beni boş bulduğun zamanda ruhumu kabzet" şeklinde Azrail Aleshisselam'la bir anlaşması olduğunu söylerdi. Çok çalışan, çalışmaktan usanmayan bir müstesna zattı.   CEMİYETİMİZ SÜHEYLHOCA'YI ANLAMIŞTIR Cemiyetimiz umarım Hocamızı anlamıştır. Anlayanlar anladı; anlamayanları da deşifre etmeye gerek yok. Toplumumuzun Süheyl Ünver Merhum'u sanat yönüyle ve estetik değerler yönüyle anladığını düşünüyorum. Türkiye'deki bugünkü sanat ortamı; geleneksel sanatlar ortamı Süheyl Hoca'nın araştırmaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Bugün geleneksel sanatlardan; Osmanlı kitap sanatlarından para kazananlar, ekmek yiyenler, Süheyl Hocamıza çok şey borçludur... Bunun için Hoca'nın kıymeti bilinmektedir; bilinmelidir... Onun jenerasyonu, onun kıymetini, bu sanata ne kadar hizmet ettiğini; çok insanın yolunu aydınlattığını biliyor; bizler de sizler de biliyoruz/biliyorsunuz çok şükür. Medresetü'l-Hattatîn'de Osmanlı kitap sanatlarıyla ilgili ilk araştırmaları Süheyl Ünver Merhum yapmıştır. Oradaki birikimi, gelecek nesillere aktarmıştır. HIZINA YETİŞMEK MÜMKÜN DEĞİLDİ Hocamızın hızına yetişmek mümkün değildi. Daha 17 yaşında bir gençken mezar taşlarına âşık olmuş, mezar kitabelerini araştırmış, kitabelerde yazan metinleri defterlerine kaydetmiştir. Hoca Ali Rıza'dan resim dersleri almış, Necmeddin Okyay'dan ebru sanatını öğrenmiştir. İstanbul'un, Anadolu'nun, Bursa ve Edirne gibi payitahtlık yapmış kentlerin tarihi binalarını resmetmiştir... Bugün, Osmanlı Devleti'nin sanat izzetini yansıtan pek çok kervansaray, çeşme, sebil, namazgâh yerli yerinde yoktur; ama biz, bunların varlığını biliyoruz. Nasıl biliyoruz, nereden biliyoruz? Süheyl Ünver Hocamızın defterlerine çizdiği resimlerden, yaptığı minyatürlerden biliyoruz... "Benim yaptıklarım birer belgedir" derdi Hocamız... Bence onlar birer belge değil; her biri sanat harikasıdır... Sanat eseridir... Ama hâlâ Hoca'ya laf söyleyenler de var... Ahmet Güner Sayar Bey, Süheyl Beyin arşivinden yola çıkarak çok önemli bir kitaba imza attı. Süheyl Hocamızı tüm yönleriyle tanımak isteyenlerin mutlaka o kitabı okumaları gerekiyor. ÇOK DÜZGÜN BİR İNSANDI  Süheyl Hoca sayesinde bir şeyler öğrendik. Süheyl Hoca çok düzgün bir insandı, tertipliydi. Hayatımda o kadar düzgün, mükemmel bir insana rastlamadım. Hoca, doktorluk çalışmalarında da öyleydi, sanat çalışmalarında da öyleydi, ev hayatında da öyleydi. İnsanlık âlemine örnek olan bir beyefendi şahsiyetti Süheyl Hoca. Onun gibi biri yüzyılda bir ancak gelir... Kanaatimce o, bu dünyaya görevli olarak geldi, vazifesini ikmal etti ve gitti. Hocamız kimseyi incitmezdi; incinse de incitmezdi. Üzüntüsünü, sevincini dile getirmeyen bir insandı o. Haklı dahi olsa sesini hiçbir zaman yükseltmeyen numune bir insandı... Onu tanıyanlar, sohbetinde bulunanlar büyük bir bahtiyarlığa erişti. EN BÜYÜK MİRASI YETİŞTİRDİĞİ TALEBELERDİR Hocanın en büyük mirası yetiştirdiği talebeleridir. Yaptığı arşiv çalışmalarıdır. Bugün ben hayata bu kadar bağlıysam bunda rahmetli kayınpederim Süheyl Ünver'in katkısı çok büyüktür... Annemi kaybettim, kayınvalidemi kaybettim, eşimi kaybettim, çok büyük acılar yaşadım, hâl böyleyken, hayata, hocamın bana/bizlere öğrettiği sanatla ve edeple tutundum. Şayet Süh9eyl Hoca ile tanışmasaydım bomboş bir insan olurdum. Şimdi hayata dört elle sarılıyorum, Geride ne bırakabilirimin, vefa borcumu nasıl ödeyebilirimin telaşını yaşıyorum. SÜHEYL HOCAMIZ BİZLERE SOYADINI MİRAS BIRAKTI Para pul her şey bitiyor, manevi duygular bitmiyor... Süheyl Hocamız bize soyadını bıraktı. Bundan daha büyük bir miras olabilir mi? Dedemizin soyadı bu. Bir insanın bu kadar kabiliyetli olması mümkün değildir; çok özel bir insandı kayınpederim. Hakikaten nadir yetişen bir insandı. Hayata vazifeli olarak gelen ender insanlardan biriydi... Sadece babamız değil; aynı zamanda hocamızdı. NEDEN BU KADAR ÇOK ÇALIŞIYORUZ? İbrahim Bey, neden bu kadar çok çalışıyoruz biliyor musunuz? Onu tanıyanlar bu sorunun cevabını bilir. Elimizde her an hocamızın çizdiği bir yol haritası var, mesajları var... Bunun için çok çalışıyoruz, onun açtığı ışıklı, feyizli, bereketli yoldan yürümeye gayret ediyoruz. MÜKEMMEL BİR HOCAYDI Mükemmel bir hocaydı. Süheyl Ünver'in tüm yaklaşımları pozitifti. Hayata olumlu bakardı. Süheyl Bey talebelerine hiçbir zaman "Bu yaptığın olmamış, böyle olmaz, yanlış yapmışsın" dememiştir. Peki ne demiştir? "Efendim böyle yapsaydınız belki daha iyi olabilirdi. Belki tekrar deneyebilirsiniz" demiştir. Günümüzün bazı hocalarına bakıyoruz, talebeler azarlanıyor, beğenilmeyen dosyalar, müsveddeler, meşkler havalara, öteye-beriye atılıyor. TELKİN YERİNE TAVSİYE EDERDİ Hocamız bıkmadan, usanmadan, derslerini lisanın münasip olanıyla anlatır, telkin etmek yerine tavsiyede bulunurdu. Tezhibe, minyatüre ilk başladığım yıllardı. "Dürdane Hanım, gelin bakalım hep birlikte boyayalım, hangimiz daha güzel yapacak?" diyerek bizleri teşvik eder, yüreklendirirdi. Boyama bitince de "Bakınız, sizin yaptığınız benimkinden daha güzel olmuş" derdi. Hocamızın yaptıkları tabii ki mükemmeldi; mükemmel insan muhatabına işte böyle değer verir. Süheyl Hoca ile 10 yıl birlikte yaşadık. Hoca dışarıda nasılsa evde de aynı mükemmellikte bir insandı. Kanaatimce Prof. Dr. Süheyl Ünver'in yeri doldurulamaz, çünkü az önce arz ettiğim gibi mükemmel bir insandı. Yattığı yer nur olsun.   Yrd. Doç. Dr. Süleyman BERK (Hattat) Yalova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi   TEŞVİK ETMEK EN ÖNEMLİ HOCALIK VASFIYDI Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, Türk hat sanatı tarihinde ana kaynak sayılabilecek eserleri yanında hurde bilgi denebilecek faideli malumatı en fazla toplayan müelliflerin başında gelmektedir. Bu bilgileri kaydetmiş veya yayımlamıştır. Ondan sadır olan şu söz onun bilgi toplamadaki ve saklamadaki hassasiyetini ortaya koyar. "Benden duyduklarınızı kaydederseniz sizin olur. Yok, eğer kaydetmezseniz tekrar benim olur." Gerçekten yorulmak bilmez bir mesâi ile durmadan çalışmış ve elde ettiklerini kaydetmiş, fotoğraflamış veya resimlemiştir. Bugün geriye dönüp baktığımızda ondan geriye birçok eser kaldığını görürüz. Ancak uzun bir araştırma ve yorucu bir çalışma ile elde edilebilecek birçok bilgi ve belgeye Süheyl Ünver sayesinde rahatça ulaşabilmekteyiz. İLİM VE SANAT TALİBİ ONUN YANINDA İTİLİP KAKILMAMIŞTIR Ondan geriye kalan basılı eserler dışında, binlerce dosya bugün Süleymaniye Kütüphanesi, Ankara Tarih Kurumu Kütüphanesi ve kızı Gülbün Mesara'nın emanetinde bulunmaktadır. Bu dosyalar önümüze zengin bir malzeme sunmaktadır. Yüz binlerce bilgi, belge, fotoğraf ve resim bu dosyalardadır. En ufak bilgi kırıntısı dahi kaydedilerek ilgili yere konmuştur. Artık görülmesi mümkün olmayan İstanbul manzara ve köşelerini, mimari eserlerini ve mezar taşı kitâbelerini Prof. Ünver sayesinde fotoğraf ve resimle de olsa görme imkânına sahibiz. Ayrıca kendisi çalışkanlığı, efendiliği ve kanaatkârlığı ile de yeni neslin örnek alabileceği bir ilim adamıdır. İlim ve sanat talibi onun yanında itilip kakılmamış bilâkis teşvik görmüştür. Ket vurmak değil teşvik etmek herhalde en önde gelen hocalık vasfıdır. Hz. Peygamber Efendimizin (sav) hadîs-i şeriflerinde belirttikleri üzere, geride sadaka-i câriye kabilinden eser bırakan ilim ve sanat adamalarından olmuştur. Onu en güzel anlata eser; muhalled eser şüphesiz Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar'ın kitabıdır. Ruhu şâd olsun.

Ah Halim Efendi Ah!

Ah Halim Efendi Ah!

Malum, birkaç gün önce hac müracaatları başladı. Bu vesileyle Kuveyt Türk’ün yakın zaman önce yayınladığı Evliyâ Çelebi’nin Hac Yolu serlevhalı kitabına dair bir yazı yazma mülahazasındayken elime Halim Efendi’nin iki kare fotoğrafı geçince Evliya Çelebi’nin kitabının tanıtımını önümüzdeki haftaya tehir etmiş olduk… Halim Efendi'yle ilgili ne zaman bahis açılsa yüreğimde hat sanatının merhum üstadına karşı derin bir saygı ve hürmet hissederim. Ve ne hikmetse Halim Efendi’nin siyah-beyaz fotoğraf karelerinde kalan mütevekkil ve mütebessim çehresini temaşa ederken içimde bir sızı belirir… Son devrin en mühim hat sanatkârlarından Mustafa Halim Özyazıcı Bey için eskilerin tabiriyle efradını cami a'yarını mani bir kitap çalışmasının yapılmamış olması hayreti mucib bir keyfiyettir. Son cümleye Necmeddin Efendi Merhum'u da eklemeliyiz. Necmeddin Efendi de maalesef yeni nesillere menkıbelerle tanıtılıyor; eserleriyle ve levhalarında yüklü olan mana yönüyle değil! Piyasada çok sayıda eseri, hatırası varken, talebeleri hayattayken Necmeddin Hoca için güzel bir kitap niçin yapılmadı acaba? Her neyse... İnşallah Talimhane Okçuluk Araştırmaları Enstitüsü üstatlarına vefa gösterir…   Ali Alparslan merhumun talebelerinden Prof. Dr. Nuri Yüce ile Ali Hoca üzerine çalışacağız. Nuri Bey’den Ali Alparslan merhumun fotoğraflarını istedim; ilk taksit olarak Halim Efendi'den iki kare fotoğraf gönderdi ve: “Size, çam sakızı çoban armağanı kabilinden iki resim gönderiyorum. Resimler merhum hattat M. Halim Özyazıcı ile Ocak 1964’te çekilmişti. O zamanki fotoğraf makinem ile ancak bu kadar çekiliyordu. İyi ki çekmişim. Kala kala bende bu resimler kaldı. Halim Hoca aynı zamanda Ali Alparslan Hoca’nın da hocasıydı. Ali Bey, Halim Hoca'dan divanî ve celî divanî hatlarını öğrenmişti. Allah hepsinin mekânını cennet eylesin.” Soyadı gibi mahir bir hattat olan Mustafa Halim Özyazıcı Bey nev'i şahsına münhasır bir zat. Müstesna bir kabiliyet. Halim Efendi her yazı nevini fevkalade yazar. “Celis” yazıyı daha bir güzel yazar. Ali Alparslan Merhum’un makalelerini okuyorum. Geçmiş zamanlarda celi sülüs yazılara celis dendiğini öğrendim orada. Ali Alparslan merhumun tabiriyle Tilmîzi Necmeddin'in divani hocası Halim Efendi nestalik yazıyı da muhteşem yazar. İstif onda bir Allah ihsanıdır. Sülüsteki kabiliyeti ise izahtan varestedi. Yazıda gördüğünüz Sami Tokgöz koleksiyonunda bulunan sülüs eserde Halim Efendi yardım ettiği birinden; muhtemelen yakın; çok çok yakın birinden eziyet çekmiş olmalı ki “İttaki şerre men ahsente ileyhi” kelamını yazmış. Burada "İyilik yaptığımın şerrinden Allah'a" sığınırım buyrulmaktadır. Hadis olarak da rivayet edilen bu kelam, şerhi ile birlikte şöyledir: “(Eğer hain ise) iyilik yaptığımın şerrinden Allah'a sığınırım.” Halim Efendi, Cumhuriyetin ilanıyla birlikte birbiri ardına sıralanıveren inkılâplardan en fazla etkilenen kişilerin başında gelir. Harf inkılâbıyla birlikte Mustafa Halim Efendi'nin hattatlık mesleği elinden alınmıştır. Hattat Mustafa Halim Efendi böylelikle bir gecede işsiz kalmış ve içine, özüne çekilmiştir... Harf inkılâbıyla birlikte bir gecede “ümmet” “ulus” olmuş arşivlerdeki Osmanlı belgeleri hurda kâğıt fiyatına Bulgaristan'a satılırken, kütüphanelerdeki yazma eserler, dükkânlardaki besmele levhaları ya ardiyelere kaldırılmış, ya tavan aralarına saklanmış, ya da kapı önlerine bırakılmıştır. Necmeddin Okyay merhumun imamlık maaşıyla binlerce yazma eserden müteşekkil bir kütüphane ve çok önemli bir hat koleksiyonuna sahip olmasını başka nasıl izah edebiliriz ki! İşte böyle bir ortamda çok sevdiği hat sanatından ve birkaç talebesinden koparılan Halim Efendi Zeytinburnu'nda Çırpıcı mevkiinde satın aldığı bağda bağbanlık yapmaya başlamıştır. Tabii ki Halim Efendi zahiren bağbanlık yapmış, bağ evinde bir yandan yazı yazmaya, diğer yandan da talebe yetiştirmeye devam etmiştir. Kur’an-ı Kerîm okumanın ve okutmanın yasaklandığı dönemlerde serdengeçti hocaefendilerin İslâm dinini yeni nesillere öğretmek için ziraat çiftlikleri kiraladıklarını ve tarla işçisi mahiyetindeki talebelerine dinimizi öğrettiklerini bilirsiniz. Halim Efendi de işte böyle zor zamanlarda kolluk kuvvetlerine inat İslâm yazısına hizmet etmeye devam etmiş; mezkur dönemde yazdığı hat levhalarının altına “Sabıkan hattat bağbân Halim” yazmıştır. Böyle bir levha, İrfan Başak kardeşimizin koleksiyonunda bulunmaktadır. Halim Efendi için, “Binlerce, bir adım öte on binlerce yazı/eser yazmıştır” diyecek olursak mübalağa etmiş olmayız. Çünkü o hayatı boyunca usanmadan yazmış, yazdıklarını biriktirerek, bir kenara koymuş; 66 yıllık hayatını tamamladığında mirasçılarına devasa bir hat terekesi bırakmıştır. Halim Efendi’nin çok ve bununla birlikte nitelikli eserler yazmış olması sadece hattatlıkla uğraşmasıyla telif edilebilir. Elim bir trafik kazasıyla garik-i rahmet olan Halim Efendi'nin bir talihsizliği de terekesinin hebâ edilmesidir. Hattat Halim Efendi'nin -belki- en büyük talihsizliği hat terekesinin iyi yönetilememesidir. Malum olduğu üzere Halim Efendi'nin terekesi haraç mezat satışa arz edilmiş; yazıları, çuvallarla satılmıştır. Her bir çuvalda binlerce yazı... Sadece bir koleksiyonerin, Halim Beyin Kocamustafapaşa'daki evinden 6 çuval yazı aldığını biliyorum. Hâsılı, Halim Efendi'nin tüm terekesi; deste deste yazıları satıldı. Fotoğrafları, kamış kalemleri, cep saati, divitleri, hokka takımları, enfiye kutusu, Davudi sesler aldığı "ney"ine varıncaya kadar, baha eden neyi varsa satıldı. Halim Efendi'nin yazıları esnaf mezatlarında, sahaflarda, Moda'daki antikacılarda, Nişantaşı müzayedelerinde parça parça satılarak yeni sahiplerini buldu/buluyor. Bugün, hâlâ, ister sanal olsun, ister gerçek, hemen tüm müzayedelerde Halim Efendi'nin yazıları satışa konu ediliyor. İmzalı, imzasız yüzlerce yazısı... Mezkûr yazılardan birçoğu, altına, sonradan iğreti bir şekilde iliştirilmiş "Ketebehû Halim" ibareleriyle siber âlemde yeni sahiplerini bekliyor... İnci gibi yazıların altına, geçtiğimiz yıllarda birden bire ortaya çıkan Suud El Mevlevi çakma ketebeli yazılar gibi “atılan” bir “Halim” imzası görürseniz bilin ki bu levha, Halim Efendi'nin Koca Mustafapaşa'daki evinden çıkma orijinal bir yazıdır. İmza ise ömründe bir elifi bile doğru yazamayan bir hattat namzedi tarafından atılmıştır. Artık eskicilerde de Halim Efendi'ye ait ne ararsanız bulabilirsiniz: Tuğralar, şahıs isimleri, dükkân isimleri, tabelalar, devlet dairesi, karakol, apartman isimleri, kartvizitler, eskiz kâğıtlarının üzerinde kırmızı, yeşil mürekkeplerin yol bulduğu cami kubbe ve kuşak yazıları... Halim Efendi, hayata ve hakikate dair hemen her şeyi yazmış... Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, kibar-ı kelamlar, kasideler, şiirler, marşlar, cami yazıları, tuğralar, kartvizitler... Ve yine Halim Efendi yazı yazmanın mümkün olduğu hemen her türlü zemin üzerinde kalem oynatmış. Kese kâğıdı, gazete, aharlı kâğıt, ebru kâğıdı, kuşe kâğıdı, eskiz kâğıdı, aydınger, kumaş, teneke, cam, tahta... Sanayi-i Nefise Mektebi'nin mütekâit hat hocası eline nasıl bir malzeme geçerse geçsin üzerinde meşk etmiş. Yazımda gördüğünüz fotoğrafta Halim Efendi’nin arkasında kâğıtlar, kâğıt ruloları görülüyor… Hayatı boyunca kâğıtla, yazıyla hemhal olan hattatımızın elinden rulolar hiç düşmemiş. Daha doğrusu kendisi düşürmemiş ama ahfadı düşürmüş! Nasıl mı? Bir gün, Halim Efendi'nin oğlu ile hasbıhal etmiştim. Babasına dair bir hatırayı iç geçirerek şöyle anlatmıştı: “10-12 yaşlarındayım. Topkapı'daki bağ evimizden babam önde ben arkada yola çıktık. Babam yine onlarca yazı yazmış, taşınması kolay olsun diye bunları rulo haline getirmişti. Taşıyamadıklarını bana verdi. O önde, ben arkada Aksaray'a doğru yürüyoruz. Yürüdükçe, yol uzadıkça elimdeki rulolar ağırlaşıyor... Babam, nasılsa arkaya bakmıyor! Yazıları teker teker yol kenarlarına bir sağa bir sola atıp yoluma devam ediyorum. Gideceğimiz yere vardığımızda elimde kalan üç beş ruloyu babama veriyorum. Babam, elindeki rulolarla birlikte, uzattıklarımı da açıp masanın üzerine seriyor. Kıtalar, levhalar eksik. “Hay Allah! Eksik yazdık herhalde” diye hayıflanıyordu. Sonra eve gidince usanmadan eksik yazıları tamamlıyordu.” Vefatının ardından ismi, Beşiktaş'ta bir sokağa verilen Mustafa Halim Efendi, hat sanatına yaptığı hizmetlerle doğru orantılı bir şekilde genç kuşaklara aktarılamamıştır. Yukarıda arz ettiğimiz gibi, Halim Efendi hakkında, eskilerin 'efradını cami a'yarını mani' dediği tarzda bir biyografi eseri hazırlanamamıştır. Bu görev evvel emirde talebelerine, hat sanatı araştırmacılarına ve hat sanatı sevdalılarına düşmektedir. Vefatını müteakiben, 1964 yılında talebesi Uğur Derman'ın kaleme aldığı “Hattat Mustafa Halim Özyazıcı Hayatı ve Eserleri” isimli kitapçık önemli bir hizmet görmekle birlikte Halim Efendi'yi ve eserlerini kuşatıcı bir şekilde genç kuşaklara tanıtmaktan uzaktır… Sonraki yıllarda Halim Efendi'ye dair makaleler, dergi, bülten yazıları kaleme alındıysa da bunlar Halim Efendi'nin hatırasını külliyen ihata edememektedir. 10 tane yazısını görmediğimiz muhteremler için 500 sayfalık hacimli kitaplar yayınlanırken 10 binlerce yazısı olan Halim Efendi için bu suskunluk niyedir? Sanayi-i Nefise mektebinde ders aralarında, merdivenlerde, koridorlarda gördüğü mimarlık talebelerine "Gelin size hat sanatını öğreteyim” diyen Hattat Mustafa Halim Özyazıcı’nın ismi Güzel Sanatlar Fakültelerinden birine verilmelidir. Mevcut Güzel Sanatlar Fakültelerinden birinin ismi pekâlâ Hattat Mustafa Halim Özyazıcı Güzel Sanatlar Fakültesi’ne çevrilebilir... Bu olmazsa eserlerinde ve talebelerinin kamış kalemlerinin ucunda hayatiyetini devam ettiren Mustafa Halim Özyazıcı'nın isminin, yeni açılacak Güzel Sanatlar Fakültelerinden birine verilmesi ve ayrıca Hattat Halim Hat Sanatı Akademisi adıyla müsemma müstakil bir hat mektebi tesis edilmesi de vakıa mutabık olacaktır. Necmeddin Okyay Merhum’un ismi de Üsküdar’daki sanat ortamlarından birine verilmelidir.  Bir zaman, Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara Beye “İETT’den Üsküdar Belediyesi’ne devredilen Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nin adı Necmeddin Okyay Kültür Merkezi şeklinde değiştirilse ne âlâ olur” şeklinde bir teklifte bulunmuştum. Başkan, “Güzel olur” dese de kamuoyu kendilerinden vaat değil; icraat bekliyor… Halim Efendi’nin, Necmeddin Efendi’nin, Ali Alparslan Hoca’nın, 27’inci vefat yıl dönümünde hayır ve rahmetle anılan Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in ve kalem ehli sair geçmişlerimizin pak ervâhına Fatihalar okuyalım.   İbrahim Ethem Gören

Hattat Prof. Fevzi Günüç'e rahmet!..

Hattat Prof. Fevzi Günüç'e rahmet!..

Fevzi Hoca ülkemizin önde gelen ilim adamlarından biriydi. Sanatkârdı; hat sanatı üstadıydı. Konya’da pek çok hattata İslam yaz sanatının inceliklerini öğreterek icazet vermiş; kadim sanata yeni isimler ve eserler kazandırmıştı  İbrahim Ethem Gören- Dünya Bülteni / Kültür Servisi Uzun yıllardan beri Konya’da hat sanatına yeni isimler ve eserler kazandıran Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fevzi Günüç Konya’da yüzlerce talebe yetiştirmişti… Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fevzi Günüç 22 Nisan Pazartesi günü vefat ederek Konya’da sevenlerinin, öğrencilerin, mesai arkadaşlarının ve hemşerilerinin yoğun katılımıyla Üçler kabristanlığına defnedilmişti. Fevzi Hoca ülkemizin önde elen ilim adamlarından biriydi. Sanatkârdı; hat sanatı üstadıydı. Konya’da pek çok hattata İslam yaz sanatının inceliklerini öğreterek icazet vermiş;   kadim sanata yeni isimler ve eserler kazandırmıştı.  Hazret-i Ali’nin hat sanatının icracılarına yönelik meşhur sözünü bilirsiniz: “Hat hocanın öğretisinde gizlidir. Kıvam çok yazmakta, devamı da İslam dini üzerine olmakta mümkündür.” Bu söz, Fevzi Günüç’ü tarif etmektedir. Hat sanatını, Hocası, Üstadı, Hüseyin Kutlu’dan öğrenerek icazetini almıştı. Hocasından ne öğrendiyse, hüvesi hüvesine; milimi milimine talebelerine aktarmıştı. Prof. Günüç, yüzlerce, bir adım öte binlerce yazı yazarak mezkûr kelamda geçen “Ve kıvamu-hû kesret’ül-meşk” ifadesinin gereğini yerine getirmiştir… Hoca’nın mümin ve muvahhitliğine; dini bütün kâmil bir Müslüman olduğuna ise tanıyan herkes şahitlik etmiştir. Marifet, çalışkanlık, nezaket, nezafet, azim, mücadele, vakar, diğerkâmlık ve tevazu Fevzi Günüç’ün kişiliğini izahta kullanılabilmek ahlakî meziyetlerden bir kaçıydı. Son cümlemize hastalığı zamanında gösterdiği tevekkülü, teslimiyeti ve sabrı da eklemek vakıa mutabık olacaktır. Fevzi Günüç Beyi Selçuk Üniversitesi’nde kurucu dekanı olduğu Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ziyaret etmiştim. O yıllarda Fakülte binası henüz yeni inşa edilmişti. Hoca, pek çok iş ve hizmetinin yanında inşaat işlerini de titiz bir şekilde takip ediyordu. Makamında görüştüğümüz Fevzi Hoca ile sanat ve estetik güzellikler üzerine hasbıhal etme imkânı da bulmuştum. Fevzi Beye Esma-i Hüsna kitabımız için biri klasik, diğeri de İbn-i Hacer El-Askalani’nin naklettiği tertip olmak üzere iki adet esma-i Hüsna ile Ya Vedûd Celle Celâluhû sülüs istifini ve akabinde de Lafza-i Celâl ve İsm-i Nebi tertiplerini yazdırmıştım. Hoca, sözleştiğimiz gibi vakti zamanında eserleri teslim etti. Fevzi Beyle olan muhaveremizde Hocasına bağlılığını gözlemledim. “Gıyabî hürmet himmete vesiledir” demiş eskiler. Fevzi Bey, Üstadı Hüseyin Kutlu Hocaefendi’ye hulûs-i kalp ile bağlanmıştı. Her hususta hocasının yolundan giderdi. Yazıların ücretini konuşurken bile “Bizim hocamız Hilye-i Şerife’yi şu fiyattan yazmamızı, Hilye’ye mukabil olan Esma-ı Hüsna yazıları için de ona mümasil bir rakam söylememizin uygun olacağını münasip görmüştü” diyerek hocasını işaret etmişti. Fevzi Beyin yazılyarı için söylediği rakamlar pek çok kişinin bütçesine uygun ve ödenmesi mümkün olan meblağlardı. Fevzi Günüç, sanatın izzet ve namusunu koruyan bir şahsiyetti. Yaptığı hizmeti Rıza-ı Bari için yapardı. Kaleminden neşet den güzelliklerde öncelikle Allah’ın rızasını arardı.  30 Nisan Salı günü IRCICA’da düzenlenen icazet merasiminde Reisülhattatin Hasan Çelebi önemli bir mesaj vermişti; mesajı daha doğrusu vasiyet: “Talebelerim hat sanatını benden öğrendikleri gibi öğretsin. "Bu kadarla olur" demeden, çok çalışarak hat sanatının hakkını vermeye gayret etsin. Hattatlara önemli bir tavsiyem var. Bu hizmeti evvelemirde para karşılığı yapmayın. Bu sanat, sadece para için yapılırsa zayi olur, gider. Bu durumda hat sanatı lekedâr olur. Hattatlar Allah'a tevekkül etsinler. Rezzak olan O'dur. Allah bu takdirde onlara kapılarını açacaktır.  Bu sanata tevekkülle sarılanlara Allah'ın in'am ve ihsanı mutlaka gelecektir. Bundan eminim." Fevzi Günüç Bey, Çelebi Üstadın işaret ettiği tevekkülü göstererek, Hakk Teâlâ’nın in’am ve ihsanına mazhar olmuş bir şahsiyetti. Selçuk Üniversitesi, talebeleri, sevenleri, kurucusu olduğu Destegül Sanat Merkezi, Hekimoğlu Ali Paşa Sanat Grubu, Alvarlı Efe Hazretleri Vakfı, Fevzi Beyin hatırasını yâd etmek ve tetebbuatını yeni nesle aktarmak için pek çok proje geliştirecektir. Kanaatimce evvel emirde yapılması gerekenlerden biri, Hoca’nın, yüzlerce, binlerce yazısının derlenerek fotoğraflanması olacaktır. Fevzi Günüç Bey rahmet olması vesilesiyle yakın çevresinden yazı istirham ettik. Talebeleri ve mesai arkadaşları ve yarânı Fevzi Günüç’ü eskilerin efradını cami a’yarını mani dedikleri tarzda kaleme aldı. Buradan, talebimize gösterdikleri nazik alaka için Hattat Ali Rıza Özcan Beye, Hattat Arif Şahin Beye, Yard. Doç. Dr. Hattat Fatih Özkafa Beye, Hattat Mustafa Cemil Efe Beye ve Koleksiyoner Sami Tokgöz Beye teşekkürlerimi arz ediyorum. Bu vesileyle, el’an Konya’da Üçler mezarlığında bir ıhlamur ağancının altında ahiret lezzetleriyle nimetlenen Fevzi Günüç Merhuma Hakk Teâlâ’dan vasi rahmet niyaz ediyorum. Hz. Allah yazdığı harfler adedinde Fevzi kuluna bağışta bulunsun. Bizleri de nasipdar eylesin. Merhumun, pak ervahı için Fatihalar okuyalım.    BİR GÜZEL İNSAN Muhterem hocam, dostum, ağabeyim, Hattat Fevzi Günüç Hoca’nın kaybı, geleneğe bağlı sanatlar açısından yeri kolay doldurulamayacak büyük bir değerin kaybıdır. Geleneğe bağlı sanatlar onun vefatıyla çok büyük bir yara almıştır. Başta hat sanatı olmak üzere kendi öz sanatlarımızın hemen hepsine akademik sahada ve pratikte sahip çıkmış, yüceltme noktasında elinden gelen gayret göstermiştir. Konya Selçuk Üniversitesi’nde kurulan Geleneksel Türk sanatları Bölümü parmakla gösterilen ve imrenilen bir bölüm haline onun sayesinde gelmiştir. Vizyonu ve ufku geniş, dirayetli bir idareci ve kabiliyetli bir sanatkâr olan Fevzi Günüç, Konya merkez olmak üzere bu sanatlarla meşgul olanlara yurt ve dünya çapında bir ışık yakmış, talebe ve meslektaşlarına rehber olmuştur. Çok yardımsever olan hoca hemen herkesin talebini karşılamaya çalışırdı. İlme, sanata çok önem verir, hocalarına saygıda kusur etmezdi. Öğrenme ve öğretmede hiç bir fedakârlıktan kaçınmazdı. Kendisine karşı yapılan her hareketi, itimatsızlığın dışında, müsamaha ve sabırla karşılardı. İdareci olarak birlik ve bütünlük içinde olma gayretini her zaman hissettirmiş bu yolda davranışlar sergilemiştir. Bencillikten ve kibirden uzak kucaklayıcı ve yol gösterici olmuştur. Bu konuda üniversitede ufak-tefek sürtüşmeleri hemen çözer kangren halini almasına müsaade etmezdi. Bu cümleden olarak yaptığı konuşma örnek mahiyetindedir:     Yard. Doç. Dr. Ali Rıza Özcan   Hattat “Benim yüzümde hiç öfke, kin, kızgınlık belirtisi gördünüz mü? İdareciyim, bir çok problemlerimiz, sıkıntılarımız var ama hiç yansıtıyor muyum? Benim hayatım, felsefem sevgi üzerine kuruludur. İnsanları seveceksiniz. Sevmediğiniz olabilir, ancak insan olduğu için saygılı davranacaksınız, pozitif olacaksınız. Kin gütmeyeceksiniz. Öfke kini, kin nefreti, nefret düşmanlığı, düşmanlık ise öç alma duygusunu körükler. İnsanları sevmeye çalışınız. Yüzünüzden gülümseme eksik olmasın. Çalışma arkadaşlarınızla iyi geçininiz...” Bunun yanında Fevzi Günüç Hoca’nın özellikle üzerinde durduğu temel noktalar ise şunlardı: “Ben değil, biz bilincini yerleştirmek. Vizyon sahibi olarak kurumsallaşmak. Gelenekli sanatlarımıza bağlı kalarak yeni tasarımlar yapmak ve yeniliklere açık olmak. Yeni şeyler tasarlamak ama asla yozlaşmadan özden ayrılmadan bunu yapmak. İnsanlar içinde erimek ve hizmette bulunmak.” İnşallah talebeleri onun yolunda yürür ve muhterem hocalarının gösterdiği hedeflere ulaşırlar. Kibar, zarif ve tam bir gönül adamı olan Fevzi Hocam’ın mekânı cennet-i alâ, ruhu şâd olsun...   FEVZİ HOCA ÖĞRENCİLERİNİN HER TÜRLÜ İHTİYACIYLA İLGİLENİRDİ Öncelikle çok disiplinli, programlı ve düzenli idi. İlgili ve sorumluluğu altında olduğu her alanda çok dikkatli ve titiz bir şekilde hareket ederdi. İleriyi düşünen ve seneler sonrasının planını yapan bir kişiydi. Dekanı olduğu S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesinin on yıl sonra geleceği konumdan bahsederdi. Öğrencilerine de daima programlı olmaları gerektiğini vurgular ve "mutlaka bir hedefiniz olsun hedefsiz adım atmayın " ifâdesini kullanırdı.    Hattat Arif Şahin  İyi bir sanatkâr ve akademisyen olmakla beraber her alanda çok objektif ve ileri görüşe sahip bir yönü vardı. Kendisi bir sanatkâr olmakla beraber entellektüel birikime sahipti. Bazı meclislerde Türkiye’nin siyasi, ekonomi, bilim ve kültürel alandaki durumunu müsbet ve menfi yönleriyle değerlendirir, varsa kaygılarını dile getirir ve ıslahı için öngördüğü konuları paylaşırdı. Üniversitelerdeki sosyal, fen, sağlık, mimarlık, mühendislik ve teknik bilimlerin eğitimdeki kalite düzeyinin yükselmesi için yapılması gerektiğini düşündüğü değişiklikleri ilgili birimlerle görüştüğünü anlatırdı. Öğrencilerine karşı çok müşfik bir hocaydı. Bildiği her şeyi öğrencilerine heyecanla anlatır ve öğrencilerin dâimâ hocalarına karşı yuvasında ağzını açıp annesinden yiyecek bekleyen yavru kuş misâli olmaları gerektiğini öğütlerdi. Öğrencilerinin okul içinde ve dışındaki her türlü ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenir ve onların ihtiyaçlarını giderme noktasında kendisini mes’ul hissederdi. "Cânânın gönlüne bahtımı hâr eyleme yâ Rab" duâsını kendisine hayat prensibi edinmişti. Sorumluluğunda olduğu ve sorumluluğu altında olan hiç bir kimseye sıkıntısı aksettirmezdi. Hocamın vefâtından sonra ailesine taziye ziyaretine giden bir hocadan, aziz pederi Ahmet beyin, hocam için "bir gün olsun akşam eve geldiğinde fakülteden ve fakülte ile ilgili sıkıntılardan bahsetmedi evde iken ailesi dışındaki her şeyi dışarıda bıraktı" dediğini işittiğini duymuştum. Öğrencilere bildiklerini aktarırken kendisini aradan çıkarırdı ve "biz bunları hocalarımızdan öğrendik"  derdi. Aynı şekilde kendisine herhangi bir hat eseri ya da bunun dışındaki bir çalışmasından dolayı iltifât edildiği zaman "bunlar benden değil hocamdan, büyüklerin himmetiyle..." derdi. Her fırsatta hem akademik hem de hat sanatı alanındaki hocalarından bahseder ve yaşadıkları bazı olayları anlatarak o tecrübelerden istifâde edilmesi gerektiğini vurgulardı. İlim ve sanat ehlinin sahip olması gereken hasletlerden bahsederken öncelikle kendi hocalarından örnekler verirdi. Aynı zamanda örnek aldığı mümtâz şahsiyetlerden birisi de Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver beyefendi idi. Hangi düzeyde ve alanda olursa olsun bilhassa Gelenekli Türk Sanatları ve İslâm Sanatları ile ilgilen akademisyen ve sanatkârların Ahmet Süheyl Ünver beyi çok iyi tanımaları gerektiğini söylerdi. Çok idealist ve kararlı bir kişiliğe sahipti. Hayatında herhangi bir konuda karar verirken tereddüd ve endîşe ihtivâ eden "ama, acaba, ya böyle olmazsa" gibi ifâdeleri asla kabul etmez, kararlı ve istikrarlı olunması gerektiğini vurgulardı. Başarısızlık için hayatında mâzeretin yeri yoktu. Etrafındaki herkese çocuklarına dahî “herhangi bir konuda başarısız olduğunuz durumda asla mazerete sığınmayın kendinizi sîğaya çekin” der, " ve en leyse li-linsâni illâ mâ seâ" (insan için ancak sa'y-u- gayret gösterdiği kadarının karşılığı vardır) anlamındaki âyet-i kerîme'yi söylerdi. Hem akademik hem de sanat alanında o kadar çok projeleri vardı ki bunları zaman zaman bizimle paylaşır fakat sorumlu olduğu dekanlık vazifesinden dolayı fi'liyâta geçirme fırsatı bulamadığından yakınır ve te'hîr ederdi. Aziz pederinden Güzel sanatlar fakültesindeki görevine ilk başladığı zamanlarda "baba çok büyük bir sorumluluğun altına girdim inşâallâh anlımın akıyla çıkarım demiş ve dua istemiş. Ve omzundaki bu yükü muvaffakiyetle çok iyi bir mertebeye taşıdığı takdîre şâyândır. Kurucu üyesi ve dekanı olduğu S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve kurucusu olduğu Destegül Güzel Sanatlar Merkezi'ndeki çalışmalar bu gün Türkiye'deki mümtâz sanatkârlar, akademisyenler ve ehl-i hiref tarafından takdîr ile karşılanıyorsa bu, Fevzi hocamın gayretlerinin ve başarının sonucu ve semeresidir.   HATTAT PROF. DR. FEVZİ GÜNÜÇ HAKKINDA Fevzi Hoca’yı, hat meşk etmeye başladığım senelerden beri, yani yaklaşık 20 yıldır tanırdım. Malûmunuz; benim asıl hocam Hüseyin Öksüz’dür; ancak Fevzi Hoca ile de elbette tanışır ve eskiden beri görüşür idik. Üniversite dışından doktoraya başladığım zaman kendisinden doktora dersleri de almıştım. Bununla birlikte Fevzi Hoca ile asıl teşrik-i mesaim Güzel Sanatlar Fakültesi’ne intisap ettikten sonra başlamıştır. Hocanın dekanlık vazifesinin ilk yılları benim de asistanlığımın ilk yıllarına tekabül eder. O zaman henüz fakültenin ve bölümümüzün sınırlı sayıda bir kadrosu vardı. Bölümde dört beş kişiydik; bütün fakültenin akademik kadrosu ise 15-20 civarındaydı. Dolayısıyla nerdeyse her saat beraberdik ve her konuda istişare ederdik. Yeni alınacak öğretim elemanları, öğrencilerin durumları, bölümde yapılacak işler, açılacak ana sanat dalları, verilecek dersler, müfredat, sergi, sempozyum vs. her konuda durmaksızın müzakere ederdik. Hoca hepimizin fikirlerine itibar eder; her birimizi tek tek dinlerdi. “ben böyle düşünüyorum; böyle olmalı” zihniyetine sahip değildi. Belki de en çok bu sebeple çok başarılı çalışmalar yaptı; önemli hizmetlere imza attı. Yrd. Doç. Dr. Fatih ÖZKAFA (Hattat) Henüz yeni sayılan bir fakültenin ve yeni bir bölümün idarecisi olarak ağır bir yükü omuzlamıştı ve çok büyük hedefleri, idealleri, projeleri vardı. Elemanlarına güveniyordu; aynı zamanda ekibine güven veriyordu; çalışma azmi telkin edebiliyordu. Ondaki gayreti, iradeyi, kararlılığı gören bir kimsenin atâlete dûçar olması nerdeyse imkânsızdı. Kendisi disiplinli bir şekilde çalışıp hedefe doğru adım adım ilerlediği için etrafındakilerden de bu performansı haklı olarak bekliyordu. Hocanın hiç tahammül edemediği bir özellik varsa o da tembellikti. Sürekli çalışmayı ve üretmeyi, devletine, milletine ve vatanına karşı bir vefa borcu olarak telakki ederdi. Fevzi Hoca aynı zamanda son derece dakik ve titiz bir insandı. Toplantılara ve programlara tam belirtilen saatte gelir; geç kalmazdı. Kendisi dekanlık mevkiinde olasına rağmen saate riayet ederken asistan mevkiinde olanların hem de birçok defasında 10-15 dakika geç gelmeleri adaba mugâyir ve taaccüp edilecek bir durumdu; fakat buna rağmen bu yüzden herhangi bir arkadaşı azarladığına şahit olmadım. Sadece latife ederek geciken kişiye çay ısmarlatma cezasıyla iktifa ederdi. Hoca, fakülteye de en erken gelenlerden ve akşam en son çıkanlardan biriydi. Hastalığı ileri seviye gelinceye kadar da vazifesine ve derslerine devam etti. Fevzi Hoca kendisini belki de en çok, yeni fakülte binamızın inşası ve yeni binaya yerleşme sürecinde yıprattı. Her detayla bizzat ilgilendi ve bu süreç epey uzunca sürdü. Bununla birlikte, kendisi göreve geldiğinde Fakülte’de sadece üç bölüm ve Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde aktif iki ana sanat dalı varken Fakülte’deki bölüm sayısı yediye, Bölüm’deki ana sanat dalı sayısı altıya çıktı. Toplam öğretim elemanı sayısı en az üç misli artarak 60’ı geçti. Profesör, doçent ve yardımcı doçent sayısı önemli ölçüde arttı. Gerek fizikî kapasite, kapalı alan ve techizat olarak gerekse akademik kadrolaşma bakımından fevkalade gelişmeler oldu ve Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Anadolu’nun en iyi sanat okullarından biri haline geldi. Bunda Prof. Dr. Fevzi Günüç Hoca’nın ve tabii ki üniversitemiz rektörlerinin çok büyük payı olduğu aşikârdır. Resmî prosedürün, idari görevlerin bütün ağırlığına rağmen Fevzi Hoca sanat ve eğitim faaliyetlerini aksatmamıştır ki; kanaat-i âcizaneme göre bu hususun altı önemle çizilmelidir. Kendisi hem eser vererek sanatını icra etmeyi sürdürmüş hem de talebe yetiştirmeyi fakülte içinde ve dışında devam ettirmiştir. Zaten onu arayan, dekanlıktaki makam odasından ziyade, atölye olarak da kullandığı çalışma odasında bulurdu genellikle. Masasında hilye-i saadet yazarken veya bir talebesinin meşkine bakarken araya giren resmi evrak dosyaları, atılması gereken imzalar olurdu. Çoğu zaman da karşısında ona derdini anlatan veya bir problemi aktaran biri konuşurken o hem yazı yazar hem de o arkadaşla hasbıhal ederdi. Fakültedeki ilk yıllarımızda Hoca ile her konuda daha çok bir araya gelme imkânı bulurken zamanla fakülte büyüdü; eleman sayısı çoğaldı; herkesin şahsî iş yükü daha da artmaya başladı ve maalesef eski yoğunlukta toplanamaz hâle geldik. Üstüne bir de hocamızın amansız hastalığı ortaya çıkınca hepimizin iç dünyası allak bullak oldu. Âdeta azmimiz kırıldı; fakat ne var ki başımıza gelen takdir-i ilahiden başka bir şey değildi ve teslimiyetten, duadan başka çaremiz yoktu. Artık meselelerimizi daha pratik çözmeliydik ve hocaya daha az sorun götürmeliydik. Bu sebeple; çok önemli bir husus olmadıkça hocayı meşgul etmemek adına şahsî bir karar aldım. Buna rağmen; yani hoca önemli bir hastalıkla mücadele ediyor olmasına rağmen ona birilerini şikâyet eden, olumsuzlukları yansıtan ve bununla prim kazanmaya çalışan kişiler oldu. Sonuçta şartlar ne olursa olsun herkes mizacına göre hareket edecektir. Hoca’nın rahatsızlığı ortaya çıktıktan bir müddet sonra, “Fevzi Günüç Armağanı” isimli bir kitap çıkartmaya ve bu vesileyle hem kendisine moral destek vermeye hem de vefa borcumuzu bir nebze olsun ödemeye niyet ettik. Bu kapsamda Konya ve İstanbul’daki 70’ten fazla akademisyenle ve 50’den fazla sanatkâr ile tek tek görüşerek kitaba bilimsel bir makale veya birer sanat eseri görseli ile projeye destek ricasında bulundum. Birkaç istisna dışında herkes gayet müspet yaklaştı. Kendisinden istediğimiz çalışmayı çok kısa bir sürede verenler bile oldu. Sürpriz olmasını ümit ederek bu projeyi Hoca’dan habersiz yürütmeye çalışıyorduk. Ancak ne yazık ki bazı işgüzarların gayretkeşliğiyle Hoca’ya bu duyuruldu ve Hoca da henüz hayattayken adına bir kitap hazırlanmasına sıcak bakmadığını bize iletti ve maalesef bu çalışma neticelenemedi. Fevzi Hoca, bütün iş disiplinine ve vazifeşinaslığına mukabil oldukça hissî ve çok ince fikirli bir kişiliğe sahipti. Kelimelerini seçerek konuşur; doğru bir şekilde anlaşılmak için gayret sarf ederdi. Almak isteyenler için, vermek istediği mesajları cümle içine gizleyerek verirdi. Sevdiği bir insana tam güvendiği için onun her yaptığını hoş görür; onun eleştirilmesine bile razı olmazdı. Onun bu hususiyeti belki de bazılarını bütün vecheleriyle, yani eksiklikleri ve üstünlükleriyle tanımasını zorlaştırırdı. Fakat aynı zamanda, ahde vefa ve dostluk bilincinin de sağlamlığına işaretti. Şahsî birtakım gerekçelerle ve diğer çalışmalarıma yoğunlaşmak gayesiyle, Hoca’nın sağlığında üzerimde bulunan ve sekiz yıla yakın yürüttüğüm bölüm başkan yardımcılığını ve başka birtakım idarî görevleri bıraktım ve son yıllarda hocanın müsait bir ânını kollayıp ona daha çok yazı göstermeye başladım. Hat sanatı üzerine müzakereler yaptık ve kendisinden istifade etmeye çalıştım. Makalelerimi de yayına vermeden evvel hocaya takdim edip tenkitleri doğrultusunda tashihe çalışırdım. Hattâ kendisinin okuduğu son makale, zannediyorum fakirin makalesi idi. Çünkü müspet kanaatlerini ve yayına verilebileceğini ifade ettiği günden birkaç gün sonra maalesef kısmî felç sebebiyle hastaneye kaldırılmıştı. FEVZİ HOCA SÜLÜS-NESİH VE CELİ SÜLÜS ESERLER VERİRDİ Hoca daha ziyade sülüs- nesih ve zaman zaman da celî sülüs eserler verirdi; fakat onun rık’a hattı da en az nesih yazısı kadar hoşuma giderdi. Rık’a ile iştigal eden, eser veren hattat sayısı az olduğu için üzerinde çok durulmaz belki; fakat Fevzi Hoca’nın kanaatimce az bilinen vasıflarından biri bu yazı çeşidindeki ender kalemlerden biri olmasıydı. Bu yüzden, hat sanatına başladığımda ilk meşk edip tamamladığım yazı nev’i olmasına rağmen Fevzi Hoca’dan tekrar rık’a meşk etmeyi talep ettim ve kabul etti. Böylelikle doktora tez danışmanım, bölüm başkanım ve dekanım olan Fevzi Hoca’ya hat talebesi de olmuş idim. Bu yönüyle de kendisinden pek çok istifade ettiğimi ifade etmekle iftihar ederim. Bazıları hocasından başkasına yazı göstermeyi tasvip etmeyebilir; fakat şahsen, bana icazet veren hocamı kırmamak ve yetişmemde onun emeklerini hiçbir zaman inkâr etmemek şartıyla ilminden ve görüşlerinden faydalanabileceğim her üstaddan bir şeyler öğrenme taraftarı olmuşumdur. Yine bu çerçevede, Mehmed Özçay ve Osman Özçay hocalardan da çok istifade ettiğimi söylemeliyim. Yeri gelmişken şunu da ilâve edeyim: Fevzi Hoca’ya hasta iken yaptığımız ziyaretlerin sonuncusunu Mehmed Özçay ve Savaş Çevik ile birlikte yapmıştık. Elini öpüp helallik dilediğim son görüşmemiz bu olmuştu. Netice itibariyle; Cenab-ı Hakk’ın vechinden başka her şey fanîdir. İnsanlar, yaptıklarıyla anılırlar; bıraktıkları eserlerle, yetiştirdikleri insanlarla, kurdukları müesseselerle bu fani âlemde iz bırakırlar. Bununla birlikte insanoğlu kusurlardan, hatalardan münezzeh değildir. Herkesin za’fı, ayıbı, hatası vardır. Lâkin ahrete irtihal edenler hakkında menfî bahis açmak hiç kimsenin haddi değildir; olmamalıdır. Bize düşen, müspet hususiyetleriyle onları yâd etmek ve hayırlı hizmetlerinden ötürü onların rahmetle muamele görmelerini Yüce Allah’tan niyaz etmektir. Fevzi Günüç Hoca da kendisine sürekli hayır duaları edecek pek çok talebe, gözlere ve ruhlara ziyafet bahşeden birçok eser ve adından minnetle söz ettirecek müesseseler bırakarak bu fâni âlemden ebediyyet yurduna irtihal etmiştir. Allah (c.c.) rahmet eylesin.   HOCAM Prof. Dr. FEVZİ GÜNÜNÇ   Tek başına bir devletti Fevzi hocam. Peşinde koşup da yapmadığı hiçbir iş, arzu edip de vazgeçtiği hiçbir faaliyet olmadı. Güzel Sanatlar Fakültesi içinde hızla yürüyen, tüm hocaların odalarına giren, heyecanlı, sürekli aktif bir insandı. Öyle çok plan yapar ve öyle hızlı tatbik erdi ki şaşırıp kalırdık. Okula bir kütüphane kurmak isterse ertesi gün mekanı hazırlar, sonraki gün kitapları getirtir ve üçüncü gün de açardı.  Dört sene boyunca devam ettiğim fakülteye Fevzi hocamdan önce gelebilmeyi hiç başaramadım. Her sabah en geç saat yedi buçukta fakültede olur ve çalışmaya başlardı. Her zaman tertemiz giyinir, kıyafetlerinin uyumuna dikkat eder ve kıravatlarını çeşitli şekillerde bağlardı. Mustafa Cemil Efe (Hattat) Dışardan bakıldığında sert mizaçlı, ama aslında son derece duygusal bir insandı. Meşklerimize bakarken öylesine titiz davranırdı ki, muhteşem bir öğretmen olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Neyi öğretmek istiyorsa onun hakkında eşsiz birkaç kelam eder ve öğrenmemiz gereken şeyi zihnimize nakşederdi. Meşklere bakarken genellikle konuşmaz ve her hangi bir bahane üretilmesine çok kızardı. Öğrenebilmemiz için hiç fark ettirmemeye çalışarak aslında çok yorulur, yıpranırdı.  Türk halk müziğine karşı yoğun bir alakası vardı, zaman, zaman benden türkü söylememi ister ve ben türkü söylerken arkadaşların meşklerine bakardı. Maalesef vefat haberini aldığımda Nijerya da bulunuyordum. Hocamın bana öğrettiklerini ondan 7000 km uzakta Nijeryalı insanlara gösteriyordum. Dönüşüme iki gün vardı ve kahroldum, ama yapacak bir şey yoktu. Türkiye’ye döndüğümde hemen Konya’ya gidip kabrini ziyaret ettim. Mevlana hazretlerinin türbesine yakın olan kabri hayatı ve kendisi gibi nizamlı ve düzenliydi. Güzel bir iğde ağacının gölgesinde eşsiz eserler bırakmış ve amel defteri kapanmayacak bir Müslüman olarak huzur içinde yatıyordu. Dualar okudum ve teşekkür ettim. Allah ona rahmet eylesin… BİLDİĞİNİN EN ÂLÂSINI ÖĞRENCİLERİNE ÖĞRETİRDİ İnsanın sevdiği bir dostunun arkasından yazı yazması veya bir şeyler söylemesi oldukça zor olsa gerek. Onun için şairin dediği gibi: Bitmez güzelin vasfı Ağaçlar kalem olsa Sami Tokgöz Koleksiyoner Muhterem Fevzi Bey Hoca’mızın da vasıflarını cidden saymaya sayfalar da yetmez, sözler de kifayet etmez. Ama yine de bir dostu vefatından sonra yâdedebilmek, onun hakkında bildiğimiz bilgi kırıntılarını dostlarla paylaşabilmek, güzel bir şey olsa gerek. Ben diyorum ki:“Allah güzeldir, güzel olan şeyleri sever”. Fevzi Bey Kardeşimiz, bu vasıfları bihakkın üzerinde taşıyan, fevkalade vasıflara sahip bir kardeşimizdi. Kendisini birkaç zaviyeden anlatmak gerekirse, bence önce dostum Fevzi Bey‘den bahsetmek gerekir. Her zaman güler yüzlü, titiz, temiz, beyefendi, gerçekten çelebi ruhlu bir insandı. Bütün vasıflarıyla insanlara hep örnek olmuş, bunu bir zorlama olarak yapmamış, tam aksine kendine hal edindiğinden pek de güzel yerine getirmiştir. Fevzi Bey’i tanıdığım günden bugüne kadar bir kez asık bir çehre ile görmedim. Her zaman düzenli, tertipli, saçları muntazam taranmış, elbisesindeki renk uyumları fevkalade güzel bir görünümde, görende saygıyı ve sevgiyi birlikte uyandıran bir kişiliğe sahipti. Nerede görürse görsün, ne kadar meşgul olursa olsun mutlaka hal hatır sorar, hitap cümlelerindeki kelimeleri dahi bir hattat inceliği ile seçer, yerli yerine koyardı. BİLDİĞİNİN EN ÂLÂSINI ÖĞRENCİLERİNE ÖĞRETİRDİ İkinci olarak Fevzi Bey, bir hat öğrencisi idi. Muhterem Hocası Hüseyin Kutlu Bey -maruf ismiyle İmam Efendi- onun zannedersem hayatta en çok bağlı olduğu ve sevdiği kimseydi. Ben kendileriyle hat ve hatta ait meseleleri hasbıhal ederken, daima hocasına aşk derecesinde bağlı olduğunu hissederdim. Bir talebe hocasını ancak Fevzi Bey’in sevdiği kadar sevebilirdi. Hocasının yazılarını herhangi bir hattatın yazısıyla mukayese etmez, onlara ilahi bir hediye gibi bakardı. Her zaman "Hocam gibi yazan, istif yapan dünyaya gelmez Sami Abi" derdi. Onun için de kendisinin hocasına karşı bu saygı ve sevgisinin, talebelerinin de kendisine karşı aynı hassasiyeti göstermelerine bir vesile olduğu kanaatindeyim. Öğrencileri, hocalarını cidden katıksız severler, ona sadakatle verdiği dersleri yaparlar, hocalarının yüzünü güldürmeye çalışırlar, profesör olmasına rağmen, her zaman, her mahfilde yanına giderler, görüşlerini alırlardı. Fevzi Hoca da araya hiçbir protokol koymaz, erkek kız bütün öğrencilerine eşit davranır, bildiğinin en âlâsını öğrencilerine öğretmek sevdasını taşırdı. İlahiyat Fakültesi’nden Güzel Sanatlar Fakültesine gelince, kendisinden önceki kurucu hoca olarak bulunan Hüseyin Öksüz Bey’le abi kardeş hukukuna dayalı olarak “daha iyi nasıl yapabiliriz” gayretiyle fakültelerini en iyi seviyeye getirmişlerdir. Kendi asistanları, kendi öğrencileri hocanın kıymet verip sevdiği kimselerdi. Ben kendilerinin kıskançlık gibi kapris türü hareketlerini ne gördüm ne de hissettim. Her zaman tevazu ile insanlara yaklaşmasını bilmiş, insanların gönlünde ve gözünde layık olduğu kıymeti de görmüştür. Kendileri fevkalade bir babanın evlatları, fevkalade evlatların babası, gelininin ve damadının fevkalade babaları olmuştur. HOCASI HÜSEYİN KUTLU BEYE MUHABBETİ SONSUZDU Fevzi Bey deyince kendisini Sadrettin Özçimi Bey’den ayrı hiç düşünememişimdir. İkisi hep uyumlu bir dost ve kardeş olmuşlardır. Sadrettin Bey’i gördüğü zaman memnun olduğu her hal ve hareketinden belli olurdu. Sadrettin Bey de Fevzi Bey’e karşı her zaman aynı duygularla dolu olduğunu tavırlarıyla belli ederdi. Bir gün muhterem hocası İmam Efendi’yi, Hekimoğlu Ali Paşa Camii’ndeki vazifesi sırasında ziyaretimde Fevzi Bey de tevafuken oradalardı. Fevzi Bey’i hayatım boyunca gördüğüm en mutlu günü herhalde o günüydü. Hocasının yanında o kadar rahattı ki, yüzünden gülümseme sanki bir nur şulesi gibi etrafı aydınlatıyordu. Bunun sebebini kendi kendime irdelediğimde hocasına karşı olan aşırı muhabbetinin tezahürü olduğu kanaati bendenizde hâsıl olmuştu. “Âlimin ölümü alemin ölümü” demişler. Cidden yeri dolmaz bir dostumuz, kardeşimizdi. Cenazesindeki cemi gafirin “iyibilirdik” şehadetlerine fevkalade liyakatlerinin olduğunu, şehadet edenlerin şehadetlerini çok uygun bir insan üzerine yaptıklarına hepimiz şahidiz. Şimdi bu ayrılık kısa bir zaman için. Tekrar görüşeceğiz, bundan hiç şüphem yok. Bizden önce inşaallah Cennet-ü Âlâ’da olacaktır. Bir latife olarak şunu arz etmek isterim ki, fakire bir hilye yazacaklardı. Eğer bizim cennete girme gibi durumumuz olmazsa, orada Fevzi Bey’den istediğim hilye bahanesiyle yanında olmayı bütün canımla gönlümle arzu ediyorum. Üstadın yanına postu serdik mi inşaallah oradan kimse de çıkarmaz. Rabbimiz lütfetsin ihsan buyursun. Amin. Hastalığı boyunca hep moralini zirvede tutmuş, hep güler yüzle tatlı dille etrafına imanlı bir insanın nasıl olması gerektiğine en güzel örnek olmuştur. Allah (cc) Hazretleri bu dostumuz gibi yaşayıp, onun gibi arkamızda hayırlı eserler bırakarak güzel insanların toplandığı diyara gitmeyi bizlere de nasip eylesin.

Hezarfen Mesut Usta ile naht hilye üzerine

Hezarfen Mesut Usta ile naht hilye üzerine

Hat, tezhip, ebru, minyatür, naht, kalemişi, sedef-metal kesme ustası Mesut Dikel ile naht hilye üzerine hasbıhal ettik    İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi  Mesut Dikel hat, tezhip, ebru, minyatür, naht, kalemişi, sedef-metal kesme ustası. Hezarfen bir şahsiyet... Ressam, öğretmen, grafiker, fotoğraf sanatçısı Mesut Hoca Çukurova bölgesinde İslam-Türk sanatlarına bir yandan yeni isimler diğer yandan da yeni eserler kazandırıyor. Hezarfen Mesut Dikel Hoca naht hilye-i şerifeyi keserek bu alanda sanat tarihimizdeki ilk çalışmaya imzasını attı... Mesut hoca ile naht hilye üzerine hasbıhal ettik.   İbrahim Ethem Gören: Mesut Bey ne kadar zamandır naht çalışıyorsunuz? Nahtta ustanız kimdir? Mesut Dikel: İbrahim Bey, öncelikle Geleneksel Sanatlarımıza karşı duyarlılığınız için çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. İlk naht (testere işi ahşap kesim) çalışmalarımı 12-13 yaşlarımda ortaokul yıllarımda yapmaya başladım. Üniversitemin ilk yıllarında hocam, Prof. Dr. Mehmet Zeki Kuşoğlu'nu tanımış olmam benim ufkumu çok daha farklı bir şekilde genişletti. Naht Sanatı ile birlikte Metal, Sedef kesim çalışmalarına da başlamış oldum. Diyebilirim ki 35 yıldır bu sanat ile iç içeyim.   Naht Hilye-i Şerif bildiğim kadarıyla ilk defa denendi. Naht hilye fikri nasıl oluştu? Naht kesim Hilye-i Şerife tarihte bilinen ilk kesim naçizane bu fakire nasip olmuştur. İki yıl önce de 3 mm kalınlığındaki sarı metal malzemeden Hilye-i Şerife kesmiştim.   Ne kadar zamanda bitti? 18 ayda tamamlanabilmiştir.   Naht hilyeye gelecek olursak... Az önce de arz ettiğim gibi naht hilye ilk defa ortaya yapıldı. Naht Hilye-i Şerife'nin yazısını Hattat Ahmet Zeki Yavaş beyin Sülüs-Nesih yazı ile yazdığı bir düzenlemeden yola çıkarak kesmeye başladım. Yine bir hattat olan naçizane şahsım tarafından, harflerin anatomisine sadık kalınarak kesilen tarihteki ilk Hilye-i Şerif olma özelliğini taşımaktadır. Naht fikri malumunuz sizlerin de vesilesiyle gerçekleşti. Hattat Ahmet Zeki Yavaş Bey, İstanbul'da böyle bir çalışmasını kestireceği bir Naht sanatçısı arayışı içindeyken sizlerin önermesi ile Ahmet Bey ile görüştük ve "Bismillah" diyerek kolları sıvayıp gerçekleştirmiş olduk.   Hilye-i Şerife'de kullandığınız malzeme hakkında bilgi verir misiniz? Eserin teknik özellikleri nelerdir? Hilye-i Şerife'de kullandığımız malzeme 5 mm. sert kayın su kontrasıdır, nemden ve sudan etkilenmeyen bir malzeme oluşu sebebiyle tercih edilmiştir. Çok uzun yıllar formunu, özelliğini kaybetmeden kalabilme özelliği vardır. Yazı olarak Sülüs-Nesih yazı tercih edilmiştir. En üst motif çizgisinden en aşağıya kadar hilyenin uzunluğu 120 cm'dir. NAHT HİLYE TARİHTE BİR İLK Tasarım da size mi ait? Şimdi elimde ikinci naht hilye var... Birinci kestiğim Naht Hilye-i Şerife'nin yazısı arz ettiğim gibi Hattat Ahmet Zeki Yavaş Bey üstadımıza aittir. İkinci kestiğim, -halen şu an devam ediyorum- hilyenin tezyinatı, sülüs yazısı ve naht kesimi bu fakire ait olup yine bir ilki barındırmaktadır. Her şeyiyle şahsıma ait olduğu için yine tarihte bir ilktir.   Hilye üzerinde çalışırken nerelerde zorlandınız? Sülüs yazıyı kesmek nisbeten kolay olsa gerek. Sanırım ustalık nesih yazıyı keserken ortaya çıkıyor?   Sülüs-Nesih Hilye-i Şerif kesiminde tezyinat unsurlarının kesimi her ne kadar zaman alsa da parçaların büyüklüğü, tesviye yapılmaya müsait olması avantaj. Lakin yazı kısmında parçaların çok küçüklüğü tesviye; yani eğe ile düzeltmeye imkan vermemektedir. Hızlı kesemiyorsunuz aksine çok yavaş kesmek zorundasınız, yazının anatomisini bozmadan kesmek gerçekten çok ciddi ve zor bir mesele. En küçük hatada aynı harfi tekrar kesmek zorundasınız. Nesih, haliyle zor, çok ince yerlerde, harekelerde milimlik alanda kesim yapıyorsunuz, saatler sürüyor kesim çalışmanız. Bazen dalıyorsunuz... Aralıksız günde 8-10 saat kesim yaptığımı hatırlıyorum. SÜLÜS YAZIYI KESMEK DAHA ZOR Yazıların şahı olarak bilinen Sülüs yazıyı kesmeyi mukayese edersek nesihten daha zor oldu. Sebebi sülüs yazıda en küçük bir anatomik sıkıntı kendini belli ediyor sırıtıyor. Sülüs mü? Nesih mi? diye karşılaştırmak gerekirse gerçekten ikisi de zor... Yazı kurallarını bilen birisi olarak Sülüs yazı beni daha çok zorladı diyebilirim. Hilye-i Şerif kesiminin bir diğer zorluğu kesilen, çıkan binlerce parçalar. Naht hilye ne kadar zamanda ortaya çıktı? Günde belirli zaman dilimlerini kullanarak yaklaşık 6-7 hafta sürdü. Genelde bu tarz işlerde zaman tutma özelliğim vardır. 310-320 saat emek verilmiştir ilk çalışmaya. İkinci kestiğim Sülüs Hilye-i Şerif daha bitmemesine rağmen 360 saat geride kalmıştır. Tahminen 550 saati geçecek tamamlandığında... Çünkü tezyinat bölümü çok işçilik barındırmaktadır. İlk ahşap naht hilye denemenizden neler öğrendiniz? İkinci ve sonraki denemelerinizde önceki tecrübeleriniz size ne türden katkılar sağladı? İlk ahşap naht kesiminin her miliminde insan haliyle çok şeyler öğreniyor. Tecrübeler yenileniyor. Malumunuz çok uzun yıllardır metal kesmekteyim. Metal, kesimi ahşaba nisbeten çok daha zordur. Ahşapta kolay yol alırsınız, keseceğiniz malzemenin metalden yumuşak olması avantajdır. Metal, ahşaba nisbeten üç katı daha zordur ve çok yavaş ilerler... Sedef ise metalden çok ve çok daha zordur. Bir defa sedef kırılgan bir malzemedir, taş misali serttir. Bir kaç cm.'lik alan bazen günlerinizi almaktadır. Naht, bu zorlukları bilen birisi olarak, daha zor kesimlerden tecrübe kazandığımız için ahşap kesim haliyle pek zorlamadı desem yeridir. Sadece, sanatlı kesim zaman almakta... İşçilik kalitesini ve sanatı düşündüğümüz zaman iş gerçekten zor... Ama şükür ve zikirle niyet ederek başladığınız her iş Rabbimizin de lütfüyle kolaylaşmaktadır. NAHT HİLYEDE EN SON HAREKELER YAPIŞTIRILIR Hilyenin oluşum sürecini (tasarımdan kesime ve parçaların birleştirilerek verniklenmesine kadar) kısaca anlatır mısınız? Hilye-i Şerife'yi yazıldıktan sonra tezyinat unsurları devreye girer. Yani motif kısımları çizilir. Bunlar tamamlanmış ise istenilen ölçüde çok temiz olmak şartı ile lazer kopyası alınır. Alınan kopya sayısı mümkünse 4-5 adet olması gerekir. Her seferinde aynı ölçüde çıkış olmak mümkün olmamaktadır. Bir tanesini, keseceğiniz ahşap üzerine yapıştırıcı ile yapıştırırsınız, diğerini ise düz bir zemin üzerine koyup sabitlersiniz. Her bir parça ilgili yerlerinden delinir, kolay kesmek üzere parçalara ayrılır... Kesim sırası, genelde önce motif de olabilir yazı da olabilir... Yazıdan başlanmışsa çıkan her parça tek tek düz bir zemin üzerindeki ikinci kopya kâğıdı yazıların üzerindeki ilgili yere yapıştırmadan koyarsınız. Bundaki amaç şudur: Hangi parça nereye ait, hangi harf, hareke nerenin... Bunu yapmadığınız takdirde ilgili parçaları doğru yere koyamazsınız, karmaşa olur. Kesme yaparken kesilen her parçanın üzerindeki yapıştırılan kağıt hassas şekilde çıkartılır ve yine çok hassa şekilde zımpara işlemi çift yönden yapılır. Bu aşama çok hassastır zımpara yaparken minik parçalara zarar verebilirsiniz. Tüm kesim bittikten sonra önceden hazırlanmış ahşap zemin üzerine hilyenin çizimi yapılır ya da kopya kâğıdı ile hassas şekilde tüm parçalar çizilir. Bu zemin üzerine kesilen tüm parçalar taşınır ve yerleştirilir. Doğru yerleştirildiğinden emin olunduktan sonra belli bir sıra takip ederek mesela en dıştan içe doğru veya önce tezyinat kısmı sonra yazı kısmı tek tek yapıştırılır. En son harekeler yapıştırılır. Kuruma işlemi gerçekleştikten sonra vernik işlemi yapılır. HAT YAZISINI KESECEK TEKNOLOJİ HENÜZ İCAT EDİLMEDİ! Kesim malzemeleri hakkında da bilgi verir misiniz üstadım? Kesim işlemi tamamen el testeresi ile yapılır. Kullanılacak testere uçları beş sıfır, yedi sıfır gibi çok ince uçlardır. Günümüzde testere makineleri mevcut lakin bu kadar küçük parçayı bu kadar hassas kesebilme imkân ve ihtimalleri yok. Cnc, lazer kesim, su jeti gibi teknolojiyi takip eden birisiyim. Elde yazılmış bir yazıyı şu an için kesecek teknoloji halen mevcut değil ne yazık ki... Bazı dostlarımız naht hilye kesimi her ne kadar teknoloji ile çözülebilinir deseler de bu şimdilik mümkün değildir. Neden mümkün değil? Çünkü yazılarınızı bilgisayar ortamında çok ciddi ve hassas şekilde çizmeniz gerekir. Çizim yapılsa bile karşımıza anormal maliyet çıkıyor. Maliyet bir kenara el emeğinin yerini hiçbir şey alamaz. Ben kesimlerimde çok farklı teknikler deniyorum; kendime özel bu teknikleri şu an için teknoloji marifetiyle yapmak mümkün gözükmemektedir. Naçizane natürel naht kesmeyi seviyorum. Ağacın doğal yapısı hep terci sebebim olmuştur. Bu nedenle çok uzun yıllar göze ve gönüllere hitap edecek eserler çıkarmak muradımdır. Naht hilye çalışmak isteyen sanatkârlara tavsiyeleriniz neler olacaktır? Ülkemizde naht sanatını yapan ciddi manada üç beş kişiyiz. Nahtı hatla birlikte, hattat olarak yapan galiba iki kişiyiz. Dileğimiz sayımızın daha da artmasıdır. Son zamanlarda naht sanatına ilgi artmaktadır bu çok sevindirici olmakla birlikte, kesimlerin kalitesizliği, yazıların anatomik bozuklukları ve yanlışlıklarının had safhada olması bizleri üzmektedir. Naht sanatına gönül verenlere olmazsa olmaz tavsiyem şudur: Naht sanatkârı arkadaşlarımız bilhassa Hüsn-i Hat kesimlerinde icazetli bir hattatta kesimleri hakkında danışarak eserine hattatın yorumlarını dâhil ederek devam etmesidir. Keza tezyinat konusunda da bir müzehhipten destek almaları gerekir. Kesecekleri kompozisyon ve istiflerinin sahipleri yaşıyorsa onları kullanacakları zaman muhakkak izin alarak kesmelerini salık veriyorum.  

TUBA RUHENGİZ AZAKLI İLE EBRU SANATI ÜZERİNE SÖYLEŞİ..

TUBA RUHENGİZ AZAKLI İLE EBRU SANATI ÜZERİNE SÖYLEŞİ..

Ebrucu Azaklı: Ebru yaparken kalbini doğru tut! İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi'nde hizmet etmekte olan ebrucu Tuba Ruhengiz Azaklı ile öznesinde ebru olan bir söyleşi yaptık. İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi Ebru sanatı usta ebrucularımızın teknelerinin içinde hayatiyetini sürdürüyor. İstanbul'un; bir atım öte Türkiye'nin hemen her yerinde kadim ebru sanatının inceliklerine vakıf olan ustalar, yeni eserler ve isimlerle ebru iklimine yeni rüzgârlar taşıyor... Ebru sanatımıza atölyesinde ve İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi'nde hizmet etmekte olan ebrucu Tuba Ruhengiz Azaklı öznesinde ebru olan sorularımızı cevapladı... Önce tohum düşer toprağa... Tekneye de bir damla boya konur... Sonra sap ve yapraklar filizlenir. Teknede büyüyen noktadan sap ve yapraklar iğne yardımı ile çıkarılır. Sonra çiçeğin başı filizlenir. Teknedeki sapın tepesine alev kırmızısı bir damla boya düşer. Sonra çiçek tüm güzelliği ile güneşe doğru açılır. Teknedeki çiçek de son halini alır.   İbrahim Ethem Gören: Tuba Hanım sizi tanıyabilir miyiz? Tuba Ruhengiz Azaklı: 1984 yılında Erzurum'da doğdum. Babamın öğretmenliği nedeniyle çocukluk yıllarım birçok farklı şehirde geçti. 2001 yılında Bandırma İHL'den mezun olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde İlahiyat Fakültesi'ne başladım. 2006 yılında fakülteyi bitirip İstanbul'a geldim. Sanat hayatım yoğun olarak İstanbul'da başladı diyebilirim. Fuat Başar Hocam ile Hat ve Ebru eğitimine devam ettim. Aynı yıl başladığım Marmara Üniversitesi, İslam Sanatları Tarihi bölümü yüksek lisans eğitimimi 2008 yılında Yahya Efendi Kabristanı mezar taşlarını konu alan tezimi vererek tamamladım. Bu dönemde Prof. Dr. Semavi Eyice, Prof. Dr. M. Hüsrev Subaşı, Prof. Dr. Muhittin Serin, Prof. Dr. Selçuk Mülayim gibi çok değerli hocalardan ders alma fırsatım oldu. Tez çalışmalarım devam ederken bir müddet Klasik Türk Sanatları Vakfı'nın Eğitim Koordinatörlüğü görevinde bulundum. 2009 yılında evlendim ve Üsküdar'da atölyemi açtım. Şu an İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi'nde ve şahsî atölyemde çalışmalarıma devam etmekteyim. Aynı zamanda 3 yıldır bitki ressamlığı yapmaktayım.   ZAMANI GELİNCE EBRUYA "BİSMİLLAH" DEDİM   Ebru sanatı ile nasıl hemhal olmaya başladınız? Ebruyla çok küçük yaşlarda, anneannemin evinde dayımın teknesi ile tanıştım. O zaman ebru bana mucize gibi, dayım da sihirbaz gibi görünmüştü. Fırçayla, boyayla tekne başında tanışmam ise üniversite yıllarında oldu. Kendimi bildim bileli içimde var olan sanat aşkı, beni arayışa sevk etti. Resme olan ilgimi, üniversitede hat sanatına ve ebruya yönelttim. Ebru hep aklımdaydı ama başlamak için cesaret edemiyordum. Zamanın geldiğini hissedince "Bismillah" dedim, fırçayı elime aldım. Hâlâ fırçam elimde.     EBRUDA NE BİLİYORSAM ÖĞRETME GAYRETİNDEYİM  Şimdilerde neler yapıyorsunuz? Ebru sanatıyla ilgili araştırmalar yapmaya, yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Diğer yandan bildiğim ne varsa talep edenlere vermeye çalışıyorum. Ebru sanatını bozmadan, aslına uygun bir şekilde geliştirmeye, bu sanata yeni bir soluk getirmeye gayret ediyorum. Birkaç projem var. Onların üzerinde çalışıyorum.   TALEBENİN HOCASINDAN HER ZAMAN ÖĞRENECEĞİ BİR ŞEYLER VARDIR  Klasik sanatlarda hoca-talebe münasebeti üzerine düşünceleriniz nelerdir? Talebede hocanın ilmine, emeğine saygı, hocada ise "talebem iyi öğrensin, beni de geçsin " niyeti olmalı bence. Bir hoca talebesine kendi eseriymiş gibi bakarsa, onu en iyi seviyeye getirmek için uğraşır. Onu kıskanmaz. Her bildiğini öğretir. Talebe de sanatı öğrendikten sonra, "İşim bitti, alacağımı aldım" diyerek çekip gitmemelidir. Bizim sanatlarımızda hoca-talebe ilişkisi ölene kadar bitmez. Hatta öldükten sonra da mana âleminde hocasından istifade edenlerin olduğunu biliyorum. Hoca ile talebe ömür boyu görüşür. Talebenin her zaman hocadan alacağı, öğreneceği bir şeyler vardır.   Ebru öğreticiliği ebrucuya neler katıyor? Sadece ebru değil, her ilmin öğreticiliği, öğreten kişi için eğitimdir bence.  İnsan, heybesinde olanın farkına onları öğrettiği vakit varıyor. Ve birçok şeyi öğretirken öğreniyor insan. Ayrıca aktardığınız ilmin başka bir insandaki yansımalarını seyretmek, karşınızdakinin sizden öğrendikleriyle yetiştiğini görmek bambaşka bir mutluluk.   Lale ebrusu özelinde soracak olursak sizce güzel bir çiçek ebrusu hangi hususiyetleri haiz olmalıdır? Öncelikle ebru, denge ve ölçü unsurlarına uygun olmalıdır. Tabi ki üsluplaştırma olduğu için çiçeğin bazı uzuvları abartılı yapılabilir. Vurgulanmak istenen kısım ön plana çıkarılabilir. Ama bunun gözü rahatsız etmemesi, kendi içinde denge ve ölçü ile yapılması gerekir. Çiçeğin sayfa içine orantılı yerleştirilmesi, ağırlık noktasının belirlenmesi, estetik duruş verilmesi önemlidir. Bir diğer önemli hususiyet yapılan ebrunun şirin olmasıdır. Ebru, bakan kişide güzel duygular uyandırmalı, gönlüne sıcaklık doldurmalı insanın. Bazen bir ebruya baktığınız zaman her şeyin usulüne uygun olduğunu, ölçülerin ve renklerin yerinde kullanıldığını görürsünüz. Ama soğuk bir duruşu vardır. O eseri izlemek keyif vermez. Bu hususiyet, ölçünün, kaidenin ötesinde bir hususiyettir.     EBRU YAPARKEN KALBİNİ DOĞRU TUT  Bir ebruyu tekneden çıkardığınızda neler düşünürsünüz? Ebruyu tekneden çıkaracağım zaman istisnasız heyecanlanırım. Çünkü son ana kadar sürprizlere açık bir sanattır ebru. Diğer sanat dalları gibi değildir. Sizin kontrolünüz dışında cereyan eden pek çok hadise vardır. Ebruyu tekneden çıkardıktan sonra da heyecanla izlerim. Bununla beraber tekneye pozitif enerji göndermeye gayret ediyorum. Bunun etkisini defalarca kez tecrübe ettim. "Eyvah, boyalar akacak" dediğiniz an boyanın akması kaçınılmaz. O yüzden hocam ebru yaparken ve ebruyu tekneden alırken "Kalbini doğru tut" diye nasihat eder hep.   EBRU TEKNESİ İNSAN PSİKOLOJİSİNDEN ETKİLENİR  Yaklaşık 10 yıldır ebru yapıyorsunuz? Talebelerinize ebru öğretiyorsunuz? Bu süreçte ebru size ne öğretti? Bu zaman zarfı bana, ebruyu öğrenme sürecimin asla bitmeyeceğini öğretti. Her gün yeni bir şeyler keşfediyorum. Teknenin, boyanın, fırçanın yeni bir huyunu öğreniyorum. Sürprizlerle dolu bir sanat ebru... Zamanla daha fazla hâkim olup daha iyi kontrol edebilseniz de hiçbir zaman tam anlamıyla ipleri elinizde tutamıyorsunuz. Teknenin canı ne vermek isterse onu veriyor size.  Özenerek hazırladığım bir tekneden hiçbir şey alamadığıma, baştan savma hazırladığım tekneden nefis ebruların çıktığına şahit oldum defalarca kez. Ebru öğretirken de keşfettiğim bir hususiyettir bu. Tekne herkese farklı cevap veriyor. Aynı teknede aynı malzemeyle ebru yapan iki kişinin ebrusu bambaşka çıkabiliyor. Bazen bütün malzemeyi kuralına uygun hazırlamama rağmen, ebru yapan kişiye göre teknenin hırçınlaştığına, sonuç vermediğine de şahit oldum. Bu durum bana teknenin canlı olduğunu, insan psikolojisinden son derece etkilendiğini öğretti.     Ebru ile tabiat arasında nasıl bir ilişki kurarsınız? Tabiatın ana unsurları toprak ve su... Ebru ise toprak boyaların su üzerinde dansı... Ve insanın da aynı materyalden, toprak ve sudan yaratılmış olması... Bu yüzden doğaya ve insana bu kadar yakın ebru... Temelde var olan bu benzerliğin yanı sıra, ustalar, ebruda çiçeğin yapılışını rastgele değil, doğadaki nizamına, aşamalarına uygun şekilde belirlemişler. Önce tohum düşer toprağa... Tekneye de bir damla boya konur... Sonra sap ve yapraklar filizlenir. Teknede büyüyen noktadan sap ve yapraklar iğne yardımı ile çıkarılır. Sonra çiçeğin başı filizlenir. Teknedeki sapın tepesine alev kırmızısı bir damla boya düşer. Sonra çiçek tüm güzelliği ile güneşe doğru açılır. Teknedeki çiçek de son halini alır. Bir diğer husus şudur ki, ebru sanatı ve diğer klasik sanatlar, doğayı birebir taklit etmez. Bu, yetenek eksikliğinden değil, kul olmanın bilinci ile stilize etme yoluna gitmekten kaynaklanır. Yaratılan güzelliklere hayranlığın bir ifadesi olarak stilize etme yoluna gidilmiştir.   SANAT MANEVİ TERBİYE YOLUDUR  Gelenekli sanatlarda ve bahusus ebru sanatında sabrın yeri ve tevazuun yeri üzerine neler söylemek istersiniz? Sanat, manevî terbiye yoludur. Osmanlı,  sanatı insanın ruhî ve manevî terbiyesi için kullanmış ve gençlere bu vasıta ile hayat disiplini kazandırmıştır. Aynı zamanda bizim sanatımıza, Allah'ın yarattıklarına hayran olmanın bir göstergesi olarak bakılmalıdır. Sanatla uğraşan kişi de bu bilince sahip olmalıdır. "Ben yaptım" dememeli, "Allah'ın yarattığı güzelliklerin ortaya çıkmasında, Allah'ın hediye olarak verdiği yetenekle ve uzuvlarla aracı oldum" bilincini taşımalıdır. Herkes bu düşünceye sahip olabilse, sanatkârlar arasında sürtüşmeler, kavgalar da olmaz. Bu bilinci kaybettik maalesef. Hocam bu konuyla bağlantılı olarak şu örneği verirdi. Kıymetli hattatlarımızdan biri, güzel yazılar yazdığı zaman; "Azizim, bu gece yine iyi yazdırdılar" dermiş. Sanatta tevâzuu anlatan bundan güzel örnek bilmiyorum. Sanatlarımız, kişiye güzel hasletler kazandırma, her işini güzel ve ahenk içinde yapma duygusunu aşılamasının yanında, kişiye sabretmeyi öğreten bir yöne de sahiptir. Ebru eğitiminde talebe hemen tekne başına oturtulmaz. Onu meşakkatli bir yol beklemektedir. Ustalar önce boya ezdirir, fırça bağlatır. Bunun sebeb-i hikmeti hem sabrı öğretmektir, hem de bu sanatların bu günlere o kadar kolay gelmediğini anlatmaktır bence. Biz şu an bütün malzemeleri hazır buluyoruz. Su üzerinde boyaları sağa sola da çekebiliyoruz. Bizim bilgisine vâkıf olup hemen yaptığımız şeyi, ustalarımız zamanında keşfetmek için aylarca, yıllarca çalışmışlar. Hocanın dört-beş sene uğraşıp keşfettiği bilgiyi öğrenci bir çırpıda öğrenmek ister. Hoca ise onun biraz emek sarf edip, kendi kendine keşif için çırpınmasını ister haklı olarak. Kişi gerçek bir sanatçı olmak istiyorsa, hazır bilgiye konmak yerine sabredip keşif için biraz ter dökmelidir.     Ebru sabrı öğretiyor mu? Ben kendi adıma bu konuda ebrunun bana çok şey kattığını söyleyebilirim. Zamanla normal hayatta da sabır ve sükûnet içinde beklemeyi öğretiyor insana.  Bir ebrucunun ebru sanatı için olmazsa olmazı ne olmalıdır?   Hocaya saygı, bilgi, tecrübe, yetenek ve hayal gücü bu sanatın olmazsa olmazıdır. Bunların tamamına sahip olmayan kişi, daha önce yapılanları taklitten öteye geçemez.   Klasik ebruda yeni arayışlar içine giriyor musunuz? Ben, sanatlarımızın ana kaide ve kurallarına uymak kaydıyla, geliştirilmesi, yeni boyutlar kazanması gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden yeni arayışlar içine giriyorum. Bu konudaki düşüncelerim eleştirilebilir... Ama ben klasik sanatların bir döneme takılıp kalmasını, bir noktada saplanıp bir adım öteye gitmemesini anlamsız buluyorum. Belli kaideler ve kurallar çerçevesinde gelişmeli, her gerçek sanatkârla beraber bir adım öteye gitmeli ve akıp giden zaman içerisinde bu yolla yaşamaya devam etmeli bence. Klasik ebru konusunda aşırı katı görüşte olan hocalarıma şu soruyu sormak isterim; Mustafa Düzgünman hocamızın, 50 sene daha ömrü olsaydı geldiği son noktayı tekrar edip durur muydu? Yoksa yeni denemeler yapar mıydı? Mesela gül ebrusunu geliştirir miydi? Veya hocanın bahçesinde kır papatyası değil de lilyum çiçeği olsaydı bu çiçeği dener miydi?  Bence bu mesele üzerinde düşünmeye değer bir konu... Bu soruyu hocanın ilk başladığı nokta ile son geldiği nokta arasındaki farka ve bu sanata olan katkılarına bakarak cevaplayabiliriz. Kişi, klasik ebruyu etraflıca öğrendikten ve bu sanata uzun yıllar emek verdikten sonra farklı çiçekler ve farklı metotlar denemelidir bence.   Tekneden çıkan ebruya resim ve minyatür unsurlarının eklenmesi hususundaki kanaatleriniz nelerdir? Ben klasik sanatların birbirini tamamladığını ve birbirine yakıştığını düşünüyorum. Günümüzde tezhip, minyatür, katı' sanatlarından oluşan karma eserler üretiliyor ve birçok kesim tarafından beğeniliyor. Ortaya güzel sonuçlar çıkıyorsa neden olmasın.     EBRU HOBİ DEĞİL; ATA SANATIDIR  Ebru sevdalılarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?   Bu işe samimi niyetlerle başlayanların Allah yolunu açık etsin. Bu sanat bizim hoşça vakit geçireceğimiz hobimiz değil, ata sanatımızdır... Bunun bilincinde olmalıyız. Bir diğer mesajım; Kişi, teknenin sürprizlerle dolu olduğunu ve kırk yıl bile geçse tekneden ebru sanatıyla ilgili yeni bir şey öğrenebileceğini unutmamalıdır. Gerçi tekne bunu arada hatırlatır zaten...  

Hat sanatında bir köprü insan: Halim Efendi

Hat sanatında bir köprü insan: Halim Efendi

Dünya Bizim Hattat Mustafa Halim Özyazıcı 'kalemi kendine esir etmiş ve yenmiş olan bir hattat' olup, nev'i şahsına münhasır müstesna bir kabiliyettir.    Hattat Halim Efendi'nin vefat yıl dönümü dolayısıyla Dünya Bizim'e bir yazı hazırlama sözü vermiştim. "Hattat'ımızın vefatı 30 Ekim olmalı" mülahazasıyla rahatlık içerisindeyken GYY'den e-posta adresime hatırlatma mesajı geldi. Oysa Halim Efendi Üstadımızın vefat yıl dönümü 30 Eylül'deymiş. "Bugün, yarın yazıp göndereyim" dedim ve mesajı okuduğum gecenin sabah namazı vaktinin sonrasında öznesinde Halim Efendi merhum olan yazıya başladım. Sekiz-on paragraf kadar yazdıktan sonra uyku galebe geldi. Halim Efendi rüyamı teşrif etti. Ellerinden öptüm, çok sevdiğini büyüklerimde yaptığım gibi ellerini yüzüme sürdüm. Kanepenin kenarına ilişti. Hasbihal ettik. Sülüs besmele yazdı, fakir için bir defter yaprağının üzerine. Hemen önünde masa varken masanın üzerinde yazmadı, yazıyı öylece sağ dizinin üzerinde yazdı. Sülüs besmelede kurşun kalem kullandı. Hazır Halim Efendi'yi bulmuşken evde aharlı kâğıt, is mürekkebi, kamış kalem aramaya koyuldum, rüya ya, bulamadım işte. Böylece Halim Efendiyle bir teşrik-i mesaimiz oldu hayâl âleminde olsa da. Değerli okuyucu, iş bu vefat haberi de böylelikle tekemmül etti.   Hattat Mustafa Halim Özyazıcı 01.02.1898 tarihinde Asitane'de doğar ve takvimin yaprakları 30.09.1964'ü gösterdiğinde aynı şehirde ukba âlemine bir Şehbal kuşunun kanatlarının üzerinde uçup gider. Bundan tam 49 yıl önce Cevizlibağ'da Mustafa Halim Özyazıcı'ya çarpan araç, dönemin en mahir hattatını fani dünyadan bekâ âlemine yolcu ettiğini bilmiyordu. Eğer biliyorsa Dr. Berk'in iddia ettiği gibi cinayete kurban gitti Halim Efendi. Bu husus bahs-i ahar.   Halim Efendi'nin ilk ketebesi Nalincizade Mustafa Küçük yaşlardan itibaren hat sanatına alaka duyan Halim Efendi, ilk yazılarını kundura imalatçısı olan babasının dükkânında bulduğu ayakkabı kalıp kartonlarının üzerine meşk eder. Hattat İsmet Gülnihal'in Güngören'deki arşivinde incelediğim mezkûr kundura kalıplarında Halim Efendi'nin yazdığı ilk hurufat denemelerine "Naliııcizade Mustafa" ketebesini koyduğunu gördüm. Halim Efendi, Rakım mesleğini, eskilerin efradını cami a'yarını mani dedikleri tarzda Miladi takvimin yaprakları 1916'yı gösterirken Medresetül Hattatin'de öğrenir. Burada rahle şerikleri Hamid ve Süheyl Beylerle birlikte Reisül-Hattâtin Hacı Ahmed Kamil Akdik'e, Kur'an-ı Kerim hattatı Hasan Rıza Efendi'ye, divani yazı hocası Ferid Bey'e, talik hocası Mehmed Hulûsi Efendi'ye, celi sülüs hocası Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer'e, sülüs ve nesih hocası Beşiktaşlı Nuri Efendi'ye, kufi hocası Emirzade Kemaleddin Bey'e talebe olur. Mektepte ebru gösterip ahar Öğreten Necmeddin Efendi'den tefeyyüz eder, arada bir tezhip hocası Bahaeddin Efendi'ye ve minyatür hocası İranlı Tâhirzâde Hüseyin Behzad'a selam verir. Halim Efendi, Hasan Rıza Efendi'den tefeyyüz ederek, hat sanatında ustalığını Kur'an-ı Kerim hattatı olarak bilinen Hasan Rıza Efendi'den kesbeder. Medresetül Hattatin'den hocalarının tamamının imzası bulunan ve "icazetnamem" dediği vesika ile mezun olur. Kalemi kendine esir etti Mustafa Halim Efendi, Necmeddin Efendi'nin tesbitiyle "kalemi kendine esir etmiş ve yenmiş olan bir hattat" olup, ney'i şahsına münhasır, müstesna bir kabiliyettir. Kamış kaleminden aklam-ı sittenin her nev'inde, birbirinden âlâ. yazılar neşet eden hattatımızın talik yazısının sülüsle, nesih yazısının divani ile müsabaka halinde olduğu vakıa mutabık olan bir hakikattir.   Halim Efendi velud bir hattattı, çok yazı yazmıştı. "Çok" derken, irili-ufaklı binlerce, on binlerce yazıdan bahsediyoruz. Halim Efendi, hayata ve hakikate dair hemen her şeyi yazdı. Ayet-i kerimeler, cüzler, hadis-i şerifler, kelam-ı kibarlar, kasideler, şiirler, na'tlar, marşlar, cami yazıları, şehir, belde, apartman isimleri, tuğralar, kartvizitler, fatura defterleri...   Temin ettiği her türlü malzemenin üzerine yazdı Halim Efendi yazı yazmanın, kamış kalemden zikir sesi almanın mümkün olduğu hemen her şeyin üzerine yazdı. Aharlı kağıt, ebru kâğıdı, kuşe kâğıdı, eskiz kağıdı, aydınger, kumaş, teneke, cam, tahta, ayakkabı karton, pelür kağıdı... El-Hac Mustafa Halim eline nasıl bir malzeme geçerse geçsin üzerinde mutlaka en az bir kez meşk etmiş. Hattat Özyazıcı, yazmayı düşündüğü levhaları önce küçük defterlere yazar. Bu defterlerin üzerinde temrinde bulunur. Celi yazılarının minyatürlerini de yine küçük kâğıtlara yazar. Bir zaman içinde onlarca sülüs yazı denemesi olan bir defterini incelemiştim.   Harf devrimi olunca hattat aileleri nasıl geçindi? Bu ülke nice inkılaplara, darbelere tanıklık etti. Darbelerin tarihini 1960'lardan başlatma gibi bir geleneğimiz var. 1924 yılında medreselerin kapatılması, 1928 yılında harf inkılabı medeniyete, irfana, ümmete yönelik bir darbe değil midir? Siz son sorunun cevabını düşünedururken sorulanmıza devam edelim. Harf inkılabı olduğunda mesleğini hattatlıktan kazanan sanatkarlar ailelerini nasıl geçindirmiştir? Reisül Hattatin Hacı Kamil Akdik'in gözyaşlannı kim silmiştir? İstanbul'da Halim Efendi, Hamid Bey, Macid Ayral, Beşiktaşlı Hacı Nuri Korman ve Medresetül Hattatin'in hocaları ile birlikte Bursalı, Edirneli, Kastamonulu, Erzurumlu, Kütahyalı hattatlar hangi sıkıntılara maruz kalmıştır? Son üç sorumuzla ilgili romanı bir yana bırakın, ne hikaye yazılmış, ne de herhangi bir araştırma yapılmıştır. Halim Efendi İslam harfleri yasaklanınca hayata küsmüştür. Zahiren böyle olmuştur. Ama hakikatte hiç boş durmamıştır. Halim Efendi o dönemde bir yandan kaleminin kuvvetinin kaybolmaması için çokça meşk ederken, diğer yandan da İstanbul eşrafından hamiyetperver insanların çocuklarına gizli gizli hat dersleri vermiştir. ilim Yayma Cemiyeti'nin kurucularından Hacı Nazif Çelebi Bey'in kerimelerine evlerinde ders vermeye geldiğini; hatta Halim Efendi'nin Nazif Efendi ile birlikte hacca gittiğini, cennetmekan Nazif Bey'in oğlu Vefa Çelebi Bey'den dinlemiştim. Halim Efendi bu dönemde insanların arasından, talebelerden, meşk sohbetlerinden uzaklaşarak Zeytinburnu'nda Tepebağı mevkiinde aldığı bağ evine taşınmıştır. Tabii Halim Efendi'nin gözü zalimin zulmünden, jandarmanın dipçiğinden korkacak değil ya! Nasıl ki o dönemde İslam uleması talebelerine çiftliklerde Kur'an ilimlerini öğrettiyse, Halim Efendi de Zeytinburnu'ndaki bağ evinde bir yandan bağcılık yapmış, diğer yandan da üzüm yemeğe gelen talebelerine hat sanatının inceliklerini öğretmiştir. Halim Efendi o dönemdeki yazılarının altına "Sabıkan Hattat Bağban Halim" imzasını atmıştır. Bu sayfada gördüğünüz, dostum İrfan Başak'ın koleksiyonundaki tarihi vesika bağcı Hattat Halim Efendi'nin mücadele azminin hazin bir simgesidir. Bu cümle de Halim Efendi'ye aittir: "Ben bu ellerimle hem kalem açarım, hem bağ bıçağı kullanırım."   İbnü'l-Emin Son Hattatlar'da Halim Efendi'ye yerden tasarruf etmiş Nev'i şahsına münhasır kalem üstadi İbnü'l-Emin Mahmut Kemal İnal ile Halim Efendi'nin arasında bir mesele olmalı ki, İbnü'l-Emin, hat sanatının referans kitabı Son Hattatlar'da Halim Efendi'ye bir yandan talebesi seviyesindeki hattatlara ayırdığı yerden daha az bir yer uygun görürken, diğer yandan da "Yetiştirdiği mütenevvi üzümlerden -ilk ve son defa olarak- vaktiyle bana bir sepet getirmişti." şeklinde serzenişte bulunur. Halim Efendi, zahiren bağcılıkla uğraştığı yıllarda Şişli, Kadırga Sokullu, Azapkapı Sokullu, ve Ankara Maltepe camilerinin kubbe ve kuşak yazılarını yazmıştır. Yeri gelmişken, Halim Efendi'nin oğlundan dinlediğim bir hatırayı nakletmekte fayda vardır efendim.   "Hay Allah! Eksik yazdık herhalde" Bir gün, Halim Efendi'nin üvey oğlu ile Şişli'de buluştuk. Halim Efendi'nin mahdumu beyefendi, bir hattata satmak üzere babasına ait birkaç eser getirmişti. Eserlerin arasında bir de fotoğraf vardı: Sünnet fotoğrafı. Mutluluğun, siyah beyaz fotoğraf karelerinde kaldığı bir hüzün fotoğrafıydı bu. Halim Efendi, oğlunu sünnet ettirmiş, yakın akrabaları ve sünnet kıyafetleri içerisindeki oğlu ile birlikte fotoğrafçıya samimi bir poz vermiş. İşte 1950'li yılların başında gerçekleşen bu hadisenin kahramanı olan beyefendi, kendi sünnet fotoğrafını satıyordu. Ne hazin bir manzaraydı... "Bi-baht olanın bağına bir katresi düşmez / Bâran yerine dürr-ü güher yağsa semâdan".   Mezkûr buluşmamızda Halim Efendi'nin üvey oğlu anlatmıştı: "10-12 yaşlarındayım. Topkapı'daki bağ evimizden babam önde ben arkada yola çıktık. Babam yine onlarca yazı yazmış, taşınması kolay olsun diye bunları rulo haline getirmişti. Taşıyamadıklarını bana verdi. O önde, ben arkada Aksaray'a doğru yürüyoruz. Yurüdükçe, yol uzadıkça elimdeki rulolar ağırlaşıyor. Babam, nasılsa arkaya bakmıyor! Yazıları teker teker yol kenarlarına atıp yoluma devam ediyorum. Gideceğimiz yere vardığımızda elimde kalan üç beş ruloyu babama veriyorum. Babam, elindeki rulolarla birlikte, uzattıklarımı da açıp masanın üzerine seriyor. Kıtalar, levhalar eksik. "Hay Allah! Eksik yazdık herhalde" diye hayıflanıyor. Sonra eve gidince usanmadan eksik yazıları tamamlıyor."   Halim Efendi kültür karakışının üzerindeki kara bulutların nisbeten dağılmaya başladığı 1946 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nde hoca olma imkânını elde eder. Lakin Akademi'de en az rağbet hat sanatınadır. İlk başlarda talebe bulmakta epey zorluk çeker. 1963'te ise yaş haddinden emekliye ayrılır. Akademideki hocalığı sırasında yazı sanatına pek rağbet yoktur. Talebeyi mumla arar. Diğer bölüm öğrencilerini yazı çalışmaya davet eder. Yine o dönemde Halim Bey'in dışında aktif olarak hat sanatını öğreten yok gibidir. Halim Bey'den kısa bir süre ders alan Hasan Çelebi Hocamızı geçtiğimiz yıl Ocak ayında Üsküdar'daki atölyesinde ziyaret etmiştim. Reisül Hattatin Çelebi Hocamızla icazet talebelerinin meşklerini kontrol etmesinin akabinde yaptığımız iki saatlik hasbıhalde hocasının Akademi günlerine şöylece değinmişti:   "O zamana kadar Hamid Aytaç Hoca'nın talebesi yoktu, Hamid Hoca talebe ile uğraşmazdı. Halim Bey ise o dönemde talebe yetiştirmek için çok meraklıydı. O yıllarda Halim Hoca, Mimar Sinan Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar Fakültesi'nde hat dersleri verirdi. Şimdi anlatacaklarıma dikkat ediniz. Fakültenin mimarlık bölümünde okuyan talebelerden işitmiştim. Halim Hoca teneffüs aralarında mimarlık bölümünde okuyan talebeleri bularak 'Gelin size hat sanatını öğreteyim' diye onları sıkıştırırmış. Ne azim, ne istek, ne fedakârlık! Hat sanatı işte böylesi çalışmaların neticesinde günümüze kadar gelmiş."   İlmin zekatı yüzde yüzdür Hattat Mustafa Halim Özyazıcı, "İlmin zekâtı yüzde yüzdür" diyerek talebelerine hat sanatına dair bildiği ne varsa öğretmiş, hocalarından tevarüs ettiği usul üzerine talebelerinden ücret almamıştır. Halim Bey tertip ve düzen sahibi bir kişiliktir. Halim Efendi, Akademi'de kendinden hat sanatı öğrenen talebeleri için hususi bir defter tutmuştur. Üstadımızın 1948-1952 yılları arasında ders verdiği talebelerinin kaydını tuttuğu defteri elime alarak detaylıca inceleme imkânı buldum. Halim Bey'in, rik'a kalemiyle yazdığı defterde öğrencilerinin künyesi, isimleri, doğum tarihleri, adresleri ve fotoğrafları yer alıyor. Hattat İsmet Gülnihal'ın dükkân-ı hikeminde incelediğim defterde Süleymaniye Camii müezzinlerinden merhum Saim Özel'in, Kerim Silivrili'nin, oğlu Cemalettin'in, Mustafa Bekir Pekten'in, Prof. Dr. Orhan Okay'ın, Prof. Nejat Diyarbekirli'nin ve Suat Yalaz'ın isimleri ön palana çıkıyordu. Halim Efendi 1963 yılında Akademi'den emekli olduktan sonra bağ evine gelen talebelerine ders vermiştir. Bu dönemde, -daha sonra hat sanatının ilk profesörü olacak olan- Ali Alparslan (merhum) ve -daha sonra edebiyat profesörü olacak olan- Nuri Yüce hat dersleri almak için, -daha sonra fahri hat sanatı profesörü olacak olan- Uğur Derman da hasbihal etmek için Mustafa Halim Özyazıcı Üstad'ı sık sık Zeytinburnu'ndaki bağ evinde ziyaret ederler.   Halim Efendi'nin belki en önemli hizmeti, Osmanlı saray hattatlarından, bir Türk yazısı olan divani hattını öğrenerek talebesi Ali Alparslan'a öğretmesidir. Osmanlı sarayı hattatlarına has olan bu yazı, Halim Efendi-Ali Alparslan silsilesiyle meşk edilerek yeni nesil hat sanatı taliplerine aktarılmış ve böylelikle unutulmaktan kurtulmuştur. Osmanlı medeniyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında hat sanatı alanında köprü vazifesi gören Halim Efendi için bir kitap yayınlanmamasına, en azından müzayede kataloglarından özel koleksiyonlara kadar yüzlerce eseri ortadayken, bir albüm oluşturulamamasına üzülüyorum. Üzüldüğum diğer bir husus da, 99'luk tesbihin ipinin koparak tüm tanelerinin 99 ayrı noktaya saçılması misali Halim Efendi'nin eserlerinin de parçalanıp gitmesidir. Tıpkı Şevket Rado ve Emin Barın koleksiyonları örnekliğinde olduğu gibi bir koleksiyonda toplanma imkânı olmadı bu eserlerin.  Halim Efendi'nin yazıları kıt'a kıt'a, levha levha, satır satır esnaf müzayedelerinin pipo tütünü kokan salonlarına düştü, parça parça satıldı, bir nevi heba olup gitti. Hattat İsmet Gülnihal, 2000'li yılların başında Halim Efendi'nin üvey oğlundan altı çuval yazı ile birlikte, hokka ve yazı takımlarını, enfiye kutusunu, tesbihlerini, mühürlerini, talebe defterlerini, mansurdan kıza kadar neylerini ve müşteri defterlerini satın almıştı. Halim Bey'in müşteri defterleri için de bir paragraf açmakta fayda var. Kimden hangi yazıyı sipariş alıp da ne yazdıysa, kaparo sadedinden kaç lira aldıysa bunları hüvesi hüvesine bu deftere yazmış. Halim Bey'in zati eşyalarını incelediğimde her şeyin kalitelisini kullandığını gördüm. Birbirinden âlâ tesbihler hâlâ Halim Efendi için gizli bir zikri terennüm ediyordu, Mansur hâlâ hu sesi veriyordu. İsmet Gülnihal'deki terekede Halim Efendi Hat Müzesi kurulacak kadar yazı var. Biraz İsmet Hoca biraz da Kültür Bakanlığı fedakârlıkta bulunursa Halim Efendi'nin yazıları halka, sanatseverlere mâl olabilir.  Halim Efendi için yapılacak daha pek çok şey var. Vefatının 50'inci yılı münasebetiyle Halim Efendi Sempozyumu düzenlenebilir. Yeni açılan Güzel Sanatlar Fakülteleri'nden birine ismi verilebilir. IRCICA bundan sonraki hat eserleri yarışmasını Halim Efendi'nin adına tertip edebilir. Tabii ki Ekmeleddin İhsanoğlu gibi müsabaka isimlerinden sıra gelirse! Bu vesileyle vefatının 49'uncu yılında Halim Efendi'yi hayır ve rahmetle yâd ediyorum. Mekânı cennet olsun. Hakk Teâlâ yazdığı harfler adedince merhuma inam ve ihsanda bulunsun. Âmin. İbrahim Ethem Gören yazdı.

350 Hattat bir gecede dükkân kapatmış!

350 Hattat bir gecede dükkân kapatmış!

Dünya Bizim Yağmurlu bir akşam vakti küçük bir grubun iştirakiyle Bâbıâli Sohbetleri'nde usta hattat Hasan Çelebi'yi dinledik.  Seyhu'l hattatîn Hasan Çelebi üstadın, bütün ilim ve irfan ehli insanlar gibi ibretlik bir hayat hikayesi var. Elbette biz, ESKADER'in düzenlediği Babıali Sohbetleritide bu hikayenin sadece 'ummandan bir katre' kabilinden bir miktarını dinledik ama hem dinlediklerimiz çok güzel şeylerdi, hem de sıcak anlatım üslubundan ve eskilere has nezaketinden dolayı böyle büyük bir insanın karşısında bulunmak insana ayrı bir haz vermiyor değil.  Mekke'de indi, İstanbul'da yazıldı ve okundu!  Evvela dikkatimi çeken bir şeyi; hat sanatında maharet ve kabiliyetini dünyanın dört bir yanında kabul ettirmiş böyle büyük bir insanın ellerinin sürekli titrediğini söylesem ne derdiniz? Çizgiye hükmeden ve en ufak ayrıntılara hakim olacak derecede çizginin ve kalemin derununa inebilecek kadar büyük bir incelikle yazı yazabilen böyle bir insanın, sair vakitlerde elinin sürekli titreyip kamışa değdiğinde ayaz vaktindeki göller kadar sakin olabilmesi bir çeşit mucize değil mi? Sunucunun "Kur'an-ı Kerim; Mekke'de nazil oldu, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı." deyişini aktarırken araya giren Çelebi Hoca, simasına yaydığı sıcak bir tebessümle, "yazıldı ve okundu" diyor. Sunucu da gülerek bu 'hata'yı tashih ediyor. "Kıraç dedikleri tabir tam da bizim köydür." diyor Hasan Çelebi Hoca ve köyünü, çocukluğunu, o dönemin zorluklarında nasıl hayat mücadelesi verdiklerini anlatmaya başlıyor. Kış soğukları başladığı zaman altı ay boyunca diğer köylerle irtibatı kesilen Erzurum/Oltu'ya bağlı İnci köyünde 1937 yılında dünyaya gelmiş. Hocanın araştırmalarına göre 500 sene evvel de köyün ismi aynıymış ve o zamanlar 35 kişilik de gayrimüslim nüfus mevcutmuş: "Demek ki Müslümanlar oraya gelmeden evvel Cenevizliler vardı orada." "Her türlü yokluğun içinde büyüdüm." diye anlatıyor Hoca, "Allah'tan, bizim orası orman köyü olduğu için yakacak derdimiz pek olmazdı." Hafızlığını dayısında yapmış ve dolayısıyla ilk hocası dayısı olmuş. İlk medresesi ve mektebi, dayısına gelen Köylü ve Köroğlu isimlerinde tek yapraklık gazeteler olmuş. "Bu yazıları öğrenin, lazım olur." diyen dayısının gazeteleri, o zamanlarda bütün bilgisini oluşturan yegane şeylermiş: "Zaten Anadolu'da en mevsuk kitap Mızraklı İlmihaldi. Eğer bir yerden birinin eline Kara Davud da geçmişse o daha derin hoca olurdu. Köylerde eski yazıyı bilenler üçü beşi geçmezdi. İlmi terbiye goreceğiniz, sanat öğreneceğiniz bir yer yok; mecburen gözümüzü Istanbul'a diktik. Istanbul'a geldiğimde sırtımda ceketim, ayağımda ayakkabım yoktu."       Medreseye hileyle nasıl girmiş?     Hasan Çelebi Hoca, 1954 yılında İstanbul'a geliyor ve Üçbaş Medresesi'ne (Yanılmıyorsam bu medreseyi Ali Haydar Efendi de uzun yıllar ders okutmak için kullanmıştı.) yerleşmek istiyor. Ama yerleşmek de bir dert. "En kötü ihtimalle" diyor, "Birisinin insafına gelir de inşaatta amele olarak çalıştırırsa onun yanına girersin, inşaatta yatar kalkarsın ve eğer becerebilirsen bu arada bir şeyler de öğrenirsin veya inşaat amelesi olarak kalakalırsın." Medresenin de zor durumda bir yer olduğunu ifade eden hoca, rahmetle andığı medresenin müdürü Eşref Bey'den bahsedip şunları söyledi: "Talebe kabul etmezdi, her şehirden dört kişiden fazla almazdı. Allah rahmet eylesin, sonradan Sultanahmette imam olan Şerafettin Efendi bir kurnazlık yaptı, bana, 'Eşref bey sana sorarsa nereli olduğunu, Erzurumlu olduğunu söyleme, Oltuluyum de' dedi, o Oltu'nun neresi olduğunu öğrenene kadar iş işten geçer zaten." Hoca hakikaten de sorulunca "Oltuluyum" demiş. "Oltu neresi?" denince de "Oltu Oltu'dur." diye cevap vermiş. Eşref Bey "peki" demiş, başka da bir şey söylememiş ve Hasan Çelebi üstadın medrese macerası böyle bir "hile-i şeriye" ile başlamış.   Beyoğlu' na gitmenin şartı vardı! Medreseye kabul edildiği gün hoca için tam bir bayram olmuş. "Ama" deyip, bir de medresede yaşadığı zorluklardan bahsediyor. Bu zorlukları dinlemek ve okumak, o zamanlar İstanbul'un göbeğindeki bir medreseye yeni gelmiş Anadolulu bir çocuğun gözünden yapılan tasvir olması açısından ayrıca mühim. Sırtında ceketsiz geçen soğuk günlerini anlatıyor. Hem de o zamanlar havalar Kasım'da bir başlarmış buz kesmeye, "6 ay bir daha güneş görmezdiniz." diyor. "Hazır mağazalardan giymek imkânı yok, tekstil-konfeksiyon yok. Paran varsa terziye diktirirsin, yoksa Beyoğlu'na gideceksin, oradan giyineceksin. Ona da paran yetmez zaten, Beyoğlu'na da gidemezsin! Beyoğlu'na gidebilmenin şartı vardı çünkü; ayakkabın boyalı, pantolonun ütülü, gömleğin kolalı, saçın taralı ve kravatın olacak." Söz uzuyor ve uzadıkça hoca, ilk gençliğinde karşılaştığı başka başka zorlukları anlatıyor. Bugün bolluk ve bereket içinde yaşayan insanlara, bilhassa gençlere bunları anlattığını ekleyip nimetlerin kıymetini bilmemizi salık veriyor. Hat sanatıyla ilk bakışmalar Açılan müezzinlik imtihanına giriyor ve kazanıyor, yıl 1956. Mihrimah Sultan Camii'ne 45 lira maaşla atanıyor, o zamanlar için büyük paraymış. Gündüz vakti, camide kimselerin olmadığı vakitlerde sırt üstü kubbenin altına yatarmış hoca. Kubbenin etrafında yazılı nefis hattı (sonradan bu yazının hattatının Muhsinzade Abdullah olduğunu öğrenecektir) hayran hayran seyredermiş. "Ama kimse yol gösterip elimden tutmuyor tabii..." diyor. Fatihtte, "Gümülcineli Musta Efendi", "ayaklı kütüphane", "Kabak Musta Efendi" gibi lakaplarla anılan Musta Efendi, müezzin mahfelinin önünde meraklılara bazen yazılar yazarmış. Üstat buranın bir aralık müdavimi olmuş. Hamid Aytaç'la tanışmasını hiç unutmuyormuş ve o güne dair ayrıntıları bile zikredebiliyor ki demek ki zihninde iz bırakmış. "Yıl 1964. Üzerine kalın bir palto geçirmiş, uzun boylu, fötr giymiş biri... Mayısın ilk günleri... Geceden yağmur yağmış, sabah hafif vuran güneşle dallarda, üzerlerinde şebnemler olmuş tomurcuklar... Berrak bir sabahtı." Bu tanışmadan sonra hep etrafta portakal sandıkları aramış Çelebi üstat, sandıkların tahtalarından kalemler yapıp bir şeyler yazabilmek için. Bugün kalem efendisi olan harikulade insan, bir zamanlar kalemi böylesine aramış ve ona hürmet etmiş demek ki. "Akıl bazen lazım oluyor gençler!" deyip hayıflandıktan sonra bir de üstüne ekliyor üstat: "Ah, akıl, nerdesin... İlk defa bir yazı tecrübemi gösterdikten sonra bakıp 'böyle olmaz' demişti hoca. Elindeki kurşun kalemi taşın üzerine sürterek çok ince bir uç elde etti; bugünkü gibi 0.3 filan yok o zamanlar. Bir de şunu hesap edin ki Şefik Beyler, kazaskerler zamanında kurşun kalem dahi yok. Yani bu sanat bize kadar böyle gelmiş. O gün Hamit Bey bana o kalemle bir nesih cimi yaptı. Defterimde uzun zaman durdu ama sonra kaybettim. Ah, akıl, onu niye kaybettim!.." Hattat Hamid Bey, ustatı Halim Özyazıcı'ya göndermiş. Topkapı'nın dışındaki Tepebağı'nda yirmi dönümlük üzüm bağının da sahibi olduğunu söylediği Halim Bey'e ancak dört ay devam edebilmiş çünkü hoca bir kaza sebebiyle rahmet-i rahmana kavuşmuş. Arkadaşlarının da cesaretlendirmesiyle tekrar Hamit Bey'e gitmiş. "Bu sefer Hamit Bey, bir beş dakika kadar sükûtta durdu." diye anlatıyor, "Kabul etse olmaz, etmese de olmaz..." Hamit Bey'in bu tereddüdünü konuşmasının sonunda izah etti üstat. İptidai talebeleri bugün kendisi dahi kabul etmiyormuş. Çünkü belli bir mesafe kat edilip seviye çok ilerledikten sonra henüz hiçbir yol almamış talebeyle uğraşmanın, üstat olmuşların kârı olmadığını söylüyor.    Hamid Bey bıkacağımı sandı, bıkmadım! Tabii, Hamid Bey, tereddüdünün sonunda "Halim'in yolu bizim yolumuz." deyip kabul etmiş ama Çelebi üstat buradan bir inceliği nakletmeden geçmiyor: "Falanca gün gel de müzakere ederiz, diyor. Bu eskilerin tabiridir. O da bana anlatmıştı ki bir gün Hasan Rıza Efendi'nin Cihangir'deki evine gitmiş Hamit Bey. 'Üstat' demiş, 'İstifade etmek isterim bilginden.' Hasan Rıza Efendi 'Estağfirullah, ne haddime. Bir şeyler yap, getir, müzakere ederiz.' diye cevaplamış." Hakikaten de karşısındaki hiçbir şey bilmeyen çocuğu yaşındaki talebesini -sözle bile olsa- bir şeyleri müzakere edecek seviyede görmek enteresan bir tevazu örneği olsa gerek. Herhalde eskilerin kaybettiğimiz en güzide hasletlerinden biri... Şimdi ikisini de rahmetle anıyor Çelebi üstat. Böyle başlamış sanat aşkı üstatta. "Sonra" diyor, "Bu bir kibrit çakımıydı. Sonraki dönemde ateşlendi; evi unutursun, aileyi unutursun, gece midir gündüz müdür unutursun... Sabahlara kadar yazmalar çizmeler..." Ama itiraf ediyor ki, Hamit Bey'in yanına ilk gittiğinde nasıl bir yük altına girdiğinin farkında değilmiş. "Ben fark etmeden onun altına girmişim, o benim üstüme oturdu." diyor o yük için. 18 sene Hamit Hoca'nın dizi dibinde olmuş, "10 senelik müddette icazet denilen kıymetli şeyi bize takdim etti, o da epey bir zor oldu. İki sene rabbi yessir yazdırdı, bıkacağımı sandı, bıkmadım! Gitmediğimi görünce ondan sonra ders yazdırdı bana." diyor ve hemen ekliyor: "Allah rahmet eylesin ona... Bugün bir harf yazabilen herkes ona minnettar olmalıdır."  Hamit Bey'in vefatından sonra ise çok zorlanmış Çelebi üstat. O güne kadar, sıkıntı çektiği yerde danışabildiği bir hocasının artık olmayışı onu zorlamış.   Herkes hat sanatının ölümünü bekliyordu Bir geçmiş-bugün mukayesesinin çok da doğru olmadığını söylüyor üstat. Halim Hoca da, Hamid Hoca da zoraki yürütüyorlarmış işlerini; çünkü takdir yokmuş. O günlerde Halim Hoca'nın yazdığı derli toplu bir şey bulmak çok zormuş, talep olmadığından. Zaten o günlerde herkes hat sanatının ölümünü bekliyormuş. "Ki artık ölmüş gibiydi, o raddeye gelmişti." diyerek küçük bir dönem tablosu çiziyor ve ekliyor: "Bugünle kıyası mümkün değil." Bugüne dair çok ümitli olduğunu anladığımız sözler sarf ediyor: "Kemal bakımından belki bugün Halim Hoca'ya ulaşamadık. Ama ulaşacağımızdan eminim; gençlerin maşallahı var, gayretliler, çok çalışıyorlar." Bu arada üstat, "Elli defa söylesem elli biri de, söylerim; rahatsız etmiş olmasın..." diyerek Hamit Bey'in bir sözünü ve böylelikle bir tarih vahşetini, bir medeniyetin nasıl vandalizme tosladığını gözlerimizin önüne seriyor: "Harf inkılâbı günü gecesi Cağaloğlu'ndan Bâbıâli'ye kadar, Sirkeci caddesi üzerinde 350 hattatın dükkân kapattığını söylerdi. 350!" ürpertici, kahredici bir tablo. Söylenen mesafenin çok büyük bir yer olmadığını, sadece merkez oluşunu esas alarak düşünürsek İstanbul genelinde medeniyetimizin kıymetlerine meraklı insanların nasıl bir heves kırıklığına uğradığını tahmin etmek zor değil. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Demek bizi boyle öldürmüşler.    Eskilerin sırrı neydi? Bugünkü hat sanatının problemlerinden birinin malzeme sıkıntısı olduğunu dile getiriyor üstat. "Hat sanatının malzemeleri özeldir. Kullandığımız kalem İran'dan geliyor, Cenab-ı Hak oraya boyle bir nimet vermiş, sadece orda yetişiyor. Mürekkep de ordan çok miktarda geliyor ama işin içine kimya karıştırdılar." Kimyalı mürekkeplerin kalite düşüklüğüne sebep olduğunu söylüyor. "Ecdadın kullandığı mürekkebin bir püf noktası vardı, camilerdeki islerden yapılan mürekkep. Onu henüz elde edemedik. Keşfedemedik ki sebebini ortaya koyalım. Arkadaşlardan güzel âher yapanlar var ama müzehhipler bunlardan şikâyetçi. Püf noktası neyse onu da keşfedemedik. Hindistan'dan asitsiz kâğıt getirdik; bu kâğıdı ışığa tutun, bir yerinde yoğunluk var, bir yerinde boşluk. Yüzeyi düz değil." deyip bugün, üniversitelerimizin eski âherli kâğıtlardaki sırrı keşfetmesi gerektiğini ifade ediyor üstat. Kendisine 'Dünyanın her yerinde yetiştirdiğiniz talebeler şimdi talebe yetiştiriyorlar' dendiğinde, "Ben iftihar olsun diye yetiştirmedim. İslam sanatı yayılsın diye yaptım." diyor. Nisan ayında IRCICA'da olacak beynelmilel icazet merasimine davet etmeyi de ihmal etmiyor hazirûnu. Amerika'dan, Malezya'dan, Arabistan'dan talebelerine icazet verecekmiş. İcazetli talebelerinin sayısının kaç olduğu sorulduğunda "gayret ediyoruz" cevabını veriyor. Çok güzel bir akşamı bize lütfettikten sonra, "Konuşmamız biraz çamdan kavaktan oldu ama..." sözüyle yine eskilere mahsus tabiatını meydana koyuyor büyük üstat. Birlikte fotoğraf çektirmek isteyenleri kırmıyor, kısa muhabbet etmek isteyenleri de geri çevirmiyor.   Çıktığımda dışarıda hâlâ yağmur yağıyordu, daha da bereketlenmişti. Sadullah Yıldız, ah bu eskiler, dedi.

Geleneksel İslam Sanatları

Geleneksel İslam Sanatları

Yıllar yılı bağrımızda bir sızı olarak duran bir şey var; geçmiş ile kopan bağlarımız… Bunun içine aşk ve heyecanlarımızın sönüşü de dâhil. Bir diriliş arifesinde bulunduğumuz bu günlerde ise sanatta diriliş has köşeyi, ilk makamı tutuyor… Bu, ruhlardaki ilhamların coşması ve imanların gürül gürül akması neticesinde kaleme yürüyen sevda mürekkebinin bir ihtizazıdır... Sayfalara akmak, taşa ruh vermek bazen de suda renk şehrayini oluşturmak suretiyle tatlı işveleriyle, estetik gamzeleriyle insanlığa mesaj sunmak arzusunun bir yansımasıdır… Bu konuda geleneksel sanatlarımız önemli bir yere sahip ve dünya durdukça da bu önemini yitirmeyecektir. Belki de gün geçtikçe değeri daha da artacak ve bütün insanlığın gönlünde ma'kes bulacaktır... Atalarımızın medeniyetlerini inşa ederken ortaya koyduğu sanatlar o kadar sağlam temellere dayanmıştır ki, Osmanlının inkırazından bunca sene geçmesine rağmen sanatlarımız dimdik ayakta ve gün geçtikçe revaç bulmaktadır. Mimaride Mimar Sinanlar, Sedefkâr Mehmed Ağalar ve eserleri, yazıda Şeyh Hamdullahlar, Karahisariler, Râkımlar, Sâmi Efendiler, musikide Dede Efendiler, Itrîler, şiirde Nâbiler, Bâkîler, Nefîler hâlâ saltanatlarını devam ettirmekte ve saygıyla anılmaktadırlar. Bugünün dünyası, dünün dünyasından her bakımdan çok farklıdır. Sanayi devrimi ile birlikte insanların algılarının yanı sıra yaşadığı ortam büyük değişikliğe uğramıştır. Hızlanan hayatla birlikte insana sunulan veya dayatılan konforlu(!) hayat aslında hem kendisinden hem dünyadan birçok değerin aşınmasına sebep olmuştur. İşin en dramatik yönü, bunun farkına varan insanlığın elinden bir şey gelememesidir. Netice, yalnızlaşan ve bunalıma sürüklenen insan yığınlarıdır. Modern dünyada intiharların fazlalığı bunun en büyük delilidir. Modernite kavramıyla birlikte en çok sorgulanan modern hayatın insana verdikleri yahut daha doğru ifadeyle insandan aşırdığı değerlerdir. Daha önce tabiatla daha fazla iç içe ve insani değerlerin daha fazla önemsendiği bir hayattan daha ferdî, daha bencil bir hayat tarzı insanlara dayatılmıştır. İnsani duyguların gelişmesinde önemli yeri olan sanat faaliyetlerinin bugün modern dünyada yer bulması önemlidir. Acaba sanat, yoğun iş temposunda bunalan yahut acımasız hayat şartları içerisinde yalnızlaşan, bunalıma giren, kompleks yapı içerisinde kendini kaybeden insana bir nefes olabilir mi? Bir bakıma kendini ifade etme ve ruhun derinliklerinde seyahat diyebileceğimiz sanat, insana bir şeyler üretme ve ortaya koyma hazzını tatmasına sebep olabilir mi? İnsanın kendisiyle baş başa kaldığı zamanda, kendisini dinlemesi çok farklı arızlara sebep olduğu artık bilinmektedir. Fakat bu yalnız zamanlarında farklı uğraşılara kendisini vermesi bir bakıma vaktini dolu dolu geçirmesini sağlayacaktır. Güzel Sanatların temel kavramlarından olan estetik kelimesi “his ilmi” anlamına gelmektedir. Genel olarak denir ki, bir insan bir işi sadece eliyle yapıyorsa işçidir; eliyle ve ruhuyla yapıyorsa zanaatkâr; eli, ruhu ve kalbiyle yapıyorsa işte o sanatkârdır. Her sanat eseri, kendisini seyreden kimseye, cezbeden bir yönünü gösterir. Her sanat eserinde sanatkârın büyük bir el emeği göz nurundan başka, o sanatkârın ruhu ve kalbinin katıldığı görülür. Ayrıca o sanat eserine sanatkârın karıldığı medeniyetin izleri mutlaka sinmiştir. Bugün artık katedrale çevrilen Kurtuba Camii, Şam Emeviye Camii, Isfahan Cuma Camii, Şeyh Lütfullah Camii veya Osmanlının en ihtişamlı eserlerinden Selimiye Camii’ne baktığımızda şüphesiz İslam medeniyetinin derin izlerini görürüz. Bu ve buna benzer binlerce eser İslam medeniyetinin mührüdür. Sanatkârlar, bu gür ve ana kaynaktan beslenerek eserlerini meydana getirmişlerdir. “Allah güzeldir ve güzeli sever’’ mealindeki kutsi hadis, insanın eşyaya bakış açısının ne olması gerektiğini ortaya koyan güzel bir tespittir. İnsan hayatında var olan her şeyin güzel olmasına dikkat gösterilmesi, şuurlu insan için gerekli bir hedeftir. Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’e ait her türlü hususun tespiti, güzel sözlerin yazı ile aktarılmasında kullanılan yazıya da metin kadar özen gösterilmesi Müslümanların hedeflerinden olmuştur. Bundan başka ibadet mekânı olarak cami ve mescitlerin inşasında, içinde yaşanılan evlerin iç mekân olarak tasarım ve görünüşüne son derece dikkat gösterilmiştir. Cami ve mescitlerin etrafında gelişen mahalleler insanı dışlayan değil, onlara huzur ve güven veren bir dağılımla meydana getirilmişlerdir. İslam sanatlarının en önemlilerinden hat sanatını ele aldığımızda, Arap harflerini kullanan bu sanatla, insanı hayrete düşüren zenginlikte ve çeşitlilikte eserler meydana getirilmiştir. Yazı, başlangıcından itibaren, nesilden nesile büyük bir dikkat ve gayretle geliştirilerek güzel sanatlar seviyesine yükseltilmiştir. Daha Abbasiler zamanında İbn Mukle (ö. 328/940) isimli sanatkâr, harf şekillerini belli ölçülere bağladı. İbn Mukle’den bir asır sonra gelen ve aynı yazı ekolünün ikinci temsilcisi İbn Bevvab (ö. 413/1022), İbn Mukle’nin yazısını geliştirdi ve güzelleşirdi. Aynı ekolden son olarak Yakut el-Musta’sımî (ö. 698/1298) isimli hattat, aklam-ı sittenin kaidelerini daha bir belirginleştirerek yazıyı güzelleştirmiştir. Osmanlı, bütün güzel sanatlara olduğu gibi, yazı sanatına da özel bir ilgi göstermiş, hattatlar, padişahların özel iltifatlarına nail olmuşlardır. Ayrıca Osmanlı padişahları içerisinde bizzat yazı ile meşgul olanlar da çıkmıştır. II. Bâyezid, II. Mustafa, III. Ahmed, II. Mahmud ve Abdülmecid ilk akla gelen hattat sultanlardır. Bundan başka, her tabakadan halk, yazıya büyük bir ilgi göstermiştir. Harflerin tenasübü yani ideal ölçüsünün bulunması, kalem hâkimiyeti ve harflerin satıra dizilmesindeki kudret ve kuvvet Osmanlı hat mektebinin önemli hususiyetlerindendir. Harf kenarlarında pürüz bulunmaması yani kalem kuvveti, başarısı, aynı şekilde harflerin satırda diğer harflere yabancı durmaması yazı estetiğinin ana unsurlarıdır. Bu hususların, bir yazıda bulunmaması veya başarılamaması estetik bir kusurdur. Bir saç telinin beyaz bir sahifedeki gergin çizgi görünümü, hüsnühatta harflerin yazılışında sağlanamaz ise yahut kalem kalınlığı ile harf büyüklüğü arasındaki ölçü, yani harfin tenasübü yakalanamazsa veya harfler satırda uygun yerlerine yerleştirilemezse bu yazıya hüsnühat denmesi imkânsızdır. Güzel yazı, yani hüsnühat bu üç unsuru da ihtiva etmelidir. Osmanlı, hüsnühatta bu üç unsuru başarı ile kullandığı için yazının merkezi olmuştur. “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü bir hakkın tesliminden başka bir şey değildir. Usta-çırak ilişkisi, içerisindeki talimle oluşan kuvvetli gelenek, cami, mescit, mezarlıklar ve müzelerdeki sayısız örnek ve malzemenin İstanbul’da bulunması, hâlâ bu kadim Osmanlı şehrinin, sanat merkezi olma vasfını devam ettirmektedir. Aslında, güzel yazıda, sözün güzelinin kullanılması, Osmanlı yazı sanatındaki estetiğin ana unsurunu oluşturmuştur. Genellikle cami ve mescit giriş kapılarına “Oraya güven içinde esenlikle girin” ve “Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin” mealindeki ayetler, içerilere ise Kur’an ve hadislerden güzel nasihatler müminlerin nazarına verilir. Bu bazen “Ölünceye kadar Rabbine kulluk et”, “Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur” mealinde ayetler, bazen de ‘Vaktinde kılınan namaz, ana-babaya iyilik ve cihat Allah’a en sevimli gelen ibadetlerdendir”, ‘’Zamanında namaz kılmaya gayret edin”, “Ölmeden tövbeye gayret edin” anlamındaki hadisler, bazen kelime-i tevhit, kelime-i şahadet olurdu. İsm-i Celal, İsm-i Nebi, Ciharyar-ı güzin ile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin isimleri cami ve mescitlerin mutlaka bulunması gereken hüsnühat levhalarıdır. Osmanlı’da evlerin girişine Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden “Ya Hafiz: Ey Koruyucu” levhasının konulması güzel bir gelenektir. Aynı şekilde evlerin içine, Hz. Peygamber’in fiziki ve ahlaki vasıflarından bahseden hilye-i şerife levhasının asılması bir gelenek hâlini almıştı. Bu hilyenin, haneyi ve halkını musibetlerden uzak tuttuğu inancı yaygındı. Bir başka geleneksel sanatımız ebru, suyun renklerle ortaya koyduğu şehrayindir âdeta… Su üzerine serpilen renkler şekil aldıkça bir başka coşku verir insana… Ebru sanatı anlatılırken, külli irade ile cüzi irade misal getirilir daima. İnsan su üzerindeki renklerle birlikte, ebrunun cazibesine kaptırır kendisini. Bu renkler yeri gelir sünbül olur, lale olur, karanfil olur; taraklı ebru olur, battal ebru olur… İnsanı alır götürür sanatın cerbezeli dünyasına, tedavi olur insan zihni âdeta. Ebru sanatında en büyük zevk, su üzerine serpilen ve şekil verilen boyaların kâğıt üzerine alınması ile yaşanır. Geçmişte sadece kitaplara yan kâğıdı olan ebru sanatı bugün levha olarak duvarlarımızı süslemektedir. Yabancıların en çok ilgi gösterdikleri sanatların başında gelen ebru sanatının bugün Hollanda ve Amerika’da oldukça fazla meraklısı bulunmaktadır. Geçmişten farklı olarak günümüzde ebru sanatçıları, çiçekli ebru çeşidiyle daha fazla meşgul olmaktadırlar. Ölümü sevimli hâle getiren Osmanlı mezarlıklarında, en önemli unsur mezar taşı kitabeleridir. Servilerin gölgesinde, muhteşem taş işçiliği ve yazı örneklerinin bulunduğu mezarlıklar, birer açık hava müzesi gibidirler. Bu mezar taşlarında erkek ve kadınlar için ayrı formda taşlar kullanılmıştır. Kadın mezar taşı kitabelerinde, kadındaki zarafet ve inceliği görmek mümkündür. Mezar taşının en başında ölümle, insanın fâniliği ile ilgili yahut Cenab-ı Hakk’ın ebediyeti ile ilgili bir ibare yer alır. Alt tarafta ise güzel ifadeler, hüsnühat ile taşa hakk edilmiştir. Bu mezarlıklarda, ölümü sevimli kılmada hüsnühattın ve harika taş işçiliğinin tesiri büyüktür. Çokça söylenen İslam’da heykel sanatının olmadığı sözünü bu taşlar yalanlamaktadır. Eğer heykel, taşa en, boy ve derinlik vererek işlemekse bu özellikler, mezar taşı kitabelerinde fazlasıyla bulunmaktadır. Mimaride de çok sanatlı taş işçiliğini görmekteyiz. Mimari üslubu olan mescit ve camileri, bunların iç mekânını tezyin eden kalem işi örnekleri, muhteşem çinileri; hüsnühat levhaları, musiki bilgisine sahip imam ve müezzinleri; cami etrafında gelişen mahallesinde bulunan sıbyan mektebi, çeşmesi ve mezarlığıyla hayat zevkini veren eski hayat tarzı bugünün insanının çokça aradığı huzuru kendi içinde b a r ı n d ı r m a k ta idi. Aslında sanatsızlık ve ü s l u p s u z l u k dolaylı bir şiddettir. Aşırı ve hesapsız nüfus, girişi çıkışı belli olmayan sokak ve caddeler, desibeli ayarlanmamış ve musikiden yoksun sesler, geliş güzel sıralanmış ve insanın üstüne üstüne gelen binaların olduğu bir yerde huzurdan bahsedilir mi? Burada bir insanın huzurla hayat sürmesi mümkün müdür? Nerede eski mahallelerimiz… Dünün Bab-ı Seraskerisi bugünün İstanbul Üniversitesi abidevi ana giriş kapısı, Sirkeci Büyük Postane binası, Sultanahmet’te bulunan Defter-i Hâkâni Binası gibi üslup sahibi kamu binaları gibi çoktandır bina yapamaz olduk. Hangimiz bu binaların sanat gücüne gözünü kapayabilir? Netice olarak söyleyeceğimiz: Geçmişte atalarımızın sağlam temeller üzerine bina ettikleri sanatlarımızdan akan ruhtur ki bizi ayakta tutuyor. Mimari eserlere sinen medeniyetimizin izlerini hâlâ göğsümüz kabararak seyrediyor, gururla başkalarına da gösteriyoruz. Taş işçiliği yanında yazı sanatının nadide örneklerini barındıran mezar taşı kitabeleri ve bunların bulunduğu mezarlıklarımız, ölümün soğuk yüzünü munis hâle getirerek yabancılarda derin hayranlıklar uyandırmaktadır. Suyun renklerle oyunu olan ebru sanatı yanında renk ve desen albenisiyle çinilerimiz hâlâ göz kamaştırmaktadır. Bugün ülkemizde, geleneksel sanatlarımıza karşı büyük bir ilgi olduğu muhakkaktır. Sanatkârların özel atölyelerinde, üniversitelerde, belediyelerin açtığı meslek eğitim merkezlerinde geleneksel sanatlar meraklılarına öğretilmekte, sergiler düzenlenmektedir. Yurtdışından birçok meraklı insan, geleneksel sanatları talim için İstanbul’un yolunu tutmaktadır. Uluslar arası sergilerde geleneksel sanatlarımız ilgi görmekte, müşteri bulmaktadır. Uluslar arası müzayedelerde Osmanlı eserleri yüksek fiyata alıcı bulmaktadır. Evinizden dışarı çıkın bir bakın, her yerde geleneksel sanatlarımızın bir örneği size göz kırpmaktadır… Sanatlarımıza sahip çıkmak, onları yaymak bizim en başta gelen görevimiz olmalı… Üstat Yahya Kemal’in işaret ettiği gibi, “Kırık bir mezar taşı kitabesine ilgi gösterip muhafaza etmezsek, ne din kalır ne milliyet!”   Yard. Doç. Dr. Süleyman BERK

Mehmet Şevket Eygi Deli Çömlekçi

Mehmet Şevket Eygi Deli Çömlekçi

Deli Çömlekçi Orta büyüklükte bir şehirde geleneksel milli sanatlarımızdan biri nasıl canlandırılabilir? Bu konuda bir senaryo takdim etmek istiyorum: Diyelim elli bin nüfuslu bir şehirde eskiden var olan, bugün sönmüş bulunan çömlekçilik sanatını canlandıracağız. Bu işi belediye yapabilir. Başarılı olmak için, nerede bulunacaksa “deli” bir çömlekçi bulmak gerekir. Akıllıysa baş etmek mümkün olmaz. Bu deli çömlekçiyle anlaşılır, ona bir atölye, bir lojman verilir, bir iki senelik geçimi de asgari seviyede garanti edilir. Bu çömlekçi neler üretecektir? Saksı, testi, güveç gibi eskiden günlük hayatta kullanılan ürünler olamaz. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden elli kadar obje seçilecek,  bunların replikaları yapılacaktır. İki bin, üç bin yıllık çömlekler…           Bunlar fırında pişirildikten sonra eskitilecektir. Böyle çömlek ürünleri üretildi, peki bunlar kimlere ve nasıl satılacaktır? Bizim şifahi kültürlü yerli halkımız, istisnalar dışında böyle sanat eserlerini almaz. Bunlar turistlere satılacaktır. Fiyatları nasıl olacaktır? Ucuz değil, çok ucuz olacaktır. Çin çömlekleriyle rekabet edebilecektir. Deli çömlekçi dediğimi anlamışsınızdır. Cin fikirli, çömlek yaparak kısa zamanda köşeyi dönme hırsına sahip akıllı sanatkârlarla bu iş olmaz. Denizli civarında bir köyde Necip Usta isminde bir çömlekçi vardı kendisini görmeye gidecektim, vefat etti, gidemedim. Yaptığı eserleri gördüm, bundan binlerce yıl önceden kalma Hitit çömleklerinin aynısını yapabiliyordu. Bize her yıl otuz milyondan fazla turist geliyor. Bunların bir kısmı ucuz ve kültürsüz turisttir. Az, fakat yeterli miktarda kültürlü turist vardır. Bunlar çarşılarda pazarlarda, üç beş bin yıl öncesinin toprakaltı çömleklerinin benzerlerini bulurlarsa, dekoratif eşya olarak satın alır, bavullarına koyar, ülkelerine götürürler. Bendeniz birkaç yıl önce Karadağ Cumhuriyeti’nin eski Başkenti Çetine’ deki müzeden böyle bir torak eşya satın almıştım. On veya on beş avroya… Çömlekçilik gibi üç yüze yakın sanat veya zanaatımız var. Bunların hiç olmazsa bir kısmının canlandırılması lazımdır. Bunun için her sanat veya zanaatın deli ustalarını bulmak gerekir. Sanat eserleri, ürünleri vermek geçim yolu olabilir ama bunlarla zengin olmak, köşeyi dönmek, voli vurmak binde bir gerçekleşir. Böyle sanat ve zanaat eserleri en çok Çin’de, Hindistan’da yapılıyor. Akıl almaz derecede ucuz fiyatlarla ihraç ediyorlar. Vaktiyle Mercan’daki Şark Han’dan ambalajı içinde dört adet harika toprak çaydanlık almıştım. Fiyatları beşer liraydı. Adamlar üretiyorlar, gemilere yüklüyorlar, gümrük ödeniyor ve İstanbul’da beş liraya satılıyor. Mısırlılar binlerce yıl önceki papirüs üretimini canlandırdılar. İran’a, Özbekistan’a, Mısır’a gidin el sanatları canlı. Tahminimce Türkiye’de el sanatları turizme yönelik canlandırılsa zamanla bir milyon kişiye temin edilmiş olur. Üretenler, taşıyanlar, perakende satanlar muhasebesini yapanlar, ambalajcılar vesaire vesaire… Böyle yazılar ilgi çekmiyor ama yine de yazayım: İstanbul’a yakın bir belediye “deli” bir çömlekçi bulup, bu sanatı canlandırmak isterse hizmete hazırım. Şartlarım: Yol parası ve yemek parası istemem. Çay verirlerse (kaliteli olmak şartıyla) onu içerim. Hiç kimseye, bu işten haksız yere para kazandırılmasına razı ve alet olmam.   Mehmet Şevket Eygi

Gökkubbe Yansımaları

Gökkubbe Yansımaları

Günümüzde yarı geçirgenkağıtlara(eskiz kağıdı)kurşun kalem yardımı ile çizilen kurallı ve gelenekli desenlerin,aynı yarı geçirgen kağıt üzerinde iğnelenerek delinmesi ve uygulanacağı yüzeye, tercihen söğüt ağaçlarınadan elde edilen kömür tozundan yapılan tamponla silkelenip yüzeye aktarılmasından sonar çeşitli renkler muhtelif  fırçalar yardımıyla boyanıp, yine ince  fırçalar ile kontürlenmesiyle (tahrirlenmesi) elde edilen süsleme tarzıdır.Yüzyıllar boyunca Türk Klasik Sanatlarının bir kolu olmuş, sivil, dini, askeri, mimari yapıların iç ve dış mekan süsleme unsuru olarak kullanılmıştır. Türk Kalemişi Sanatı, kökeni Orta Asya’ya dayanan 8-9. yüzyıl Türk Uygur  sanatına sanatına kadar dayanan bir geçmişe sahiptir.Türklerin Orta Asya steplerinden göçleri ile Anadolu topraklarına taşınan bir sanat kolumuzdur.Kara Hoça ve Bezeklik duvar fresklerindeki süslemeler, Türk sanatının motif dağarcığının merkezi olmuş, Türklerin islam dinini kabulü ile stylize motif ve kompozisyonların İslam santı ile olan birebir örtüşmesi bu tarz desen ve uygulamaların gelişmesini sağlamıştır. Orta Asya’dn Anadolu topraklarına uzanan yaşanmışlıklar ve tarihsel süreç, İslamın kabulü ile gelişen klasik sanatlar  ve bu sanatların merkez kollarından kalemişi sanatı, Büyük Selçuklu, Selçuklu, Beylikler Dönemi, Erken Osmanlı, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Dönem, Eklektik (Barok,Rokoko,Ampir sentezi) Dönem, Cumhuriyet sonrası ve de günümüze kadar gelen tarihsel bir tarz süreci yaşamıştır. Mekanların tavan, duvar, kubbe gibi yüzeylerinde çalışılan kalemişi süslemeleri sıva , ahşap, taş, bez, deri, metal gibi pek çok değişik yüzeyde uygulanmıştır.Hatta ahşap üstüne kabartma olarak uygulanıp “Edirnekari” , sıva üstüne kabartma olarak uygulanıp “Malakari” adını almıştır.   Selçuki, klasik, rokoko, ampir gibi tarzlarda uygulama tarz ve dönemleri olan bu sanatta 16. Yüzyıl, klasik tarzda zirveye çıkılan dönem olmuştur.Saray Nakkaşhanesi geleneği ile dönem bütünlüğü ve tarsi gösteren bu yüzyılda klasik sanatlarının her alanında bir Rönesans yaşanmış, kalemişi sanatı da verdiği muhteşem eserlerle, bu devrin nadide bir parçası olmuştur.  Desenlerde renklerde işçilikte sağlanan merkeziyetçi sistem kalemişi sanatında en üst düzeyde eserler vermesini sağlamıştır. “nakkaşhane” geleneği klasik dönem sanatının tüm hücrelerine  sirayet etmiş ve ortaya nadide sanat eserleri çıkmıştır.Süleymaniye, Kadırga Sokululu, Kara Ahmet Paşa, Rüstem Paşa, Takkeci İbrahim Ağa Camileri,Topkapı Sarayı yapıları 16. Yüzyıl şaheserleri olarak sanatımızda müstesna yerlerini almıştır.     Osmanlı İmparatorluğunun batıya açılması ile sanatımıza her alanda hakim olan eklektik tarz barok, rokoko, ampir karışımı, en saraına kadar her mekan   ve ortamda uygulanmıştır.Kalemişi sanatı Osmanlı’nın başkentinde yurtdışından gelen ustalar marifeti ile uygulanırken, oluşan büyük talep üzerine bu ustaların yanında eğitim alan yada çalışan ustalar mağrifetiyle de Anadolu coğrafyasından Osmanlının tüm coğrafyasına yayılmıştır.Osmanlı coğrafyasının her tür mimari yapısında bu yüzyılda İstanbul temalı bir tasvir görmek mümkündür.Datça’daki “Koca  Konak”tan Suriye Şam’daki “Kuvvet evi”ne , Emevi Camii Külliyesine yada Cezayir’de “Dayı Evi” de denilen sarayına kadar İstanbul temalı minyatür tekniği ile yapılmış kalemişi çalışmalarına rastlanır. Batılılaşma döneminin süsleme anlayışı barok-rokoko-ampir sentezinden ortaya çıkan ve Osmanlı coğrafyasında yaşayan sanatçılar tarafından yorumlanarak işlenen desenler  “Türk Rokokosu” adı ile anılır olmuştur.   Günümüz halk deyişiyle “barok”, sanat tarihçilerinin verdiği isimle  “eklektik” olarak adlandırılmaktadır.Birbirlerinden küçük farklarla ayırt edilebilen bu süsleme tarzları, saraylardan, camilerimize türbelerimizden yalı ve köşklerimize kadar pek çok mimari yapıda süsleme elemanı olarak kullanılmıştır. Osmanlı sanatının batılılaşma süreci, son dönemlerde sekteye uğramış olsa da Avrupa’da ortaya çıkan akımlar hemen etkisini gösterip Osmanlı sanat eserlerinde ya da mimari yapılarında bir moda gibi kullanılmıştır.19. yüzyıl sonunda tüm Avrupa’yıhızlı bir rüzgar gibi saran “Art Nouva” akımı da sanatımızın uygulamaları içinde yer bulmuş, son dönem Batı tandaslı yapılarımızda “Art Nouva” ve  “Art Deco” süsleme unsurları kullanılmıştır. Klasik dönem motif ve desen kompozisyon yapısı Batılı etki altında renklendirilmiş ve işlemeye işlenmeye başlandığı son yıllar ise Batılılaşma döneminin sona erdiği ya da başka bir deyişle “Neo Klasik”  kalemişi sanatının uygulandığı örnekler yapılır olmuştur.Aksaray Pertevniyal Valide Camii, neo klasik kalem işi tekniğinin güzel örneklerindendir. Cumhuriyet sonrası Türk sanatında,güzel sanatların Batılılaşma hevesinin devam ettiği görülür.Devlet eli ile sanatın hemen hemen her alanında batı kaynaklı eğtim ilgi ve alaka göze çarpar.Yurt dışına devlet kaynakları ile giden ve eğtim alan genç nesil, ülkeye döndüğünde Batı kaynaklı sanatların neferleri olarak çalışmalarına devam ederek bu sanatlara ivme kazandırmışlardır.Geleneksel sanat ise geleneğine dayanan gücü ile ayakta kalmayı başarmışsa da münferit sanatların gönüllü neferleri, hat, tezhip, ebru, cild gibi sanat dallarını kişisel bilgi ve becerilerive usta çırak ilişkisi ile bu günlere taşımayı başarmışlardır. 1982 yılında o zamanki adıyla Mimar Sinan Üniverstesi Güzel Sanatlar Fakülyesi , Geleneksel Türk El SanatlarıBölümü, Tezhip Hat branşını kazanıp üniversiteye  ayak bastığımda herkesin klasik sorularına ben de muhatap kalmıştım, üniversiteyi kazandığınızı aileniz konu komşu ve tanıdıklara söylediğinde hani veliler anne babalar sorar ya; “Ee oğlum üniversite hangi bölümü kazandın?” Ben de doğal olarak “tezhip” bölümü dediğimde aldığım ilk tepkiler hala belleğimdedir. “Aaa tesbih yapmanın da bölümü mü olurmuş, kaç taşlı tesbih yapıyorsunuz?” gibi insanların tepkilerine ve bir o kadar da bihaber oldukları bir bölüme girdiğimi anlamıştım. Hatta üniversiteye giriş sınavında yanımda sınava giren arkadaşımın “çini nedir?3önemli örnek veriniz,” sorusuna; “Çini; çini mürekkebi ile yapılan çalışmalara verilen isimdir;”yazdığına şahit olmuştum. İşte sanatımız son 30 yılda gelişme gösterip ilgi ve alaka görmeye başlayınca tanınırlığı da arttı.Kalemişi sanatı ise geleneksel sanatlarımız içinde gelişim ve var olma savaşını son derece zor şartlar altında verir olmuştur.Restorasyon işlerinde bir iki iyi niyetli işe gönül vermiş usta, güncel yeni uygulamalarda ise hızla gelişen gecekondu yapımı ve kültürü bu sanatı ayakta tutan sebepler olmuştur. Sanayi-i Nefise  Mektebi sonrasında Güzel Sanatlar Akademisi ve Mimar Sinan Güzel Snatlar Üniversitesi süreçlerinde var olan Geleneksel Türk  Sanatları Bölümünde  sanat kollarımız yaşatılırken hala geniş bir uygulama alanı olan kalemişi sanatında bir bölüm yada anasanat dalı  olmadığı aşikardır.Yine bir çok üniversitenin Meslek Yüksek Okulu Mimari  Restorasyon programlarında ders bazında verilen eğtimde piyasa şartlarında iş yapacak olan öğrencilere sadece bir bilgi altlığı teşkil edebilmektedir. Günümüzde kalemişi sanatı ile uğraşan sanatkarlar, klasik ismi ile “nakkaşlar” geleneksel sanatların hemen hemen her alanında bir şeyler bilmek ve anlamak zorundadır.Klasik dönem olarak adlandırdığımız ve daha ziyade üniversite bazında eğitimi verilen 15. Ve 16. Yüzyıl desen, uygulama teknikleri yanı sıra “eklekti” olarak adlandırdığımız, barok, rokoko , ampir, art nouva, art deco gibi tarz ve uslupların da uygulama ve yapımtekniklerini bilmeli, desen tarzlarına vakıf olmalıdırlar.Üniversitelerimizde  “Geleneksel Türk Sanatları “ eğitimi verilen bölümlerde eklktik tarz pek öğretilmese de bu okullardan mezun olan öğrencilerin bilhassa restorasyonla uğraşan ve bu alanda iş bulan öğrencilerinin karşısına sıkça eklektik tarzda süsleme ve bezemeler çıkmaktadır.Kalemişi sanatı ile uğraşan usta; kalıp alma, kalıba döküm yapma, dökümü yapılan parçanın montajından….altın varak uygulamasına ….gomalak ciladan, boya ezme ve hazırlama şekline kadar pek çok ayrı disiplinden anlamak ve bu disiplinleri ortak bir potada eritmek zorundadır.Belki yüzyıllar içersinde kalemişi sanatının uslupları, yapım şekillerini tasnif edip sıralama ihtiyacı duyulmamış olsa da günmüzde bu şekilde akademij bir sınıflamaya ihtiyaç vardır.Yüzyıllar içinden gelen birikim, kalemişi sanatımızda sistem ve devamlılık oluşturula bilmesi adına discipline edilmeli,gelecek nesillere belirli bir sistematiğe oturmuş halde aktarılabilmelidir. Türk Sanatı  Tarihi içinde kendimizi doğru ifade edebilmemizinbir önemli ihtiyacı da ortak dil ve terimler, tabirler bütünlüğünün sağlanmasıdır. “Usta Ağzı” olarak adlandırılan ve yapılan işi doğru bir şekilde ifade etmeyeyarayan terimler. “Mimarlık Sözlüğü” yada  “Tıp Sözlüğü” gibi çalışılarak toplanmalı ve bu sanatlarla uğraşanların hizmetine sunulmalıdır.Sanat tarihçileri, akademik sanatçılar ve alaylı ustalar ortak bir platformda buluşturulmalı gereken ortak dil bu sayede  malzeme formüllerinden yöresel tabirlerine kadar geniş bir yelpazede akademik ortama taşımalıdır.Kalıcılığın, devamlılığın  ve standard ulaşmanın temel yolları bunlardır. Kalemişi sanatımızda kullandığımız uygulama yüzeylerimiz hakkında basitce bir sınıflama yapmaya çalışırsak ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.   KALEMİŞİ UYGULAM YÜZEYLERİ; 1)SIVA ÜZERİ UYGULAMALAR a)DÜZ SIVA ÜZERİ UYGULAMALAR a.1. Kontürlü(Tahrirli ) Uygulamalar a.2.Kontürsüz(Negatif) Uygulamalar a.3.Baskı Şablonlama (Stencıl) Uygulamaları;    4.Duvar resmi; a.4.a.Fresk Tekniği; b)KABARTMA YÜZEYLİ SIVA ÜZERİ UYGULAMALARI; b.1. Sıva üzeri kabartma; b.2.Sıva üzeri mukavva kesme; b.3. Malakari tarzında kalıp- döküm- kartonpiyer tekniği; c)ÇÖKERTME ;(Alçı nevii) d)TAKLİT KALEMİŞİ UYGULAMALARI; d.1. Çini taklidi kalemişi uygulamalrı; d.2. Mozaik taklidi kalemişi uygulamaları d.3. Mermer-Somaki Kalemişi uygulamaları; 2)AHŞAP YÜZEY ÜZERİ UYGULAMALAR a)AHŞAP YÜZEY ÜZERİ; b)EDİRNEKARİ ; c)AHŞAP OYMA  üzeri renklendirmeleri; 3)BEZ ÜZERİ (TUVAL) UYGULAMALAR 4)METAL YÜZEY ÜZERİ UYGULAMALAR 5)DERİ ÜZERİ UYGULAMALAR 6)TAŞ VE MERMER ÜZERİ UYGULAMALAR   Yukarıda belirtilen uygulama çeşitliliği içinde geleneksel terim ve tabirler, malzemelerde önemli ayrıntılardır.Altın varak uygulama terimleri ve adlandırılışındaki gibi tabirler kaybedilmemeli dilimizin hızla azalarak kullanılan kelime dağarcığında hak etti ği yeri almalı ve korunmalıdır.Mazgala yapmak, perdahlamak, mührelemek, kilermesi, bolonya alçısı, gomalak, lak, cila,günümüzde kullanılanlan süt miksyon, bal miksyon, sakal fırça, flato, flato fırçası hemen lk aklıma gelen tabirlerdendir. İşte böyle zengin bir kültürün eseri olan sanatımız tüm benliği ile korunmalı, yaşatılmalı ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.                                              Yrd. Doç. Kaya Üçer                                            Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi                                             MYO Mimari Restorasyon Prg.  

MUSHAF-I ŞERİF HATLARI

MUSHAF-I ŞERİF HATLARI

Kur’ân-ı Kerim, Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar büyük bir titizlikle yazılmış, ezberlenmiş, okunmuş ve bu yollarla da korunmuştur. Yüzyıllar içinde âlimler, Kur’an’ı daha rahat ve doğru okumayı sağlayacak imlâ kurallarını ve güzel yazma usullerini geliştirirken kâtipler de Mushaf hatlarının estetik değer kazanması yolunda sanat güçlerini ortaya koymuş, bu arada Müslümanların sanat zevklerini de tatmin etmeye çalışmıştır. Emevîler devrinde yazılı kültüre geçişle beraber Mushaf kitâbeti etrafında hat, tezhip, cilt ve bunlara bağlı dallar, zengin kitap sanatlarını oluşturmuş, zamanla bu sahada şaheserler ortaya konmuştur. Kur’an’da, bu ilâhî kelâmın temiz sayfalarına değerli kâtipler tarafından yazılıp korunduğuna işaret eden beyanlar vardır (Vâkıa sûresi 56/77-78; Abese sûresi 80/11-16; Beyyine sûresi 98/2-3). Hicret’ten önceki dönemden itibaren Kur’an metninin Hz. Peygamber’in huzurunda yazıldığına dair nakiller kaynaklarda yer almaktadır. İslâm’ın doğuşu sırasında bitişik Nebatî yazıdan kaynaklanan, Enbârî ve Hîrî safhalarından sonra Dûmetülcendel yoluyla Hicaz bölgesine geçen biri basit yuvarlak ve eğri çizgileriyle kâtibine göre farklılık arzeden “meşk” (leyyin, müstedîr), diğeri düzenli, geometrik, düz ve köşeli hatlarıyla “cezm” diye adlandırılan iki ayrı karakterde yazı biliniyordu. Kureyş kabilesinde bu yazıları bilenlerin sayısı on yedi civarındaydı (Belâzürî, s. 476-480). Söz konusu yazı sisteminde Arap dili fonetiğinde bulunan yirmi sekiz harfe karşılık on beş şekil vardı, on üç ses de bu işaretlerden biriyle yazılıyordu, fakat benzer şekildeki harfleri birbirinden ayıran nokta ve seslendirme işaretleri yoktu. Bu durumda mevcut alfabe ve imlâ ile Arap dilini ayrıca lehçe farklarıyla birlikte tespit etmek güçtü. O dönemlerde Araplar yazılı kültüre henüz geçmemişse de çok güçlü bir ezberleme yeteneğine sahiptiler. Bu sebeple I. (VII.) yüzyılın ikinci yarısına kadar yazı, hâfızaya yardımcı konumunda bulunuyordu (Çetin, Eski Arap Şiiri, s. 25; Muhammed Hamîdullah, s. 51).   Kısa bir süre vahyin her iki yazı türü ile yazıldığı, fakat daha sonra geometrik yazının Kur’an’a tahsis edildiği bilinmektedir. Hz. Ali (ra)’ın bu yazının harf, kelime ve cümlelerinin tertip ve terkibinde, aralık ve birleşmelerinde bazı kurallar ortaya koyduğu söylenir (Âlî, s. 13). Ayrıca ashap, Mushaf yazısını güzelleştirme yolunda çaba gösteriyordu. İbnü’n-Nedîm, Mekkî mâil ve Medenî yazılarının elif harfleriyle karakterize edildiğini kaydeder ve “elif”lerin sola meyilli alt ucunun sağa doğru kıvrık olduğunu belirtir (el-Fihrist, s. 9). Bu yazı İslâmiyet’le beraber mekkî, medenî, daha sonra basrî, kûfî gibi yeni terimler kazandı. Günümüzde I. (VII.) yüzyıla ait olduğu tahmin edilen mâil mekkî yazı örneklerinde dik hatlar sağa meyilli, elif harfleri bitiş  noktasında çengellidir. (Vatikan Ktp., Ar., nr. 1605; Britanya Müzesi, nr. 2165; Bibliotheque  Nationale, Ar., nr. 328) Resûl-i Ekrem (sav) zamanında kâtipler yazı malzemesi olarak safran ve gül suyu ile boyanmış, inceltilmiş deri (rak), tahtadan yapılmış tabletler, develerin kürek kemikleri, hurma ağacı yapraklarının orta damarı, ince beyaz taş ve kırık seramik parçaları kullanıyordu. Sert malzeme üzerine madenî kalemle oymak suretiyle, diğer malzemeler üzerine de kamış kalem, hokka içinde siyah veya kahverengi mürekkeple yazıyorlardı. Hz. Peygamber (sav) dayanıklı ve kalıcı olması sebebiyle vahiylerin, önemli mektupların parşömen üzerine yazılmasını istiyordu. Çok pahalı olan Mısır papirüsü ve Hint beyaz ipeği de yazı malzemesi olarak biliniyordu. Hz. Ebû Bekir (ra) devrinde cemedilen Mushaf ve Hz. Osman (ra)’ın hilâfetinde Mushaf istinsah heyetince belirlenen imlâ kuralları esas alınarak çoğaltılan Mushaflar, deri üzerine, siyah mürekkeple ve medenî hatla irice yazıldı. Kur’an metninin dışında hiçbir işaret ilave edilmedi. Özellikle Mushaf kitâbeti için seçilmiş olan medenî yazı düzenli, geometrik, ritmik, yatay ve dikey çizgilerin hâkim olduğu noktasız, harekesiz basit bir yazı türü idi. Emevîler döneminde ilim ve sanat hayatı canlandı, bunun sonucunda Kur’an ve kitap istinsah, telif ve tercüme faaliyetleri hızla artmaya başladı. Dımaşk’ın idarî merkez olmasından sonra Mushaf yazan ve divanda çalışan kâtipler çoğaldı. Mushaf yazanlar bütün emeklerini yazının güzelleşmesi yolunda harcıyorlardı. Kâtiplerin tecrübeleri artınca satır düzeninde harf ve kelimeler oran ve biçim kazanmaya başladı. İbnü’n-Nedîm, I. (VII.) yüzyılda hüsn-i hatla ilk defa Mushaf yazanın Hâlid b. Ebü’l-Heyyac olduğunu belirtir ve onun yazdığı Mushafı gördüğünü kaydeder. I. Velîd için şiirler istinsah eden Hâlid, Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarına Şems sûresini veya Şems sûresinden Kur’an’ın sonuna kadar olan kısmı altınla ve ilk defa celî kûfî hatla yazan sanatkâr olarak anılır. Yine İbnü’n-Nedîm, Ömer b. Abdülaziz’in Hâlid’den bir Mushaf yazmasını istediğini, ancak Kur’an’ın yazılması tamamlandıktan sonra çok beğendiği halde fiyatını yüksek bulduğu için onu elde edemediğini nakleder (el-Fihrist, s. 9). Emevî sarayında ücretle çalışan Malik b. Dînâr’dan önce Sa’d ve yazıda büyük ıslahat yapan Kutbe el-Muharrir, güzel hatla Mushaf yazan kâtiplerdendir. Bu devirde genişleyen idarî teşkilâta bağlı olarak divanlarla günlük yazışma ve kayıtlarda yuvarlak (müstedîr) yazı gelişme zemini bulup daha çok işlendi. Resmî belgelere belirli ebatta kâğıtlar ayrıldı ve bunlar için uygun yazılar geliştirildi. Yuvarlak yazı sahasındaki bu çeşitlilik, örnekleri IV. (X.) yüzyıldan sonra görülen Kur’an ve kitap yazımında kûfî hattın yerini alacak olan neshî (verrâki, Irâki) yazıya zemin hazırladı. Yazı sanatı, diğer İslâm sanatlarına göre daha erken ve süratli bir şekilde gelişme ve değişim göstererek, İslâmî kimlik kazandı. Emevîler zamanında Mushaf kitâbetinde görülen önemli bir gelişme de Kur’an kıraatinde i’rab hatalarını, yanlışlıkları gidermek, Mushaf metninde her türlü bozulmayı önlemek, rahat ve doğru okumayı sağlamak amacıyla yapılan harekeleme ve noktalama çalışmalarıdır. Ebü’l- Esved ed-Düelî ile başlayan yuvarlak kırmızı renkli noktalarla harekeleme, Nasr b. Âsım ve ibn Ya`mer ile benzer harf şekillerinin kalem kalınlığı kadar eğik çizgi şeklinde noktalama çalışmaları (Dânî, s. 1-10), Halîl b. Ahmed ile de Arap yazı ve imlâ sistemi, okutma ve mühmel işaretleri bugünkü şeklini almıştır (a.g.e., s. 2-9; Süyûtî, s. 160-162). Müze ve kütüphanelerde I, ll ve III. (VII, VIII ve IX.) yüzyıllara ait kûfî Mushaf yazılarındaki bu ıslahatı belgeleyen Mushaf veya Mushaf sayfaları bulunmaktadır. İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde yer alan (Şam Evrakı, nr. 85, 86, 87, 88, 89) Kur’an sayfalarından başka bir Mushaf-ı Şerif (nr. 358), Topkapı Sarayı Müzesi (Karatay, I, 1-23), İstanbul Üniversitesi (a.g.e., I, 1-3), Vatikan (Levi della Vida, s. 1-51) kütüphanelerinde ve British Museum’da (Lings, s. 17-28) bulunan Mushaf ve Mushaf sayfaları bilinen güzel örnekler arasında zikredilebilir. Bu örneklerde düz ve dik hatların ölçülü çekilişindeki metanet, temizlik, sadelik, kelime, harf ve satır aralarındaki uyum ve oran dikkat çekmektedir. Abbasîler döneminde yetişen Dahhâk b. Aclân el-Kâtib, İshak b. Hammâd, İbrâhim es-Siczî gibi kâtipler, mevzun hatlarda önemli yenilikler yaptı. Bu devirde Hârûnürreşîd’in sarayında çalışan Mehdî ve Hoşnâm adlı kâtiplerle kûfî hattını hünerle yazan Ebû Hîrî’nin adı Mushaf yazan sanatkârlar arasında geçer. Hat sanatında bir dönüm noktası kabul edilen İbn Mukle ve kardeşi Ebû Abdullah Hasan b. Ali, mevzun hatları (müstedîr) ayıklamaya tâbi tutarak sınıflandırmış, harflerin hendesî ölçü (Hendesetü’l-hurûf) ve kurallarını belirlemiş ve aklâm-ı sittenin doğuşuna zemin hazırlamıştır. İki Mushaf yazdığı bilinen İbn Mukle’den günümüze herhangi bir örnek ulaşmamıştır. Abbâsîler devrinde bilhassa tercüme ve telif faaliyetlerine paralel olarak zenginleşen kütüphanelerde çalışan verrâklar (müstensih, kâtip) bu nisbetli yazılar arasında “neshî” diye bilinen hattı, Mushaf ve kitap istinsahında geliştirdiler. Neshî yazı daha sonra reyhânî ve nesih adlarıyla ikiye ayrılarak Mushaf yazımında öne çıkacaktır. IV. (X.) yüzyılda neshî yazı tamamen kûfînin yerini aldı. Ancak kûfî hattı Kuzey Afrika, Endülüs ve Mağrib’de kûfiyyü’l-mesâhifi’l-Garbî, el-hattu’l-Mağribî (TİEM, nr. 360; TSMK, Emanet Hazinesi, nr. 40; İ0 Ktp., AY, nr. 6754’te Mağribî hatla örnek Mushaflar bulunmaktadır) şekliyle Verş kıraatine uygun, İran ve doğusunda Meşrik kûfîsi (TSMK, Revan Köşkü, nr. 14; Emanet Hazinesi, nr. 42’de Meşrik kûfîsi ile Mushaflar vardır) adıyla aklâm-ı sittenin yaygınlaşmasına kadar Mushaf hattı olarak kullanılmaya devam etti. Hz. Osman (ra), Mushaflarının şekil ve hattını muhafazaya son derece önem veren âlimlerin yanı sıra sonraki âlimlerden yazının bir sembolden ibaret olduğunu, meselenin Kur’an’ı doğru okumayı sağlayan, metni şekillendiren hattan ibaret bulunduğunu söyleyenler de vardı. Buna göre Kur’an’ın kûfî hatla olduğu gibi başka biçimde yazılması da câizdir. Kur’an metnini muhafazada Müslümanların hassasiyetinden kaynaklanan bu ihtilâflar V. (XI.) yüzyıla kadar devam etti. Fakat zamanla hareke ve noktaların kaçınılmazlığı âlimler tarafından kabul edildi. Ayrıca sûrenin baş tarafına adını yazmak, âyetleri birbirinden ayıran işaretler koymak, Kur’an’ı cüzlere, hiziplere ayırarak, bunlar için özel şekiller yapmak, Mushafı tezyin etmek hoş karşılanmaya başlandı. Aslında Mushaf kitabetinde neshî yazının kûfînin yerini alması resm-i Osmânî’ye muhalefet olmayıp hat sanatının tarihî seyri içinde gelişmesinin tabii bir neticesidir. Kûfî ve neshî yazısında harflerin öz ve cevherleri aynıdır, farklılık, harflerin özel şekillerindedir. Böylece Hz. Osman (ra) ‘ın Mushaf kitâbeti için koyduğu usullere zaman içinde ilâveler olmuş, hat, kıraat, dil âlimleri ve kâtipler tarafından Kur’an hattının şekli, bazı İslâm ülkelerinde imlâsı ve tertibi geliştirilerek kurallara bağlanmış, bu konuda “İlm ü resmi’l-Mushaf” adıyla bir ilim tedvin edilmiş, yazı ve imlâda bu klasik formlara bağlı kalmak, Mushaf kitâbetinde esas alınmıştır. Kur’an kıraati icâzetli bir hocadan öğrenildiği gibi Mushaf yazma âdâbı da I. (VII.) asırdan itibaren sistemli bir öğretimle üstattan tâlim edilegelmiştir. Kur’an’ın  Arap alfabesi dışında bir alfabe ile yazılması mümkün değildir. Harflerin kelime içinde şekil ve nisbetleriyle satır halinde güzel duruşlarını sağlamak Kur’an yazmanın âdâbından sayılmış, harf şekillerinin açık, irice, okunaklı ve güzel olması üzerinde önemle durulmuştur. Çünkü güzel yazı, okuyanda hürmet ve hayranlık uyandırdığı gibi fikrin telkininde de önemli ölçüde tesir eder. Sûrelerin isimlerini, nâzil oldukları yeri ve âyetlerin sayısını açıklayan başlıkların ayrı bir hatla yazılmasında sakınca görülmemiştir. Sayfa kenarında kalan aşr, hizb ve secde güllerinin nakşına da izin verilmiştir. Bu şekiller, eskiden beri yazma Mushaflarda renkli boya ve altın mürekkeple tezhip edilmiş, bu bölümlerin ibareleri tevki’ hatla yazılmış, böylece açıklayıcı kısımlar Kur’an metninden ayrılmıştır. Hat tarihinde ikinci büyük hat üstadı olarak kabul edilen İbnü’l-Bevvâb, İbn Mukle’nin aklâm-ı sittede ortaya koyduğu kuralları daha ince geometrik nisbetlere bağlayarak üslûbunu güzelleştirmiştir. İbnü’l-Bevvâb’ın altmış dört Mushaf yazdığı bilinmektedir. Bunların içinde zamanımıza ulaşan ve kendisine ait olduğu kesin olan en güzel nüsha Dublin’dedir (Chester Beatty Library, nr. 1431). 391 (1001) yılında resmî imlâ ile Bağdat’ta yazılan bu Mushaf 17,7 x 13,7 cm. boyutlarında 286 varaktır. Kur’an metni yeni üslûp kazanmaya başlayan reyhânî hatla, sûre başları ve açıklayıcı bilgiler (muhtıra) tevki’ hatla yazılmıştır. Âyet sonları mavi renkli üç nokta ile belirtilmiş, her beş âyette beş rakamının ebcedde karşılığı olan “he” harfini temsil eden damla şekli konmuştur. Her on âyeti gösteren aşr işareti sûrenin içinde bazen dış bordürde iki madalyon şeklindedir. Mushafın tezhibinin de İbnü’l-Bevvâb’a ait olduğu tahmin edilmektedir. Bu Mushaf, reyhânî yazının doğuşunu belgelemesi yanında devrinin Mushaf yazma usullerini, sayfa düzeni ve tezhibini göstermesi bakımından da elde mevcut ilk örnektir. David Storm Rice, Mushaf üzerinde bir araştırma yapmıştır (The Unique Ibn al-Bawwab Manuscript in the Chester Beatty Library, Dublin 1955). Altı çeşit yazıyı klasik kurallarıyla belirleyen Yâkut el-Müsta’sımî, yazdığı söylenen bin Mushaf ve yetiştirdiği altı talebesiyle Mushaf kitâbetinde yeni bir çığır açtı. Bu ekolde muhakkak ve reyhânî yazılar en güzel ölçülerine ulaştı. XV. yüzyılda Osmanlı hat ekolünün oluşumuna kadar başta muhakkak ve reyhânî olmak üzere sülüs ve nesih hatlarla Mushaf kitâbetine zenginlik ve çeşitlilik kazandırıldı. Yâkut el-Müsta’sımî’nin günümüze ulaşan eserlerinin çoğu Mushaftır (TSMK Emanet Hazinesi, nr. 37,61, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 216, 224, 226, 227; Hırka-i   Saadet, nr. 159). Bu Mushafların her biri, ayrı ayrı muhakkak, reyhânî, sülüs ve nesih hatlarla yazılmıştır. Kaynaklarda verilen bilgiye göre Yâkut’un talebesi Abdullah Ergun yirmi dokuz; Nâsırüddin Mütetabbib yirmi beş; Mübârek Şah Kutub kırk dört; Ahmed-i Sühreverdî otuz üç, Abdullah-ı Sayrafî otuz altı ve Nasrullah Tayyib yirmi beş Mushaf yazmıştır. Yâkut ekolünde sülüs ve nesih yazılarının klasik harf oranları belirlenmiş olmakla beraber, bu yazılar asıl gelişmesini Şeyh Hamdullah ile başlayan Osmanlı hat ekolünde tamamlayacaktır. Yâkut tarzı Mushaf kitâbeti Osmanlılar’a kadar İran sahasında Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Timurlular, Safevîler ve Memlükler zamanında çok güzel örnekler vererek devam etmiştir. Bu dönemlerde muhakkak ve reyhânî yazılar öne çıkmakla beraber sülüs ve nesih yazıların da Mushaf yazımında kullanıldığını gösteren pek çok örnek vardır. Kur’an metninin İbnü’l-Bevvâb’dan sonra görülen bir tertibinde bir satır muhakkak, altında reyhânî satırlar, ortada yine muhakkak, altında reyhânî satırlar, en alt sırada muhakkak olmak üzere bir sayfada aklâm-ı sittenin karışık olarak yazıldığı Mushaf tertibi yaygınlaştı. Genelde sûre adları, âyet sayısı ile nüzûl yerini gösteren metinler (muhtıra) tezyinî kûfî ile, bazen de tevki’ hatla yazılmıştır.   Yâkut ekolünün son temsilcisi Ahmed Şemseddin Karahisârî’nin Kanûnî Sultan Süleyman adına yazdığı Mushaf-ı Şerif (TSMK, Hırka-i Saâdet, nr. 5) bu ekolde yazısı, tezhibi ve cildi ile en güzel örnek olarak kabul edilmektedir. 61,5x 42,5 cm. boyutlarında olan Mushafın her sayfasında aklâm-ı sitte karışık biçimde yazılmıştır. Sayfanın ilk satırı muhakkak, beş satırı nesih, bir satırı sülüs, beş satırı nesih, son satırı muhakkak hatla düzenlenmiştir (Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 110). Bu sanat şaheserinin Kültür Bakanlığı tarafından boyutu küçültülerek (48x33 cm.) tıpkıbasımı yapılmıştır (Ankara 2000). İslâm yazıları, Yâkut el-Müsta’sımî’nin ardından XV. yüzyılda son olgunluk dönemine girdi. Kâtiplerin yüzyıllar süren tecrübeleri neticesinde yazı sanatı İstanbul’da Amasyalı Şeyh Hamdullah mektebiyle zirvesine ulaştı, özellikle nesih yazı kolay okunan ve yazılan bir yazı haline geldi. Buna bağlı olarak Mushaf kitâbetinde nesih hattı diğer yazılara tercih edildi. Böylece Kur’an metninde sadelik, devamlılık ve okumada kolaylık sağlandı. Muhakkak, reyhânî veya aklâm-ı sittenin karışık olarak kullanıldığı sayfa tertibi terkedildi. Bunun yerine bütün İslâm âleminde Şeyh Hamdullah’ın geliştirdiği nesih hat, Âsım kıraatine göre sonradan geliştirilmiş imlâ ile Mushaf kitâbeti benimsendi. Ayrıca sayfa düzeni, satır araları, satır sayısı en güzel ölçülerine kavuştu. Mushaf yazısına zarafet, sadelik gibi sanat değerleri kazandırıldı. Sûre başı yazıları ve diğer ilâveleri tevki’, ketebe kaydı rika’ ile (hatt-ı icâze) yazıldı. Metni gölgeleyecek yazı çeşitliliği ve sanat gayretiyle yapılan aşırı abartılı süslemelere yer verilmedi.   Şeyh Hamdullah’tan sonra XX. yüzyıla kadar gelen Osmanlı hattatları sultanların ve devlet büyüklerinin sağladığı imkânlarla Mushaf kitâbetini en yüksek düzeye ulaştırdılar. Şeyh Hamdullah’ın açtığı çığırda Hâfız Osman nesih yazıya canlılık ve yeni estetik nisbetler kazandırmış, yazdığı ve daha sonra basılan Mushaflarıyla İslâm dünyasında tanınmıştır. İstanbul’da basılan ilk Mushaf (1871) Hâfız Osman’ın Ali el-Karî imlâsına uygun olarak yazdığı Mushaftır. Yine Ali el-Karî imlâsına uygun biçimde 1097’de (1686) yazdığı Kur’ân-ı Kerîm, II. Abdülhamid’in emriyle devlet adamlarına hediye edilmek üzere âharlı kâğıda basılmıştır (1298). Hâfız Osman’dan sonra Yedikuleli Seyyid Abdullah, Şekerzâde Seyyit Mehmet, Eğrikapılı Mehmet Râsim ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Osmanlı hattatları arasında yazdıkları güzel Mushaflarla tanınır. Müslümanların daha çok ilgi gösterdiği ve beğendiği âyet-berkenar Mushaf tertibinin Kayışzâde Hâfız Osman Nûri tarafından yazılıp günümüze kadar pek çok baskısı yapılan Mushaflarla yaygınlaştığı bilinmektedir. Mushaf yazısını en güzel kıvama getiren Hasan Rızâ Efendi de yazdığı âyet-berkenar Mushaflarla meşhurdur. Basılmak üzere yazdığı Mushafların açık, okunaklı, âyet-berkenar olması, hat güzelliği, okutma işaretlerinin yerli yerince konmuş olması bugün de ona olan ilgiyi artırmıştır.   Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Üniversitesi kütüphanelerinde korunan yaklaşık bin beş yüz yazma Mushaftan 1000’li (1592) yıllara kadar Arap hattatları tarafından yazılmış iki yüz elli adet Mushafın doksanı kûfî, onu mağribîdir. Diğer taraftan VII. (XIII.) yüzyıldan sonra yazılmış yüz yetmiş sekiz Mushafta nesih, muhakkak, reyhânî hat kullanılmıştır. Bunların dışında Osmanlı dönemine ait yaklaşık bin Mushafın hemen hemen tamamı nesih hatladır. Bugün, İslâm ülkelerinde Âsım kıraati üzerine yazılmış Mushaflar çok yaygındır. Ancak Sûdan’da Ebû Amr kıraatine göre, Mısır’ın bir kısmı ile Kuzey Afrika’da Verş rivayeti esas alınarak mağribî, endelüsî ve nesih hatlarla yazılmış Mushaflar basılmaktadır. İran sahasında (IX./XV. yüzyıl) altı çeşit yazıdan başka kısa zamanda ilgi ve gelişme gösterip işlenen nesta’likin incesiyle Mushaf yazılmışsa da bu yaygınlaşmamıştır.Emevîler zamanından günümüze kadar yazılmış olan Mushafların her sayfadaki satır sayısı yazı cinsine göre farklılık gösterir. Hârûnürreşîd tarafından ilk defa Bağdat’ta kurulan kâğıt imalâthanesinde farklı kâğıtların üretilmesiyle beraber IV. (X.) yüzyıldan sonra Mushaflar en iyi cins kâğıtlara yazılmaya başlamıştır. 110 x 73 ve 98x65 cm. boyutlarında üretildiği tahmin edilen bağdâdî kâğıtların kırılmasıyla kitap ve Mushaf formatı ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca halife ve sultanların siyasî güçleri, kültürel üstünlükleri, yazdırdıkları Mushafların ebatlarına ve tezhibine yansımıştır. Enine uzun, kare, çoğunlukla da dikdörtgen şeklinde ve çok değişik boyutlarda Mushaflar yazılmıştır. Yale Üniversitesi The Beineke Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bulunan Yâkut el-Müsta’sımî ketebeli, 26x17,5 cm. boyutlarında otuz bir yaprak Mushafın her sayfası ince nesih hatla, kırk sekiz satır olarak düzenlenmiştir. VIII. (XIV.) yüzyıldan sonra bilhassa Osmanlı dönemi Mushaflarında genelde her sayfada dokuz, on bir, on üç, on beş satır olarak standart bir düzene ulaşılmıştır. Her sayfada on beş satır halinde düzenlenmiş, sayfa sonunda âyetin tamamlandığı Mushaflar âyet-berkenar veya hâfızlara kolaylık sağladığı için “Mushafü’lhuffâz” diye adlandırılmıştır. Bu düzenlemenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Dârü’I-kütübi’l-Mısriyye’de korunan (nr. 20) Yâkut el-Müsta’sımî ketebeli Kur’an’ın, âyet-berkenar tertip edilmiş olması bu usulün eski devirlere kadar gittiği görüşünü kuvvetlendirmektedir. Timur’un Semerkant’ta Bîbî Hanım Camii için yazdırdığı Mushafın (Smithsonian Institution Washington D. C., 1995, nr. 2. 16.1) 2,2x1,5 m. boyutlarında olduğu bilinir. Bu Mushafı yazan Ömer-i Aktâ’ın ayrıca mühür yüzüğünün yuvasına sığabilecek kadar küçük gubârî hatla Mushaf yazdığı da nakledilen rivayetler arasındadır (Kadî Ahmed, s. 64). XIV. yüzyılda Mısır Memlük sultanlarının yazdırdıkları Mushaflar (Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, nr. 9-15) oldukça büyük formatta (75x56, 105x77 cm.) tasarlanmıştır. Zengin süslemesi, altın mürekkeple yazılmış harflerin etrafının siyah mürekkeple veya siyah mürekkeple yazılmış harflerin altın mürekkeple tahrirlenmesi zamanının coşkulu sanat anlayışını yansıtmaktadır. Osmanlılar’da Mushaf, daha kullanışlı boyutlarda tasarlanmış, büyükten küçüğe ölçüleri verilmeden şöyle adlandırılmıştır: Cami Mushafı, kebîri kıta 1/1, vezîrî kıta 1/2, küçük kıta 1/4, sümün kıta 1/8, sancak Mushafı (Derman, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Hat Koleksiyonundan Seçmeler, s. 22). İstanbul’un bazı müze ve kütüphanelerinde bulunan Osmanlı Mushaflarının incelenmesinden anlaşıldığına göre Mushaflar az sayıda 89x89, 78x45, 47x31, 45x26, 40x27 cm. ve daha çok 27x19, 19 x12, 14x9,5, 10x8 cm. boyutlarında ve dikdörtgen şeklinde tasarlanmıştır. Osmanlı hattatları Mushaf kitâbetinde uyulması gereken bazı esaslar koymuştur. Yazım işi büyük bir titizlik isteyen bu işlem ve safhalardan sonra tamamlanırdı. Güzel bir yazı için hattatın kabiliyet ve hünerinin yanı sıra kalem, mürekkep ve kâğıt gibi malzemenin de kusursuz olması önem taşırdı. İmalâthanelerde üretilen en kaliteli beyaz ve pürüzlü ham kâğıt seçilir, soğan kabuğu, kırmız böceği, cehri ve safran gibi maddeler kaynatılarak elde edilen ve bir tekneye boşaltılan renkli suya kâğıt tabakaları batırılır, gözü yormaması için renklendirilirdi. Kuruduktan sonra âharlanır, mührelenir ve ağırlık altında en az bir yıl bekletilirdi. Böylece terbiye edilmiş kâğıt tabakaları istenilen ebatta kırılır, forma haline getirilirdi. Kur’an metninin boyutları ve satır araları belirlenir, hazırlananmıstar aletiyle bütün yaprak sayfaları mıstarlanırdı. Çok defa dış bordür yazı sahasının genişliğinin yarısı kadar, dip kısmı ise dış bordürün yarı ölçüsünde tutulurdu. Forma halinde hazırlanmış yaprakların yazımı sağ diz dikilerek altlık üzerinde yapılır, yazı için hazırlanmış is mürekkebi, kamış kalem veya cava kalemi kullanılırdı. Osmanlı hattatları içinde Yahyâ Hilmi Efendi gibi Mushaf yazımını bir ayda tamamlayan, Ramazan b. İsmail gibi her gün yarım cüz yazmayı âdet edinmiş hattatlar olduğu gibi, altı ayda, bir yılda Mushaf kitâbetini tamamlayan hattatlar da vardı. Mushaf yazımına fazla özen gösteren üstatlar, baş kısmının daha güzel olması için çok defa Kur’an’ı onuncu cüzden başlayarak sonuna kadar yazar, ardından başa döner ve onuncu cüze kadar yazarlardı. Kur’an metni yazıldıktan sonra daha ince bir kalemle hareke, kırmızı mürekkeple secâvend işaretleri konur ve sayfalar tezhip edilirdi. Yazanın abdestli ve malzemenin temiz olması Mushaf yazma âdâbındandı. Müzehhipler, Kur’an’ın zahriye ve Fâtiha ile Bakara sûresinin ilk beş âyetinin (serlevha) yer aldığı karşılıklı iki sayfanın tezhiplenmesinde bütün hünerlerini gösterirlerdi. Sayfaların sadeliğini bozacak tarzda süslemede mübalağa yapılması, okumayı zorlaştırması sebebiyle bir sayfada farklı yazılar kullanılması hoş karşılanmamıştır. Serlevhadan sonra gelen sayfalarda Kur’an metninin etrafına altın cetvel çekilir ve farklı renklerle tahrirlenir. Âyet sonlarına farklı duraklar, yirmi sayfada bir cüz gülü, beş sayfada bir hizip gülü, secde âyetlerinin karşısına da secde gülü konur, sûre başları ve hâtime sayfası tezhiplenirdi. Tezhip, bir usta ile çıraklarının dikkatli ve sabırlı emeklerinin sonucu tamamlanırdı. Saray nakışhânelerinde ise tezhip ortak bir çalışmanın ürünüydü. Cetveller, tahrirler, renkler ve motifler usta müzehhiplerin gözetiminde ayrı ayrı sanatkârlar tarafından hazırlanırdı. Tezhibi tamamlanan Mushafın sûre isimleri, muhtıralar, cüz, hizb, aşr ve secde yerleri beyaz üstübeç mürekkebiyle yazıldıktan sonra ciltlenirdi.     Kaynaklarda çok Mushaf yazdıkları kaydedilenler dışında nesih hatla ondan fazla Mushaf yazan Osmanlı hattatlarının Tuhfe-i Hattâtîn ve Son Hattatlar gibi kataloglar esas alınarak tespit edilebilen Mushaf sayısı ölüm tarihleri sırasına göre şöyledir: Şeyh Hamdullah kırk yedi, Ali Karî b. Mehmet (her yıl bir Mushaf yazmıştır), Derviş Ali (Büyük) elli, Ramazan b. İsmâil (Kur’an hattatı diye tanınır) dört yüz, Suyolcuzâde Mustafa Eyyûbî elli, Abdurrahman Abdi Çelebi kırk, Ömer b. İsmâil on, Hocazâde Mehmed Enverî kırk, Hâfız Osman yirmi beş, Ağakapılı İsmâil kırk, Arapzâde Mehmed b. Ömer (bin adet yazmayı başarmıştır), Hâfız Mustafa elli, Çinicizâde Abdurrahman Efendi yüz, Ahmed (Mısır Kadısı) yirmi, Yedikuleli Seyyid Abdullah yirmi dört, İbrâhim Tâhir altmış, Seyyit Halil on beş, Ahmet b. Hasan yüz yetmiş, Eğrikapılı Mehmed Râsim altmış, İsmâil b. Ahmed on sekiz, Feyzullah b. Sun’ullah yüz doksan beş, Seyyit Mehmet b. Ahmet beş yüz, Akmolla Ömer yüz, Mustafa b. Ebû Bekir kırk, Kunduracı Ahmed yirmi, İsmâil Zühdü kırk, Ahmet Nâilî Efendi yüz yirmi bir, Çemşîr Hâfız Sâlih dört yüz elli dört, ince ta’lik hatla Şeyhülislâm Arapzâde Mehmet on, Hakkâkzâde Mustafa Hilmi iki yüz, Kazasker Mustafa İzzet on beş, Ali Nâilî elli yedi, Kayışzâde Hâfız Osman Nûri yüz yedi, Yahyâ Hilmi yirmi beş, Hâfız Mustafa Tevfik üç yüz altı, Hasan Rızâ on dokuz, Mehmed Râşid otuz yedi, Rifâî Aziz Efendi on beş. Aziz Efendi 1922’de Melik I. Fuâd’ın daveti üzerine Kahire’ye giderek onun adına resm-i Osmânîye uygun Mushaf yazmıştır. Mushaf kitabetinde imlâ ve yazı birliği sağlamak maksadıyla bu Mushaf I. Fuâd tarafından bastırılarak İslâm âlemine dağıtılmıştır. Mushafın aslı, Kahire İslâm Eserleri Müzesi’nde korunmaktadır (M. Hamîdullah, s. 56-57; Serin, Hattat Aziz Efendi, s. 27).   İslâm medeniyetinde Kur’an ve kitaba gösterilen derin sevgi ve saygı pek ibtidaî bir biçimde bulunan yazıyı en yüksek sanat dalı seviyesine yükseltirken buna bağlı olarak Mushaf kitâbeti etrafında tezhip, cilt, sedefkârlık ve ahşap sanatlarında da İslâm milletlerinin sanat zevk ve geleneklerine göre farklı teknik, motif, renk ve kompozisyon anlayışı ile üslûplar doğmuş ve gelişmiştir. Klasik çağına XV. ve XVI. yüzyıllarda ulaşan tezhip ve cilt sanatı Timurlular, Safevîler ve Osmanlılar zamanında en güzel örneklerini Mushaflarda sergilemiştir. Cami ve türbelere vakfedilmiş sanat değeri taşıyan Mushaf ve cüzlerin korunması, okuma sırasında yüksekçe bir yere konması ve rahat okunması amacıyla yapılan rahleler, cüz ve Kur’an mahfazaları da İslâm sanatının ilgi çeken bir alanıdır. Osmanlı dönemi cüz ve Kur’an mahfazaları kıymetli ahşap, sedef, bağa, fildişi kakma, ayaklı, kapağı kubbeli, düz veya altıgen olarak tasarlanmış, göz alıcı zengin motiflerle bezenmiştir. Osmanlı sedefkârlarının cami ve türbelerden seçilerek toplanmış XV. ve XVI. yüzyıllara ait en güzel eserleri Topkapı Sarayı ve Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde zengin bir koleksiyon oluşturmaktadır (TSM, nr. 2/2903, 27/19, 27/20; TİEM, nr. 1, 5, 8-13, 17. 19, 20, 24). Erken dönemde büyük ebatta, ağır parşömen Mushafları koymak ve ayakta okumak için yüksekçe rahlelerin yapıldığı bilinmektedir (Çulpan, s. 60). Farklı kültürlerde ve değişik biçimlerde devam eden rahle yapımı Selçuklular zamanında yekpâre ahşaptan dişli geçme, iki kanatlı, açılır kapanır tarzda, büyük bir özenle oyulmuş, işlenmiş ve üslûp kazanmıştır. Selçuklu rahleleri çoğunlukla geometrik ve rûmî desenli yazı motifli veya kafes oyma (ajur) tarzında yapılmıştır. XV. ve XVI. yüzyıllarda Osmanlı ahşap ve sedefkârlık sanatı fildişi, bağa, sedef, abanoz gibi çok zengin malzeme ve motifleriyle en yüksek düzeye ulaşmıştır. Bu sanatın az bulunur örnekleri de müzelerde sergilenmektedir (TSM, Murassa’ Gümüş Rahle, nr. 2/39 46; TİEM, nr. 14, 15, 33, 74, 79, 80, 83, 87, 90, 103;).   Prof.Dr.Muhittin Serin

HİLYE-İ ŞERİFE'NİN DİNİ, EDEBİ VE ESTETİK BOYUTLARI

HİLYE-İ ŞERİFE'NİN DİNİ, EDEBİ VE ESTETİK BOYUTLARI

Doç. Dr. Fatih ÖZKAFA 1. Hilye’nin Ortaya Çıkışı Hilye, kelime olarak “yaratılış, süs, ziynet” bir başka ifade ile “insanın medâr-ı temâyüzü olan evsâf-ı hariciyesi” gibi anlamlara gelir. Istılahî olarak ise, İslâmî edebiyatta Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hâl ve tavırlarını anlatan, mübarek cisimlerinin evsafını beyan eden manzûm veya mensûr metinlere “hilye” denir. Hat san’atında da bu metinleri ihtiva eden eserler, “hilye-i saâdet” veya “hilye-i şerîfe” olarak adlandırılır. “Ta‘rîf-i eşkâl-i Rasûl Aleyhisselâm” veya “Fahr-i Kâinât Efendimiz’in evsâf-ı mübârekesi” şeklinde (Güngör, 2003: 186) veya “Nebiyy-i Muhterem Aleyhi’s-Salâtü ve’s-Selâm Efendimiz Hazretleri’nin şemâil-i şerîfe ve sıfat-ı kutsiyyelerini havî kitap ve levha” (Kamus-ı Osmanî) şeklinde de tanımlanan hilye-i saâdet’in Hz. Peygamber (s.a.v.)’e duyulan muhabbet ve hasretin san’attaki aksi olduğu söylenebilir. Müslüman şair, bu hislerini na’t ile dile getirirken, hattat da yazıyla O’nu tarif etme cihetini benimsemiştir. Hz. Peygember (s.a.v.)’in sûretini resmetmek sakıncalı görüldüğünden, en edebî hilye metnini en zarif hattile levha haline getirmenin daha münasıp olacağı inancıyla Hilyetü’n-Nebeviyye eserlerine çok rağbet edilmiştir. Hilye-i şerîfeye bilhassa Türk kültüründe büyük değer verilmiş; hilye metnini ezberleyenin hem dünyada hem ahirette büyük mükâfata nail olacağına, nimete ve saâdete erişeceğine inanılagelmiştir. Hilye-i saâdetin evde veya işyerinde bulundurulduğu takdirde o mekânın yangın, hırsızlık vb. âfetlerden korunacağı, yanında taşıyanların kaza ve musibetlerden muhafaza edileceği, seyahatlerde işlerin âsân olunacağı kabul edilmiştir. Ayrıca meskenlerinde bu mübarek levhaya yer verenler, sanki Hz. Peygamber (s.a.v.)’in rûhaniyyetlerini misafir ettiklerine inanmaktadırlar.     Bu hususlar, Hâkanî Mehmed Bey’in meşhur Hilye-i Hâkanî’sinde (Hilye-i Hâkânî, 06 Mil Yz.A 1127/2, v.5b.) manzum olarak şu şekilde ifade edilmiştir: Bu hadîs içre budur kavl-i ehem Ya‘ni Allâhu Te‘âlâ a‘lem Nice pâkîze sühandan sonra Fahr-ı ‘âlem didi benden sonra Hilye-i pâkimi kim görse benim Ola görmüş gibi vech-i hasenim Gördügince müteşevvik olsa Hâsılı hüsnüme ‘âşık olsa Ârzû itse yüzüm görmege ol Kalbine neş’e-i Hak itse hulûl Âteş-i dûzâh olur ana harâm Eyler ikrâm ile firdevse hırâm Fitne-i kabrden ol merd-i Hudâ Yevm-i mîzâna dek emn üzre ola Dahi haşr itmeye ‘uryân anı Hak Ola gufrânına Hakk’ın mülhak Anı hırz eyleye bir ehl-i sefer Zarar irmez ana dir peygamber Bu rivâyât-ı kesîrü’l-berekât Böyle nakl oldı ‘Alî’den bi’z-zât Didi kim hilyeni şâd olsa görüp Hırz-ı cân eylese anı götürüp Âhirü’l-emr olıcak rûz-ı kıyâm Cismine nâr-ı cahîm ola harâm Ol kişi çekmeye bi’l-cümle ‘azâb Ne bu dünyâda ne ‘ukbâda ‘ukâb Lâyık-ı devlet-i dîdârım ola Dahi şâyeste-i envârım ola   2. Edebiyatta Hilye ve Şemâil Geleneği Ashab-ı Kiram tarafından Hz. Peygamber’in şemâiline dair yapılmış tespit ve müşahedeleri bir araya toplayan ilk müstakil eser, İmam Tirmizî (ö. 892 M.)’nin “eş-Şemailü’n-Nebeviyye ve’l-Hasâilü’l-Mustafaviyye” adlı eseridir. Bu eser, Osmanlı edebiyatında hilyeciliğin temel kaynağını teşkil eder. Osmanlı edebiyatında Hâkanî Mehmed Bey (ö. 1606)’in yazdığı 716 beyitlik Hilye-i Hâkanî mesnevîsi, bu türdeki en önemli eserlerdendir. Mehmed Bey’in bu mesnevîsi Sultan III. Mehmed Han’ın o kadar hoşuna gitmiştir ki, bu te’lifinden dolayı her ne câize istenirse kendisine verileceği beyan edilmiştir (Pala, 1997: 80-81). Beyhakî’nin “Delâilü’n-Nübüvve” ve Cemaleddin Hafız Abdurrahman’ın “el-Vefâ fî Fedaili’l-Mustafa, Kadı Ebu’l-Fadl Iyaz (ö. 1149 M.)’ın “Kitabü’ş-Şifâ fî Ta’rîfi Hukûkı’l-Mustafâ” adlı eserleri de Arap edebiyatındaki şemâil geleneğini temsil ederler (Subaşı, 1995: 284). Türk edebiyatında birçok hilye yazılmasına rağmen İran edebiyatında şemâil ve hilye türüne hemen hemen hiçbir yerde rastlanamamıştır. Bunu gözönünde bulundurarak bu edebî türün Müslüman Türklere ait bir çeşit millî edebiyat türü olduğu söylenebilir. “Bizde manzum hilye-i Nebevî sahasında ilk eser Şerîfî mahlaslı bir şairimize aittir. İki yüz elli beş beyitlik Risâle-i Rasûl adlı eser Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzâde Bâyezid’e takdim edildiğinden hareketle eserin bu şehzadenin vefat tarihi olan 1562’den önce yazıldığını söylemek mümkündür. Hilye ile şemâil birbirine yakın kavramlar olmakla birlikte, aralarında bazı farklar vardır. Hilyelerin peygamberimiz yanında diğer peygamberler, dört halife ve bazı İslâm büyükleri için de yazılabilmesine mukabil şemâiller yalnızca Peygamberimiz (s.a.v.) için yazılmıştır. (Erdoğan, 2007: 318).  Müzehhip Abdulhamit Yılmaz Tezhip Çalışmaları (Hat Hasan ÇELEBİ) 2.1. Türk Edebiyatındaki Başlıca Hilyeler Türk Edebiyatı, hilye ve şemâil eserleri bakımından oldukça zengindir. Tarihten günümüze en çok bilinen hilyeler şu şekilde sıralanabilir: Risale-i Hilyetü’r-Rasûl, Şerîfî. Hilye-i Hâkanî, Hâkanî Mehmed Bey, 1598-99. Tercüme-i Hilyetü’n-Nebî Aleyhi’s-Selâm, Bosnalı Mustafa, 1654. Hilyetü’l-Envâr, Süleyman Nahifî, 1689. Hilye, Seyyid Mehmed Efendi. Şerh-i Hilye-i Nebeviyye (Hilye-i Nebeviyye ve Hulefa-i Erba’a), Müstakîmzade Süleyman Sa’düddin Efendi. Hilye, Mevlevi Mehmed Necib Efendi, 1843. Milad-ı Muhammediyye-i Hâkanîyye Hilye-i Fethiyye-i Sultaniyye, Rusçuklu Fethi Ali, 1843. Nazmu’n-Nûr fî Silki’s-Sürûr, Tırhalalı Murad Oğlu Ali (Hızrî). Hilye-i Fahr-i Âlem, Mustafa Fehmi Gerçeker, 1944. (Uzun, 1998: 45-46). Yukarıda zikredilenlerden bazılarının da yer aldığı hilyeleri, mensur ve manzum hilyeler şeklinde tasnif ederek sıralamak mümkündür:   2.1.1. Mensur Hilyeler Hilyetü’ş-Şerîfe ve’n-Na‘tu’s-Seyyime, Abdullah b. Şâkir b. Mustafa Elbistânî Yemlihâ-zâde. Nüzhetü’l-Ahyâr Fî Şerh-i Hilyeti’l-Muhtar, Ahmed b. Receb el-İstanbulî. Hilye-i Şerîfe, Ahmed Şemsî Halvetî. Şerhu Hilyeti’n-Nebî, Akkirmânî Mehmed Efendi. Hilye-i Saâdet, Akkirmânî Muhammed b. Mustafa. Hilye-i Şerîf-i Rasûlullah, Ali Molla. Hilye-i Şe”rîfe, Erzurumî Mehmed Hanefî Efendi Hilye-i Saâdet Tercümesi, Fethî Mehmed Ali Efendi. Hilye-i Nebevî, Halil b. Ali el-Kırımî. Hilye-i Muhammed, Hilmi Efendi. Şerh-i Hilye-i Nebevî, Hulûsî Ârif Eskişehrî. Hilye-i Şerîfe Şerhi, İbn-i Kemal Paşa. Hilye-i Şerîfe-i Cenâb-ı Peygamberi, İsmail Sâdık Kemal b. Muhammed Vecihî Paşa. Hilye-i Şerîfe, Kâdi Şâmi.Mufassal Hilye-i Şerîfe, Mantıkî Mustafa Efendi.         Hilye-i Şerîf Muhammediye, Mehmed Ergüneş, Bergama (matbu’). Hilye-i Nebeviyye ve Hulefâ-i Erbâ‘a, Müstakimzâde Süleyman Sa‘düddin Efendi. Hilye-i Nebevî, Nûrî. Hilyetü’n-Nebî, Şeyh Emir Tarikatçı. Hilye-i Nebeviyye, Şeyhî. Hilye-i Celîle ve Şemâil-i Aliyye, Şeyhü’l-İslâm Hoca Saadettin Efendi. Terceme-i Hilye-i Şerîf, Vahdî İbrahim b. Mustafa. Hilye-i Nebî, Vecdî Ahmed. 2.1.2. Manzum Hilyeler Risâle-i Hilyeti’r-Rasûl, Şerîfî. Hilye-i Sa‘âdet, Hâkânî Mehmed Bey. Gülistân-ı Şemâil, Nesîmî Mehmed Efendi. Hilye-i Rasûlullah, Aziz Mahmud Hüdâyî. Riyâzü’l-Hilye, Mustafa b. Muhammed Nüvâzî. Hilye-i Nebî, Selimî Dede. Hilyetü’l-Envâr, Süleyman Nahîfî. Hilye-i Şerîf, Hayrullah Hayrî Efendi. Hilye-i Hâkimâ, Hâkim Seyyid Mehmed Efendi. Hilye-i Nebî, Ârif Süleyman Bey. Nazîre-i Hâkânî, Mehmed Necip Efendi. Hilye-i Şerîf, Âşık Kadrî. Hilye-i Fahr-i ‘Âlem, Mustafa Fehmi Gerçeker. Tercüme-i Hilyetü’n-Nebî, Bosnalı Mustafa. Milâd-ı Muhamediyye-i Hâkâniyye ve Hilye-i Fethiyye-i Sultaniyye, Ruscuklu Fethi Ali. Nazmu’n-Nûr fi Silki’s-Sürûr, Tırhalalı Murad Oğlu Ali (Hızrî). Hilye-i Şerîfe, Abdülvahab Dursun. Hilye, Hızrî. Hilye-i Manzume-i Rasûlullah, Cenâb-ı Nurî Kastamonu. (Güngör, 2003: 23-25, 91-92). Hz. Muhammed (s.a.v.) için yazılanlar dışındaki hilyeleri ise şu başlıklar altında toplamak mümkündür: Hilye-i Enbiyâ’lar, Hilye-i Çehâr-Yâr’lar, Hilye-i Aşere-i Mübeşşere’ler,  Hilye-i Hasaneynler, Din ve Tarikat Büyükleri Hakkındaki Hilyeler (Hilye-i Bahaüddîn Şâh-ı Nakşbend, Hilye-i Mevlânâ gibi). 3. Hat San’atında Hilye Geleneği Levha halindeki hilye-i şerîfe’nin ilk numûnelerinin 1090/1679-1680 tarihlerinde meşhur hattat Hâfız Osman Efendi (1642?-1698) tarafından yazıldığı genel olarak kabul edilmektedir (Acar 1997: 96; Alparslan, 1999: 70; Dere 2009: 78-80; Derman, 1967: 8-9; Derman, 2011a: 194; Serin, 2008: 127). Bununla birlikte, bir hürmet nişanesi mahiyetinde göğüs cebinde taşınmak için gündelik el yazısı veya nesih hattıyla küçük ebatlı olarak yazılan hilye metninin en eski örneği Derman’ın tespitine göre Şeyh Hamdullah’da (1429-1520) mevcuttur. (Derman, 2011b: 23) Klasik hilye levhaları, başmakam (Besmele), göbek (hilye metni), çehar yâr (Dört Halife), hilâl, âyet, etek (hilye metninin devamı) bölümlerinden mürekkeptir. Hilye metninin ilk kısmının yer aldığı göbek, Güneş’e benzetilir. Onu kuşatan hilâl formu, Hicret-i Nebeviyye’nin sembolü olan ve İslâm takviminde esas alınan Ay’ı temsil eder. öbekteki güneş ve ay motifinin dörtbir yanındaki Hulefâ-i Râşidîn isimleri ise “ashabım yıldızlar gibidirler. Hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz” meâlindeki hadîs-i şerîfe telmihte bulunur (Derman, 1998: 47).   Hat- Ahmet Zeki Yavaş - Tezhib- Gül Hilal Türkoğlu Âyet kısmında ise genellikle “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” meâlindeki “Vemâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn” (Enbiya, 21/107) âyeti veya “Muhakkak Sen yüce bir ahlâk üzeresin” meâlindeki “Ve inneke le’alâ hulukın azîm” (Kalem 68/4) âyeti; bazan da “Muhakkak ki Biz seni şahit, müjdeleyen ve uyarıcı olarak gönderdik” meâlindeki  “İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ” (Fetih 48/8) âyeti yazılır. Bu ibarelerin dışında, “Sen olmasaydın, Sen olmasaydın eğer, kâinatı yaratmazdım” meâlindeki “Levlâke levlâke lemâ halaktu’l-eflâk” kutsî hadîsi veya Hz. Muhammed (s.a.v.) ile ilgili muhtelif âyet-i kerimelerin yazıldığı hilyeler de mevcuttur. Sahabe-i kirâmdan Hz. Ali, Hz. Aişe, Enes b. Malik, Ebû Hureyre, Abdullah b.  Abbas, Abdullah b. Ömer, Hasan b. Ali, Hind b. Ebî Hâle, Berâ b. Âzib, Câbir b. Semüre, Câbir b. Abdullah, Sa’îd b. İyâs el-Cüreyrî (r. anhüm) gibi isimlerden Efendimiz (s.a.v.)’in şemâiline dâir rivâyetler ulaşmıştır. Bunlar arasında, hilye-i saâdet levhalarında en çok tercih edilenlerden biri aşağıdaki Hz. Ali rivâyetidir: Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamber’i (s.a.v.) vasfettiği zaman şöyle buyurdu: ‘Hz. Peygamber’in boyu ne çok kısa, ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa, ne de düz uzun saçlıydı; saçı, kıvırcıkla düz arası idi. Değirmi yüzlü, duru beyaz tenli, iri ve siyah gözlü, uzun kirpikliydi. İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü, ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avucu ve tabanları dolgundu. Yürüdüğü zaman, sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla ilerlerdi. Sağına ve soluna baktığında, bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında ‘nübüvvet mührü’ vardı. Bu, onun sonuncu peygamber oluşunun nişanesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, onun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler; fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, onu her şeyden çok severlerdi. Onun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse: ‘Ben, gerek ondan ve gerekse ondan sonra, Rasûlullah (s.a.v.) gibi birisini görmedim’ demek sûretiyle onu tanıtmak hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun. Hz. Hasan(r.a.)’nın Hind b. Ebî Hale (r.a.)’dan rivâyet ettiği hilye metni ise şöyledir: Rasûlullah Efendimiz, yaratılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayaın parlaklığı gibi nûr saçardı. Orta boyludan uzun, ince uzundan ise kısa olup başı büyükçe idi. Saçları kıvırcık ile düz arası idi. Şâyet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar; değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi. Peygamber Efendimiz’in rengi ezheru’l-levn yani nûrani beyaz idi. Alnı açıktı.kaşları hilal gibi gür ve birbirine yakındı. Çatık kaşlı değildi. İki kaşının arasında bir damar vardı ki öfkeli hallerinde kabarır; normal zamanlarında ise gözükmezdi. Burunlarının üst tarafı biraz yüksekçe olup üstü ince idi. Mübarek burnunun üstünde onu yüksek gösteren bir nur vardı ki dikkatlice bakmayan kimselere, Peygamberimizi kartal burunlu zannederlerdi. Sakal-ı şerîfleri sık ve gür; yanakları ise yumru olmayıp düz idi. Saadetli ağızları geniş, ön dişlerinin arası seyrekti. Göğüs çukuru ile göbeği arasında ince bir şerit gibi uzanan kıllar vardı. Gerdanı saf mermerden traş edilen heykellerin boynu gibi gümüş berraklığında idi. Vücudunun bütün azaları birbiri ile uyumlu olup yakışıklı bir yapıya sahipti. Ne şişman ne de çok zayıftı. Karnı ile göğsü aynı hizada idi. Göğsü ile iki omzunun arası genişçe, kemik mafsalları kalınca, vücudunun açık yerleri gâyet nurlu idi. Göğüs çukuru ile göbeğinin arasını birleştiren kıllar ince uzun bir şerit gibi uzanırdı. Bu uzanan kıllar dışında meme ve karın bölgesinde kıl yoktu. Kolları, omuzları ve göğüslerinin üst tarafları ise son derece kıllı idi. Bilekleri uzun, el ayaları geniş, el ve ayakları kalın, parmakları ise uzunca (veya kalınca) idi. Ayaklarının altı çukur idi; düztaban değildi. Ayaklarının üstü ise pürüzsüzdü. Öyle ki üzerine su dökülse yağ gibi akar giderdi. Yürürken ayaklarını yerden biraz kaldırıp önlerine hafif eğilerek yürürlerdi. Ayaklarını, ses çıkarıp toz kaldıracak şekilde yer sert vurmazlar; adımlarını uzun ve seri atmakla birlikte sükunet ve vekar üzere yürürlerdi. Yürürken sanki meyilli ve engebeli bir yerden iniyor görünümünü arz ederlerdi. Bir tarafa dönüp baktıklarında bütün vücutları ile birlikte dönerlerdi. Rastgele sağa sola bakmazlardı. Yere bakışları, göğe bakışlarından daha çoktu. Çoğunlukla göz ucu ile bakarlardı. Ashabı ile birlikte yürürken onları öne geçirir; kendileri arkada yürürlerdi. Yolda karşılaştığı kimselere onlardan önce hemen selam verirlerdi (Yardım, 2011: 75-76). Cabir b. Semüre (r.a.)’dan gelen bir rivâyette Hz. Muhammed (s.a.v.) tavsif edilirken, mehtaplı bir gecede Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i kırmızı renkli elbisesi ile gördüm de mukayese için bir O’na baktım bir de aya. Vallahi bence O aydan daha güzeldi (Yardım: 76) şeklinde anlatılmıştır. İbn-i Abbas (r.a.)’dan gelen bir rivâyette de Rasûlullah’ın ön dişleri hafifçe seyrek olduğundan, konuşurken ön dişleri arasından nur dökülüyor gibi görünürdü (Yardım, 2011: 78) tasviri yer almıştır. Kısas-ı Enbiyâ isimli eserinde Ahmet Cevdet Paşa, klasik hilye metinlerinden yararlanarak muhtasar bir metin oluşturmuş ve bu ibarenin, Hattat Filibeli Bakkal Ârif Efendi tarafından Osmanlı Türkçesi ile ve nesih hattıyla yazıldığı bir hilye-i saâdet levhası birkaç kez bastırılmıştır. Aşağıda, sözkonusu hilye metni yer almaktadır: Rasûl-i Müctebâ Muhammedüni’l- Mustafa (s.a.v.) yaratılış ve ahlakça Âdemoğulları cinsinin en olgunu idi. Bütün peygamberler noksansız azalı ve güzel yüzlü olup Habib-i  Hüdâ onların en güzeli idi. Tertemiz cismi güzel, hep azası münasip endamı gâyet düzgün, alnı ve göğsü ve avuçları ve iki omuzlarının arası geniş idi. Boynu uzun ve ölçülü ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mübarek karnı göğsüyle beraber olup şişman değil idi. Ve ayaklarının altı çukur olup düz değil idi. Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü kuvvetli idi. Ne zayıf ne semiz, belki ikisi ortası ve sıkı etli idi. Mübarek cildi ipekten yumuşaktı. Gâyet mu’tedil bir tarzda büyük başlı, hilal kaşlı, çekme burunlu, az değirmi çehreli ve ovale yakın yüzlü idi. Şişman yüzlü ve yumru yanaklı değil idi. İki kaşının arası açık ve fakat kaşları birbirine yakın idi. Çatık kaşlı değil idi. Ve iki kaşının arasında bir damar var idi ki öfkelendiğinde kabarıp görünürdü. Kirpikleri uzun, gözleri kara  ve güzel, büyücek idi. Ve gözlerinin akında az kırmızılık var idi. Rengi ezherli idi. Yani ne kireç gibi ak ne de karayağız, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya yakın beyaz ve nurani ve berrak olup mübarek yüzünde nur parlardı. Dişleri inci gibi parlak olup söylerken ön dişlerinden nur saçılır ve gülerken mübarek ağzı bir latif şimşek gibi pırıltılar saçarak açılır idi. Saçları ne kıvırcık ne de pek düz idi. Ve saçlarını uzattığı vakit kulaklarının memelerini aşardı. Sakalı sık ve tam idi, uzun değildi. Ve bir tutamdan fazlasını alırdı. Beka yurduna göç ettiklerinde saçı skalı henüz ağarmaya başlayıp başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz kıl var idi. Cismi temiz, kokusu latif idi. Koku sürünsün sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan ala kokardı. Bir kimse onunla musâfaha etse bütün gün onun hoş kokusunu duyardı. Mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse hoş kokusuyla o çocuk diğer çocuklar arasında bilinirdi. Doğduğu vakit dahi pak ve latif idi. Sünnetli ve göbeği kesik olarak doğmuş idi. Duyuları fevkalade kuvvetli idi. Pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi. Ve bütün hareketleri ılımlı idi. Bir yere gittiğinde acele ve sağ ve sola meyletmeyip vakar ile doğru yoluna gider ve fakat sürat ile akıcı bir şekilde yürür idi. Normal yürür gibi görünür fakat yanında gidenler sürat ile yürüdükleri halde geri kalırlar idi. Yüzünde nur ve güzellik, sözünde akıcılık ve letafet, lisanında anlaşılırlık, beyanında fevkalade tesir var idi.  Boş söz söylemeyip her sözü hikmet ve nasihat idi. Ve herkesin akıl ve idrakine göre söz söylerdi. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Kimseye fena söz söylemez; kimseye kötü muamele eylemez ve kimsenin sözünü kesmez idi. Yumuşak huylu ve mütevazı idi. Sert ve kaba değildi. Fakat heybetli ve vakur idi. Gülmesi dahi tebessüm idi. Onu ansızın gören kimseyi heybet kaplardı. Ve onunla tanışan ve sohbet eyleyen kimse O’na cân ü gönülden âşık olurdu. Fazilet ehline derecelerine göre hürmet gösterirdi. Akrabasına dahi pek ziyade ikram eylerdi. Lakin onları kendilerinden faziletli olanların önüne geçirmezdi. Ev halkına ve ashabına güzel muamele ettiği gibi diğer insanlara yumuşak huylulukla ve lütûf ile muamele ederdi. Hizmetkârlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyer ise onlara da onu yedirir ve giydirirdi. Cömert ve keremli, şefkatli ve merhametli, cesur ve hilm sahibiydi. Ahd ve va’dinde sabit, sözünde doğru idi. Güzel ahlakça akıl ve zekaca bütün insanlara üstün ve her türlü medh ve senaya layık idi.  El-hâsıl dış görünüşü güzel, iç alemi mükemmel, misli yaratılmamış bir saadetli ve mübarek vücut idi. Allahümme salli aleyhi ve ‘alâ ‘âlihi ve ashabihî ecmaîn.     Peygamberimiz (s.a.v.)’in fizikî özelliklerinin nazmen anlatıldığı, Hâkanî Mehmed Bey Hilyesi’nden seçilmiş bazı beyitler aşağıda verilmiştir. Bu hilyenin Hâkanî Mehmed Bey hilyesine nazire olarak yazıldığı da ileri sürülmektedir. (Her beytin numarası sonundadır): Besmele’yle idelim bed’-i makâl Sayd ola tâ ki hümâ-yı zî-bâl (1) Nice vasf eyleyeyim evsâfun Hak senün olmuş iken vassâfun (136) İ‘tidâl üzre idi hûb u latîf Reşk-i Tûbâ idi ol kadd-i şerîf (149) İki bâlâ kad arasında meger Olsa idi eger ol fahr-ı beşer (157) Gorinürdi ikisinden bâlâ Vasatü’l-kadd iken ol sidre-nümâ (158) Ne kıvırcık idi gâyet ne dırâz Bu iki vasfdan oldı mümtâz (174) Didiler var idi bir ince tamar Kaşları arasın itmişdi makar (221) Gâh olup ol reg-i mîzâb-ı celâl Cûy-ı hiddetle tolardı fi’l-hâl (222) Zâhir olsa o reg-i pâk-i nebîl Gazab u hiddete olurdı delîl (223) Basmasa ‘âlem-i imkâna kadem Zâhir olmazdı bu sahrâ-yı ‘adem (335) Vâsi‘ü’l-hatve idi meşy-i Rasûl Sık adım atmayup olmazdı ‘acûl (349) İltifât eylesebir şahsa eger Beden-i pâki ile cümle doner (354) Ya‘ni bir şey’e nigâh itse o mâh Cevirüp gerdenin itmezdi nigâh (355) Ketifeyni arasında o şehün Ya‘ni sag cânibe akreb o mehün (376) Var idi mühr-i nübüvvetle hitâm Hâtemü’r-rüsl idi ol fahr-i enâm (377) Once yürür idi ashâb-ı güzîn Gelür ardınca o şâhen-şeh-i dîn (368) Bed’ iderlerdi selâma her gâh Gordigi mü’mine ol nûr-ı İlâh (369) Sadrı şakk olmagın ol fahr-i melek Geldi hakkında “elem neşrah lek” (388) Asdaku’n-nâs idi ol fahr-i cihân Lehce-i pâkine ‘âlem hayrân (390) Câmi‘-i hüsn-i edâ idi fasîh Hüsn-i güftârı belâgatde sarîh (391) Nice haddim ola ta‘rîf itmek Hilye-i pâküni tavsîf itmek (413) Vasf-ı pâkün senün ey nûr-ı cemîl Yine Allâh bilür bi’t-tafsîl (414) Hilye-i pâküne itdikçe nazar Dîde-i şevk ile emlâk u beşer (423) Ola bin kerre tahiyyât u selâm Ravza-i pâküne ey hayr-ı enâm (424) (Erdoğan, 2007: 339-357) Hat san’atında ta’lîk yazı temeşşuku esnasında, mürekkebat safhasına geçildikten sonra Molla Câmi’nin Besmele Kasidesi veya Hilye-i Hâkanî’den seçme beyitler de meşk edilir (Derman, 1998: 50). Klasik hilye-i saadet levhalarının uzun kenarları yaklaşık olarak 40 cm. ile 70 cm. arasında değişmekle birlikte daha büyük eb’adlı hilyelere de rastlamak mümkündür. Büyük eb’adlı hilye yazmayı, her boyda olmak üzere 200 civarında hilye yazmış bulunan Kadıasker Mustafa İzzet Efendi (ö. 1876) başlatmıştır. Hat san’atının köklü gelenekleri arasında bulunan icâzetnamelerin hilye yazmakla da alındığı görülmüştür. Meselâ Sultan II. Mahmud (ö. 1839), Filibeli Bakkal Ârif Efendi (1830?-1909), Hacı Kâmil Akdik (ö. 1941) ve Şeyh Aziz Rıfâî (ö. 1934) sülüs-nesih hattından icazetnameye birer hilye-i Nebeviyye yazarak hak kazanmışlardır (Derman, 2000: 617-625). Mustafa Râkım Efendi (ö. 1758-1826)’nin farklı kompozisyonda bazı hilyeleri, yine Şeyh Aziz Rıfâî’nin hutût-ı mütenevvia ile yazdığı yoğun kompozisyonlu hilyeleri mevcuttur. Belli başlı yazı çeşitlerinin her birinin veya birkaçının kullanıldığı örneklere rastlamanın mümkün olduğu hilyeler genellikle muhakkak ve sülüs-nesih veyahut ta’lîk hattıyla kaleme alınmıştır. Tamamı kûfî hattıyla yazılmış nadir hilyelerden biri Derviş İbrahim Kadirî’ye âittir. Hacı Nuri Korman (1868-1951) ve Bakkal Ârif Efendi, metin kısmında nesih yerine sülüs hattı kullanarak hilyeler yazmışlardır. Ta’lîk hilyenin ilk denemesine Hafız Osman devrinden hemen sonra rastlanmakla birlikte, san’at vasfı kazanmış talik hilye Yesârî Mehmed Es’ad Efendi (ö. 1798) ile başlar. Daha sonra oğlu Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi (ö. 1849) de birçok ta’lîk hilye yazmıştır. Ta’lîk hilye yazmakta meşhur son hattatlardan biri de Mehmed Hulûsî Yazgan (ö. 1940)’dır. Hulûsî Efendi, etek kısmı bulunmayan ve göbek kısmı beyzî olan hilyeler de yazmıştır. Aynı zamanda, “vemâ erselnâke” âyeti yerine, Ulu Ârif Çelebi’nin “Mustafâ mâ câe illâ rahmeten li’l-âlemîn” mısraını kullandığı da olmuştur (Derman, 1998: 50). Yahya Hilmi Efendi (1833-1907) ve Kâmil Akdik, o devre kadar yazılmamış hilye metinlerini de denemişlerdir. Yine, M. Şevkî Efendi (1829-1887), Hâmid Aytaç (ö. 1982), muhakkak/sülüs-nesih hatlarıyla ve klasik formda birçok hilye-i saâdet levhası yazmışlardır. Hilyeler, bazı kaynaklarda “göbek formuna göre (dairevî, beyzî)” veya “serbest formlu” gibi bir tasnife tabi’ tutulmuştur (Taşkale, Gündüz, 2006: 61 vd.). Ancak, tarihten günümüze, birbirinden o kadar farklı hilyeler yapılmıştır ki, esasen tam bir sınıflandırma yapmak mümkün gözükmemektedir. Hilye tezhiplerinde ise, geç Osmanlı döneminde barok, rokoko vb. batı akımlarının tesirleriyle karşılaşmak mümkündür. Hat san’atının estetik bakımdan zirvede olduğu bu dönemde yazılmış nice zarif hilye, ne yazık ki nâhoş bir üslûpla tezyin edilmeye çalışılmıştır. 4. Sonuç Hz. Peygamber (s.a.v.)’i tavsif eden, O’nun güzelliklerini anlatan, yüksek seciye ve ahlâkını öven metinlerle gerek edebiyatta gerekse hat san’atında sıkça karşılaşmak mümkündür. Bilhassa Türk san’at ve edebiyat tarihi, bu nevi eserler bakımından oldukça zengindir. Peygamberini iştiyak ve tahassürle hatırlayan her san’atkâr, kendisinden önce ortaya konmuş eserlerden ilham ve kuvvet alarak; fakat yeni bir bakış açısıyla kendi muhabbetini ızhar etmeye çalışmıştır. Bu bir gelenek halini alınca da tarih boyunca na’t kaleme almayan bir şair, hilye yazmayan bir hattat, hilye tezhiplemeyen bir müzehhip nerdeyse hiç çıkmamıştır. Meselâ hattatların çoğu tek bir hilye yazmakla iktifa etmemiş; dâima yeni arayışlar içinde olmuşlardır. Hattâ öyle ki; hilye yazmanın feyiz ve bereketine inanarak birçok hat san’atkarı ömür boyu hilye yazmış; yine de usanmamıştır. Günümüzde, klasik hilye formunun haricinde yeni tasarım arayışları gözlenmektedir. Bu nevi denemelerde, muasır sanat anlayışına muvafık sayılabilecek teknikler ve malzemeler tecrübe edilmekte; klasik is mürekkebinden başka renkler de kullanılmaktadır. Ancak sözkonusu farklı/sıradışı her örneği “modern” olarak tanımlamak doğru değildir. Bu gibi kavramları kullanırken onların san’at dünyasında yaygın kabul görmüş anlamlarını göz ardı etmemeliyiz. Ayrıca, günümüz hattatlarının da, yeni bir tasarım yapmak isterken nispet, âhenk, denge gibi estetiğin vazgeçilmez ilkelerinden taviz vermemeleri gerekmektedir.   K A Y N A K Ç A Şinasi Acar, “Hilyeler” Antik&Dekor, Sayı 42, s. 94-100, 1997 Ali Alparslan, Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, İstanbul, 1999 Ömer Faruk Dere, Hattat Hâfız Osman Efendi, İstanbul, 2009 M. Uğur Derman, “Hâfız Osman’ın Hat San’atımızdaki Yeri”, Hayat, Sayı 52, İstanbul, s. 8-9, 1967 M. Uğur Derman,  “Hilye” maddesi, T.D.V. İslâm Ansiklopedisi,  Cilt 18, İstanbul, s. 47-51, 1998 M. Uğur Derman, Hat Sanatında Hilye- Şerîfler, Diyanet, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) Özel Sayı, Ankara, s. 617-636, 2000 M. Uğur Derman, Ömrümün Bereketi-I, İstanbul, s. 191-197, 2011 M. Uğur Derman, “Yazı San’atımızda Hilye-i Saâdet”, İlgi, Aralık, Sayı 28, s. 32-39, 1979 M. Uğur Derman, “Hat Sanatımızda Hilye-i Nebevî’nin Doğuşu”, Hilye-i Şerîfe, İstanbul, s. 23-29, 2011 M. Uğur Derman, F. Çiçek Derman, Kadıasker Mustafa İzzet Efendi Hilyesi, İstanbul 2011 Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara, 1997 Mehtap Erdoğan, “Hâkanî Mehmed Bey’in Manzum Hilyesi”, C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, XI/1, 317-357, 2007 Zülfikar  Güngör, “Türk Edebiyatında Hilye-i Nebevî Türünün Doğuşu, Gelişimi ve Sebepleri”, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Yıl 4, Sayı 10, Ocak-Haziran, 2003 Hâkanî Mehmed Bey,  Hilye-i Hâkânî, 06 Mil. Yz. A 1127/2, v. 5b. Mehmet Çebi Koleksiyonundan Hilye-i Şerif ve Tesbihler, İstanbul 2011. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Cilt I, İstanbul, 1993 İskender Pala, “Hilye-i Saâdet’in Câizesi”, Türk Edebiyatı, Sayı 279, Ocak, s. 78-81, 1997 Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, İstanbul, 2008 M. Hüsrev Subaşı, “Edebiyat ve Hatt Sanatımızda Hilye Geleneği”, IX. Milletlerarası Türk Sanatı Kongresi, Bildiriler, Cilt III, Ankara, s. 283-285, 1995 Subaşı: “Türk Sanatında Hilyeler”, Türk Sanatında Hilyeler, İstanbul, s. 9-15, 2010 Şemseddin Sami, Kamûs-i Türkî, İstanbul 1310. Faruk Taşkale, Hüseyin Gündüz, Hilye-i Şerife - Hz. Muhammed’in Özellikleri, İstanbul, 2006 Mustafa Uzun, “Hilye” maddesi, T.D.V. İslâm Ansiklopedisi,  Cilt 18, İstanbul, s. 44-47, 1998 Ali Yardım, Peygamberimiz’in Şemâili, İstanbul, 2011

KLASİK SANATLARIN VAROLUŞ SERÜVENİ

KLASİK SANATLARIN VAROLUŞ SERÜVENİ

 Ahmet Zeki Yavaş Atalarımız, Orta Asya’da yaşam şartlarının zorlaşmasıyla göç etmeye başlamış, Anadolu’ya ulaşana kadar birçok medeniyetle birlikte yaşamışlardır. Bu medeniyetlerin din, kültür ve sanat yaşamlarından  elde edilen birikimler, zeka, kabiliyet ve yetenekle, zaten var olan birçok sanatımızla beraber yorumlanıp geliştirilerek, zengin Türk kültürü ve sanatı dünyaya sunulmuştur. Dolayısıyla dünya sanat çevreleri tarafından bakıldığı zaman Anadolu, hat, tezhip, ebru, minyatür, cilt, çini, katı’, naht, kalemişi, edirnekarî, kakma ve kündekarî sanatlarının yegâne merkezi olarak görülür. Medeniyetler, sanat alanında kalıcı eserler ortaya koyabildiği zaman gerçek anlamda var olur. Eski medeniyetlerde sanat, güç ve zenginlik göstergesi olduğundan son derece önemsenmiştir. Batıda resim ve heykel olarak boy gösteren sanat, Anadolu’da sağlam, köklü ve gelenekli temelleriyle klasik sanatlar olarak yaşamını sürdürmektedir. Bu anlamda uluslararası arenada kabul gören ve estetik değere haiz olan sanat hazinemize sahip çıkmamız, medeniyetimizin en önemli yaşam kriteri olmalıdır. Avrupalı ressam Picasso, bir hat levhasının karşısında şaşkınlığını gizlemeyip “İşte resim bu, bizim resim sanatında gelmek istediğimiz noktaya, hat sanatı yüzyıllar önce gelmiş.” diyerek bizim sanatlarımızın gerçek seviyesini ve kalitesini ifade etmiştir. Sanatlarımız genel itibariyle hüsn-i hat etrafında toplandıklarından, başta hat sanatı olmak üzere klasik sanatlarımızın sanat oluş serüveni şöyle anlatılabilir: Ana yurdumuz Orta Asya’da var olan birçok sanatımız, Anadolu’ya ulaşana kadar farklı kültür ve medeniyetlerin sanatlarıyla etkileşimde bulunarak tekâmülünü sürdürmüş, çeşitli inanç sistemlerine dayalı formların eklenmesiyle gelişerek farklı boyutlar kazanmıştır. Sanatlarımız, mimarîde de etkisini göstermiş, ibâdethâne, saray, köşk, han, hamam, köprü, çeşme gibi farklı mekânları daha güzel göstermek amacıyla çiniye uygulanmış, duvarlarda kalemişi, ahşap kesimde naht olmuş, ahşap süslenerek kündekâri, sedef kakma, edirnekâri hâline gelmiş ve sanat yolundaki serüven devam ederek sağlam temelleriyle, klasik sanatlar envanterini meydana getirmiştir.   Miladî 751 yılında, Karahanlılar döneminde İslâmiyet’i kabul eden Türklerin kültür ve sanat zenginliği, sevgili Peygamberimiz (sav)’in getirdiği İslâm kültürü ile buluşmuş, böylece Türk sanatları farklı ve çok özel bir mecraya girmiştir. Peygamber Efendimiz (sav)’in yazı sanatını teşvik etmesi ile hattatların efendisi Hz. Ali (ra) yazı sanatını geliştirmiş, kufî hattını îcat etmek suretiyle ilk hattat olarak hat sanatı literatürüne girmiştir. İslâm’ın estetik anlayışının “çirkini güzel, güzeli daha güzel yapmak” düsturundan hareketle, daha güzel yazma gayreti içine girilmiş, sanatların estetik ölçüleri oturmaya ve farklı ekoller oluşmaya başlamıştır. Bu anlayışla, Türklerin sanat zevki ve bilgileriyle gelişmelerine devam eden hüsn-i hat, 1298 yılında Amasya’da doğduğu bilinen ve Türk olan Yakut el Musta’simî’nin, hat sanatında kullandığımız kalemin ucunu sola eğimli kesmesiyle, estetik bir boyut kazanmaya başlamıştır. Bu vesile ile de ilk defa kendisi için “hattat” tabiri kullanılmıştır. Hüsn-i hat sanatı ruhanî bir hendesedir. Estetik  kıvrımlardan oluşan harflerin, ancak hassas ve uzun çalışmalar neticesinde elde edilebilecek ölçülerle oluşturulması sebebiyle, cismanî aletlerle meydana getirilen bir mühendislik harikasıdır.   Hat sanatı özellikle Anadolu’da geliştirilmiş, yazı kenarlarına tezhip, minyatür, katı’ uygulamaları yapılmış, yan kâğıtları ebruyla kaplı muhteşem ciltler meydana getirilerek, kitap sanatları oluşmaya başlamıştır. Bu dönem itibariyle yazıların etrafında süsleme unsurları geliştirilerek tezhip ve katı’ sanatı oluşmaya başlamıştır. 1426 yılında II. Beyazıt’a da hocalık yapan ve yine Amasya’da yaşamış olan Şeyh Hamdullah, Sultan Beyazıt’ın padişah oluşu ile İstanbul’a yerleşmiş ve sultanın teşvikiyle belirli zamanlarda İstanbul’da Anadolu yakası  civarında inzivaya çekilerek Hızır (as)’ın yardımıyla noktalama usulü ve belirli kurallar çerçevesinde ölçü ve nizam geliştirerek, harflere estetik ve sanat değeri kazandırmıştır. Hat sanatı bu tarihten itibaren kendisi de bir hattat olan II. Beyazıt’ın öncülüğünde saray tarafından özenle desteklenmiş, yine saray içinde kurulan ve saraya sanat eseri üreten Ehl-i Hiref Teşkilatı ile 16. yy’da klasik sanatlarımızın birçoğu zirveye ulaşmıştır. Çini, kalemişi, edirnekari, kündekari ve kakma gibi sanatlarımız ise iç ve dış mekan tezyininde kullanılmaktadır. 18. yy’da yaşamış olan Mustafa Râkım Efendi’nin hüsn-i hat sanatına getirdiği yeniliklerin yanında, 19. yy’da yaşamış olan Sâmi Efendi ve Mehmet Şevki Efendi gibi kıymetli hattatlarımız da hüsn-i hat sanatımızın estetik boyut kazanmasında rol oynamıştır. 16 yy itibariyle kitap sanatlarının dışına çıkmaya, mekan süsleme ve levhalarda sunulmaya başlanan hat, tezhib, ebru, minyatür, katı’, cilt, çini, naht, kakma ve kalemişi gibi klasik sanatlarımız günümüzde artık levha sanatları olarak muhtelif mekanların duvarlarını süslemektedir. Sanatlarımız uygulanırken gelişen teknolojiden faydalanılmasına rağmen farklı etki ve akımlardan etkilenmeden,  klasik olma özelliğini muhâfaza ederek, İstanbul merkezli “Klasik  Sanatlar” adıyla  Anadolu coğrafyasının sahip olduğu sanatlar olarak bilinmektedir.

Tezhibin Çiçeklerini Tabiatta Buldu

Tezhibin Çiçeklerini Tabiatta Buldu

Hattat Ahmet Zeki Yavaş tezhip sanatında çizilen çiçeklerin asıllarını merak edince fotoğraf makinasıyla yola çıktı. Merakı tutkuya dönüşen Yavaş, Türkiye’nin tüm çiçeklerini fotoğraflamaya başladı. 14 yılda 12 bin çeşitten 8800 tanesini fotoğraflayan Yavaş, bu esnada 24 tane de yeni çeşit tespit etti. Hedefi 5 yıl içinde ülkenin tüm florasını çekmek. Elinde fotoğraf makinası ile yaz kış demeden, dağ taş gezen bir adamın öyküsünü anlatacağım bugün. Kaçkarların, Torosların doruklarında, yaylalarda, bir çiçeğin peşinde bir yılda yaklaşık 140 bin kilometre yol yaparak adeta tutkunun hikayesini yazan Ahmet Zeki Yavaş’ın öyküsü. Biz onu ünlü bir hattat ve İstanbul Klasik Sanatlar Merkezinin Yönetim Kurulu Başkanı ve Klasik Sanatlar Vakfının Başkanı olarak tanıyoruz. Aslında fotoğraf merakı, hat sanatına olan merakıyla hemen hemen aynı zamanda başlıyor. Küçük yaşlarda. Sonrasında her ikisini de birlikte ilerletiyor. Hat sanatında tanınan bilinen bir isim oluyor. Fotoğraf sanatında ise daha özel bir alana yöneliyor; Türkiye’nin çiçekleri. 14 yıldır Türkiye’yi adım adım gezerek Türkiye’nin çiçeklerini çekiyor Ahmet Zeki Yavaş.   KÜÇÜK YAŞTA FOTOĞRAFLA TANIŞTI Hikayeye en baştan başlayalım. Ahmet Zeki Yavaş’ın abisi Hat sanatına ilgi duyuyor, Suudi Arabistan’da, Medine-i Münevvere’de üniversitede ve Mustafa Necati Hoca’dan ders alıyor. Abisinin bu ilgisi Ahmet Zeki Yavaş’ı da hat sanatına yönlendiriyor. Öyle ki 11 yaşında ders almak için Rize’den İstanbul’a doğru yola düşüyor. Rize’den başladığı otobüs yolculuğunda kucağında bir de kutu var. Babasının hediyesi. Ama tembihli. İstanbul’a gidince açacak. Çünkü babası meraklı yapısını biliyor. İstanbul’a vardığında açtığı kutunun içinden üstten bakmalı bir fotoğraf makinası ve 4- 5 tane 36’lık poz çıkıyor, bir de not: "Oğlum bir fotoğrafçıya git. Nasıl kullanıldığını öğren. Sonra çek." Yavaş’ın 1977’de başlayan İstanbul serüveni Hamit Aytaç’tan, Osman Özçay’dan aldığı Hüsn-i hat dersleriyle sürüyor. 1997’de ilk sergisini açan Yavaş bugün hat sanatı alanında bilinen bir isim. Klasik sanatlarla ilgili de başta eğitim olmak üzere sergi, seminer, yayın ve konferans faaliyetleri yapıyor. ALLAH EN GÜZELİNİ YARATIR Yavaş’ın çiçeklerin peşine düşmesi ise tezhip sanatında kullanılan çiçeklerin asıllarına duyduğu merak ile başlıyor. Topkapı Sarayı, Türk İslam Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi’nde klasik sanatlara dair incelemeler yaparken bir yandan da fotoğraflarını çekiyor. Burada klasik sanatlarda özellikle tezhipte kullanılan çiçekler ilgisini çekiyor. Bu çiçeklerin asıllarını bulmak gibi bir merak doğuyor içinde. Ahmet Zeki Yavaş bu tutkusunun doğuşunu şöyle anlatıyor: “Klasik sanatlarda, özellikle tezhipte uyguladığınız bir motif, deseni aslında tabiattan alınan bir çiçek veya bir hayvanın sitilize edilmiş fotoğrafıdır. Cenab-ı Hak Kur’an’da ‘Yarattığı her şeyi en güzel şekilde yarattı’ buyuruyor. Dolayısıyla bu en güzel yaratılan varlıklar, İslam sanatlarında birebir uygulanmaz. Tezhip sanatında kullanılan bu çiçekler, stilize edilerek kullanılır, yani Allah’ın yarattığı şekilde değil, sitlize edilerek, bozarak kullanılır. Bu stilize edilmiş çiçeklerin asıllarına dair bir merak sardı içimi. Makinamı alıp çekmeye başladım.”  TEZHİP ÇİÇEKLERİ YOLA DÜŞÜRDÜ Yavaş, nilüfer, mine, lale, karanfil, sümbül, papatya başta olmak üzere tezhip desenlerinde kullanılan pek çok çiçek olduğunu ifade ediyor. Klasik sanatlarda kullanılan çiçekler olarak Bugüne kadar 120 kadar çiçek tespit etmiş. Yavaş tezhip sanatının Orta Asya’dan bugüne geldiğini dolayısıyla o coğrafyadan buraya gelinceye kadar bu sanatlarda, binlerce çiçeğin çizildiğini ifade ediyor. Ancak Ahmet Zeki Yavaş’ın bu merağı, sadece tezhipte kullanılan çiçekler değil, tüm Türkiye’deki çiçeklere doğru ilerliyor. Amatör olarak başlayan çalışma, Yavaş’ın aldığı fotoğrafçılık eğitimleri ve çok sayıda fotoğraf inceleyerek kendini eğitmesiyle profesyonelliğe doğru gidiyor. 1996 yılında DSLR denilen makineler çıkınca Yavaş makinayı eline alıp yola çıkıyor. Deneme yanılma yoluyla bir teknik geliştiriyor. Çiçeğin arka planını flulaştırarak çekmeye başlıyor. Çekimleri çok beğenilince Türkiye’nin 12 bin çeşit çiçeğini çekmek için çıkıyor yola.  Günde 10 saat yürüyor Yavaş, önce İstanbul’da çekimler yapıyor. İstanbul’da 7-8 tane endemik (sadece o bölgede yetişen) çiçek olduğunu söylüyor. Türkiye’nin her yerini deyim yerindeyse karış karış geziyor. Toroslar, Aladağlar, Kaçkarlar, Erciyes dağları… Önce gideceği yeri haritadan araştırıyor. Sonra bölgedeki üniversitelerin konuyla ilgili hocalarına ulaşıyor. Gittiğinde bu hocalarla toplantılar yapıyor. Gittiği yerde de yöre insanına da danışıyor. Yavaş “Antalya’da bir şakayık vardır. Hakkari’de ters lale vardır... vesair vesair.... Bunların dışında tamamen hocaların akademik bilgileri doğrultusunda çalışıyorum. Asıl iş arazi taraması” diyor. “Sabah 6’da çıkıyorsunuz. Arabanın gittiği yere kadar gidiyorsunuz. Oradan itibaren ekipmanla yürüyerek, 3 saat, 5 saat, hatta 10 saate varan taramalarla bu çiçekleri çekiyorsunuz. Bunu da sadece eşimle beraber yapabiliyorum. Diğer insanlar dayanamıyor, katlanamıyor. Bir zevk, merak olmadığından dolayı zor geliyor” diyen Yavaş yılda 140 bin kilometre yol yapıyor. Yazları haftanın 3 günü kesin çekimde. Bu bazen 1 haftaya bazen de 20 güne kadar uzayabiliyor. Kalan zamanlarında hat çalışıyor. Kış aylarında yetişen çiçekler için kışları da çekime çıkıyor. Zaman zaman gece ormanda yatıyor. Ağacın üzerine yırtıcı hayvanların ulaşamayacağı yüksekliğe hamağını bağlıyor. Uyku tulumuna girip uyuyor.  Beyaz Zambak 3 yıl uğraştırdı Ahmet Zeki Yavaş’ı en zorlayan çiçek Beyaz Zambak olmuş. Tam üç yıl aradığını söylüyor yavaş. Bulma hikayesi ise gülümsetiyor. Yavaş’tan dinleyelim: “Kaçkarlarda beyaz zambağı 3 yıl aradım. Bir gün bir yayla evinin hemen kapısındaki çeşmede abdest alıyordum. Başımı mest ettiğim esnada hemen yanımda bir bitki olduğunu fark ettim. Bir baktım beyaz zambak... Onu görünce abdest falan kaldı zaten. Arşimet suyun kaldırma kuvvetini bulunca nasıl 'buldum, buldum' diye fırladıysa ben de o şekilde abdesti yarım bırakıp aşağı doğru fırlayıp bir kaç tur atıp geldim. Yayla evindeki yaşlı teyze benim hoplayıp zıpladığımı görünce eşime ‘Ya bu niye atlattı’ diye sormuş. Eşim de o heyecanımı hep örnek verir. Benim tutkumu görünce destek veriyor o da bana.” Başka zor bir çiçek de Hakkari lalesi. Yavaş onu da şöyle anlatıyor: “2004 - 2005 yıllarında Hakkari’ye gittim. Benim Hakkari lalesini çekmem lazım. Fakat askerler bırakmıyor. dağlar güvenli değil. Komutana gittim. ‘Komutanım ben çiçek çekeceğim. Bu işi yapıyorum’ dedim. Bir askeri çağırdı. ‘Alın bunu, bir yemek yedirin. Şehrin 40 km dışına kadar da eşlik edin. Oradan dönsün gitsin’ dedi. Bana da ‘Böyle bir şey olmaz. Ben senin güvenliğini nasıl sağlayacağım. Başımıza iş açma’ diye kızdı haklı olarak. ‘Komutanım çekmem lazım’ dediysem de kar etmedi. Beni şehrin 40 km. ötesine götürüp bıraktılar. Biraz daha gittim ama nasıl gittiğimi bilmiyorum. Oradan geri döndüm tekrar Hakkari’ye. Tabi geri dönerken askeri aracın da gidip gitmediğini kolluyorum. Bir benzinciye ‘Hakkari’de kimin sözü geçer’ diye sordum. Falanca deyip adresini verdiler. Gittim ‘Selamün Aleyküm. Ben askeriyeye gittim bana böyle söylediler. Bu çiçeği benim çekmem lazım. Bana yardımcı olun’ dedim. Adam 2 dakika boyunca hiç konuşmadan bana baktı, baktı. Dedi ki ‘Sen delisin?’ ‘Evet deliyim’ dedim. ‘Tamam şimdi oldu’ dedi. Boş bir evi varmış. Onu bana verdi. Gece kaldım. Sabah namazında geldi. Cemaatle namaz kıldık. Aldı beni 4 saat yol gittik. Bir köyde laleyi çektik geri geldik. Bu sevgi bu aşk muhabbet olmasa zaten bu işi yapamazsınız.”  Ülkemizin çiçeklerini çalıyorlar Ahmet Zeki Yavaş’ın maceraları bu kadarla da sınırlı değil. Ülkemizin çiçeklerini korumaya çalışırken birçok defa karakola düşmüş. Ahmet Zeki Yavaş, yabancı ülkelerden insanların gelip çiçeklerin asıllarını alıp kendi ülkelerinde yetiştirdiklerini, ülkemizde olan asıllarını ise yok ettiklerini ifade ediyor. Her yıl çok sayıda konunun uzmanı biyoloğun turistik amaçla geldim deyip dağlarda araştırmalar yaptıklarını, soğanlı bitkiler başta olmak üzere bitkileri alıp ülkelerine götürdüklerini anlatıyor. Yavaş’ın başından geçen bir olay şöyle cereyan etmiş: “Kaçkarlarda dolaşırken önce bazı kişilerin izlerini gördüm. Ezilerek naylon torbaya konmuş ve taşların altına saklanmış çiçeklere rastladım. Bir bitkiyi tamamen yok etmek için onu çürütmeniz lazım. Hatta çürümüş çiçeklerden veya tohumlardan yeni bitki çıkabiliyor. Siz onu belirli bir süre havasız yerde hapsedeceksiniz ki yok olsun. Bunun yöntemi kalın bir naylona hapsederek taşın altına saklamak. 3 yıl kalırsa tamamen ölür. Bitkiyi ve tohumunu yok etmiş olursunuz. Dolaşırken 7-8 kişilik bir gruba rastladım. Yanlarında birkaç Türk de var. Çevre köylerden yanlarına kılavuz alıyorlar. Onlara ‘Bakın böyle şeylere rastladım. Fotoğraflarını da çektim. Yanlış yapıyorsunuz. Ülkenizi satıyorsunuz dedim. Hadi şimdi kalkıp gidelim. Siz köyünüze dönün. Bunlar da kaybolup gitsin’ dedim. Orada kavga etmeye başladık. Yaralanma falan da söz konusu oldu. Karakola gittik. Bana ‘Turistlere zarar veriyorsun. Turistlere böyle mi davranılır’ dediler. Yaptıklarını anlattım. Turistlerin dağa çıkmasını engelleyemeyiz dediler. O zaman üstlerindeki bilgileri alın dedim ama zaten hemen bilgileri e-maille yolluyorlar. Soğanları, çiçekleri de yöre insanından rehberler vasıtasıyla önce Avrupa’ya yolluyor, oradan kendi ülkelerine alıyorlar.   24 Yeni Endemik Tür Buldu 14 yılda Türkiye’deki 12 bin çeşit çiçeğin 8 bin 800 tanesini çekmiş Ahmet Zeki Yavaş. Bu esnada 24 tane yeni çeşit endemik çiçek tespit etmiş. 7 tanesi bilimsel olarak tescil edilmiş. Diğerleri de yakında tescil ettirilecek. Bu oldukça ciddi bir rakam. Ahmet Zeki Yavaş Türkiye florasının kalan kısmını çekmek için kendisine 5 yıl süre vermiş. Çalışmalar bittiğinde, resmi bir kurum vasıtasıyla, her biri 550 sayfa olacak 41 cilt bir ansiklopedi halinde basılacak. Üniversitelerden hocalar kitabın akademik yönünü yazacak. Kapsamlı bir web sayfası hazırlanacak, prestij kitaplar yapılacak, Fotoğraflar Ahmet Zeki Yavaş’tan.  

BEYİTLER ARASINDA HAT SANATI

BEYİTLER ARASINDA HAT SANATI

Osmanlı şairleri kimi zaman kurguladıkları hayalleri söze dökerken hat sanatı ile ilgili terimleri de kullanarak beyitlerinde çeşitli benzetme ve çağrışımlara yer vermişlerdir. Hat sanatına isim olmuş “hüsn-i hat” tabiriyle birlikte bu sanatın temel malzemelerinden kalem, kâğıt ve mürekkep başta olmak üzere, hokka, kalemtıraş, makta, rîk; yazı çeşitleri ve yine bu sanatla ilgili bazı terimler, uygulamalar vb. beyitler arasına serpiştirilmiş bir biçimde karşımıza çıkar. Bu söz ve terimler şairler tarafından, şiir ve söz söyleme sanatının esasını teşkil edecek şekilde, çoğu zaman hem bu sanata dair anlamını hem de şiir terminolojisinde yer etmiş başka anlamını/anlamlarını birlikte verecek biçimde kullanılmıştır. Matbaanın henüz kullanılmadığı dönemlerde başta Kur’ân-ı Kerîm olmak üzere bütün kitaplar elle yazılıp çoğaltılıyordu. Osmanlı şiirinin güçlü kalemlerinden Bâkî, bahar mevsiminin tabiat üzerinde çizdiği renk ve şekilleri âdeta bir hattatın sayfa sayfa sevgilinin güzelliğinin âyetini yazması gibi düşünmüştür. Daha açık bir ifadeyle “bahar hattatı” güzellik âyetlerini varak varak yazmış, bu varakların birleştirilmesiyle âdeta gül mushafı ortaya çıkmıştır. Bu tabloda bülbül de güzellik âyetini gül mushafından ders olarak okuyan biri durumundadır: Yazdı bahâr âyet-i hüsnüñ varak varak Gül mushafından okudı bülbül sebak sebak Şair bir başka beytinde bu kez ilkbaharın bir ay içinde yer yer kırmızı yazıları lâlelerden, hattı çimenden, noktaları şebnemden olan bir Gülistan kitabı yazdığını belirtir. Kelime anlamı itibarıyla gül bahçesi demek olan “gülistân” aynı zamanda Osmanlılarda yaygın biçimde okunan kitaplardan biri olan Sadî’nin Gülistân adlı eseridir. Lâleler, bu kitabın satır aralarına serpiştirilmiş kırmızı mürekkeple yazılan bölüm başlıklarına, çimen yazıya, baharda çokça görülen çiğ taneleri ise noktalara benzetilmiştir. Şairin ustaca kullanımlarından biri olarak karşımıza çıkan “bir ay içre” ibaresi hem baharın ortalığı yeşerttiği bir aylık dönemi hem de bahar hattatının sözünü ettiği kitabını bir ay gibi bir süre içinde tamamladığına işaret etmek içindir:   Bir Gülistân yazdı bir ay içre fasl-ı nev-bahâr Lâle yir yir sürh olupdur sebze hat şeb-nem nukat “Güzel yazı” anlamına gelen “hüsn-i hat” tabiri “hat” kelimesinin “yüzde yeni beliren tüyler” anlamından hareketle şairler tarafından iki anlamını da çağrıştıracak biçimde çokça kullanılır. Zâtî’ye göre sevgilinin yüz güzelliğinin özelliklerini güzel yazıyla yazmak için Hz. Yusuf’un çene çukurunu mürekkep hokkası (= devât) olarak kullanmak yeridir. Anlaşıldığı gibi şair “hüsn-i hat” tabirini güzel yazı anlamında kullanmakla birlikte söz konusu  anlama da bir çağrışımda bulunmayı ihmal etmemiştir. Güzellik timsali olan Hz. Yusuf’un sevgili ile kıyaslanması yaygın bir durum olmakla birlikte sevgili tahayyülünün Hz. Muhammed’e (sav) kadar uzanabilecek bir çağrışım alanı taşıdığını göstermektedir: Hüsn-i hat ile cemâlüñ sıfatın yazmag içün Yûsufuñ çâh-i zenahdânı revâ olsa devât Hat kelimesiyle aynı söz oyununu oynayan Üsküplü İshak Çelebi sözlerine hüsn-i hattın kişinin göz nurunu artırdığı inancını da eklemiştir: Gel giderme hatt-ı ruhsâruñ temâşâ idelüm Gözi nûrın arturur dirler kişinüñ hüsn-i hat Yazı yazmak için kullanılan temel malzemeler kalem, kâğıt ve mürekkeptir. Kamış kalem, boğumlardan oluşan bir yapıya sahip olması bakımından Bâlî Çelebi’nin beytinde olduğu gibi genellikle hizmet için bel bağlamış, kemer kuşanmış bir kişiye benzetilir. Şair, kalemin uzun endamının boğum boğum olmasını sevgilinin hizmetinde kemer kuşanmasına bağlar: Kadd-i bülendi oldugı budur bogun bogun Kuşandı hıdmetüñde bir iki kemer kalem Kalem yapımında kullanılan kamışın içinde bulunan ince liflere “nâl” denilir ve kamışı kalem haline getirme aşamasında bu lifler temizlenir. Mesîhî’ye göre nâller keman kaşlı sevgilinin ok gibi kirpiklerine benzemeseydi, kalem onları sinesi içinde saklamazdı: Ey kaşı kemân oklaruña benzemeyeydi Kılmazdı kalem nâllerin sînede ihfâ Kamış kalemin ucu, açılıp şekil verildikten sonra mürekkebin rahatça akmasını sağlamak için ortadan ikiye yarılır. Bu işleme “şakk-ı kalem” denir. Zâtî’ye göre kalemin dili, şairin sevgilinin şeker dudağının vasıflarını zikr ettiği zaman aldığı lezzetten yarılmıştır: İki şakk oldı zebânı lezzetinden hâmenüñ Tâ ki şekker lâ‘lüñüñ evsâfını zikr eyledüm Bâkî’nin aşağıdaki beytinde ise kalem, ucunun yarık olmasından dolayı Hz. Ali (ra)’nin iki dilli, çatal ağızlı kılıcı zülfikâra benzetilmiştir. Şair kendisini nazım, yani şiir/söz meydanının Hayder-i Kerrâr’ı olarak nitelendirerek kaleminin ucunu (= nevk-i hâme) zülfikâr, şairlik kudretini (= tab’) de Düldül’e benzetir. Bilindiği üzere Hayder-i Kerrâr Hz. Ali (ra) ’nin lakabı, Düldül ise atının ismidir:   Hayder-i Kerrârıyam meydân-i nazmuñ Bâkıyâ Nevk-i hâme Zü’l-fekâr ü tab‘ Düldüldür baña Aşağıdaki beyitte sevgilinin kaşının inceliği karşısında Bâkî “Kudret kâtibi güzellik sayfasında yanağının üstüne kıl kalemle “râ” harfi yazmıştır” diyerek ince yazıları yazmada kullanılan kıl kalemlere işaret etmiştir: Kaşuñ ol râdur ki yazmış anı kudret kâtibi Kıl kalemle safha-i hüsnüñde ruhsâr üstine Eskiden bilhassa yüksek rütbeli ve zengin kimseler tarafından kullanılacak kalemlere zamkla altın varak yapıştırılır ve kalemler bu şekilde altınla kaplanırdı. Beyitlerde geçen “altın kalem”le bu kastedilir. Bâkî’nin aşağıdaki beytinde sabah vaktinin beyazlığı gümüş bir levha, güneşin ışıkları ise altın bir kalem gibi düşünülmüştür: Beyâz-ı subh-dem bir levh-i sîmîn Şu‘â‘-i âfitâb altun kalemdür Kemâl Paşazâde’nin beytinde geçen “rengîn kalem” ibaresi de kamış kalemlerin aynı zamanda boya ile renklendirilmesine işaret ediyor görünmektedir. Şaire göre kalem, sevgilinin saçı sebebiyle öylesine kan ağlamıştır ki elbisesini kan ile renklendirmiştir. Kalemin kan ağlaması kırmızı mürekkepten kinâye olmakla birlikte, kişileştirilen kalemin akıttığı kanlı gözyaşlarının kalemi baştan aşağı kırmızıya boyaması, kalemlerin çeşitli renklere boyanmasını çağrıştırmaktadır. Diğer yandan burada kendi hakikî rengi kızıl olan bazı kamış kalemleri de hatırlamak gerekir. Şair bu rengi, kalemin kan ağlayarak elbisesini boyaması şeklinde hayal etmiş de olabilir: Zülfüñ ucından senüñ şu deñlü kan agladı kim Eylemişdür câmesini kan ile rengîn kalem Renklendirme işlemi hem beyazın gözü rahatsız ediciliğini kırmak hem de hoş bir görüntü oluşturmak için daha ziyade kâğıtlar üzerinde uygulanır. Revânî renkli yapraklarla bezenmiş bahçeyi renkli kâğıtlardan (= evrâk-ı rengîn) oluşan bir mecmuaya benzeterek bahçeyi çevreleyen akarsuyu, suyun renginden ötürü, bu mecmuanın kâğıtlarının etrafına çekilmiş gümüş renkli bir cetvel gibi düşünmüştür:     Bâg bir mecmû‘adur evrâk-ı rengîn ile kim Cedvel-i sîmîndür etrâfındaki âb-i revân Zâtî ise sevgilinin dudaklarını anlatan şirin, hoş, yeni ve renkli bir gazel söylerse kâğıdının şeker renkli ve Semerkandî olması gerektiğini ifade eder. “Tatlı” anlamına gelen “şîrîn” kelimesinin kullanılması, dudağın arka planda şekere benzetildiğinin işaretidir. Bu bağlamda kâğıt çeşidi olarak “şeker-reng”in kullanılması da tesadüfî değildir. Şeker-reng ve Semerkandî’nin eskiden kullanılan meşhur kâğıt çeşitleri olduğu malumdur: Lebi vasfında bir şîrîn ü ter rengîn gazel dirseñ Gerekdür kâgıdı Zâtî şeker-reng ü Semerkandî Kâğıtları süsleyip parlatmak ve hoş bir görüntü oluşmasını sağlamak için zerefşan yapılır. Bâkî, II. Selim için yazdığı kasidesinin bir beytinde üzerindeki rengârenk çiçekleri sebebiyle olma- lı çimeni yeşil parlak bir zerefşanlı kâğıda ben- zeterek bu göz alıcı parlaklıktaki kâğıda padi- şahın methinin yazılmasını uygun görmüştür: Bir yeşil garrâ zer-efşân kâgıd olmışdur çemen Yaraşur yazılsa ger medh-i edîb-i nükte-dân Klasik siyah mürekkep imalinde is kullanılırdı. Bâkî aşağıdaki beytinde kalemi “elif” harfine hokkayı ise “güzel he”ye benzeterek ikisinin birlikte yazıyla “âh” şeklini anımsatmasından hareketle gam harflerine âh şeklinin kalem ve hokka, siyah dumanın ise mürekkep olduğunu söyler. Burada âhın siyah dumanının (= dûd-ı si- yâh) ise benzetilmesiyle mürekkebin ana maddesinin is olmasına gönderme yapılmıştır. Daha açık bir tabirle şair dert ve gamını, çektiği âhlarla âdeta yazarak ifade ettiğini, âh dumanı ve is mürekkebi arasında ilgi kurarak dile getirmiştir: Harf-i gama devât u kalem şekl-i âhdur Aña mürekkeb âhda dûd-ı siyâhdur Azmîzâde Hâletî’nin talihsiz âşıkların sevgiliye mektup yazmak için yanık gönüllerinden çıkan dumanları kafa taslarında mürekkep yapmala- rını söylediği beyti de aynı meseleyi farklı bir hayalle çağrıştırmanın örneğidir: Dil-dâra nâme yazmaga ‘uşşâk-ı nâ-murâd Ser kâsesinde dûd-ı dilin eylesün midâd   Kitaplarda genellikle bölüm başları, başlıklar yahut dikkat çekilmek istenen yazılar için kullanılan kırmızı mürekkep genellikle âşığın gözyaşları ile benzerlik ilişkisi içinde kullanılır. Sehî Bey’in gözyaşlarının macerasını yazmak için gözyaşından kırmızı mürekkep ezerek, sararmış yüzünü safran rengi bir kâğıda benzettiği aşağıdaki beyti buna güzel bir örnektir. “Za’ferân” kelimesinin safran anlamına gelmesinden hareketle “za’ferânî kâgıd” safranla renklendirilmiş kâğıt olmalıdır. “Mâcerâ” kelimesinin aynı zamanda “akan, akıp giden şey” anlamı taşıdığını da burada gözyaşıyla ilişkilendirilmesi bakımından hatırlatmak yerinde olacaktır: Mâ-cerâ-yı eşkümi yazmaga yaşum sürh ezüp Za‘ferânî kâgıd itmişdür Sehî ruhsârını Revânî de bir beytinde mürekkeplere nöbet şekeri katıldığı bilgisini verir. Şair, yazıya benzettiği yüzdeki tüyleri (= hat) şekere benzettiği dudaklarla birlikte âdeta mürekkep içine nöbet şekeri konması gibi hayal ederek bu uygulamaya dikkat çekmiştir: Devr-i hatuñda leblerüñi kim görürse dir Konur mürekkeb içine ‘âdet durur nebât Mürekkep hokkalarının içine konan ham ipeğe “likâ” denir. Başka isimlerle de anılan likâya, Tuhfe-i Vehbî adlı manzum Farsça-Türkçe söz- lükte yer alan bir beyitteki “Peşm-i devât gerçi dimiş likâya ‘Acem” mısraına göre “peşm-i de- vât” da denilmektedir. Şairlerin âdeti olduğu üzere rakibi kötüleyen Mesîhî, esprili bir dille rakibin yüzünün sakalıyla büründüğü siyahlığı likânın mürekkeple karışarak siyah renge dönüşmesine benzetir: Hattı gibi siyâh-durur çihre-i rakîb Âlûde oldı sanki mürekkeb ile likâ Altın varağın Arap zamkı ve bal katılıp ezilerek mürekkep gibi akışkan hale getirilmesine “altın halletme” (= hall-i zer) denir. Ezilmiş altını mü- zehhip ve nakkaşların yanı sıra hattatlar da yazı yazmada kullanırlar. Şeyhülislâm Yahyâ, sabah güneşinin doğuşunu, güneşin lacivert bir kâsede altın ezmesine benzeterek sevgilinin yüz güzelliğini yazmak için altın suyu gerektiğini ifade eder. Yani güneş sevgilinin güzelliğini anlatmak için âdeta her sabah yazı yazmak üzere malzeme hazırlayan bir hattat gibi lacivert bir kâsede altın ezmektedir. Güzelliği methinin altın suyuyla yazılması sevgilinin ne kadar değerli olduğuna işarettir. Güneşin rengiyle altın arasında ilgi kurulmakla birlikte lâcivert kâse ile kastedilenin gökyüzü olduğu açıktır: Bir lâciverdî kâsede her subh mihr altun ezer Vasf-ı cemâlüñ yazmaga cânâ gerekdür hall-i zer Ezilmiş altın en çok ferman ve beratlar üzerin- deki padişah tuğralarında kullanılır. Bâkî, sarışın bir sultandan söz ettiğine bakılırsa muhteme- len Sarı Selim olarak da bilinen II. Selim’e hitap ettiği bir beytinde sarı kaşları, altın suyuyla yazılmış tuğraya benzetmiştir. Şair padişahın yüzü üzerindeki kaşının sarı olmasına şaşılmayacağı- nı belirtirken bu durumu beratlara  genellikle altın tuğra çekilmesiyle ilişkilendirir: Tugrâsı berâtun yazılur ekseri altun Rûyuñda kaşuñ zerd olur ise n’ola şâhâ Kelime anlamı “altınla sıvanmış, altın yaldızlı” olan “zer-endûd”, altınla yazılan yazı ve serp- me altınla yapılan süslemelere denir. Ganîzâde Nâdirî “Sultanım! Yüzümü senin sakalına sür- sem buna şaşılır mı? Padişah fermanlarının al- tınla yazılması münasiptir” derken, kendi sararmış yüzünü altına, sultanın yüzünü ve sakalını fermana ve ferman üzerindeki yazılara benzeterek padişah fermanlarının (= hatt-ı hümâyûn) altınla yazılması yahut fermanlarda bol altın süsleme kullanılması geleneği arasında ilgi kurar: Yüzüm sürsem ‘aceb mi ol hat-ı nev-hîze sultânum Münâsibdür zer-endûd eylemek hatt-ı hümâyûnı Benzeri bir tablo çizen Hüseynî adlı bir şair ise sevgilinin yüz güzelliğini mushafa benzeterek Kur’an yazısı üzerine altın suyu, yani ezilmiş altın saçılmasına işaret eder: Mushaf-i hüsnüñ görüp sürsem yüzümi tañ degül Saçılur altun suyı çün hatt-ı Kur’ân üstine Yazı çeşitlerine gönderme yapan Mostarlı Ziyâî aşağıdaki beytinde sevgiliye hitaben “Senin saçlarının ve dudaklarının özelliklerini divanıma reyhanî hat ve yakûtî hat ile yazmam gerekir.” derken saçlar için reyhânî, dudaklar için yâkûtî yazıyı uygun görmüştür. Bir yazı çeşidi olmasının haricinde güzel kokulu bir bitkinin de adı olan reyhân, rengi ve kokusu bakımından saçla ilişkilendirilmiştir. Diğer yandan “hatt-ı yâkût” ile meşhur ve büyük hattat Yâkût-ı Musta’sımî tarzındaki yazı kastedilmiş olmakla birlikte yakutun dudakla ilgisi kırmızı renkte değerli bir taşın ismi olmasına bağlıdır: Zülfüñ ile leblerüñ evsâfını dîvânuma Hatt-ı reyhân u hat-ı yâkût ile yazsam gerek Farklı bir yazı çeşidinin zikredildiği Bâkî’ye ait şu beyte baktığımızda ise şair göğsünün üzerinde açılmış sıra sıra yara ve çizikleri harf ve kelimelerin birbirine bitiştirilerek yazıldığı bir yazı çeşidi olan “hatt-ı müselsel”e benzetmiştir: Dâglar na‘l ü eliflerle degül peyveste Safha-i sîneye bir hatt-ı müselsel çekdüm Her yazı türünün asıl ölçüsünden daha ince yazılmasına “kırma” yahut Farsçasıyla “şikeste” denir. Rakibe hayli sinirlenmiş bir rolü beniseyen Bâkî, dişlerini kırıp gözüne toprak doldurmak istediği rakip için nükteli bir ifadeyle onun dişlerini kırma yazıyla tasvir edip gözlerinin nüshasının karasını toprakla doldurmak istediğini belirtir. Beyitte göz, yazılı bir nüshaya benzetilmiş, gözbebeği ve karalanmış yazıyı kastetmek üzere “sevâd” kelimesi kullanılmıştır. Burada rakibin gözünü toprakla doldurmak anlamında “pür-gubâr itmek” tabiri yazıya rîk dökmeyi de çağrıştırmak üzere özellikle seçilmiştir: Kırma yazıyla rakîbüñ dişleri vasfın yazup Nüsha-i çeşmi sevâdın pür-gubâr itsem gerek Bahsettiği güzelin ben (= hâl) bulunmayan yü- zünde yeni belirmiş tüyleri kırma yazı çeşidine benzeten Taşlıcalı Yahyâ Bey ise bu duruma şa- şılmayacağını, zîra kırma yazının genellikle noktasız yazıldığını söyler: Levh-i hüsnüñde ne var bî-hâl ise ol tâze hat Ekseriyyâ kırma hat olur nigârâ bî-nukat Demir veya çelikten imal edilmiş eşyalar üze- rine altın çakarak yapılan süslemeye ve yazılan yazılara “zernişân” adı verilir. Bir beytinde bu tabiri kullanan Bâkî, âhının yakıcı şimşeği içinde gönlünün ateşinin kıvılcımlarını, ateşler saçan kılıcın üzerindeki zernişân yazılara benzetmiştir. Beyitte kılıçların üzerine zernişan hatla âyet, beyit, güzel söz vb. yazılmasına işaret edilmektedir: Berk-i âh-ı sûz-nâk içre şirâr-ı nâr-ı dil Zer-nişân hatdur görinür tîg-i âteş-tâbda Üzerinde kalem kesilen alete “makta‘” adı verilir. Yenişehirli Beliğ, o güzellik güneşini sabahleyin matla beytinde vasfetmek üzere kalemin dilini maktada bin kere kestiğini belirterek sevgilinin güzelliğini en mükemmel biçimde yazabilmek için kalemin ucunu düzeltip durduğunu söylemeye çalışır. Kasîde ve gazellerde ilk beyte verilen isim olan “matla” aynı zamanda “doğuş yeri” anlamına gelmesi bakımından beyitte güneş (= âfitâb-i hüsn) ile birlikte zikredilmiştir. Bu arada makta kelimesinin aynı zamanda gazel ve kasîdelerin son beytine verilen isim olması matla ve makta kelimeleri arasında bu yönüyle bir söz oyunu yapıldığını da göstermektedir: Seher vasf itmege ol afitab-i hüsni matla‘da Zebân-i hameyi kat‘eyledüm biñ kerre makta‘da Yazı yazıldıktan sonra mürekkebin dağılmasını önlemek için yazı üzerine “rîk” adı verilen bir çeşit ince kum serpilir. İçine rîk konan üzeri delikli hokkaya ise “rîkdân” adı verilir. Aşağıdaki beyitte görüldüğü üzere Nâbî gökyüzünü bir sayfaya, yıldızları ise Utarid’in rîkdanından dökülen rîk tozlarına benzetmiştir. Eskiden rîk içine altın veya mücevher tozları da eklenir ve böylece mürekkep kuruyunca pırıltılı bir görüntü ortaya çıkması sağlanırdı. Burada yıldızların rîk tozuna benzetilmesi bu uygulamayı çağrıştırmaktadır. Eski astronomi anlayışında Utarid’e feleğin yazıcısı sıfatı verildiği için böyle bir tablo içinde özellikle bu gezegene yer verilmiştir: Sahîfe-i felek üzre nücûma dönmişdür ‘Utâridün dökilen rîki rîkdânından “Mıstar”, yazı yazılacak kâğıtlarda satır düzeni ve ölçüsünü sağlamak için hazırlanmış bir kalıptır. Bir mukavva parçasına aralıklı satırlar biçiminde ipler gerilmesi sûretiyle hazırlanan bu sayfa kalıbı üzerine âherli kâğıtlar konarak elle yahut sert bir cisimle üzerinden geçilip iplerin izinin kâğıda geçmesi sağlanır ve böylece yazı yazılırken satırlarda belli bir ölçü tutturmak mümkün olurdu. Revânî, “Zamane mecmuasında bu şiiri yazmak için kanun ve rebap senin meclisinde mıstar düzenlemiştir” diyerek, kanun ve rebabı sıra sıra dizilmiş telleri nedeniyle üzerine ipler gerilmiş mıstara benzetmiştir. Benzeri konulardaki bazı eserlerin yahut çeşitli konularda yazılmış risalelerin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan “mecmua”, aynı zamanda seçilmiş şiirlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bugünkü antolojiler mahiyetindeki şiir seçkileridir. Şair, zamane mecmuasında bu şiiri yazmak için söz konusu kişinin meclisinde kanun ve rebabın mıstar düzdüğünü söylerken, bu enstrümanların tellerini mıstarın iplerine benzetmekle birlikte tablonun arka planında şiirlerin bestelenerek meclislerde okunmasına da işaret ediyor görünmektedir: Mecmû‘a-i zamânede bu şi‘ri yazmaga Bezmüñde düzdi mıstarı kânûn ile rebâb Hokka ve kalem mahfazasının birleşiminden oluşan bir yazı takımı olan “devât” kâtipler tarafından bele takılırdı. Bunların gümüşten yapılmış olanlarına işaret eden Nâbî, o güzelin belinde gümüş hokkayı gördüğü zaman muhabbet kılıcının âşığın kemiğine dayandığını belirtir: Devât-ı sîmîni gördükde ol şûhun miyânında Yer eyler ‘âşıkun tîg-i mahabbet üstühânında Üsküplü İshak Çelebi, hat ile ilgili “meşk etmek” tabirini kullandığı şu beytinde sevgilinin kaşlarının eşsizliğini belirtmek amacıyla kudret kâtibinin yıl on iki ay meşk ettiği halde onun kaşlarına eşdeğer bir harf daha çekmediğini söyler: Meşk eyledi yıl on iki ay kâtib-i kudret Bir harfi dahi çekmedi kaşına berâber Yazı yazarken kâğıdın altına konan altlığa “zîr-i meşk” denir. Nâilî-i Kadîm, Defterdar Ahmet Paşa’nın övgüsünde yazdığı bir kasîdesinde muhatabını yüceltmek üzere onun uğurlu eline güneşin altın kalem sunduğunu, bu yüzden ay levhasını zîr-i meşk ederse uygun düşeceğini ifade eder: Kef-i ikbâline hûrşîd bir zerrîn kalem sundu Revâdır zîr-i meşk eylerse levh-i mâh-ı tâbânı Yazarken hata yapıldığı takdirde yanlış olan kısmın sayfadan sert bir cisimle, genellikle kalem açmaya yarayan bıçağın ucuyla kazınarak çıkartılmasına “hakk etme” denir. Sehâbî, gönül sayfasından masiva yazısını kazıyarak silenlerin can sayfası üzerine elif (= vahdet harfi) harfini yerleştirdiklerini söylerken buna işaret eder. Burada şair tasavvufî bir söyleyişle gönülde Allah’tan başka ne varsa silinmesi (= mâ-sivâ hattını hakk) durumunda vahdetin orada tecelli edeceğini “elif” sembolüyle dile getirmiştir: Safha-i cân üzre vahdet harfini sebt itdiler Eyleyenler levh-i dilden mâ-sivâ hattını hakk “Keşîde çekmek”, kuyruklu ve uzantılı harflerin kuyruk kısmının süs için özellikle çekilip uzatılmasıdır. Lebîb, kayan yıldızı (= şihâb) hızlı yazan gökyüzü hattatının kıta ortasında (=miyân-ı kıt’ada) ezilmiş altınla keşîde çekmesine benzeterek hoş bir tablo çizmiştir. Beyitte yıldız kayması esnasında gökyüzünde bir ışık çizgisi ortaya çıkması keşîde çekilmesine, bu olayın süratli bir şekilde gerçekleşmesi gökyüzünün hızlı yazan bir hattata benzetilmesine sebep olmuştur: Şihâb añlama hattât-ı çarh-ı tîz-rakam Miyân-ı kıt‘ada zer hall ile keşîde çeker Şairler için her türlü ilim, gündelik hayata dair herhangi bir bilgi, âdet, gelenek, bir meslek veya her türlü sanat dalı ilham kaynağı olabilir. Aslında şairlerin asıl amacı duygularını bu yollarla daha etkili bir biçimde ifade etmek ve her türlü konuya vâkıf olduklarını göstererek söz söylemedeki beceri ve üstün yeteneklerini göstermektir. Diğer bir ifadeyle bütün bu bilgiler, şairler için duygularını dile getirmede ve sanat kabiliyetlerini sergilemede bir araçtır. Bunu yaparken okuyucuya sözün incelikleriyle estetik bir haz vermenin yanında - yazımızda olduğu gibi hat sanatını ele aldığımızda- bu sanata dair günümüze kadar ulaşmış yahut unutulmuş birtakım bilgileri de aktarmaktadırlar. Bu yazıda verdiğimiz örnekler tadımlık olmaktan öteye geçmemektdir. Ancak bütün edebî eserler titizlikle incelenecek olursa daha nice zengin örnekle karşılaşılarak belki başka kaynaklarda bulunamayacak kadar detay fakat birtakım müşkülleri çözmede anahtar niteliği taşıyabilecek önemli bilgilere rastlamak mümkündür. Şüphesiz bu, hat sanatı araştırmalarına katkıda bulunması yanında eskilerin şiirle ortaya koydukları estetik dünyasının ne kadar zengin olduğunu da göstermeye yetecektir.

GÜNÜMÜZDE MİNYATÜR SANATINDA KULLANILAN BOYAMA TEKNİKLERİ

GÜNÜMÜZDE MİNYATÜR SANATINDA KULLANILAN BOYAMA TEKNİKLERİ

Zaliha Erdoğan Peçe Günümüzde hızla gelişen teknoloji ile birlikte sanat malzemeleri çeşitlenmiş,  alternatif yeni malzemeler, çözünürlüğü, yoğunluğu, akışkanlığı, kalıcılığı, kuruma süresi, parlaklığı, kâğıda tutunma ve silinebilme özellikleri birbirinden farklı, ayrı kimyasal tertiplere sahip, yepyeni boya çeşitleri üretilmeye başlanmıştır. Ayrıca kâğıtlar, fırçalar çeşitlenmiş, piyasaya kâğıt ve boya ile olan ilişkisi birbirinden farklı yardımcı medyumlar girmeye başlamıştır. Kimi zaman boya ile karıştırılarak kullanılan bu yardımcı medyumlar, kimi zaman ise direkt kâğıt üzerine uygulanılabilmektedir. Direkt kâğıt üzerine uygulanılan medyumların bir kısmı kâğıdın dokusunu doldurup, zemini çalışmaya elverişli hale getirmek için kullanılırken, bir kısmı ise kâğıt üzerinde yeni dokular oluşturmak için kullanılmaktadır. Mevcut malzemelerde meydana gelen bu değişim, minyatür sanatımızı etkileyerek, bu sanatta geçmişten bu yana görülen klasik boyama tekniklerine yenilerinin eklenmesi ile sonuçlanmıştır. Bugün artık sanatçılarımız karşılaştığı her yeni malzemeyi yeni bir yolun anahtarı olarak görüp, bu farklı malzemelerin birbirleriyle, farklı zeminlerle olan davranışlarını inceleyerek elde ettiği deneyimler neticesinde kendilerine özel yeni teknikler geliştirmektedirler. Bundan dolayıdır ki,  “Günümüzde Minyatür Sanatında Kullanılan Boyama Teknikleri” adı altında açılacak alt başlıklara, her sanatçının bir yenisini ekleyebileceği gerçeğini vurgulamamız gerekmektedir. Günümüzde minyatür yapımında boyar madde olarak çoğunlukla, guaj, akrilik boyalar ile tüp ve taş sulu boyalar tercih edilmektedir. Her boya türü, sahip olduğu özelliğe göre farklı teknikler için kullanılmaya elverişlidir.     Örneğin; akrilik boyalar parlak ve kapatıcı olmaları ve  uygulandıkları zemine yapışmalarından dolayı        sanatçılar tarafından tercih edilmektedirler. Bu boyalar, uygulandıkları zemin üzerinde kuruduklarında,  zemin ile dış yüzey arasında su ile temas halinde  çözünmeyen bir katman oluştururlar. Oluşan bu boya katmanı, üzerinde sulu boya ve guaj ile defaten işlem  yapılabilmesine olanak sağlar. İşte bu özelliği  sebebiyle akrilikler, çoğunlukla zemin boyası olarak tercih edilirler. Sulu boya ve guaj boyalar ise akrilik boyaların aksine parlak değildirler ve uygulandıkları zemin üzerine yapışmayıp, su ile temas halinde çözünerek yüzeyden çıkıverirler. İşte bu yüzden de sulu boya ve guaj, bu malzeme ile boyanmış bir zemin üzerinde ikinci bir boyama işlemi yapılmasını güçleştirir. Zira bu boyalar ile hazırlanmış zemin, üzerine ikinci bir boyama işleminin yapılması esnasında yüzeyden kolayca kalkabilir ve üzerine uygulanan boya ile renkleri birbirine karışabilir. Bu özellikleri sebebiyle sulu boya ve guaj boyalar zemin boyası olarak akrilik boya kadar tercih edilmezler. Ancak sulu boyanın sahip olduğu bu su ile temas halinde çözünerek yüzeyden çıkabilme özelliği, onu bir başka boyama tekniği olan tarama ve noktalama tekniği için daha elverişli bir malzeme yapar. Zira sulu boyanın zemine yapışmaması, su ile inceltilebilmesi tarama ve noktalama uygulamalarında daha yumuşak geçişli bir etki sağlar. Guaj boya ise diğer boyalara nazaran kontör çalışmalarına daha elverişlidir. Zira guaj, akrilik gibi zemine yapışmayıp, su ile temas halinde akrilikle hazırlanmış bir zemin üzerinden kolayca silinebildiğinden, sanatçıya hata yapma şansı tanır. Ayrıca sahip olduğu kapatıcılık özelliği ile şeffaf olan sulu boyaya göre daha koyu ve etkili kontörlerin oluşmasına imkân sağlar. Sahip olduğu bu özelliklerden ötürü guaj, kontör uygulamalarına diğer boyalara nazaran daha elverişlidir. Ancak son zamanlarda piyasaya sürülen yeni nesil pigment yoğunluğu yüksek tüp sulu boyalar, kıvamları ve parlaklıklarıyla kontör çalışmalarında guaj boyadan daha iyi sonuç vermektedirler. Görüldüğü gibi bir boya, sahip olduğu özellikten ötürü kimi teknik için elverişsiz bir malzeme haline gelirken, aynı özellik onu bir diğer teknik için en elverişli malzeme haline getirebilmektedir. Yine de her sanatçı, deneme yanılma yöntemiyle kendisi için hangi teknikte hangi boyanın daha iyi sonuç verdiğine kendi karar vermelidir. Boyaların bu özellikleri göz önüne alınarak zeminde uygulanan boyama teknikleri ile zemin boyamanın ardından uygulanacak boyama teknikleri birbirinden farklıdır, denebilir. Ancak kimi teknikler hem zeminde hem de zemin sonrası boyamada kullanılabilmektedirler. Günümüzde minyatür yapımında kullanılan başlıca boyama teknikleri şunlardır: Akıtma Tekniği Tarama Tekniği Noktalama Tekniği Sulandırma Tekniği Serbest Fırça Tekniği Boyaların Islak İken Birbirleri İçerisinde Dağılması Özelliğinden Faydalanılarak Yapılan Boyama Altın ile Boyama Kontürleme    

Türkiye Gazetesi'nde Sanat Sohbeti

Türkiye Gazetesi'nde Sanat Sohbeti

Bu ne sevgi ah... Bu iş ustasız olmayacaktı. N'apsam İstanbul'a mı gitseydim acaba? Ufacık bir çocuktum  11 yaşındaydım daha... İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi (İKSM) Başkanı Ahmet Zeki Yavaş'ın güçlü bir sanatkâr olduğunda şüphe yok ama sohbeti de tatlı, soluksuz dinletiyor insana. Sözüne "Hat sanatıyla tanıştığımda el kadar çocuktum" diye giriyor ve devam ediyor: "Abim Arabistan'da tahsil yapıyordu, hat sanatına merak salmış bu arada. Yazı takımlarını görünce içim gitti, akça pakça kağıtlar, boy boy kamışlar... Özendim yalanı yok ya. Abim "sen tıfılsın" demedi, hevesimi kırmadı. Kamışları kendine ayırdı, metal uçluları bıraktı bana. Biraz mürekkep biraz da kağıt (çizgiliydiler hiç unutmam), "bol bol yaz" dedi "biter diye korkma!" Duvarlarımızda her Müslüman evi gibi hat eserleri vardı, elbette orijinali değil renkli baskılar. Onlara baka baka bir şeyler yazdım, artık ne kadar oluyorsa. Ailemizin eli yatkındır, dedem çok iyi bir marangozdu mesela, öyle ki kündekâri oyma ve naht işleri yapacak kadar. O yıl imam hatibe başladım, hocalarım "bu işler öyle kendi başına olmaz" dediler, "bir usta lazım sana." Usta mı? Buralarda öyle biri yok ki.  N'apsam? İstanbul'a mı gitsem acaba?   NE VARSA İSTANBUL'DA Yıl 1977, 11 yaşındayım daha. Türkiye'de sağdan say bir, soldan say bir üstad var. "Hattat Hamid Aytaç!" Atladım gittim İstanbul'a. Adresi kolay buldum, o Cağaloğlu'ndaki han odasında. Bir ayn harfini tashih ediyordu, belki yarım saat seyrettim dönüp bakmadı bana. Gideyim bari dedim kalktım. -Nereye evlat? -Rahatsız etmeyeyim, meşgulsünüz.   -Ben elimde iş varken dikkatimi dağıtamam, kusura bakma. Şimdi söyle bakalım nerden geliyorsun? / -Rize'den -Hat mı çalışacaksın? / -Nasip olursa. Tamam o zaman, gel otur yanıma. Başladık. 1977-78-79 yıllarının yaz tatillerinde âdeta demir attım İstanbul'a. Şubat tatillerinde ona kezâ. SABAHLARA KADAR  Takriben 14 ay gittim geldim mübarek hep o koltukta. Hat nasıl bir haz veriyorsa masasından kalkmazdı asla. Normalde dersini alırsın, 5-10 gün içinde yazar getirirsin, alırsın bir ders daha... Ben her gün ders götürüyordum, sabahlara kadar çalışırdım. İçime sinmezse silbaştan yazardım, olmadı bir daha. Hamid Bey Osmanlıyı neslimize bağlayan bir köprüydü. Kaidelerden taviz vermezdi. Dünyalık umurunda bile değildi parayla pulla işi olmazdı. Bazı uyanıklar ara sıra uğrar yazı koparmaya bakarlar. Gelirken kebap filan yaptırır, tatlı alırlar, o da elindekileri veriverir onlara.  Bi ara duydum ki Hamid Bey hastalanmış, atladım geldim, Haydarpaşa Numune Hastanesinde ziyaret ettim son defa. "Gel" dedi, "ölmeden bi icazet vereyim sana, söz ver çalışmayı bırakmayacaksın ama!"  Ondan sonra da çok yaşamadı yürüdü rahmet-i Rahmana. Sözünü dinledim Osman Özçay'la meşk ettik ve çok istifadem oldu ondan da.   RUHİ HENDESE  Hat sanatında her şey ölçüyledir, elifin boyu 7 noktaysa yedi nokta, altı az sekiz fazla.  Hat sanatı cismani aletlerle yapılsa da "ruhi hendese" diyebiliriz ona. Hattat Halim Hoca ile tanışamadım ama o da ayrı bir kabiliyetmiş. Seri-ül kalem derlermiş ona. Uğur Derman Hoca anlatır "sabah baktım 90 santim eninde bir rulo, uzunluğu belki kırk metreden fazla. Halim Hoca başladı yazmaya. Akşam yine uğradım yazı neredeyse tamamlanmak üzereydi, eli kulağında. Biz de kubbe yazıyoruz ama Halim Hoca gibi değil. O zamanlar fotokopi yok, büyütme yok, bilgisayar çıkışı arama. Başlangıçta besmele-i şerif, salavatlar, Allah, Muhammed, Aşere-i mübeşşere, Fatiha suresi, nazar ayeti, hilye-i şerife, dört halife, eshab-ı kehf, Esma-ül hüsna yazarsınız. Derinleştikçe istif yapmaya başlarsınız, farklı farklı kompozisyonlar...­ MÜREKKEBE KARIŞACAKSIN Kİ... İlk renkli mürekkeple yazan hattat ben oldum. Toprak asıllı boyaları mermerde dest-i zenkle ezerdim sabırla. O kadar incelir ki yağ gibi kayar. Eskiler mürekkep fıçısını sürre alayına katılan develerin boynuna bağlarlarmış. Kervan Üsküdar Harem'den başlar taaa Mekke'ye ulaşırmış. Bir de dönüp geldi mi içindeki is ve zamk iyice karışırmış. O mürekkepler hususiymiş elbet, aramakla bulunmazmış. Biz de imalathanelerde işleyen mekanik aksama mürekkep bağlamayı düşündük, kol zaten milyonlarca defa gelip gidiyor. At içine bilyeyi çalkalasın di mi ama. Hüseyin Kutlu Hoca Meram ekspresinin pistonlarına bağlamış, mükemmel bir düşünce ama kopup düşmüş yolda. Hattatlar yazdıklarını asla atmazlar. Otuz bin sayfa meşki vardır, alayını saklar, manevi gücün farkındadır zira. Bu işten ekmek yemekle kalmaz, hadsiz sevap kazanırsınız ayrıca. Her hattatın sevdiği bir harf vardır, kimi vav, kimi elif, kimi nun.  Ben de "he"ye âşıkım, çünkü Cenab-ı Hakkı hatırlatır insana. İnsan farkında olmadan milyonlarca defa "hu" der, her nefes alışta.  He birçok şekilde yazılabilir,  müstakili ayrıdır, başta başka, sonda başka... EL ELDEN ÜSTÜNDÜR  Hat sanatı son 15 yılda hayli seviye kazandı. Eskiden üç beş hattat vardı, birbirleriyle nadiren karşılaşırlardı, halbuki şu anda Mısır'da yazılan hattı izleyebiliyorsunuz bilgisayarda. Bir yılda göremeyeceğiniz yazı bir günde yıkılıyor ekranınıza. Resimler net, mürekkep akışı bile ortada. Herkesin mahir olduğu bir alan var, hisse alıyorsunuz baka baka. Çine gitmiştim Şian şehrinde bir hattat gördüm, "ütlubü-l ilme velev bissin" yazıyordu itinayla. Kafasını kaldırdı göz göze geldik. Adam işini bırakıp koştu, sarıldı bana. -Hoş geldin meslektaşım, buyur dükkânıma. -Benim hattat olduğumu nereden anladın? -Burası İstanbul değil bir ömür yaşasan üç tane hattat gelir Şian'a. Eh müsaade et onu da tanıyalım ama... Stili çok başkaydı. Ağaçtan bir kalemi var, ucuna ipek tülbent sarıyor. Tülbent mürekkebi tam ayarında bırakıyor, damlatmıyor asla.  Çinliye ipek bağlatan medeniyetin derinliğine bak. İranlılar kedinin gıdık tüylerinden fırça yapıyorlar. Ebruda da at kılı kullanmazsanız olmaz, samur fırça apayrı bir tecrübedir sonra, bunları kim akıl etmiş acaba?  ALTIN ORAN "1.618"  Bakın bütün sır bu rakamda. Ecdat altın oran demiş ona. Yıl 1997... Beyoğlu'nda bir sergi açmıştım ecnebi bir profesör geldi, "Sen" dedi "bu oranı bilerek mi kullanıyorsun?" -Evet. -Niye? -Çünkü Cenâb-ı hakkın yarattıklarında hep o oranı görüyoruz. Altın oran, kusursuz güzelliğin matematikteki ifadesidir. Tabiatımıza uyar, huzur verir insana. Bu kadarını da beklemiyormuş. Artık İslam medeniyetini ne sanıyorsa? Önemli bir tezhipçinin talebelerine altın oran hususunda ders vermiştim. Dersin sonunda "en beğendiğiniz işleri çıkarın" dedim. Ölçtük % 80'inde altın oran var. Tatbik etmiş ama farkına varmadan. Elimiz gözümüz ona gidiyor, içimize işlemiş âdeta. Mimar Sinan'ın eserleri niçin göz okşar? İşte bundan." Detaylar: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/588516.aspx

BİR ATÖLYE KURSAK

BİR ATÖLYE KURSAK

Ali Hüsrevoğlu Bizim inancımıza göre Allah her şeyi bilir, her şeyi bütün yönlerinden ve olduğu şekilde bilir. O’nun için gayb yoktur, dolayısıyla bütün zaman ve mekan kayıtlarından ve boyutlarından münezzeh olarak bilmediği hiçbir şey yoktur ve olamaz. Fakat biz öyle değiliz, olmamıza da imkan yoktur. Şimdi öğrenip bildiğimizi sandığımız şeyler zaman içinde olgunlaşmaya, değişmeye, gelişmeye, tashih edilmeye, tamamlanmaya muhtacdır. Dolayısıyla yaptığımız bir çalışma ile böbürlenmek, kibirlenmek, küçük dağları yaratmış havalarına girmek hiçbir zaman hakkımz değildir ve olmamalıdır. Cenâb-i Hak, “büyüklenmek yalnızca benim hakkımdır. Kim kendi bu konuda bana rakip görürse onun belini kırarım” buyurmaktadır.   Bir sanatkâr, eğer kendine bir eser meydana getirmek nasîb olduysa herşeyden önce “Ey kâinatları akılların ve hayallerin tartamayacağı ihtişamda, ihtişamlar içine gizlediğin sonsuz kere sonsuz inceliklerle ve bizim tasavvurlarımıza sığmayacak programlarla yaratan Rabbım, eğer sen benim gözlerime görme kābiliyeti, birbirine çok yakın renkleri ve tonlarını seçme yeteneği, karşıma koyduğum bir çizginin mini minnacık dengesizliğini gözlerime verdiğin denge unsuruyla farkettirmeseydin, ellerimi titrek, kalbimi sabırsız, çalışma ortamını düzensiz kılsaydın ben bu eseri meydana getiremez, şu fâni dünyadan göçtükten asırlar sonraki nesillere mesaj bırakamazdım. Bu eseri meydana getiren kābiliyetler sistemini ve bu kābiliyetleri  işleten enerjiyi yaratan ve veren bizzat sensin. Bu sebeple ben sana sonsuz hamd ü senâ borçluyum” diyebilse hiç şüphesiz ki kendine yakışanı yapmış  olur. Eğer Allah bu eseri beğenmiş, “sâlih amel” kapsamına almış  ve kabul etmişse gelecek nesillerin gönüllerinde bu san’atkâr kulu için sevgi ve ilgi yaratmayı üstlenmiş demektir. Buna delil istiyorsanız Meryem Suresinin doksanaltıncı ayetine bakabilirsiniz: “Îmân eden, yani Allah’ı kendine güvendirenler ve sâlih amel işleyenler için Rahmân gönüllerde sevgi yaratacaktır”.   Sâlih amel ne demektir? Biz bunu namazı dosdoğru kılmak, gününde oruç tutmak, malının zekâtını vermek.. ten ibaret zannederiz. Halbuki bunlar ibâdet kapsamında olan davranışlardır. Ahlâk olarak insanlığı yaşatan, ayakta tutan asil bir davranış, intikam ve cezaya muktedirken affetmeyi başarabilmek, kendine vermeyene vermek, senden ilgisini kesene ilgisini devam ettirmek sâlih ameldir. Eğer sanayici isek, ürettiğimiz ürünü dünya piyasalarında itibarlı ve vazgeçilmez bir kalitede üretiyorsak bu sâlih ameldir.   Şimdi san’ata gelelim. Birçok örnek içinden Osmanlı döneminin son hattatlarından Sâmî Efendi’yi bu yazıda örnek olarak sunmak istiyorum: Muâsırı olan birçok meslekdaşından her bir tasarımına gösterdiği olağanüstü özen ve titizliğe ilave olarak belki o vakte kadar birçok san’atkârın düşünmediği bir “istişâre ve paylaşım atölyesi”ni evinde kurmuştu. Kendisini dâmâ rahmetle andığımız Osmanlı’dan Cumhuriyet’e köprü insanlardan biri olan büyük üstad Süheyl Ünver yetmişli yıllarda bir yıl kadar çıkabilen Kök dergisinde Sâmi Efendi hâtırâtını anlatırken şunları naklediyor: “Yeni yapmayı düşündüğü bir eser üzerinde en az bir hafta ön çalışma yaptıktan sonra istife ilk şeklini verir, üç hafta süreyle o çalışmayı gözünden uzak tutar. Çünkü böyle bir çalışmada göz alışmıştır ve hataları görmez. Üç hafta sonra o çalışmayı raftan indirir ve tekrar zihninde en küçük pürüz kalmayıncaya kadar olgunlaştırır. Bu da günlerce sürebilir. Fakat bu kadar çalışma Sâmî Efendiyi iknâ etmeye yeterli değildir. Emsâli olan meslekdaşlarını o eserin yemeğine davet eder. Herbirine ısrarla ve vebal yükleyerek bu çalışmada bir eksiklik, kusur, kural dışı bir şey görüyor musunuz diye sorar ve samimi tenkidlerini bekler. Herkes görüşünü paylaşır, bunlar içinde değerlendirmeye alınmayı hakedenler değerlendirilir ve eser üzerinde son çalışmalarını tamamlayıp kalıbı hazırlanır ve zerendud ustasına teslim edilip eserin altın elbisesi içinde arz-ı endâm etmesi beklenir. Bu süreç, Sâmî Efendinin bütün eserleri için geçerlidir. Zaman zaman keyif alacağı şeyler yapar. Yeni yaptığı bir tasarım çalışma masasında açık durmaktadır. Gönül dostu hattat arkadaşı Ömer Vasfi Efendi gelirken Sami Efendinin görevlendirdiği kişi ondan saklar gibi yaparak hemen masa üstündeki yazıyı dürüp kaldırmaya yeltenirken Ömer Vasfi Efendi üzerlerine panter gibi atlar ve yazıyı saklamasına fırsat vermez ve hayranlıkla seyreder. Sâmî Efendi bundan büyük keyif alır. Sâmi Efendi her gelen müsâfiriyle birlikte eskilerin şablak dedikleri ve bugünkü fincanların yaklaşık iki katına denk gelen fincanıyla kahve içer, hiç de eli titremez. Nüktedandır. Anlattığı bazı fıkraları dinleyenler arasında gülmekten dengesini yitirenler olur, fakat kendine hâkimdir, hiç gülmeden durabilir. Bu kısa mahabbetin maksadı şudur ki, bu aziz vatanda ölü toprağı Allah nasıl yeniden diriltip hayata kavuşturuyorsa Kur’ân’a ve Sünnete hizmet aracı olan bu Hat San’atını da nice gâile ve felâketlerden sonra yeniden diriltti. Allah’a minnetdârız. Bu nimete şükretmeyi hiçbir zaman unutmadan yaptığımız yeni ve ana fikir taşıyan çalışmalarımızı emsâlimizle ve talebelerimizle paylaşıp, daha özgün ve daha etkili eserler meydana getirmeye çalışsak, paylaşma duygusunu yaygınlaştırıp bu güzelliklerin ve değerlerin daha fazla vicdanda yankı bulmasını sağlasak herhalde Allah’ın bu nimetine daha lâyık bir teşekkürü sunmuş oluruz. 

HAT DERGİM DE AHMET ZEKİ YAVAŞ İLE HÜSN-İ HAT SOHBETİ

HAT DERGİM DE AHMET ZEKİ YAVAŞ İLE HÜSN-İ HAT SOHBETİ

Direk klasik soruya geçeğim, hattatlığa nasıl başladınız? Sanata 11 yaşında başladım. İmam hatip birinci sınıfta iken Rize’den İstanbul’a Hattat Hamit Aytaç’a geldim, meşke başladık. Yazları 4 ay, 15 tatilde de 1 ay 1977-78-79 yıllarında ders aldım. 1980-81-82’de de ders gösterebildim. Hastaydı, ağır hastaydı kendisi, Allah rahmet eylesin.  Daha sonra Medine- i Münevvere’den mektupla ders aldım.  İstanbul’da da Osman Özçay’dan ders aldım. 1997’den bu güne kadardır profesyonel olarak bu sanatı icra ediyorum.   Peki, hattatlığı nasıl tanımlarsınız? Hat sanatı için şöyle diyorlar, “Hat sanatı cismani aletlerde meydana getirilen bir mühendislik harikasıdır”. Yani mühendislik değil ama ruhen bir mühendislik. Şöyle diyeyim, dünyevi aletlerle kalem, mürekkep, kâğıt gibi metalardan oluşan aletlerle meydana getirilen ruhani bir mühendislik harikası. Harflerin kıvrımları, ölçüleri her şeyiyle beraber Cenab-ı Hakk’ın yaratışına özel bir tasarıma sahip. Dolayısıyla da cismani aletler ile meydana getirilen bir mühendislik harikasıdır yani hat sanatı ruhani bir hendesedir. Nasıl ki Cenab-ı Hak insanları yarattı, hayvanları, tabiatı vs. Cenab-ı Hak kendi sözlerini, Efendimiz s.a.v’in güzel sözlerini yansıtan bir yazıyı da özellikle yarattı. Dünya üzerinde başka yazılarda böyle bir güzellik asla yok. Kısacası yine hat sanatı ruhani bir hendesedir mühendislik sanatıdır.  Siz mesela mühendis oluyorsunuz, bir şeyi ölçe ölçe, biçe biçe mühendis oluyorsunuz. Her yönüyle bir matematik hesabı var, kâğıt üzerinde aklen, fiziken siz bunu ölçüyorsunuz yani ölçüsü var vs.  Bizim sanatın da ruhen bir mühendisliği var. Yani siz bir Vav’ı, He ’yi, Nun’u yaparken binlerce defa yapıyor çalışıyor meşk ediyorsunuz. Bu harflerin nokta ile ölçüleri var, bu noktalama unsurları hesap ölçüsüdür onları siz kullanmadan bunu yazıyorsunuz. Yani bir mühendis ölçerek, biçerek, yazarak, çizerek, silerek yapıyor ama biz tamamen kendi aklımızdan, kafamızdan, beyin melekemizden mühendislik yapıyoruz diyelim.   Peki, hat tarihi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Hüsn-i hat tarihi öncelikle İkra emrinden başlıyor. İkra nedir bilir misiniz? İkra, oku. Allah-u Teala, Efendimiz A.s’a Cebrail’i yolluyor İlk emir ikra, oku. Neyi oku? Kur-an’ı Kerim’i oku. İkra bismi rabbikellezi halak. Yaratan Rabbinin adıyla oku diye. Hat sanatı oradan başlıyor diyelim. Ama daha öncesinde yazı var mı var, bir hat var mı var, bir Arapça yazı var mı var. Hat sanatı için; Cenab-ı Hakk’ın en güzel sözlerini, S.a.v’in en güzel sözlerini yani güzel olan şeyleri, sözleri daha güzelleştirmek amacıyla meydana getirilen sanattır diyelim. Yani güzelleştirme.  İslam dininin felsefesinde şöyle bir şey var: Nasıl tabir edelim, İslam’ın estetik anlayışı çirkini güzel, güzeli daha güzel yapmaktır. Dolayısıyla siz o estetik anlayışa, o ruha bulaştığınız zaman, onun içerisine girdiğiniz zaman, İslam’a girdiğiniz zaman, bu durum İslam olmak, çirkini güzel yapıyor, güzeli daha güzel yapıyor, dolayısıyla hat sanatı diğer sanatlardan daha da güzeldir. Oradan başlıyor yani o felsefeden başlıyor.   Hat sanatı nasıl yapılır, kısaca anlatır mısınız? Hat sanatı için önce tabii bir cümleyi, seçmek lazım. Hani dedik ya güzel olanı daha güzelleştirmek, hat sanatı için öncelikle güzel bir söz bulmak lazım. Kelam-ı kibar olur, hadis-i şerif olur, ayet-i kerime olur vs. Tabii hat sanatını önce bir tahsil etmek lazım, meşk etmek lazım şüphesiz. Bir kâğıt, bu kâğıt nasıl bir kâğıt öncelikle asitsiz bir kâğıt olması gerekiyor. Yani o kâğıda yazılan şeyin binlerce yıl yaşaması gerekiyor. Çünkü bir sanat eseri oraya aktarıyorsunuz, kalıcı olması lazım ki biz 2000-3000 yıllık kâğıtları biliyoruz. Dolayısıyla bunlar zamanında yapılmış, herhangi bir kimyevi maddeye uğramadan yapıldığı için bozulma, deformasyon olmamış. O kâğıdın üzerine biz işlem yapıyoruz, nişastadan, yumurta akından, şaptan vs. bunlardan karıştırıp bir sıvı yapıp bunun üzerine sürüyoruz. Birer hafta arayla 3’er kat, 4’er kat, 5’er kat sürüyoruz. Ondan sonra biz bu kâğıdın üzerini düzeltiyoruz. Akik taşı veya düzgün bir camla düzeltiyoruz ve en az 6 ay bekliyoruz, 6 ay sonra siz yazabilir hale geliyorsunuz. Mesela 1 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık kâğıtlara daha kolay yazılıyor. Ne ile yazıyorsunuz? Tabiatta bulunan kamış diye tabir ettiğimiz  ağaçtan kalem yapıyoruz, ondan sonra onunla yazıyoruz. Ne ile mürekkep ile. Mürekkebi nasıl yapıyoruz? Herhangi bir is üretiyoruz, bunlar normal bir yerden aldığımız is değil. Diyelim bir bezir yağı, meşe odununun isinden faydalanıyoruz. ateşi yakıyoruz, kocaman bir tenekeyi  ters çevirip ateşin üzerinde bekletiyoruz alevlerin oluşturduğu isi bekliyoruz, daha sonra bu isi  kazıyıp alıyoruz. Mayalı hamurun içine koyuyoruz is tozlarını bu hamurla kapatıyoruz. Pişmesi için fırına veriyoruz. Bu pişmeyle o isin yağı alınıyor. Ondan sonra siz onu alıyorsunuz. Bir havana koyuyorsunuz. Biraz Arap zamkı ve biraz su koyuyorsunuz. 2 milyon, 3 milyon defa tokmaklıyorsunuz, dövüyorsunuz, inceltiyorsunuz ve karıştırıyorsunuz, mürekkebi sallansın, incelsin, olgunlaşsın diye ben top oynarken  paçama koyardım. Bir başka hocamız trenin dönen mekanizmasına koyar. Eskiler yük develerine koyarmış, atın sırtına veya herhangi bir yere asarmış, sallansın diye. İçerisine mini mini bilyeler koyuyoruz, ince tozlar partiküller haline gelsin diye. Kimi makinelere koyuyor. Sallanan bir mekanizmaya koyuyor. Böyle bir mürekkep, böyle bir kâğıt, böyle bir kalem. Metal kalemler var mı, eh var diyelim, Bunlardan mamul şeylerle... sizin de bilgilerinizle ustalığınızla yazıyı oturup yazıyorsunuz.   “Marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta da zayidir.”   Malzeme kalitesi ne kadar etkiliyor? Ne dedik? Binlerce yıllık kâğıtlar var. Bu ne demek, siz sıradan, bakkaldan aldığınız A3 kâğıdına veya kırtasiyeden aldığınız kartona yazdığınız yazı 30 yıl, 40 yıl gitmez bile, dağılır. Dolayısıyla siz bunu tarihe mal olacak şekilde yazmanız lazım ki sanatız hayatta kalsın. İnciller, Tevratlar bulundu, 3000 yıllık kâğıtlar bulundu. Sıradan şeylere yazılmadı. Ceylan derisi üzerine, ağaç üzerine yontularak yapılan kâğıtlara vs. Şimdi birde ağaç kabuğu, saman tozları, farklı otlar, muz kabuğunu, soğan kabuğunu toz hale getiriyorlar. Bunu karmaşık bir şey yapıyorlar. Ağaç reçinesiyle beraber bir süzgecin üzerine döküyorlar. Ondan sonra suyu gidiyor, presleniyor kâğıt oluyor. Eskiden kâğıdı böyle yapıyorlardı. Yalova’da, bir kâğıt müzesi var. Orda da şu an yapıyorlar. Yalova’ya gittiğinizde görürsünüz. İlk matbaayı  Yalova’da İbrahim Müteferrika kurdu. Yine orada bir kaç köy var kâğıt üretirmiş eskiden. Ama bu kâğıdı ilk bulanlar Çinliler, biz öyle biliyoruz. Hâlbuki onlar değil. Cenab-ı Hakkın ilmine dayanıyor. Sırasına göre Cenab-ı Hak peygamberler ile haberleri vermiş. Dolayısıyla o günle, Adem A.s. zamanında da kâğıt vardı. Ama neydi, ceylan derisi, çok ince yontulmuş yongalar üzerine, çok sağlam yapraklar vardı onlar üzerine vs. çünkü yazı var. Âdem A.s zamanında da yazı var. Âdem, İdris As. Ne diyor “İdris Nebi hulle biçer Subhan Allah deyu deyu”. Hülle ne giysi, terzi idi.   Kaç çeşit hat sanatı vardır? Aklam-ı sitte deniliyor, 6 kalem. Ana yazı çeşitleri 6 tane ama bugün biz yazı çeşitlerini saydığımız zaman 50’yi geçer, 50-60 arasında bir sayı olur. Ama bizim bugün kullandığımız nesih hattı, rika hattı, sülüs hattı, talik hattı, divani hattı, icaze hattı, reyhani, tevki  vs. bunlar 50 taneye kadar çıkıyor.   Hat sanatının ince noktaları nelerdir? Ruhani bir hendesedir dedik ya düşünebiliyor musunuz, manen bir mühendis var ama bir de ruhen mühendis var. En ince tarafı budur. Bir de incelik tarafı şu diyelim: (meslek sırrı gibi, ustalarda falan olur ya) bu hep sır, baştanbaşa sır. Siz bunu şöyle göreceksiniz, bir yabancı ressam hat sanatının karşısına gelmiş, seyretmiş, uzunca uzunca bakmış, birine bakmış, öbürüne bakmış, “işte resim bu” demiş İncelik burada yine bir ressam hat levhasının karşısına geçmiş, incelemiş, bizim resim sanatında gelmek istediğimiz noktaya hat sanatı yüz yıllar önce gelmiş. Bu ne demektir, dünyaca ünlü ressam Picasso, Van Gogh gibi bu isimler diyor ki bu sanat bizden yüzlerce tekamül etmiştir.   Hat sanatından sonuç olarak para kazanılıyor ama sadece para için yapılmasını doğru bulmuyorsunuzdur. Şimdi şöyle ifade edeyim. Tarihe de baktığımız zaman diyelim bizim cami hocalarından da hattat var. Ben de imamlık yapmadım ama yapsaydım oradan da bir para alırdım hem sanatımı devam ettirirdim falan filan. Ama şöyle bir söz var. Diyor ki “Marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta  zayidir. Siz bir marifet yapıyorsunuz, bir bir yazı ortaya koyuyorsunuz, bir sanat eseri ortaya koyuyorsunuz. O marifetin iltifat görmesi lazım. Bu iltifat ne ile olur? Allah razı olsun, elinize sağlık, çok güzel oldu falan filan değil ücretini verir alırsınız. Bu iltifat oldu. Sonrasında da “müşterisiz  meta zayidir”. Siz bir sanat eserini ürettiniz, onun da müşterisi yok. Üret üret üret nereye kadar? Şimdi benim diyelim evde koleksiyonum var çocuklarıma bıraktığım. 30 tane 40 tane. sakladım ama her ürettiğinizi saklayamazsınız mecburen satmak zorundasınız.   “Al bu parayı koy cebine, bana öyle hiç kimse gelip bir şey teklif etmedi.”   Hattın kolaylığını ya da zorluğunu nasıl tarif edersiniz? Herkes yapabilir mi? Cenab-ı Hak bütün insanlara farklı hususiyetler vermiştir. Benim bir oğlum var, 24 yaşında, mimarlık okuyor. İlkokul 4. sınıftayken baba ben mimar olacağım. Allah Allah dedim, lise 2’ye gittiğinde ben Yıldız Teknik Üniversitesi’ni kazanıp oraya gideceğim dedi. Allah Allah iyi dedim. İmtihan oldu tutturdu orayı gitti şimdi bu sene bitiriyor, Allah’a şükür. Öbür oğlum imam hatip okuyor. Lise 2 okuyor derslerinde de çok başarılı değil. Oğlum geçecek misin bu sene. İnşallah diyor baba. Şimdi o kalkıp, bir mimar, bir doktor vs. bir şey olacak değil. Bu ülkeye bir kasapta lazım, berber de lazım. Onlar için bir diploma istemiyorlar. Gidersin bir berber de çalışırsın değil mi, onlar da ev geçindiriyorlar. Çoluğu var çocuğu var. Gayet de güzel. İş berekette. Bakın para da değil. Buraya diyelim 3 kuruş girdi. O 3 kuruş 3 günde de biter,30 günde de biter. Cenab’ı Hakkın vermiş olduğu berekete bağlıdır. Oğlum mimar oldu becerisi o yönde. Diğer oğlum araba tasarımı yapıyor. Müthiş tasarımlar yapıyor. Araba tasarımcıları buraya geldi tevafukken, gösterdim ben. Bizimle çalışsın diyorlar, okul okusa da okumasa da fark etmez bizimle çalışsın diyorlar.   Herkese Cenab-ı Hak farklı hususiyetler vermiş, insanlar o yönde yürüyecek ama bunu kullanmayan insanlar da mı var diyelim, maalesef var. Onu da kullanmıyorlar. Bu yeteneği geliştirmiyorlar. O anlamda hat sanatı insan zorla yapabilir miyim diye zorlayabilir. Benim hiç resim kabiliyetim yok, benim hiç çizim kabiliyetim yok diyen insan hattat olmuş. Azim. Mesela bir hattatımız 5 sene rabbi yessiri çalışmış. Hiç yılmamış. Hocası her gelişinde kovacakmış, hocası da sabretmiş. Olacak ya. Şu an iyi hattatlardan biri.   Bir esere başlarken en çok neye dikkat ediyorsunuz?   Bir esere başlarken önce kendi ruh hailimize bakıyoruz. Diyoruz ki, ben tamam mıyım? Ne yazacağım? La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin yazacağız mesela. Yunus Aleyhisselam ’ın kurtuluş duasıdır. Önce biz ruh halimize bakıyoruz, acaba ben bunu yazacak ruha sahip miyim? Bedene sahip miyim? Amele sahip miyim? O psikolojiye sahip miyim? Ondan sonra oturuyorsunuz bismillah deyip yazıyorsunuz.   Ruh haricinde ortam ya da zamanın önemi var mı?   Siz bunu yapmak zorundasınız. Ortam diye bir şey yok. Siz bunu yapmak zorundasınız. Bir ara bir yerde oturdum yanımda çalışma eşyam yoktu. Masam yoktu işte bir yatak, sandalye falan. Gidiyorduk bahçesi var falan diye. Orada da 3-4 tane tahtayı birleştirdim. Masa yaptım kendime, al sana bir ortam dedim. Şimdi bu işin zamanı, mekânı, ortamı, şusu busu yok.   Elinizde ağırlık taşımamaya dikkat ediyor musunuz? Hattatlar dikkat edermiş, yazı ayarı bozulmasın diye. Eskiler bunu der ama bazı eski hattatlar eli kuvvetlensin diye gidip baltayla odun yararmış insandan insana değişiyor. Ama şüphesiz ki kolu yormamak lazım, eli yormamak lazım. Bizim bir hattat hocamız vardı. Pazara gidiyor caddede karşıdan karşıya geçiyorken tevafukken rastladım. Bir kemer almış. Asker palaskası gibi kancaları var, poşetleri oraya takmış. Elleri bomboş gidiyor.   Şu ana kadar ortalama kaç hat eseri yaptığınız hakkında bir rakam verebilir misiniz? Bir sayı aklımda yok, hiç de düşünmedim bile. Çoktur.   Hattın erkek ve kadınlarda yaygınlığı nedir? Kadınlar yadırganıyormuş gibisinden daha önce röportaj yapılmış. O yanlış bir defa. Cenab-ı Hak Kur’an da, ey kadınlar diyor, ey erkekler diyor. O ayrımını yaratılışa göre yapıyor, bölüyor. Ey müminler de diyor, ey insanlar da diyor, öyle değil mi? Böyle bir ayrım da yapıyor. Mümin dediği zaman, kendine ibadet edenleri, inananlara hitap ediyor, insanlar dediği zaman tümüne hitap ediyor. Şimdi kadınların görevi farklı, erkeklerin görevi farklı, amma burada bir ayet yok, hadis de yok, kadınlar bunu yapmasın diye. Böyle bir şey yok. Kadınlar da bunu yapmasın diye bir şeyi çıkartmak o da fitnedir. Böyle bir şey de olmaz. Bugüne kadar güzel hat sanatı icra eden kadınlar var. Bizim İstanbul Klasik Sanatlar Merkezinde 220 tane talebemiz var. 50 tanesi, 55 tanesi hat talebesidir. Bu hat talebelerinin 30 tanesi bayandır.  N’olacak? Bayanlar gelmesin mi buraya diyelim? Yani böyle bir şey diyelim mi? Yok diyemeyiz. Dolayısıyla kadınlar da erkekler de hattat olabilir, bir sıkıntısı yok.   Hat sanatını öğrenmek isteyenlere nasıl yardımcı oluyorsunuz ya da nereden başlıyorlar? Bir hattatın dizinin dibinde oturacak. Haftada bir 1 satır dersini alacak. Ondan sonra rabbi yessir ’den başlıyor, Rika sanatından başlıyor. Hattat olana kadar devam ediyor. Bu ne kadar sürüyor? Bugünkü yaşayan hattatlarımızdan şöyle bir örnek verelim. Kimi 5 yıl, kimi 7 yıl, 8 yıl, kimi 10 yıl ders alarak, kimi 15 yıl ders alarak bu işle ilgili icazetini alıyor.   Yani ustalık ve çıraklık kesin olarak var diyebiliriz. Hz. Ali Efendimiz “Hüsn-i Hat sanatı hocanın öğretişinde gizlidir” demiş. Şüphesiz bir hocadan ders almak gerekiyor.   Rika’dan başlamak şart mı? Hoca mı sen şunu yap diyor, talebe mi seçiyor? Hepsini öğrenmemiz mi gerekiyor geldiğimiz zaman? Yok, Talik ’ten de başlıyor...Ben mesela Nesih’ten başladım. Ama bu işin usulü Rika’dan başlamaktır. Bugün Rika lazım oluyor mu? Hayır, hiç olmuyor. Sanat eseri olarak da pek kullanılmıyor. Ama Osmanlı geleneğinde Rika yazısını günlük yazı olarak kullandıkları için öğretmiş. Nesih’ten başladım. Sülüs ’den. Divani ’den, Talik ’den devam ettim.   Siz 11 yaşında başladığınızı söylediniz. Yaş sınırı var mı başlamanın? Yok, bir yaş sınırı yok. 60 yaşında bir talebe var. Hatta başladı 2 yıl önce. Gayette güzel gidiyor. Ben 50 yaşındayım. Ben bugün hattat olmamış olsaydım ben de gider müracaat ederdim.   Dijital bilgisayar alanındaki gelişmeler, mesela şu an sizin önünüzde Mac bilgisayarlar var. Illustrator, Photoshop, Indesign gibi programlar var. Bu hat sanatına yaklaşımı nasıl etkiledi? Şimdi siz bir tane Elif yapıyorsunuz. Buraya koyuyorsunuz, vektörel yapıyorsunuz. Bir tane Nun yapıyorsunuz. Buraya koyuyorsunuz. Bir tane de Vav yapıyorsunuz. Buraya koyuyorsunuz. Bilgisayara atıyorsunuz. Illustrator ’e, Photoshop ’a. Elif’i buraya koyuyorsunuz . Lam’ı da buraya koyuyorsunuz. Mim’i de buraya koyuyorsunuz. Siz onu kompozisyon yapıyorsunuz. Onu uydurmak için yine burada yazıyorsunuz. Uzatacaksınız, çekeceksiniz, biraz daha küçük, biraz daha farklı olacak falan filan. Bunu yazıyorsunuz, tarıyorsunuz, vektörel hale getiriyorsunuz. Ondan sonra oraya atıyorsunuz. Kompozisyonunuzu burada yapıyorsunuz. Ha onu yaptıktan sonra ne yapıyorsunuz onu copy edip yazıyorsunuz. Diyelim ki eskiden, ben 97’den beri bilgisayar kullanıyorum ama 2003’de, Photosop ’u, Illustrator ’ü bu sanat anlamında kullandım. Daha önce fotoğrafta kullanıyordum. Şimdi böyle bir kolaylıklar var. Şöyle Cenab-ı Hak bir kuluna bir nimeti verdiği zaman onu üzerinde görmezse geri alır. Dolayısıyla siz 5 gün manuel uğraşacaksınız bir kompozisyon yapmak için. Ama bilgisayarda 1 günde yapacaksınız Bu nimetten niye faydalanmayalım ki? Faydalanıyoruz.   Hat sanatınız bir kâğıtla başladığını söylemiştiniz, asitsiz bir kâğıt. Kâğıt dışında icra etmek için ortalama ne kadar süre gerekiyor? Hat sadece kâğıda icra edilmiyor değil mi? Bir kâğıt kullanıyorsunuz, mürekkep bir de hat bilginiz var. Onu kullanıyorsunuz.   Tablo şeklinde veya mozaik gibi yapılmıyor değil mi? Metal kesim yapılıyor, deri kesim yapılıyor, ahşap kesim yapılıyor, önce... Bunun farklı sanatları var ama asıl uygulandığı yer kâğıttır. Orijinalini siz kâğıt üzerine uygularsınız.   Hat sanatını yaparken günümüze gelen örnekler sizi ne derece etkiliyor? İlham veriyor mu ya da? Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam ’ın, İkra emrinden sonra ilk hattat Hz. Ali Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam ’da birçok hadisi şerifi var. Güzelleştir, şunu böyle yap diye tavsiyeleri var. Asr-ı Saadet ’den sonra, Yakut El Musta’simi diye bir hattat geliyor. İlk defa o zaman kalemin ucunu sola kesiyor. Bunu üsluplaştırıyor, bu yazıyı üsluplaştırıyor. 15. yy’da Şeyh Hamdullah diye biri geliyor. O da noktalama unsurlarını getiriyor. Ruhani hendeseyi katıyor. 15. yy’dan sonra, 16-20. yy. arasında farklı tekâmüller oluyor. Yani bir Sami Efendi geliyor. Yazının bugünkü celi sülüs, son şeklini veriyor ki biz oradan ilham alıyoruz. Bir Şevki Efendi geliyor. O da Nesih’te en üst zirveyi yakalıyor. 17. yy’da,18.yy’da,19.yy’da. Bu sanatkârlardan da biz istifade ediyoruz. Ha bugün hat sanatına bir geliştirme mi yapalım? Tekâmül mü uygulayalım? Hayır, böyle bir şey yapamayız. Böyle bir şey doğru da değil. Nitekim kitaplarda yazan 2. Beyazıt zamanında Şeyh Hamdullah’ın İstanbul’da bir inzivaya çekilerek Hızır Aleyhisselam ile beraber hat sanatını tashih ettiği, bugünkü durumunu getirdiğidir, bu kitaplarda yazar. Ondan sonra zaten bunun üzerine bir çalışma, bir tasarruf olacağını zannetmiyorum. Farklı yazı çeşitleri geliştirilebilir belki ama kabul görmez.   Hat sanatının Türkiye’deki yerini nasıl buluyorsunuz? Bizim burada 220 talebemiz var, bazıları şehir dışından geliyor. İstanbul hat sanatının başkenti. Kur’an-ı Kerim Mekke’de nazir oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı. Bu dosdoğrudur. Bugün özellikle İstanbul’un fethinden sonra başta Fatih Sultan Mehmet olmak üzere bütün sanatkârları İstanbul’a getirmesi hasebiyle bu sanat İstanbul’un sanatı olmuştur. Her ne kadar Arap harfleri olsa, Kur’an harfleri de olsa biz Müslümanız. Bu harfleri terk edeli de henüz şurada 100 yıl oldu. Bugün Türkler, hattatlar dünyada hep birinci oluyor. Bizim Güney Afrika’dan, Japonya’dan, Rusya’dan her yerden talebemiz var. Bu sanatın sahibi Anadolu’da yaşayan insanlardır.   Yani Türkiye’yi tanıtıyor diyebiliriz hat sanatı? Tabii ya. Herkes öyle biliyor zaten.   Hat sanatı sizi nasıl biri yaptı? Bilmiyorum nasıl biri yaptı. Hat sanatı bir defa terapi sanatıdır. Biz kendimizi ayarlayabiliyoruz. Biz kendimizi ayarlayabilir konumdayız diyelim. Sabırla. Ancak böyle diyebiliriz.   Hat dışında başka çalışmalarınız? Fotoğraf çekiyorum, film çekiyorum.   Son olarak bir mesajınız var mı? Allah’a emanet olun.

HAT SANATINDA ARMUDÃŽ İSTİFLER

HAT SANATINDA ARMUDÃŽ İSTİFLER

ÖZET   Hat sanatı, bir ibarenin çok farklı kompozisyonlarla yazılmasına imkân sunan bir sanattır. Tarih boyunca besmele, muhtelif ayet ve hadislerle kelâm–ı kibar kabîlinden pek çok ibare, sayısız şekillerde yazılarak bu sanatın sağladığı tasarım alternatifleri değerlendirilmiştir. Esasen ilk bakışta katı kaidelere bağlı bir sanat olarak telakki edilmesine mukabil, hat sanatı, bir o kadar esnek olup sanatkârı sınırlandırmayan bir mahiyet arz etmektedir. Dolayısıyla hattatlar, estetiğin evrensel ilkelerine ilave olarak bu sanata has olan kaidelere de riayet etmek durumunda olmalarına rağmen alternatif şekiller ve kompozisyonlar üzerinde heyecanla çalışarak yepyeni terkipler ortaya çıkarabilmişlerdir. Bu şekiller arasında sıklıkla tercih edilenlerden biri de armut formudur. Muhtelif yüzyıllarda yaşamış farklı hattatlar, armudî formu esas alarak bazen aynı ibareyi bazen de farklı ibareleri istiflemişlerdir. “Ikra’ bismi Rabbik…”, “Qul huvallâhu ahad…”, “Vemâ rameyte…”, “İnnâ fetahnâ…”, gibi âyetlerin, “Rabbi yessir…” gibi duaların, “Âh mürüvvet”, “Amân meded”, “Amânyâ Huseyn meded” gibi istimdat ibarelerinin yazıldığı levhalara ilaveten, armut formuna eklenen yaprak kısımlarına uzunca metinlerin oldukça dengeli bir şekilde istiflendiği levhalara da rastlanmıştır. Bu tasarımlarda ağırlıklı yazı çeşidi olarak “celî sülüs” tercih edilmiştir. Bununla birlikte bazen “celi divanî” örnekler de karşımıza çıkmaktadır. Bu tebliğde, genel anlamda meyve formundaki kompozisyonlara temas edilecek ve ağırlıklı olarak ise armudî kompozisyonlar ele alınacaktır. Türk-İslâm kültüründe ve sanatında “armut” ve “armudî şekil” konusu üzerinde durulacak, ayrıca armut formunun tasarım ilkeleri bakımından tahlili yapılacaktır. Bu tarz istifler yapan hattatlardan da bahsedilerek, varsa şekil ve metin içeriği arasında bağlantı kurulmaya çalışılacaktır.   1. GİRİŞ Meyvelerin her biri çeşitli şekil ve renkte olup farklı lezzet ve vitaminler ihtiva etmektedir. Beden sağlığı için çok gerekli ve önemli Kabul edilen meyveler, farklı iklimlerde ve coğrafi şartlarda yetişme imkânı bulur. Her mevsimin ve her bölgenin kendine mahsus meyveleri vardır. Bununla birlikte, bazı meyveler sadece çok sınırlı bir bölgede ve nispeten az miktarda üretilebilirken bazı meyveler adeta global özelliktedir ve dünyanın her bölgesinde bulunabilir.  İnsan hayatının vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri olan meyvelere çeşitli kültürlerde muhtelif anlamlar yüklenmiştir. Bunun kaynakları dinî bir inanca veya kültürel bir temele dayanabilir. Dinî veya mitolojik bakımdan zengin anlamlar kazanan meyvelerin sembolik değeri de fazla olmuş ve bu semboller mimari, el sanatları gibi alanlarda bolca kullanılmıştır. Pek çok dilde ve Türkçe’de meyvelerle ilgili atasözü ve deyimler de ortaya çıkmıştır. Konumuzla ilgili olarak Türkçe’de yaygın olarak kullanılan armutla ilgili atasözleri ve deyimler şunlardır: “Armut piş; ağzıma düş!”, “Armudun iyisini ayılar yer.”, “Armudun sapı var, üzümün çöpü var demek”, “Elmayla armudu toplamak”, “Armut dibine düşer.”, “Armudu soy da ye; elmayı say da ye!”, “Armut gibi olmak”, “Armudun önü, kirazın sonu”, “Benim elim armut toplamıyor.” vb. Ayrıca Anadolu kültüründe çocukların nazardan korunması için kullanılan armudiye nazarlıklar ve armudiye tılsımlar vardır. İçinde armudun geçtiği türküler de folklorik birer unsurdur.  Rüyada armut görmenin neye yorulabileceğiyle ilgili olarak da muhtelif rivayetler vardır. Cafer- i Sadık (r.a.)’a göre rüyada armut görmek beş şekilde tabir edilir: Helal mal (rızık), zenginlik, iyi bir eş, murat ve menfaat. Kadının armut görmesi, bir çocuğu olacağına delalet eder. Rüyada armut yiyen kimse mal ve nimete erişir. Armudu ağaçta görmek başarının habercisidir. Resim sanatındaki meyveli natürmortlarda, karakalem desen çalışmalarında armut, en çok rastlanan figürlerdendir. İslâm sanatında da gerek mimari gerekse diğer plastik sanatlarda armudî formları sıkça görmek mümkündür. Kubbe ve külah alemlerindeki bilezik ile boyun arasındaki kısım “armut” olarak isimlendirilir. Yine tezyinatta natüralist üslupta veya stilize edilmiş vaziyette armudî formlara çokça rastlamak mümkündür.  Tasavvufi tarikatların sikke formları tafsilatta bazı farklar arz etse de esas şekil itibarıyla armudî formu andıran şekillerdedir. (Şekil 1) Hat sanatında her tarikat önderinin ismi bu hususi şekillerde tasarlanarak yazılmıştır. Bunlarda esas form altta geniş, eliptik bir kaide (sarık kısmı), üstte de daha küçük ölçekli bir külah şeklindedir. Bunu geometrik olarak stilize edecek olursak, altta yanyana iki daire, üstte ortada bir daire şeklinde çizebiliriz. (Şekil 2) Bu şekil ise bize hemen çintemani formunu hatırlatacaktır ki bu, Türk- İslâm kültüründeki önemli güç sembollerinden biridir. (Şekil 3)  Aynı stilize formu karelerle çizecek olursak, yani altta yanyana iki kare, üstte ortada tek kare olduğunda karşımıza iki taraflı basit bir basamak şekli çıkacaktır. (Şekil 4) Bunu da tasavvuf kültüründeki “merâtıp” (mertebeler, basamaklar, “insan-ı kâmil”e ve Hakk’a giden yol, tarikat) olarak yorumlayabiliriz. Yani bir anlamda, piramidal şekilli olan armudun en alttaki kısmı geniş kitleleri, avam tabakasını ve “nefs-i emmâre”yi, “nefs-i levvâme”yi daha sonra “nefs-i mülhime”yi temsil ederken; yukarıya doğru çıkıldıkça “havas”tan da “ehassu’l- havas” mertebesine ulaşıncaya kadar katedilmesi gereken “nefs-i mutmainne”, “nefs-i radiyye”, “nefs-i mardiyye” ve nihayet zirve kısmının da “nefs-i safiyye”yi temsil ettiği söylenebilir. (Şekil 5)  Armut şekli, estetik bakımdan da son derece dengeli ve gözü rahatlatan bir şekildir. Alt tarafının geniş, üst tarafının ise yumuşak hatlarla daralan bir şekilde olması, sağlamlık, ahenk ve nispetlilik hisleri uyandırmaktadır. İşte bu özellikleri ve aynı zamanda istif yapmaya elverişli olması sebebiyle armudî form hat sanatında da değerlendirilmiş ve muhtelif hattatlar tarafından çok sayıda armudî hat levhası ortaya çıkarılmıştır. Bu Makalenin devamın ve diğer makaleleri okumak için buraya tıklayın.

Anadolu'da Klasik Sanatlar

Anadolu'da Klasik Sanatlar "81 İlde 81 Sergi 81 Seminer" Sakarya

“ANADOLU’DA KLASİK SANATLAR” adı ile, “81 İlde 81 Sergi 81 Seminer” Projesinin üçüncüsü, 26 Haziran 31 Ağustos 2014 Tarihlerinde Sakarya’da yapılacaktır. 26 Haziran Perşembe günü saat 16.00 da Sakarya Ofis Sanat Merkezi Seminer Salonunda “Klasik Sanatlarımız” adlı seminer yapılacak. 26 Haziran Perşembe günü saat 18.00 da Ofis Sanat Merkezinde “ Klasik Sanatlar Karma Sergisi” açılışı gerçekleştirilecek. “Anadolu’da Klasik Sanatlar” adı ile hazırladığımız projemizin ev sahipliğini Sakarya Büyükşehir Belediyesi yapacak. İstanbul ve Sakarya’dan elliye yakın sanatkârımız ve Sakarya halkının da katılımıyla sergi ve seminer etkinliğimiz gerçekleştirilecek. Sergimizde on iki sanat dalına ait elli eserden oluşan bir sergi yapılacak ve sergideki eserleri kapsayan katalog basılacak. Aynı zamanda; Hat, tezhip, minyatür, katı, ebru, cilt, çini, kalem işi, edirnekari, kündekari, sedef kakma, naht, gibi klasik sanatlarımız hakkında Doç. Dr. Mehmet Memiş hocamızın oturum başkanlığında, Prof. Dr. Ayşe Üstün, Sacit Açıkgözoğlu gibi değerli hocalarımızın sunumuyla seminer programı gerçekleştirilecek. İstanbul ve Sakarya ilinden katılım sağlayan sanatkâr grubu ile Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeki Toçoğlu eşliğinde, Taraklı, Karagöl Yaylası gibi mekânları kapsayan, kültür sanat gezileri ve sohbet programları yapılacaktır.

Anadolu'da Klasik Sanatlar

Anadolu'da Klasik Sanatlar "81 İlde 81 Sergi 81 Seminer" Rize

“ANADOLU’DA KLASİK SANATLAR” adı ile, “81 İlde 81 Sergi 81 Seminer” Projesi'nin ikincisi, 14-20 NİSAN 2014 tarihinde Rize’de yapılacaktır. Bu tarihler içinde Turizm Haftası ve Kutlu Doğum Haftası olması münasebetiyle, Rize Valiliği himayesinde, Rize İl Müftülüğü, Rize İl Kültür Turizm Müdürlüğü, Ebruli Yaşam ve Sanat Derneği tarafından ortaklaşa bir organizasyon yürütülecektir. Ülkemizin muhtelif yerlerinde ikamet eden, hat, tezhip, ebru, minyatür, cilt, çini, katı’, naht, sedef kakma, kalemişi, edirnekari, ve kündekari gibi klasik sanatlarımızı icra eden 53 Rizeli sanatkarın katılımıyla, “53 RİZELİ SANATKAR EVİNDE” adı ile Rize’de bir dizi program gerçekleştirecektir. Birinci Program: 14 Nisan 2014 Pazartesi günü saat 11:00’da İsmail Kahraman Kültür Merkezinde, 53 sanatkârımızın hazırladığı, bir sergi ve Hattat Ahmet Zeki Yavaş hocamızın oturum Başkanlığında, Müzehhibe, Nilüfer Kurfeyz ve Prof. Dr. Çiçek Derman hocalarımızın sunacağı, “Klasik Sanatlarımız, Tezhip Sanatı ve Usta Çırak İlişkisi Üzerine” konulu seminer yapılacaktır. İkinci program: 15 Nisan 2014 Salı, saat: 12:00’da Çamlıhemşin, Zilkale’de Klasik Sanatlar Sergisi ve Prof. Dr. M. Zeki Kuşoğlu hocamızın sunacağı “Klasik Sanatlarımız” konulu seminer yapılacaktır.  Üçüncü Program: 17 Nisan 2014 Perşembe, saat: 11:00’da, Çayeli Senoz Çukurlu Hoca Medresesi’nde, Kur’an-ı Kerim dinletisi ve Sergi açılış programı yapılacaktır. Ayrıca;  program kapsamında, beş gün boyunca, 53 sanatkarımız ve Rize ilinden katılım sağlayan gurupla, sayın Valimiz’in eşliğinde, Rize Müzesi, Rize Kalesi, Ziraat Çay Bahçesi, , Rize Türk Telekom Güzel Sanatlar Lisesi ziyareti, Fırtına Vadisi, Çat Köyü, Pileki Mağarası gibi mekanları kapsayan, kültür sanat  gezileri ve sohbet programları yapılacaktır.

Anadolu'da Klasik Sanatlar

Anadolu'da Klasik Sanatlar "81 İlde 81 Sergi 81 Seminer" Bursa

Anadolu insanının medeniyet tasavvuruna etki etmeyi ve nasıl büyük bir medeniyetin torunları olduğumuzu dünyaya hatırlatmayı görev edinen İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi, aynı zamanda, hayatın içindeki çarpıklıklara ve manevî hastalıklara en güzel reçeteyi yazan klasik sanat eserlerinin şifa sunmaya devam etmesini ve yeni nesillere taşınmasını sağlamayı amaç edinmiştir. Bu amaçlar doğrultusunda; sanatın bir milleti birbirine kenetleyen, duygu ve düşünce birliği sağlayan bir unsur olma özelliğinden istifade ile, hat, tezhip, minyatür, katı', ebru, cilt, çini, kalem işi, edirnekâri, kündekâri, sedef kakma, naht gibi klasik sanatlarımızın mirasçısı olarak, bu sanatların sahibi olduğumuz bilincini halkımızda uyandırmak, tanıtımını yapmak ve en güzel örneklerini milletimizle buluşturmak gayeleri ile, on yıl devam edecek, ANADOLUDA KLASİK SANATLAR adıyla, 81 İLDE 81 SERGİ 81 SEMİNER PROJESİ 'ni hayata geçirmekteyiz. Bu büyük proje ile Anadolu'nun sadece bazı illerinde tanınan ve uygulanan sanatlarımız, ülkemizin her köşesine götürülecek ve bu vesile ile her vatandaşımız bu kıymetli mirasımızın farkına vararak, sanata doyacaktır. Bu proje kapsamında; içinde klasik sanatlarımıza ait nadide eserlerin yer aldığı binlerce katalog ve özel eserlere ait milyonlarca tıpkıbasım, yurdun her köşesine ulaşmış, her eve girmiş olacak. Aynı zamanda toplamda 81 seminer yapılarak halkımız sanatlarımız hakkında bilgilendirilecek ve büyük çoğunluğu İstanbul'da yaşayan pek kıymetli sanatkârlarla buluşmuş olacaktır. Bu proje vesilesi ile klasik sanatlarımızla ilgili büyük bir eksiklik giderilmiş olacak, kadim sanatlarımız nesilden nesle aktarılarak yaşamaya devam edecektir. Bu büyük projenin, klasik sanatlarımızla ilgili milli bilinç oluşturulmasında, sanatlarımızın dünyaya tanıtılması ve bize ait olduğu gerçeğinin duyurulmasında ilk ve en büyük basamak olması temennimizdir. Bu büyük projeyi, yüzyıllar boyunca klasik sanatların en güzel şekilde icra edildiği, bağrında en güzel eserleri barındıran, birçok medeniyete başkentlik yapmış, Anadolu'nun en önemli kültür ve tarihi şehirlerinden biri olan Bursa’dan başlattık.. Bu vesile ile bir ilk gerçekleştirerek “yaşayan en büyük hat sanatı müzesi” özelliğini taşıyan Bursa Ulucami’de 8 Şubat 2014 tarihinde, saat: 13: 00’da 170 sanatkarımızın hazırladığı 100 eserle bir sergi ve Hattat Hasan Çelebi, Prof. Uğur Derman, Semih İrteş ve Hilmi Şenalp hocalarımızın semineri ile birinci program gerçekleştirilmiştir. İkinci programımız ise; 09 Şubat Pazar günü 12: 00’da Merinos Kültür Merkezinde, 125 sanatkarımızın hazırladığı, 70 levhadan oluşan bir sergi ve Prof Uğur Derman ve Prof. Dr. Çiçek Derman hocalarımızın, Klasik Sanatlar konulu semineri ile yapılmıştır. Ülkemizin muhtelif şehirlerinden gelecek yaklaşık 100 sanatkarın Bursa ziyareti ile devam eden faaliyetler, sanatkarlarımızın Bursa’daki tarihi mekanları ziyareti, kültür sanat söyleşileri ve İznik gezi programı ile 3 günde tamamlanmıştır.

Genç Nesillere Sanat Eğitimi Projesi

Genç Nesillere Sanat Eğitimi Projesi

İçinde yaşadığımız bilgi çağıında, sanata erişim ve sanatın gelecek nesillere doğru bir şekilde aktarılması her zamankinden daha önemli bir hale gelmiştir. Klasik sanatlar, Sanatın, Toplumları birbirine birleştiren misyonunu önde tutarak, Akademik seviyede eğitim, yayın, belgesel, sergi ve seminerleriyle, bir çok şubesi ile pek çok disiplini ve kültürü bünyesinde barındıran bir kurumdur. Kurumumuzda, geleceği temsil edecek çocuklarımız ve yetişkinler için seviyeli gelişim merkezli eğitimler, sanatlarımızın, günümüzdeki ve gelecekteki dönüşümleri hakkında seminerler düzenlenmekte ve sanat içersindeki güncel konularla ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Gözlem kuramına dayanan sanatlarımız; yücelik ve güzellik konularına ışık tutarak, bizlere özüne ait bilgiler sunmaktadır. Bu bilgileri edinmemiz de bir süreçtir ve bu süreç uygulamalarla kavranabilir. Eserlerin oluşumunda kullanılan renkler, desenler, oluşturulan kompozisyonlar birçok farklı iletişimi, aktarımı, gösterimi, içinde barındırarak, kültürlerin ve ulusların karakterlerini de ele almaktadır. Yenilikçi teknojilerle, kullanılan formlar, sanatkârların eserlerini ön plana çıkararak, gelecek projeler üzerinde gücünü gösterir. Kendini sürekli denetleyen, düzenleyen, özel formlarını koruyan sanatlarımız; temel sanat eğitimi başta olmak üzere diğer kültür dersleriyle sanatlar arasındaki etkileşimin mesafesini ortaya koymaktadır. Bu etkileşim sonucunda; eserlerdeki bütünlüğü ve içerisindeki anlamı, özü ile ifade ederek, algıda seçicilik basamakları oluşturur. Oluşan bu basamaklarda, zaman ve tarih anlayışıyla, düşünce modellerini sorgulayıp, bilgi akışıyla yorumlayarak, eserlerin başlangıç noktasına vurgu yapılmakta Ve sanatkârın gelecek kuşaklar için neyi temsil edebileceğini, nereden ve nasıl ilham aldığı da titizlikle mercek altına alınmaktadır. Aynı zamanda dersler ve eleştiriler sonrası yapılan ve yazılanların da dikkate alınması, kuşkusuz sanatta daha iyi yerlere gelinmesine vesile olmaktadır. Kurumumuz, Bu titiz çalışmalarla, sanatkârlarımızın ve öğrencilerimizin desteğiyle, birlikteliğiyle, yetenekleriyle, kalıcı eserler yapılabileceğini göstermiştir. Kurumumuz, Klasik sanatlarımızı, üretim biçimleriyle harmanlayan sanatkârlarımızla, verilen eğitimlerde tarihin izini dikkatle sürecek ve sürdürmeye devam edecektir.

Okulumda Sanat Var!

Okulumda Sanat Var!

Tarih boyunca insanoğlu, varlığının değerlerini gelecek nesillere aktarmanın en etkili ve kalıcı yollarından biri olarak sanatı seçmiştir. Sanat aynı zamanda bir milleti birbirine kenetleyen, duygu ve düşünce birliği sağlayan bir unsurdur. İnsanlar ve milletler kişiliklerini, dünya görüşlerini, yaşama bakış açılarını en iyi sanat yoluyla ifade ederler. Bir milletin ulaştığı kültür ve medeniyet seviyesini görmek için o milletin yetiştirdiği sanatkârlara ve üretmiş olduğu eserlere bakılır. Sanat bir milletin maddi seviyesini, hem de manevî anlamda ulaştığı zirveyi göstermesi açısından son derece önemlidir. Bir ülkenin insanlarının özgüven, bilgelik, feraset ve hikmet sahibi oluşu, sanat erbabı sayısıyla ölçülmektedir. Günümüz insanının medeniyet tasavvuruna etki etmeyi ve nasıl büyük bir medeniyetin torunları olduğumuzu dünyaya hatırlatmayı görev edinen KLASİK SANATLAR, aynı zamanda hayatın içindeki çarpıklıklara ve manevî hastalıklara en güzel reçeteyi yazan klasik sanat eserlerinin şifa sunmaya devam etmesini ve yeni nesillere taşınmasını sağlamayı amaç edinmiştir.  “Her Okulda Bir Sergi Bir Seminer” proje adı ile Anadolu’nun Sanatlarını “ Okulum’da Sanat Var” sloganı ile  başlattık.  Geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz bu proje ile sanatlarımızın farkında olarak yetişecek, yapılacak etkinliklerle sanatlarımızı tanıyacak, sanatkarlarımızla tanışacak ve bu sanatlarımızın farkındalığı ile yetişmiş olacaktır.  OKULUMDA SANAT VAR 2. ETKİNLİK (20 Nisan) “Her Okulda Bir Sergi Bir Seminer” proje adı ile Anadolu’nun Sanatlarını “Okulumda Sanat Var”sloganı ile başlattık. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz bu proje ile sanatlarımızın farkında olarak yetişecek, yapılacak etkinliklerle sanatlarımızı tanıyacak, sanatkarlarımızla tanışacak ve bu sanatlarımızın farkındalığı ile yetişmiş olacaktır.  İkinci etkinliğimiz, Ümraniye Atatürk Ortaokulu'nda, Hattat Osman Çiçek hocamızın Hüsn-i Hat Sanatımız konulu semineri ve ‘Anadolu’nun Sanatları’ sergimiz 20 Nisan (Cuma) günü saat 11:00de gerçekleştirilecektir.  BİLGİ İÇİN: 0545 293 01 20 ADRES: Tantavi Mh. Esergon Cad. Şair Akif Dk. No:2 Ümraniye-İstanbul OKULUMDA SANAT VAR 1. ETKİNLİK (12 Nisan) “Her Okulda Bir Sergi Bir Seminer” proje adı ile Anadolu’nun Sanatlarını “ Okulumda Sanat Var” sloganı ile  başlattık.  Geleceğimizin teminatı olan gençlerimiz bu proje ile sanatlarımızın farkında olarak yetişecek, yapılacak etkinliklerle sanatlarımızı tanıyacak, sanatkarlarımızla tanışacak ve bu sanatlarımızın farkındalığı ile yetişmiş olacaktır.    İlk etkinliğimiz Kandilli Kız Anadolu Lisesi’nde, Hattat Ahmet Zeki Yavaş hocamızın Klasik Sanatlarımız konulu semineri ve ‘Anadolu’nun Sanatları’ sergimiz 12 Nisan (Perşembe) günü saat13:00 de gerçekleştirilecektir. BİLGİ İÇİN: 0545 293 01 20 ADRES: Kandilli mah. Kandilli cad. Liseli sk. No:1/A Üsküdar-İstanbul

KLASİK SANATLAR BELGESELİ

KLASİK SANATLAR BELGESELİ

Milletleri millet yapan unsurların başında dil, tarih ve bayrağın yanı sıra; kültür, sanat ve medeniyet gelmektedir. Kültür mirasının temeli sayılan sanatlar, zirveye ulaştıktan sonra, artık “klasik” adını alır. Geçmişten günümüze kadar, uzun ve zorlu bir serüven yaşayan klasik sanatlarımız, yüzyıllardır devam eden yolculuklarının ardından, umutlu ve güzel bir vadiye ulaşmıştır. Ayrı coğrafyalarda, ayrı milletlerle birlikte ortaya çıkmış olsalar da tıpkı bir ırmağı besleyen suların kavuşması gibi, büyük ve engin bir sanat denizinde buluşmuştur. Birlikte gelişip ilerleyen klasik sanatlar, her daim artan bir coşkuyla akmaya devam etmiş ve gelecekte de devam edecektir.  Bugün temel olarak, on iki sanat dalıyla birlikte anılan bu sanatları anlatmayı, eski ustaları ve günümüz sanatkarlarını tanıtmayı bir görev ve sorumluluk sayarak; tarih, kültür, sanat ve medeniyet dolu bir yolculuğa çıkıyoruz.  Klasik sanatlar dünyasının gizli hazinelerinin keşfedileceği ve birbirinden eşsiz eserlerin gözleri mest edeceği bu programın ilk on bölümünde, alanında uzman sanatkarların katılımlarıyla, her bir klasik sanat dalının tanımı, tarihi serüveni, malzeme ve teknikleri, eğitim süreci ve günümüzdeki durumu konuşulacak.  Programın daha sonraki on bölümünde ise klasik sanatlar, daha detaylı bir anlatımla ekranlara gelecek. Tarih içindeki gelişimi ve uygulama alanları hakkında bilgiler verilecek ve zengin görsellerle bedii zevke de hitap edilecek.  Klasik sanatlar âlemine açılan bu kapıdan içeri girerek, tarihin fısıltılarını duymak ve geçmiş günlerden gelen güzellikleri seyretmek isterseniz, bu yolculuğu kaçırmayın.

İstanbul'un Çeşmeleri Projesi

İstanbul'un Çeşmeleri Projesi

1453 yılında, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethetmesiyle beraber, yüzyılların başkenti, bu kadim şehirde hızlı bir imar faaliyeti başlamıştır. İnancı, kültürü, geleneği ve sanatıyla bütünleşmiş, güçlü bir medeniyete sahip Osmanlı Devleti, İstanbul’a “İslam başkenti” olma ruhunu nakşetmiştir. Meydanlarda yükselen ihtişamlı camilerin, inancın ilimle yoğrulduğu kıymetli medreselerin yanında, halkın ve yolcuların su ihtiyacını karşılamak, Ramazan ayında ve kandillerde bal şerbetleri ikram etmek ve böylece Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla çeşme ve sebiller inşa ettirilmiştir. O kadar ki ara sokaklar bile ihmal edilmeyerek neredeyse her meydana, her cami avlusuna ve her köşeye bir çeşme veya sebil yaptırılmıştır.  Günümüzde, İstanbul’un iki yakasında, çeşitli semtlerde, işlevini sürdüren veya sürdürmeyen yüzlerce çeşme ve sebil bulunmaktadır. Bugüne kadar ulaşamayan yüzlercesini daha düşündüğümüzde, bu sayının ne kadar fazla olduğunu tahmin edebiliriz. Günümüz yapılarının bazıları sadece işlevsel amaçlarla yapılmış küçük çeşme veya sebiller olsa da, bazıları İstanbul’un bir remzi olacak kadar ihtişamlı ve abidevidir. Tüm bunlardan sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki ecdadımız, hayır kurumlarını en ücra yerlere kadar ulaştırarak toplum hizmeti adına, kendisine düşen sorumluluğu hakkıyla yerine getirmiştir. Artık onların torunları olarak, bizim görevimiz emanete sahip çıkmak ve onu hakkıyla koruyabilmektir. İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri programında, alanında uzman konukların anlatımıyla birlikte çeşme ve sebillerin yapılış hikayeleri, onların hayat bulmasına vesile olanlar ve inşa kitabeleri anlatılacak. Bu kadim mimari eserlerin üzerine binbir emekle işlenmiş nakışları, birbirinden harika motifleri, görkemli mermer kabartmaları, çinileri ve tüm güzellikleri şimdi çok daha yakından incelenecek. 

Esma-i Hüsna Kitabı

Esma-i Hüsna Kitabı

Esma-i Hüsna |                                Bir şeyi anlamanın yollarından biri de onu sıkça tekrar etmektir.Tekrar edilen şeyler,hafızada yer eder.Bu şey ilahi isim ve sıfatlardan biri olunca o bir çeşit zikir olur.Zikir, zikreden kimseyi zikrettiği zat ile beraber eder.Allah Teala'nın ,''Siz beni zikredin,ben de sizi zikredeyim''müjdesi, zikir ehli için ne büyük bir saadettir. Akaidin temeli Allah Teala'yı tanımaktır.Allah'ı zikretmeden Zat'ı Bari'yi ayne'l-yakin derecesinde tanımak mümkün değildir.Eğer,''Bu isimleri nerede, ne zaman, nasıl okuyalım? denirse ,deriz ki: İşte o güzel isimlerin tecellisi olan hayat ve kainat önümüzde duruyor.Biz her gün onlarla iç içe hayat sürüyoruz.Daha doğrusu biz o güzel isimlerin tecelli ve bereketiyle hayatta ve ayaktayız.Bizler ruhumuzla mana aleminde yüzerken, doğarken, büyürken, bir ömür bu alemde yaşarken,ölürken ve öldükten sonra yeni hayatla tanışırken hep ilahi isimlerin tecellilerine mahal ve mazhar oluyoruz. Gerçek şudur ki: Alemde Yüce Allah'tan başka kendisine ibadet edilecek, boyun eğilecek, el açılıp bir şey istenecek başka bir ilah yoktur. Klasik sanatlarımızdan hüsn-i hat ve tezhibin muhteşem birlikteliğiyle oluşan bu koleksiyonla Yüce Yaratıcının  sıfatlarını bir kitap içinde sizlere tekrar sunmaktan onur duymaktayız.Güzel olanı daha da güzel hale getirmek için gösterilen çabaların sonuçsuz kalmadığını görmek de ayrı bir mutluluk kaynağıdır.  

Kaside-i Bürde Tıpkıbasımı

Kaside-i Bürde Tıpkıbasımı

Kaside-i Bürde |                             Peygamber Efendimiz (sav)’in aşkını destanlaştıran, 160 beyitten oluşan, Muhammed Bûsîrî'nin Kaside-i Bürde'si olan bu özel eser; ilk kez İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi tarafından murakkaa şeklinde tıpkıbasım yapılarak yayınlanmış ve satışa sunulmuştur. KASİDE-İ BÜRDE’Yİ SUNUŞ “And olsun ki Allah'ın Resûlü sizin için güzel bir örnektir...” (el-Ahzab: 21) “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik...” (Enbiya: 107)  “Şüphesiz sen büyük ahlak üzeresin...” (Kalem: 4) Ayet-i kerimelerinde vurgulanan düstur üzerine, asırlar boyunca şairler ve sanatkârlar İslâm'ın üstünlüğünü, Kur’an-ı Kerim’in büyüklüğünü ve Efendimiz (sav)'in örnek şahsiyetini, güzel ahlakını, başarı ve mûcizelerini konu alan pek güzel şiirler kaleme almışlardır. Dinin kaynağından öğrenilmesi kadar önemli olan bir başka husus, muhakkak ki dini hayatın canlı, heyecanlı ve bütün güzellikleriyle yaşanması ve yaşatılmasıdır. Bunun da yolu, ideal insan motifinin bütün özelliklerini şahsında billurlaşan Hz. Peygamber (sav)'i çok iyi tanımak, anlamak, sevmek ve izlemekten geçer. Bu gayelerle oluşturulan ve  Efendimiz (s.a.v)'i konu alan çalışmalar, asırlar içinde bereketli ürünlerini vermiş ve kısa zamanda zengin bir siyer ve İslam edebiyatı literatürü oluşmasını sağlamıştır. Kaside-i Bürde adıyla tanınan ve ilki Kal b. Züheyr'e, ikincisi Muhammed Bûsîrî'ye ait olan kasideler ise bu edebiyatın en güzel örneklerindendir. Muhammed Busirî'nin Hz. Peygamber (S.a.v) için yazdığı pek çok kaside arasından en muhteşemi olan ve Busirî'yi şöhrete taşıyan Kasîde-i Bürde, 160 beyit ve 10 bölümden oluşmaktadır. Busirî hayatının son demlerinde, felç hastalığına yakalanır. Şifa vermesi için Cenab-ı Hakk'a dua ve niyazda bulunan şairin rüyasına Peygamber Efendimiz (s.a.v)' girer.  Rüya aleminde Busirî O'na (s.a.v) bu kasîdeyi okumuştur. Busirî'nin rüyasında Hz. Peygamber bu kasîdeden duyduğu memnuniyeti göstermiş ve hırkasını (bürde) O'nun üzerine örter  ve eliyle vücudunun felçli kısmını sıvazlar. Muhammed Busirî uyandığında felç hastalığından eser kalmamıştır. Bûsîrî heyecanla uykudan uyanır; vücudunda felçten bir eser kalmadığını farkeder. Bu sırada sabah namazı vakti yaklaşmıştır. Şair abdest alıp mescide gitmek üzere evden çıkar ve yolda Ebü'r-Reca denilen bir dervişle karşılaşır. Derviş ondan Hz. Peygamber için yazdığı kasideyi ister; Bûsîrî de hangi kasideyi istediğini sorunca Ebü'r-Recâ: "Hani bu gece Resûlullah'ın huzurunda okuduğun kaside, işte onu" der. ve bu olayla beraber Busirî'nin kasidesi rüyadaki Hz. Peygamber (s.a.v)'in hırkasına isnaden "Kasîde-i Bürde" olarak anılmaya başlamış ve meşhur olmuştur. Zaman içinde İslam coğrafyasının her bölgesinde büyük bir ilgi görmüş, dini toplantılarda, mübarek gün ve gecelerde, bayram merasimlerinde okuna gelmiştir.  Peygamber Efendimiz (sav)’in aşkını destanlaştıran Muhammed Bûsîrî'nin Kaside-i Bürde'sini, nesta'lik hattıyla görsel ziyafete dönüştüren ve islam alemine sunan dünyaca ünlü hattat üstad Emir Ahmet Felsefî'ye,  sade, anlaşılır ve akıcı üslûbuyla Türkçeleştirek edebiyatımıza kazandıran ilim, fikir ve gönül insanı Mahmut Kaya Hocamız'a ve bu eseri koleksiyonunda bulunduran Ülkemizin en önemli   koleksiyonerlerinden işadamı Sami Tokgöz ağabeyimize  bu büyük hizmetlerinden dolayı müteşekkiriz. Bu eseri sanat ve yayın  tarihinde ilk defa İKSM yayınlarında murakkaa şeklinde tıpkıbasım olarak size sunmanın mutluluğunu yaşamaktayız. KASİDE-İ BÜRDE TERCÜMESİ: 1. Ey gönül, Selemli dostları anmaktan gözünden kanlı yaş akıtıyorsun? 2. Yoksa Kâzıma tarafından rüzgar mı esti, zifiri karanlıkta İzam Dağı'ndan şimşek mi çaktı? 3. Gözlerine ne oldu ki: "ağlama!" desen yaş döker, kalbine ne oldu ki "kendine gel!" desen coşup kendinden geçer. 4. Yanıp tutuşan kalp ve akan gözyaşı karşısında âşık sevginin gizli kalacağını mı sanır?! 5. Aşk olmasaydı, sevgilinin harap olan yurdunda, ondan arta kalanları, bakıp yaş dökmez, sorgun ağacı ile o dağı anarak geceler boyu uykusuz kalmazdın. 6. Gözyaşı ve hastalık aleyhinde iki adil şahit iken sevgini nasıl inkar edebilirsin?! 7. Aşkın ızdırabı yanaklarında sarı papatya ve anem gibi iki çizgi halinde belirirken sevgini nasıl inkar edebilirsin?! 8. Evet, gece sevgilimin hayali geldi ve beni uykusuz bıraktı; çünkü aşk, zevk ve elemle iç içedir. 9. Uzre aşkı gibi bir aşka tutulduğum için ey beni kınayan! Mazur gör, eğer adil davransaydın kınamazdın beni. 10. Benim hâlim sence mâlum... Sırrım da dedikoduculardan gizli değil, derdim ise bitmez tükenmez... 11. Sen bana samimi öğütte bulundun, fakat ben onu dinleyecek halde değilim; çünkü âşığın kulağı öğüt verenlere karşı sağırdır. 12. Ak saçların beni uyaran öğüdünü suçladım, halbuki ak saç öğüt hususunda suçlanmaktan çok uzaktır. 13. Kötülüğü emreden nefsim, cehâletinden dolayı, ak saçların ve ihtiyarlığın uyarısından ders almadı. 14. Nefsim, misafir (olan ihtiyarlığa) ziyafet için hiçbir güzel emel hazırlamadı; o da ansızın gelip başıma konuverdi!.. 15. O misafire gereken saygıyı gösteremeyeceğimi bilmiş olsaydım, onun eseri olan ak saçları boyayıp gizlerdim. 16. Huysuz atın dizginle çevrilmesi gibi azgın nefsi sapıklığından çevirmede kim bana yardım edecek! 17. Nefsin kötü isteklerini kırmayı günahlarda arama! Çünkü yemek oburluk arzusunu güçlendirir. 18. Nefis emzikli çocuk gibidir, onu kendi haline bırakırsan daha çok emmek ister; sütten kesersen vazgeçiverir. 19. Nefis çeşitli amellerde otlarken onu kollayıp güt; eğer otlağı tatlı bulursa otlatma! 20. Nefsi bayağı isteklerinden çevir, onun seni yönlendirmesinden sakın; çünkü nefsânî istekler, hakim olduğu kimseyi ya helâk yahut rezil eder. 21. İnsan, zehirin yağda olduğunu farketmediği için, nefis ona nice öldürücü lezzetleri güzel göstermiştir. 22. Açlık ve tokluğun hilelerinden kork, nice açlık vardır ki tokluktan daha zararlıdırl 23. Haramlarla dolmuş olan gözden yaş akıt ve pişmanlık perhizine sıkıca sarıl! 24. Nefis ne şeytana muhalefet ederek onlara başkaldır; her ne kadar sana samimi öğütte bulunsalar da onlara güvenme. 25. Nefis ve şeytana düşman olarak da hakem olarak da boyun eğme; çünkü sen hasmın da hakemin de hilesini bilirsin. 26. Amelsiz sözden Allah’a sığınırım. Şüphesiz bu halimle ben, iğdiş olan kimseye soy isnat etmiş oldum 27. Sana iyiliği emrettim, lâkin emrettiğim şeyi ben yapmadım ve dürüst davranmadım. Öyleyse benim sana "doğru ol" demem neye yarar?! 28. Ölümden önce nâfile ibadet olarak bir hazırlık yapmadım; farz olandan başka ne namaz kıldım ne de oruç tuttum. 29. Karanlık geceleri, ayakları şişip ağrıyıncaya kadar ibadetle geçiren o Peygamber’in sünnetini ihmal ettim.  30. O, açlığını hissetmemek için böğürlerinin nazik derisini dürüp bükerek karnına taş bağladı. 31. Altından yüksek dağlar onu kendilerine cezbetmek istedi; o buna aldırış etmeyerek yüksekliğin nerede ve nasıl olduğunu onlara gösterdi. 32. Geçim sıkıntısı çektiği halde onun bu teklife aldırış etmeyişi, dünyaya önem vermediğini bir kere daha pekiştirmiştir. Kuşkusuz sıkıntı çekmek namusa etki edemez... 33. Kendisi olmasaydı, dünyanın yokluktan varlık alanına çıkamayacağı bir şahsın çektiği sıkıntı, onu dünyaya nasıl bağlayabilir ki... 34. Hz. Peygamber (s.a.v) iki dünyanın, insanların ne dillerin, Arap ve Arap olmayan her iki kesimin de efendisidir. 35. Peygamberimiz iyilikleri emreden, kötülükten nehyedendir. "Evet" veya "hayır" diye karar yeren hiçbir kimse onun kadar doğru karar vermiş değildir. 36. O öyle sevgili bir peygamberdir ki, (kıyamet günü) dehşetli korkulardan herhangi biri hücum ettiği zaman onun şefaati umulur, 37. Hazret-i Peygamber (s.a.v) bütün insanları Allah'a davet etti. Ona sarılanlar kopmayan sağlam bir ipe yapışmışlardır. 38. Yaratılışta ve ahlâkta bütün Peygamberlerden üstündür. İlim, asâlet ve cömertlikte hiçbir Peygamber onun mertebesine yükselmiş değildir. 39. Bütün peygamberler Resûlullah'ın (s.a.v) irfan denizinden bir avuç veya cömertlik yağmurundan bir yudum su istemektedir. 40. Diğer Peygamberler Resûlullah'ın (s.a.v) huzurunda, dereceleri bakımından, ilmin noktası veya hikmetin harekesi gibi kalırlar. 41. O öyle bir Peygamberdir ki, maddesi ne mânâsı tam kemâle ermiş, sonra da insanı yaratan Allah onu kendine sevgili seçmiştir. 42. O (s.a.v), güzelliğinde ortağı olmayandır. Ondaki güzellik cevheri de bölünmüş değildir. 43. Hıristiyanların kendi Peygamberleri hakkındaki (aşırı) iddialarını bırak da Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında dilediğin gibi hüküm ver. 44. Onun şahsına dilediğin üstün hasletleri izafe et, onun kadrini dilediğin büyüklük sıfatları ile yücelt. 45. Resûlullah’ın (s.a.v) faziletinin bir hududu yoktur ki, konuşan kimse o fazileti dile getirebilsin... 46. Onun mûcizeleri büyüklük bakımından zâtı derecesinde olsaydı, ismi alındığı zaman çürüyen kemikleri bile diriltirdi!.. 47. Bize olan aşırı sevgisinden dolayı o, aklın  almadığı şeyle bizi imtihan etmedi. Biz de şüpheye düşmedik ve şaşırıp bir hata yapmadık. 48. Onun kemâlíni anlamak bütün varlıkları âciz bıraktı. Ona yakın ve uzak olanlarda hayret ve acizden başka bir şey görülmez! 49. Hz. Peygamber (s.a.v), uzaktan gözlere küçük görünen, fakat yakından (ve doğrudan bakılınca) gözü kamaştıran güneş gibidir. 50. Uyuyan ve gördüğü düşle avunanlar, dünyada onun yüce varlığını nasıl anlayabilir?!.. 51. Onun hakkında ilmin varabildiği en son netice, onun bir beşer ve Allah'ın yarattığı bütün varlıkların en hayırlısı olduğudur. 52. Bütün peygamberlerin getirdiği mûcizeler, onlara, ancak onun nurundan ulaşanlardan ibarettir. 53. Çünkü o bir fazilet güneşidir; diğer peygamberler ise (güneş batınca) karanlıkta insanlara parıltısınıı gösteren yıldızlar gibidir. 54. Güzel ahlâkla süslenen Peygamber'in yaratılışı Allah'ın ne büyük ikramıdır! Güzellik onu bürümüş ve güzel yüz ona nişan olmuştur. 55. Hz. Peygamber (s.a.v) yumuşaklıkta çiçek, şerefte dolunay, cömertlikte deniz, himmet hususunda sonsuz zaman gibidir. 56. Onunla yalnızken karşılaştığım zaman, heybetiyle sanki o, bir ordu veya emrine âmâde olanlar arasında gibidir. 57. Sedef içinde gizli inciler, sanki onun söz ve tebessümünden oluşmuştur. 58. Onun kemiklerini saran toprağa denk olacak hiçbir koku yoktur: Onu koklayana ve öpene ne mutlu!.. 59. Allah onun doğumunu tertemiz soyundan meydana getirdi; ne güzel bir başlangıç ve ne güzel bir son... 60. (Onun doğduğu gün) Öyle bir gündür ki, o gün İranlılar, keder ve azapların  gelişiyle korkutulduklarını  sezdiler.. 61. Kisra'nın adamlarının bir daha bir araya gelmeyecek şekilde dağıldığı gibi onun sarayı da öylece yarılıp ayrıldı. 62. Onun doğumuna duyduğu eseften dolayı (taptıkları) ateşin nefesi kesilip söndü. Nehirleri de öfke ve üzüntüsünden kaynak ve yatağını değiştirdi. 63. Göllerinin yere batması Sava’lılan ümitsizliğe düşürdü ve susadıkları zaman göle gidenler öfkeyle geri döndüler. 64. Sanki ateşte, sudaki ıslaklık (ve söndürme) özelliği varmış gibi üzüntüsünden (söndü). Su da ateşteki alev (ve yakma) özelliğine sahip gibiydi. 65. Onun doğduğu gün cinler sevinç çığlıkları atıyor, nurlar yükselip yayılıyor, hakikat mânâda ve sözde ortaya çıkıyordu. 66. Kör ve sağır kesildiler de müjdelerin ilânı işitilmedi ve korku şimşekleri görülmedi. 67. Kavimlere kendi eğri dinlerinin devam edemeyeceğini kâhinleri haber verdikten sonra dahi uyarıları fark edemediler. 68. Yerdeki putların (yüz üstü) düştüğü gibi ufukta yıldızların akmasını gördükleri halde yine fark edemediler. 69. Öyle ki şeytanlar (yıldızların akması karşısında) vahiy yolundan dönüp peş peşe kaçışıyorlardı. 70. Onlar âdeta Ebrehe’nin yiğit erleri(!) veya Hz. Peygamber'in (s.a.v) avuçlarından atılan çakıl taşları karşısındaki (bozguna uğrayan) asker gibiydiler... 71. Hz. Peygamber'in avuçlarındaki çakıl taşları, tesbih ettikten sonra, tıpkı tesbih eden Hz Yûnus'un, kendini yutan balığın karnından atıldığı gibi atıldılar. 72. Onun davetine ağaçlar secde ederek ve ayaksız, kökleri üstüne (sürünerek) yürüyüp geldiler. 73. Ağaçlar öyle çizgi çizdiler ki, sanki kökleriyle yol ortasına en güzel yazı yazmışlardı. 74. (Ağaçların hareketi) bulut gibiydi; o nereye gitse bulut da gider ve onu, günün en sıcak vaktinde fırın gibi kızgın güneşin hararetinden korurdu. 75. Yarılan aya yemin ederim ki onun Hz. Peygamber’in (s.a.v) kalbine bir benzerliği vardı. 76. Hayır ve kerem sahibini Hz. Peygamber’i (s.a.v) mağaranın saklayışı ve kâfirlerin bütün gözlerinin ona karşı kör kesilişi onun mucizelerindendir. 77. Müşrikler, mağarada hiç kimse yok derken, sâdık olan Hz. Muhammed (s.a.v) ile sıddık olan Ebû Bekir mağarada (bulundukları halde) görülmediler. 78. Müşrikler, mahlûkâtın en hayırlısının üzerine örümceğin ağını örmediğini ve güvercinin uçup dolaşmadığını sandılar. 79. Allah'ın (onu) koruması, kat kat zırhlara ve sağlam kalelere ihtiyaç bırakmadı. 80. Zamanın bana zulmederek zarar vermesinden dolayı her ne vakit ona sığındımsa, onun tam bir himayesinden başka bir şey bulmadım. 81. Her ne zaman ondan iki dünyaya ait nimet istedimse, iyilik yapanların en hayırlısı olandan Hz. Muhammed’den (s.a.v) bol bol ihsan gördüm. 82. Onun rüyasında gerçekleşen vahyi inkâr etme; çünkü onun, gözleri uyuduğu zaman uyumayan bir kalbi vardır. 83. (Rüyadaki) bu vahiy, Onun (s.a.v) peygamberlik mertebesine erdiği bir sırada gerçekleşmlşti. O halde böyle bir zamanda rüya görenin hâli inkâr olunamaz. 84. Hâşâ vahiy çalışıp kazanmakla elde edilmiş değildir ve hiçbir peygamber de gaibden verdiği haberde yanlış yapmaz. 85. Onun (s.a.v) eli, nice hastayı dokunmakla iyileştirdi ve nice şifaya muhtaç olan kimseyi cinnet bağından kurtarıp salıverdi. 86. Onun (s.a.v) duası nice kıtlık ve kuraklık yılını ihya etti. Hatta o sene, karanlık asırlar içinde bembeyaz parlayan bir yıla benzedi. 87. Resûlullah'ın (s.a.v) duası üzerine sağnak yağdıran bir bulut sebebiyle derelerden akan suyu, denizden bir ırmak veya Arim vadisinden gelen sel zannedersin. 88. Bırak beni de onun, gece yüksek dağ başında yakılan ziyafet ateşi gibi besbelli olan mucizelerini anlatayım. 89. Muntazam olarak dizilen inci daha güzeldir; bununla beraber dizilmemek incinin kıymetini eksiltmez. 90. Şairin hayal gücü, ondaki yüksek ahlâkı ve temiz huyu anlatmaya yetmez. 91. Allah'ın hak olan âyetleri (lafız itibariyle) sonradan, (mânâ itibariyle) ezelîdir; çünkü kadim olan Allah'ın sıfatıdır: 92. Kur'ân âyetleri, bize âhiretten, Âd ve İrem kavimlerinden haber vermeleri itibariyle (manası ve hükümleri) belirli bir zamana ait değildir. 93. Onlar, bugün hâlâ elimizde bulunmakta olup diğer peygamberlerin mucizelerinden üstündür; çünkü onların mucizeleri (belirli bir zamanda gelmiş) ve devam etmemiştir. 94. Onlar, şüpheye yer vermeyen ve (kendisinin üstünde) hiçbir hakem kabul etmeyen muhkem âyetlerdir. 95. Her ne zaman Kurân âyetlerîne harp ilan edilecek olsa, sonunda en azılı düşmanlar bile gerçeği görerek ona teslim olmuşlardır. 96. Namusuna düşkün kimsenin kendi hareminden câninin elini çekip defettiği gibi, Kur'ân'ın belâgatı da muarızlarının iddiasını öylece reddetmiştir. 97. Kur'ân âyetlerinin, deniz dalgaları gibi birbirini destekleyen mânâları vardır, fakat onlar güzellik ve değer bakımından denizin cevherinden daha üstündür. 98. Kur`ân âyetlerinin olağanüstülükleri saymakla bitmez ve çok okumakla bıkıp usanılmaz. 99. Kur'ân okuyanın gözü ve gönlü onunla tatmin olmuştur. Onu okuyana dedim ki: Allah'ın ipi olan Kur'ân sayesinde isteğine ulaştın, artık ona sımsıkı sarıl. 100. Eğer Kur'ân'ı Lezzâ ateşinin hararetinden korktuğun için okursan, onun serin suyuyla cehennem ateşini bile söndürürsün. 101. Kur'ân âyetleri havz-ı kevser gibidir. Günahkârlar ona kömür gibi simsiyah girseler dahi yüzleri ak pâk olarak çıkarlar. 102. Onlar sırat ve terazi gibi dosdoğrudur. İnsanlar arasında Kur'ân'ın gösterdiği adaletin dışında bir adalet sürekli değildir. 103. İyi anladığı ve tam erbabı olduğu halde, bilmezlikten gelerek onu inkâra yeltenen kıskancın haline sakın şaşma!.. 104. Bazen ağrı yüzünden göz güneşin ışığını ve hastalıktan dolayı ağız suyun tadını inkâr eder. 105. Ey ihtiyaç sahiplerinin koşarak ve güçlü develere binerek kapısına yöneldiği kimselerin en hayırlısı olan Peygamber! (s.a.v) 106. İbret almak isteyenler için senden başka varlığı en büyük âyet kim olabilir?! Ve ganimet bilenler için senden başka en yüce nimet kim olabilir? 107. Sen, zifiri karanlık bir gecede dolunayın gidişi gibi bir Harem'den diğer bir Harem’e gittin. 108. Sen (mîrac gecesi) Kâbe-kavseyn denilen öyle bir mertebeye yükseldin ki, o mertebe (diğer peygamberler tarafından) ne istenildi ne de ona ulaşıldı. 109. (O gece) bütün nebî ve resûller, hizmetçinin efendiyi öne geçirdiği gibi seni öne geçirdiler. 110. Sen, kalabalık bir topluluk içinde sancak sahibi olarak onlara uğrayıp yedi kat gökleri yarıp gittin. 111. Allah'a yaklaşmak üzere yükselmek isteyenlere yükselecek bir yer ve ileri geçmek isteyenlere bir nihayet bırakmayıncaya dek yükseldin. 112. Sen mîraca davet olunduğunda, bir sancak gibi kendı' makamına nisbetle bütün makamları aşağıda bıraktın. 113. Gözlerden gizli mi gizli olan Allah'a kavuşmak ve nice önemli sırları anlamak için mîrac ettin. 114. Kimse sana ortak olmadan bütün övünülecek sıfatları kendinde topladın ve her makamı tek başına geçtin. 115. Senin sahip olduğun mertebelerin derecesi yüce ve sana verilen nimetleri hakkıyla anlamak zordur. 116. Ey İslâm toplumu! Allah'ın ezelî bir lütfu olarak bizim yıkılmayan bir dayanağımız vardır, ne mutlu bizlere... 117. Allah bizleri, peygamberlerin en şereflisi olan Hz. Muhammed (s.a.v) vasıtasıyla kendine itaate davet edince, biz de ümmetlerin en şereflisi olduk. 118. Aslanın kükreyişi, bir şeyden habersiz otlayan koyun sürüsünü ürküttüğü gibi, onun peygamberlik haberleri de düşmanların kalplerine öylece korku saldı. 119. Hz. Peygamber (s.a.v) her savaşta düşmanla karşılaşmaktan geri kalmadı; öyle ki, mızrak ile (öldürülen düşmanlar), kasap kütüğünde doğranan ete benzedi. 120. Düşmanlar, karakuş ve kartalların (savaş meydanından) kapıp kaldırdığı et parçalarına özenircesine harpten kaçmak isterlerdi. 121. Haram aylarının geceleri dışında düşmanlar, gelip geçen gecelerin sayısını bilmezlerdi. 122. İslâm dini sanki düşmanların etine iştahlı, bütün kumandanlarla, onların üzerine inen misafir gibidir. 123. Hz. Peygamber at üzerinde, dalgalar gibi ard arda ok yağdıran kahramanlardan oluşan deniz gibi bir orduyu sevk ve idare ediyordu. 124. O kahramanlar, küfrûn kökünü kazımak için hücum ederler, sevabını yalnız Allah'tan bekler ve O'nun her davetini hemen kabul ederlerdi. 125. Nihayet İslâm milleti garip kaldıktan sonra o kahramanlar sayesinde hısım ve akrabalarına kavuştu. 126. (Çocuk ve kadınlar) en hayırlı baba ve kocaların sayesinde (düşmanlardan) ebediyyen korunarak yetim ve dul kalmadı. 127. Mücahitler dağlar gibidir. Şimdi sen, her savaşta onlardan neler çektiklerini düşmanlarından sor. 128. Düşmanlar için vebadan daha tehlikeli birer felaket mevsimi olan savaşları sen Huneyn’den, Bedir’den ve Uhud'dan sor. 129. Onlar, düşmanların sarkan saçlarıyla simsiyah olan ense köküne beyaz olarak indirdikleri kılıçları kıpkızıl olarak kaldıranlardır. 130. Hat oklarıyla yazı yazan mücahidlerin kalemleri, düşmanın vücudunun hiçbir tarafında noktasız yer bırakmamıştır. 131. Nasıl ki gül, güzel manzarasıyla palamut ağacından seçilirse, keskin silahlı mücahidler de kendilerini başkalarından ayıran bir görünüme sahiptirler. 132. Zafer rüzgarları sana onların güzel kokusunu sunuyor. Zırhına bürünen her kahramanı henüz kılıfından çıkmamış çiçek sanırsın. 133. Atların sırtında, kolanların sıkı bağlanmasından değil, azim ve sebatlarının kuvvetli oluşundan dolayı sanki mücahitler yükseklerde biten kökleri sağlam ağaçlar gibidir. 134. Mücahitlerin şiddetli hücumundan korkan düşmanların kalpleri uçtu da yiğitle kuzuyu ayırt edemez oldular. 135. Ormanda aslanlar, Resûlullah’ın (s.a.v) sayesinde zafer kazanan kimseye rastlayacak olsalar korkudan susarlar. 136. Onun yardımıyla zafer kazanmayan bir dost ve perişan olmayan bir düşman asla göremezsin. 137. Aslanların yavrularıyla birlikte (kendileri için güvenli olan) ormana indiği gibi Hz. Peygamber de (s.a.v) ümmetini dinin sağlam sığınağına indirdi. 138. Allah'ın kelâmı (olan Kur'an), İslâm dinine karşı nice mücadele edenleri yere serdi; ve onun kuvvetli delilleri, nice azılı düşmanları mağlup ve perişan etti. 139. Okuma yazma bilmeyen bir ümmînin cahiliye döneminde yaşadığı halde ilim, yetim olduğu halde yüksek bir terbiyeye sahip olması sana mucize olarak yeter. 140. Bu kasideyle ona Resûlullah’a (s.a.v) hizmet ettim. Hayatım boyunca başkalarına şiir yazarak ve hizmet ederek işlediğim günahların, bu kaside vesilesiyle affını ummaktayım. 141. Başkalarına yazdığım şiir ve ettiğim hizmet, boynuma, neticesinden korkulan bir gerdanlık taktığı için, bunlarla sanki ben kurbanlık bir deveyim... 142. Her iki halde de (başkalarına şiir yazmak ve hizmet etmekle) çocukça taşkınlıklarda bulundum. Neticede günah ve pişmanlıktan başka birşey elde etmedim. 143. Ey ticaretinde zarar eden nefis! Dünyaya karşılık dini satın almadın ve iyi bir pazarlık yapmadın. 144. Kim ki din hususunda peşini veresiyeye satarsa, onun peşin ve veresiyede iflas edeceği besbellidir. 145. Eğer günah işleyecek olursam, Hz. Peygamber’le olan ahdim bozulmaz ve onunla olan bağım kopmuş sayılmaz. 146. Şüphesiz ismimin Muhammed olması dolayısıyla ben onun himayesindeyim. O ise, yaratılanlar içinde sözünü yerine getirenlerin en vefalısıdır. 147. Eğer kıyamet günü lütfedip elimden tutmazsa, (o zaman sen bana) şöyle de: "Ey ayağı sürçen zavallı nerdesin!" 148. Hâşâ o, kereminden umanı mahrum etmez; ona sığınan komşu, hürmet ve şefaat görmeden dönmez. 149. Bütün düşüncemi onun medh-ü senasına ayıralı, kurtuluşum için onu hâmilerin en hayırlısı buldum. 150. Yağmurun tepelerde bile çiçek bitirdiği gibi, onun bol şefaati de ümitsiz kalan bir eli bırakmaz. 151. (Bu kasideyi yazarken), Herem’i övmesi üzerine Züheyr’in elleriyle derlediği göz alıcı dünya çiçeklerini (nimetlerini) istemedim. 152. Ey yaratılmışların en hayırlısı olan Peygamber! (s.a.v) Ölüm geldiğinde benim senden başka sığınacak kimsem yoktur. 153. Kerîm olan Allah, kıyamet gününde müntakim ismiyle tecelli edince, ey Allah'ın Resûlü bana şefaat etmekle senin makam ve rütbene asla noksanlık gelmez. 154. Şüphesiz dünya ve ahiret senin cömertliğinden, Levh'in ve Kalem’în ilmi de senin ilmindendir. 155. Ey nefs, Büyük günahlardan dolayı Allah'ın rahmetinden ümit kesme! Çünkü Allah'ın mağfiretine nisbetle büyük günahlar küçük hatalar gibidir. 156. Umulur ki Rabbim rahmetini taksim ederken, taksim günahların (çokluğuna göre) yapılır. 157. Ya Rabbi! (Rahmetine olan) ümidimi huzurunda ters çevirme ve hesabımı noksan eyleme. 158. İki dünyada da kuluna lütfeyle, çünkü korkular hücum ettiği zaman onun bitip tükenen bir sabrı vardır. 159. Allah'ım, sürekli olan salevât bulutlarına izin ver de Hz. Peygamber (s.a.v) üzerine sağnak sağnak rahmet yağdırsınlar. 160. Seher yeli sorgun ağacının dallarını hareket ettirdikçe ve deveci boz develeri nağmeleriyle coşturdukça o rahmet yağdıkça yağsın.

Klasik Sanatlar Eğitim Projesi

Klasik Sanatlar Eğitim Projesi

Eğitim programımız; Hat, tezhib, ebru, minyatür, katı, cilt, çini, kalemişi, edirnekari, kakma, naht ve kündekari gibi branş dersleri, Temel Sanat Eğitimi, Sanat Teknolojisi, Osmanlı Türkçesi, Bilimsel Bitki İllüstrasyonu, Fotoğrafçılık gibi uygulamalı dersler, Klasik Sanatlar Kültürü, Türk İslam Medeniyeti Tarihi, Sanat Estetiği, Sanat Tarihi, Sanat Felsefesi, Anatomi,  Sanat Seminerleri gibi kültür derslerinden oluşmaktadır. Eğitim programımız için müracaat edenlerden herhangi bir diploma ve mezuniyet şartı aranmamaktadır. Öğrencimiz tercih ettiği branş dersi dışında; 1- Diğer sanat dallarına ait teorik bilgileri,  2- Uygulamalı dersler olan Temel Sanat Eğitimi, Sanat Teknolojisi ve Osmanlı Türkçesi derslerini, 3- Seminer mahiyetindeki kültür derslerini, eğitim süresinde, zaman sınırı olmadan tahsil eder. Bu derslerle ilgili eğitim belgesi ve sertifikası olan talebelerimiz bu derslerden muaf olacaktır.  öğrencilerimiz; eğitim süresi içinde kendi branş dersi ile ilgili, danışman hocası nezaretinde seçtği konular hakkında her yıl farklı bir konu olmak üzere araştırma, uygulama çalışması yapacaktır. Mezuniyet, ancak branş hocasının öğrencideki performans ve yeterlilik seviyesine göre değerlendirilerek Klasik Sanatlar Eğitim Kurulu Başkanlığının kararıyla klasik anlamda bir icazet ve eğitime katılan tüm branş ve kültür dersleri hocalarının imzası ile de mezuniyet belgesi verilmektedir.  

Mehmed Şekerzade Mushafı Tıpkıbasımı

Mehmed Şekerzade Mushafı Tıpkıbasımı

Mehmed Şekerzâde Mushaf-ı Şerifi |              Osmanli Vükelâ Meclisi, Islâm âleminin de ihtiyacini karsilamak üzere, en yeni baski tekniklerini kullanarak bir mushaf-i serîf basma konusunda bir karar alir. Bunun esas sebebi, o güne kadar yurt içi ve disinda yapilmis olan mushaf basimlarinin gerekli özenden yoksun bulunmasi yaninda metinlerin sanat hususiyetinden mahrum ve yanlis okunmaya müsait olusuydu. Kur’an-i Kerîm'in metnini korumak yaninda ona yarasir bir titizlikle üstad hattatlar tarafindan yazilmis, sanat degerine sahip, yanlis okumalara sebep olmayacak bir mushaf basimi için Ahmed Cevdet Pasanin gözetiminde çalisma baslatilmis ve görev Matbaa-i Âmire olarak anilan devlet basimevine verilmisti. Akabinde ayri bir birim kurulmus ve yeni baski makineleri alinmistir. Basilacak nüsha olarak Sekerzâde Mehmed Efendinin yazdigi mushaf seçilmistir. Mehmed Efendi Manisa'da dogmus, babasi Abdurrahman Efendinin meslegi dolayisiyla Sekerzâde lakabiyla anilip taninmistir. Istanbul’a gelerek Ibrahim Kirimi'den ders almis, mushaf yazmada üstad sayilan Yedikuleli Abdullah Efendiden çok istifade ederek ondan icâzet almistir. Bir çok mushaf, kit’a ve murakka yazmis olan sanatkâr, evinde talebelerine ders verdigi gibi, Topkapi Sarayi Has Bahçe mensuplarina da hat hocaligi yapmistir. Yazi taklidinde de çok basarili olan Sekerzâde. hat sanatina güzel bir sîve ve nezâket kazandirmis büyük bir üstattir. 1166/1753’te vefat etmis ve Karacahmet kabristaninda, Seyh Hamdullah'in hattatlar sofasi olarak anilan kabri civarina defnedilmistir.  Sultan III. Ahmed. Seyh Hamdullah'in yazdigi ve en begendigi nüsha oldugundan Ravza-i Nebevî’ye vakfettigi Kelâm-i Kadîmi taklid ederek bir mushaf yazmasi için Sekerzâde Mehmed Efendiyi görevlendirmistir. Bunun üzerine Medine-i Münevvere ye giden hattat. Ravza’da korunan Seyh Mushafi'ni taklîden yeni bir nüsha yazmistir. Ancak eserini tamamlayip Istanbul’a gönderdigi sirada tahta Sultan I. Mahmud oturdugundan bu sâheser ona sunulmustur. Bu şaheser mushaf, Litografya sanatinda basarili bir isim olan Hafiz Ali Efendi nin gayretiyle 1291/1875 yilinda Matbaa-i Amire de bastirilmis ve Osmanli Devleti’nce tabettirilen “ilk ve en güvenilir matbu mushaf” kabul edilmistir. Hat ve tezhip sanatinin saheser bir örnegi olan ve asli halen Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan mushaf, bütün sanat özellikleri azami derecede korunmak suretiyle, sinirli sayida tipkibasim seklinde basilip meraklilarin istifadesine sunulmaktadir.

"Büyük Rize Projesi" Tanıtım Toplantısı Yapıldı

“Büyük Rize Projesi” adıyla hayata geçen  projede, üç bin dönüm deniz alanının doldurulacağı İmar planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı.   Rize’nin tarihini, mimari kimliğini ve kültür-sanat birikimini merkeze alan bu dev proje için  Rize’de tanıtım toplantısı düzenlendi.   Proje hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İrfan Uzun projenin onay süreci hakkında bilgiler verdi.  Rize Belediye Başkanı Prof. Dr. Reşat Kasap projenin Rize iline katkıları, Rize Kültür Sanat Vakfı Başkanı Ahmet Zeki Yavaş Projeyi, teknik, sosyal, felsefe, kültür, sanat yönünden anlattı.   Büyük proje ve ilk etapta yapılacak çalışmalar hakkında; Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Hüseyin Kahraman, Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan, Proje teknik sorumlularından Abdullah Yavaşi, Ömer Erdoğan ve Enis Naci Serdar proje aşamaları hakkında bilgiler verdi.   Rize Milletvekili Sayın Hasan Karal ve Hayati Yazıcı da proje hakkında konuşmalar yaptı.     Dolgu İmar Planı Alanında Yapılması Planlanan Çalışmalar -Külliye alanı -Sosyal ve Teknik Altyapı Alanları, -Sosyal ve Kültürel Tesis Alanları, -Üniversite Rekreatif Alanı ( Dinlenme tesisi) -Kruvaziyer Liman -Spor Alanı, -Camiler, -Park ve yeşil alanlar, -Çay çarşısı, -Karayolu geçişi, -Otopark -Birinci ve ikinci derecede yollar, -Kavşaklar, -Mendirek, -Kütüphane, -Müze, -Liman, -Balıkçı Barınağı, -Atıksu Derin Deşarj Hattı, -Açık Dereler,     Mavişehir Projesinde Yapılacak Mekanlar Cami, Vakıf yönetim binası, Yörenin Vakıf ve Derneklerine verilebilecek binalar, Kültür Merkezi, Sergi Salonu, Konferans Salonu, Misafirhane, Kütüphane, Medrese, Karakol, Çocuk oyun alanı, Yörenin klasik oyunlarının yapılacağı oyun alanı, Kadın Kültür Merkezi, Müze, Çeşme, Aşevi, Çayhaneler, Yöre yemeklerinin olduğu restoranlar,  Naylalar,  Taş Köprüler, Çay Heykeli, Işık oyunlarının olduğu Havuz, İki adet dere, Otopark, Elli üç dükkândan oluşan çarşı ve iç avluları.  

İstanbul'da Klasik Sanatlar Projesi

İstanbul'da Klasik Sanatlar Projesi

Projenin öncelikli amacı, Klasik sanatlar alanında herhangi bir üniversiteden veya kurumdan mezun olmuş, ya da bir hocadan icazet almış sanatkârlarımız ve öğrencilerimizin, kabiliyet ve becerilerini geliştirmelerine, sanatlarımızın tarihine, sanatlarımızın inceliklerine vakıf olabilecek seviyeye ulaşmalarına imkan sağlamaktır. Sergiler vasıtasıyla da klasik sanatlar alanında yaklaşık 1300 eserin sanatseverlerle buluşturulması ve bu eserleri bir katalogda toplayarak dökümünün oluşturulması hedeflenmektedir. Düzenlenecek seminerler vasıtasıyla sanatkârlar, altı ay boyunca üst seviye bir eğitim aldıklarına dair birer sertifika sahibi olacaklardır.  Önemli kültür ve sanat değerlerimizin, sanatımızın ustalar arasında konuşulması, tartışılması, görüş alışverişinde bulunulmasına zemin oluşturulması da projenin en önemli hedefleri arasındadır. Klasik Sanatlar alanında yetişmiş değerli hocalardan daha fazla istifade edilmesini sağlamak, onların vereceği bilgileri kayıt altına almak, medya ve sanat camiası başta olmak üzere kamuoyunun kullanımına sunmak projenin diğer amaçlarındandır.  Projemiz kapsamında ilk olarak 2012-2013’de Prof. Uğur Derman başkanlığında hüsn-i hat, ikinci olarak 2013-2014’de Prof. Dr. Çiçek Derman başkanlığında tezhip, üçüncü olarak 2014-2015'de Betül Bilgin başkanlığında minyatür alanında sergi ve seminerler düzenledik. Dördüncü projemizde 2015-2016 yıllarında, Hattat Ahmet Zeki Yavaş başkanlığında Ebru sanatı'nın anlatıldığı sergi ve seminerler düzenledik.  

Anadolu'da Klasik Sanatlar

Anadolu'da Klasik Sanatlar "81 İlde 81 Sergi 81 Seminer" Sivas

İstanbul Klasik Merkezi’nin hazırladığı,  “ANADOLU’DA KLASİK SANATLAR” adı ile hazırladığımız, on yıl devam edecek “81 İlde 81 Sergi 81 Seminer” Projesinin dördüncüsü, 24 - 31 Temmuz 2015 Tarihlerinde Sivas’da yapıldı.  ANADOLU’DA KLASİK SANATLAR SİVAS’DA 24 Temmuz Cuma günü saat 17.00 da Arifan Derneği İlmi Araştırmalar ve İhtisas Merkezi Seminer Salonununda Hattat Ahmet Zeki Yavaş ve Hattat Arif Vural hocalarımız “Klasik Sanatlarımız” adlı sunum gerçekleştirildi. 24 Temmuz Cuma günü saat 18.00 da yüz levhadan oluşan “ Klasik Sanatlar Karma Sergisi” açılışı gerçekleştirildi. DİVRİĞİ ULU CAMİİ'NDE BİR İLK UNESCO tarafından "Dünya Kültür Mirası" listesine alınan, İslam mimarisinin başyapıtı, taş işçiliğinin ve motiflerinin en nadide örneklerinden olan Divriği Ulu Camii içinde 25 Temmuz Cumartesi günü saat 13:00 da otuz levhadan oluşan Klasik Sanatlar karma sergisi yapıldı.  “Anadolu’da Klasik Sanatlar” adı ile hazırladığımız projemizin ev sahipliğini Arifan Derneği İlmi Araştırmalar ve İhtisas Merkezi yaptı. İstanbul ve Sivas’dan elliye yakın sanatkârımız ve Sivas halkının da katılımıyla sergi ve seminer etkinliğimiz gerçekleşti. Sergimizde on iki sanat dalına ait yüz eserden oluşan bir sergi  ve sergideki eserleri kapsayan katalog yapıldı. Üç gün boyunca İstanbul ve Sivas’dan katılım sağlayan Sivaslı sanatkâr grubu ile kültür sanat gezileri ve sohbet programları yapıldı.  

TRT Diyanet TV Klasik Sanatlar Zamanı Belgeseli

TRT Diyanet TV Klasik Sanatlar Zamanı Belgeseli

İstanbul Klasik Sanatlar Merkezinin yapımcılığını üstlendiği, on üç bölümden oluşan “Klasik Sanatlar Zamanı” belgeseli, 28 Eylül 2014 Pazar günü yayına başladı. TRT Diyanet TV’de bir yıl boyunca her Pazar günü saat 20:30 da aynı saatte yayınlanıyor. Alanındaki uzman isimler, Klasik sanatlara ait önemli detayları ve merak edilen konuları anlatıyorlar. Bu belgesel vesilesi ile Klasik Sanatlarımızla ilgili büyük bir eksiklik giderilmiş olacak, kadim sanatlarımız bilinçli olarak nesilden nesile aktarılarak yaşamaya devam edecek. Büyük projenin, Klasik sanatlarımızla ilgili milli bilinç oluşturulmasında, sanatlarımızın dünyaya tanıtılması ve bize ait olduğu gerçeğinin duyurulmasında ilk ve en büyük basamak olması temennimizdir.  Bu sayede “Klasik Sanatlar Zamanı” belgeseli, sanatsal alanda gelecek nesiller için ciddi bir arşiv niteliğine sahip olacaktır. On üç bölümden oluşan “Klasik Sanatlar Zamanı” belgeseline Zeki Fındıkoğlu, Osman Kehri, Savaş Çevik, Ferhat Kurlu, Mehmet Memiş,Hasan Çelebi, Belgin Bolu, Fuat Başar, Nusret Çam, Gürkan Pehlivan, Sacit Açıkgözoğlu, Turan Koç, Muharrem Hafız, Turan Sevgili, Ömer Faruk Dere, Nurullah Özdem, Beşir Ayvazoğlu, Erkan İnce, Hicabi Gülgen, İrvin Cemil Shick, Seçuk Mülayim, Mustafa Cemil Efe, Süleyman Berk, Zaliha Erdoğan Peçe, Yrd.Doç. Fatih Özkafa,  Hüseyin Öksüz, Emel Türkmen, Abdullah Oğuzhanoğlu, Ahmet Zeki Yavaş, Prof.Dr. Hüsrev Subaşı, Hüdayi Yüksel,  gibi birbirinden değerli sanatkarlar konuk oldu.

TRT Diyanet TV Klasik Sanatlar Zamanı Belgeseli

TRT Diyanet TV Klasik Sanatlar Zamanı Belgeseli

İstanbul Klasik Sanatlar Merkezinin yapımcılığını üstlendiği, on üç bölümden oluşan “Klasik Sanatlar Zamanı” belgeseli, 28 Eylül 2014 Pazar günü yayına başladı. TRT Diyanet TV’de bir yıl boyunca her Pazar günü saat 20:30 da aynı saatte yayınlanıyor. Alanındaki uzman isimler, Klasik sanatlara ait önemli detayları ve merak edilen konuları anlatıyorlar. Bu belgesel vesilesi ile Klasik Sanatlarımızla ilgili büyük bir eksiklik giderilmiş olacak, kadim sanatlarımız bilinçli olarak nesilden nesile aktarılarak yaşamaya devam edecek. Büyük projenin, Klasik sanatlarımızla ilgili milli bilinç oluşturulmasında, sanatlarımızın dünyaya tanıtılması ve bize ait olduğu gerçeğinin duyurulmasında ilk ve en büyük basamak olması temennimizdir. Bu sayede “Klasik Sanatlar Zamanı” belgeseli, sanatsal alanda gelecek nesiller için ciddi bir arşiv niteliğine sahip olacaktır. On üç bölümden oluşan “Klasik Sanatlar Zamanı” belgeseline Zeki Fındıkoğlu, Osman Kehri, Savaş Çevik, Ferhat Kurlu, Mehmet Memiş,Hasan Çelebi, Belgin Bolu, Fuat Başar, Nusret Çam, Gürkan Pehlivan, Sacit Açıkgözoğlu, Turan Koç, Muharrem Hafız, Turan Sevgili, Ömer Faruk Dere, Nurullah Özdem, Beşir Ayvazoğlu, Erkan İnce, Hicabi Gülgen, İrvin Cemil Shick, Seçuk Mülayim, Mustafa Cemil Efe, Süleyman Berk, Zaliha Erdoğan Peçe, Yrd.Doç. Fatih Özkafa,  Hüseyin Öksüz, Emel Türkmen, Abdullah Oğuzhanoğlu, Ahmet Zeki Yavaş, Prof.Dr. Hüsrev Subaşı, Hüdayi Yüksel,  gibi birbirinden değerli sanatkarlar konuk oldu.  

KLASİK SANATLAR KARMA SERGİSİ

KLASİK SANATLAR KARMA SERGİSİ

KLASİK SANATLAR KARMA SERGİSİ Geleceğin antikalarını üreten ve üretecek olan 21 hoca ve 260 talebesi 25 Ocak 2024 Perşembe günü,Saat:15:00’da İstanbul, Üsküdar, Altunizade Kültür Merkezinde Sergi  Açıyor. 25 Ocak 2024- 11 Şubat 2024 arasında açık kalacak sergimize bekleriz… HOCALARIMIZ Dr.AHMET ZEKİ YAVAŞ,Doç.Dr. RAŞİT GÜNDOĞDU, AYTEN PELİT, BAHAR DİNÇER, BÜŞRA ÇOBAN, DENİZ KADIOĞLU, GUFRAN CEMALİ             GÜLFE NAZİKOĞLU, HACER YAVUZ, HANDE ÖZÇIRAK, HÜLYA DEMİRKAN, İDRİS DİNÇ, MELTEM BİLGİN, MURAT ÇUBUKÇU,  NAZAN BERBERCİOĞLU, NEBAHAT KAVAK, PINAR KÜLEK, RAVZA KALDIRIM,  YASEMİN SARGIN, ZÜMRÜT VURAL ÖĞRENCİLERİMİZ  ABDULLAH ALAN, ABDULLAH VELI AHMET, ABDULLATİF BOSTANCI, ABDURRAHMAN ORUÇ, AHMET AKTEKİN, AHMET HAMZA TELEK, AKİLE DİKEN, ALİ İLKER SEÇKİN,  ARZU DİLLİ, ASLIHAN TAK, ASUMAN SOYTÜRK, AYLİN YILDIRIM, AYNUR ÇİL, AYSUN EFE, AYŞE ATAŞER, AYŞE BAŞAK, AYŞE DALARDIÇ, AYŞE GEREKLİOĞLU, AYŞE HÜMEYRA ÖĞÜL, AYŞE KAPLAN, AYŞE MAVİ ŞENER, AYŞE SANCAK, AYŞEGÜL KARAPINAR ARİF, AYŞENUR ARSLAN, AYŞİN GÜNDÜZ, BANU TORLAK, BEHİYE KAHVECİ, BEKIM NDRUKAJ, BETÜL  FATMA İLDAY, BETÜL ALBAYIN, BETÜL KUNDAKTEPE, BETÜL SILA ZEYTİN, BİLGE KARABACAKOĞLU, BURCU SAĞLAM, BURHAN DURAN,BÜŞRA ÇOBAN, CAHİDE ŞENTÜRK, CANAN NACAR, CANAN ÜNLEN, CEMRE NUR ATASEVER, CEYDANUR EDİS, DAMLA PEHLİVAN, DEMET CİHANGÜL, DERYA DİLBER, DERYA OCAK, DİLEK DEMİR, DİLNUR ÇAĞIL, DURDANA ANARMETOVA, DURSUN METE, DUYGU BRUCE,DUYGU DEVRAN, EBRAR YILDIRIM,EBRU TAŞKIN VAROL, ELİF KORKMAZ, ELİF ÖZTÜRK, ELİF PEHLİVAN, ELİF TÜRKYILMAZ, EMİLİE OSMAN, EMİNE ARSLAN, EMİNE ELİF YILMAZ, EMİNE GEÇGEL(GÖKTEKİN), EMİNE KULABER, EMİNE ÖZKAN, EMİNE SÜNGÜ YILDIZ, EMRE TÜMER,       ENGİN ÖNEN, ENGİN SANDIK,ESAT EYMEN ÇELİK, ESİN ÖZTÜRK, ESMA KÜÇÜKBAY, ESMA ÜÇLER, ESMA VARLI, ESRA YEŞİLYURT, ESRA YILMAZ, EYÜP YILDIZ, FAHRİ GÜNAYDIN, FATIMA HALAÇOĞLU, FATMA DALGIÇ, FATMA KARATAŞ, FATMA SEVİN DÜZ, FATMA SULTAN ÖZŞAHİN, FAZLİDDİN POLATOV  FERHAT RIZA MISIR, FETHİYE OKUMUŞ, FEYZA DÜZEN, FEYZA SEVİNÇ, FİLİZ ERKMEN, FİLİZ SÖNMEZ, FUNDA ALAYBEYİ, FUNDA AYDIN, GAMZENUR AKBULUT, GÖKNUR AYDIN, GÖKÇE ULUÇAY, GÖNÜL AYGÜN, GUFRAN CEMALİ, GÜLAY KUTLU, GÜLBİN KÖSOĞLU, GÜLÇİN YÜZSEVEN, GÜLÇİN KÜÇÜKADA, GÜLER COŞGUN, GÜLSÜM KARATAŞ, GÜLŞEN KILIÇKAYA, HACER EMLİK, HACER PEHLİVAN, HACER ULUDOGAN, HACER YAVUZ, HACER YILDIZ, HALE YILDIRIM, HALİL RIFAT BALCIOĞLU, HAMZA BÜYÜKYILDIRIM                   HANDE ÖZÇIRAK, HATİCE BÜRÜN, HATİCE HACI, HATİCE KÜBRA KARABAĞ, HATİCE YAREN ÖZALP, HEMİDE KARADEDE, HİLAL CANAN SADAK, HİLAL TOSUN,HURİYE SIRÇANLI, HÜLYA ASKER, HÜLYA BOL, HÜSEYİN ÖZTÜRK, İBRAHİM TÜTEN, İLKNUR EROL, İNCİ ÇAKIR, İREM İLAYDA KARASU,                   İREM ÖZHAMARATLI, İREM SALAR, İREM TÜTEN, JEYRAN NAGHIYEVA, KADİR KALKAVAN, KADİR UMMAN, KADRIYE CAN TOPAL  KADRIYE MUSLU, KAMOLA SUBXANOVA, KÜBRA KARA, KÜBRA KÖSEM, KÜBRANUR ÇEVİK KARATEKİN, LORİN ERDEM, MALİKA AHMEDJANOVA, MAŞİDE İSMAİLOĞLU KÖSE, MELEK UÇAR, MELİS SÖNMEZ, MELİHA PINAR KOÇAK, MELİKE ACAR, MELİKE TOPKAN ,MELTEM KAVİL, MERAL KILINÇ, MERAL ÖZÇELİK YİRMİBEŞ, MERVE GÖRGÜLÜ, MERVE KILIÇ, MERVE ÖZKAN BAKSI, MERYEM ARSLAN   MERYEM AYDIN, MERYEM HANNE HACI, MERYEM İSMAİLOĞLU, MERYEM KOÇ, MEVHİBE ÖZCAN, MİNA ÜÇLER, MİNE KORKMAZ MUALLA AYLAR, MUAZZEZ ULUÇAY, MUSTAFA RIFAT GÖRGÜLÜ, MÜDRİKE KARABACAKOĞLU, MÜYESSER ANBAR, NACİYE ALATLI,NACİYE NALAN GEBEŞ, NAGİHAN KELEŞOĞLU, NARGIZA SHERMATOVA, NAZLI HAZAR, NEBİ OSAYDAN, NEFİSE KUŞCUNESLİHAN TANRIVERDİ, NEŞE ÇANDIR, NEVİN KARACA, NEVRİYE BAYRAM, NİLÜFER İMAMOĞLU, NİGAR ŞEYMA ÇAMBEL DEMİR, NİHAL DUYGU BAŞARIK, NİLÜFER TEMEL, NURAN ÇOLAK, NURAN KARTAL ARICI,NURAY DERECİ, NURANE MİRSADİZADE, NURSEL KARACA, NURTEN OĞUZ, ORUCAVA GUNCEMAL, ÖZGE ÖNEM, ÖZLEM ÇANTAY DOĞAN, ÖZLEM KAYA,        ÖZNUR ÇİÇEK, PERİHAN DİLBER, RABİA MENEKŞE, RABİA YILDIRIM, RACHEL DANZIGER, RAHİME SÖNMEZLER, RAİFE GÖZDE ÇELİK, RAVZA KALDIRIM, RAVZANUR ARSLAN ,RAZİYE ÜÇLER, REYHAN TURAN, RİSOLA ABDULAZİZOVA, RUKİYE YELER, RÜMEYSA CÜRE, SAADET EYİCE,  SAFİYE AKBAŞ,  SALİH BURHAN BALCIOĞLU, SALİHA BİLDİRİCİ, SALİHA DİL, SARE ZEYNEP YAVAŞİ, SEDA ORDULU, SELDA SUN, SELMA  SİVRİKAYA, SEMA CABI, SEMA GÜLCAN,  SERPİL GÜMÜŞ, SERPİL KUTLUĞ, SEVGİ GÜNEŞ, SEVİL ULUDOĞAN, SEVİNÇ ASANOVA, SEVİNÇ GÜVEN, SUDE BAŞARAN, SÜMEYRA ALEMDAR, SÜMEYRA ÇAPADAĞ                  SÜMEYYE KABA, SÜMEYYE NUR TAŞTEKİN, ŞEFİKA DERE, ŞERİFE ÖZÇELİK, ŞERİFE ZEYNEP ARIDURU, ŞEYDA GÜLER, ŞEYMA TEKİN, ŞULE ERMUMCU, ŞULE TARI,ŞULE TUNÇ, ŞURA BİLDİRİCİ, ŞÜKRAN ARI, ŞÜKRAN EYİTÜTÜNCÜ, TUGBA KIVILCM, TUĞBA YİĞİT, TÜLİN ULAŞ ŞEN, ÜMMÜHAN HANDE ÖZÇIRAK, VALİTOV ALİM AKİMOĞLU, VEDAT KOÇ, YAKUP HALUK ÖZKAN, YASEMİN KARAOSMAN, YUSUF İÇYER,  ZEHRA ÇİZMECİ,  ZEHRA MUSTAFA, ZEHRA NUR ÖZTEL ,ZEKERİYYA HACI, ZELİHA GÜLŞEN, ZEYNEP AKAY, ZEYNEP ARSLAN, ZEYNEP ARTUN, ZEYNEP BÜŞRA ŞANLI, ZEYNEP CAHİDE ARTUN, ZEYNEP EBRAR ÇIRAK,ZEYNEP KAYA, ZEYNEP KIRLANGIÇ, ZEYNEP NOYAN,ZEYNEP ÖZTEL, ZEYNEP TOGAY, ZÜBEYDE TEKİN, ZÜLEYHA KARATAŞ,ZÜMRÜT VURAL     KATILIMCI RESİMLERİ  

Anadolu'da Klasik Sanatlar Sergisi Beyoğlu

Anadolu'da Klasik Sanatlar Sergisi Beyoğlu

Kültür ve sanatın merkezi Beyoğlu, 2018 yılı geleneksel Ramazan etkinlikleri kapsamında, Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sergi Salonu’nda, Klasik Sanatlar Derneği’nin çok önemli sergisine ev sahipliği yapacak! Ana yurdumuz Orta Asya’da var olan birçok sanatımız, Anadolu’ya ulaşana kadar farklı kültür ve medeniyetlerin sanatlarıyla etkileşimde bulunarak tekâmülünü sürdürmüş, çeşitli inanç sistemlerine dayalı formların eklenmesiyle gelişerek farklı boyutlar kazanmıştır. Günümüz insanının medeniyet tasavvuruna etki etmeyi ve nasıl büyük bir medeniyetin torunları olduğumuzu dünyaya hatırlatmayı görev edinen Klasik Sanatlar Derneği, aynı zamanda hayatın içindeki çarpıklıklara ve manevî hastalıklara en güzel reçeteyi yazan klasik sanat eserlerinin şifa sunmaya devam etmesini ve yeni nesillere taşınmasınısağlamak amacıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. Türk kültür ve sanatlarımıza önemli katkı sağlayacak olan sergi, Ramazan etkinliklerinde zengin içeriği, muhteva ve sanatkar sayısı bakımından büyük katılımlı olarak gerçekleştirilecektir. Klasik Sanatlar Derneği, bu sergiyi 2018 yılı Ramazan etkinlikleri kapsamında Beyoğlu’nda gerçekleştirmekten büyük mutluluk duymaktadır. Sergimiz, 05 Haziran-30 Temmuz 2018 tarihleri arasında ziyaret edilebilinir. Yer: Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sergi Salonu Sergi Açılışı: 05 Haziran 2018 Salı Saat:18.30

27.06.2014 - ANADOLU'DA KLASİK SANATLAR 81 İLDE 81 SERGİ 81 SEMİNER-3 SAKARYA

27.06.2014 - ANADOLU'DA KLASİK SANATLAR 81 İLDE 81 SERGİ 81 SEMİNER-3 SAKARYA

İstanbul Klasik Merkezi’nin hazırladığı, “ANADOLU’DA KLASİK SANATLAR” adı ile, “81 İlde 81 Sergi 81 Seminer” Projesinin üçüncüsü, 26 Haziran 31 Ağustos 2014 tarihlerinde Sakarya’da yapıldı. 26 Haziran Perşembe günü saat 16.00 da Sakarya Ofis Sanat Merkezi Seminer Salonunda “Klasik Sanatlarımız” adlı       seminer yapıldı. 26 Haziran Perşembe günü saat 18.00 da Ofis Sanat Merkezinde “ Klasik Sanatlar Karma Sergisi” açılışı gerçekleşti. “Anadolu’da Klasik Sanatlar” adı ile hazırladığımız projemizin ev sahipliğini Sakarya Büyükşehir Belediyesi yaptı. İstanbu ve Sakarya’dan elliye yakın sanatkârımız ve Sakarya halkının da katılımıyla sergi ve seminer etkinliğimiz    gerçekleşti. Sergimizde on iki sanat dalına ait elli eserden oluşan bir sergi yapılacak ve sergideki eserleri kapsayan katalog dağıtıldı. Aynı zamanda; Hat, tezhip, minyatür, katı, ebru, cilt, çini, kalem işi, edirnekari, kündekari, sedef kakma, naht, gibi klasik sanatlarımız hakkında Doç. Dr. Mehmet Memiş hocamızın oturum başkanlığında, Prof. Dr. Ayşe Üstün, Sacit Açıkgözoğlu gibi değerli hocalarımızın sunumuyla seminer programı gerçekleşti. İstanbul ve Sakarya ilinden katılım sağlayan sanatkâr grubu ile Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeki Toçoğlu eşliğinde, Taraklı, Karagöl Yaylası gibi mekânları kapsayan, kültür sanat gezileri ve sohbet programları yapıldı.  

10.04.2013 - TÜRKİYE-BELÇİKA KÜLTÜR FESTİVALİ

10.04.2013 - TÜRKİYE-BELÇİKA KÜLTÜR FESTİVALİ

Bu yıl biricisi düzenlenen Türkiye-Belçika Kültür Festivali, Belçika'nın Almanya ve Hollanda sınırı yakınlarındaki Genk kentinde düzenlendi. Festival, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanı Kemal Yurtnaç, Brüksel Büyükelçisi Hakan Olcay, AK Parti Ankara Milletvekili Nurdan Şanlı ve Genk Belediye Başkanı Wim Dries'in birlikte kurdele kesmesiyle başladı. Diyanet Vakfı ve Avrupa Türk Demokratlar Birliği tarafından gerçekleştirilen ve 5 gün boyunca Genk Limburghal Kültür Merkezinde devam eden festivalde Anadolu topraklarında yüzyıllar boyunca mayalanmış kültür, sanat, din ve tarih değerleri, sergiler, el sanatları uygulamaları, konserler, sanat gösterileri yoluyla hem Avrupa'daki Türklere hem de Avrupalı komşularımıza tanıtıldı. İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi adına Klasik Sanatlar konulu konferans ve Hat, Tezhip, Minyatür, Kâtı' sanat dallarına ait levhalarla Hattat Ahmet Zeki Yavaş, ebru sanatını temsilen eserleriyle Sadrettin Özçimi, toplamda 110 adet levha ile bu büyük organizasyonda yer alarak, klasik sanatlarımızın Avrupa'da tanıtımının yapılmasına önemli bir katkıda bulundular. El sanatlarının uygulamalarıyla beraber sergilendiği programda, konserler, halk oyunları, konferanslar, imza günleri, söyleşiler, toplantılar, ney dinletileri ve sema gösterileri yapıldı. Genk Belediye Başkanı Dries, festivalin Genk'te düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu tür kültürel faaliyetlerin toplumlar arasında yakınlaşmaya ve yeni ortak çalışmalara kapı açması dileğinde bulundu. Genk'in Limburghal Konferans ve Sergi Merkezi'nde düzenlenen ve 7 Nisan'a kadar devam eden festival, Kutlu Doğum Avrupa Açılış Programı ile son buldu.   ‘’Kutlu Doğum Avrupa Açılış’’ programında Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez vatandaşlara hitap etti. Programda Kur’an ziyafeti başta olmak üzere, çifte ezan ve ilahi dinletisi yapıldı. TC Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Brüksel Büyükelçisi Mehmet Hakan Olcay, TC Anvers Başkonsolosu Deniz Çakar, Konsolos Bekir Sarp Erzi, Limburg Bölgesi Valisi Herman Reynders, Flaman Bölgesi Sağlık ve Aile Bakanı Jo Vandeurzen, Belediye Başkanı Wim Dries, Afyonkarahisar milletvekili Halil Ürün, Almanya Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Genel Başkanı Prof. Dr. İzzet Er, Executive Başkanı Şemsettin Uğurlu ve çok sayıda Federasyon ve dernek temsilcileri de programa katılanlar arasındaydı

20.04.2013

20.04.2013 "ALL ARTS İSTANBUL" SANAT FUARI

Türkiye'nin yeni uluslararası sanat fuarı "All Arts İstanbul", 17 Nisan 2013 Çarşamba günü saat 18:00'da, İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. All Arts İstanbul; Türkiye'den, Ortadoğu'dan ve Kuzey Afrika'dan çok çeşitli sanat eserinin yanında antika ve çağdaş sanat eserleri ilk defa toplu halde sanatseverler ile buluştu. Sanatla sanatseveri ve Sanatkarı buluşturan bu  fuar, katılımcılar için büyük bir görsel şölen ve ziyafet oldu. Klasik sanatların ağırlıkta olduğu fuarda modern sanatlar ve antikalar da yerini aldı. Farklı kategorilerden oluşan All Arts İstanbul sanat fuarının birinci bölümünde Klasik Türk Sanatları yani gelenekli sanat icra eden ustalar yer alıyor. Özel Hat çalışmalarıyla beraber fuara katılan kıymetli hattatlarımız arasında; Hat Sanatında:  Ahmet Zeki Yavaş Ali Rıza Özcan Cevad Huran Abdurrahman Depeler ve Seyit Ahmet Depeler Efdaluddin Kılıç Fatih Özkafa Ferhat Kurlu Hasan Çelebi Hilal Kazan ve Uluslararası Kadın Hattatlar Muhammed Yaman Mustafa Cemil Efe Ömer Faruk Özoğul Savaş Çevik Talip Mert Turan Sevgili Tezhip Sanatında: Asiye Kafalıer Ayten Tiryaki Gülbün Mesara Gülnihal Küpeli Gülnur Duran İnci Akan Birol Münevver Üçer Nilüfer Kurfeyz Selim Sağlam Semih İrteş Mamure Öz Zehra Çekin Faruk Taşkale Ebru Sanatında: Ahmet Sacit Açıkgözoğlu Alparslan Babaoğlu Eda Özbekkangay Çakır Fuad Başar Hikmet Barutçugil Ömer Faruk Dere Sadreddin Özçimi Minyatür Sanatında:  Cahide Keskiner Atölyesi Günseli Kato Nilgün Gencer Özcan Özcan Şermin Ciddi Taner Alakuş Çini Sanatında: Adil Can Güven Başak Çoraklı ve Timur Bilir Mehmet Koçer Naciye Nur Avlupınar Katı': Dürdane Ünves Münibe Alev Uzun Ersin Yıldızhan Füsun Köşklü Safiye Morçay Sedef Sanatında: Hilmi Emekli Mehmet Zeki Kuşoğlu Salih Balakbabalar'ın olduğu fuarda 92 usta sanatkârlarımızın yanı sıra galeriler, kurumlar ve müzayede evleri, sahaflar, zanaatkârlar, antikacılar ve yayınlar yer aldı.

HÜSN-İ HAT SANATI KÜLLİYATI

HÜSN-İ HAT SANATI KÜLLİYATI

 HÜSN-İ HAT SANATI KÜLLİYATI KONU BAŞLIKLARI ​​​​​​   1. İkra Emri ve Hat Sanatının Doğuşu: Fethiye Okumuş Konukoğlu      2. Alleme bil kalem: Nevriye Genç Bayram                                                          3. Vel kalemi ve mâ yesturûn: Elanur Küçükköse  4. “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.”: Nevriye Genç Bayram 5. Peygamber Efendimizin Hüsn-i Hat Sanatını Tavsiyesi: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber  6. İslam ve Sanat: Ayşe Gereklioğlu                          7. İslam Yazısı ve Tarihi: Şule Tarı 8. İslam’da Yazının Önemi: Şule Tarı 9. Kur’an-ı Kerim’in Yazılması ve Gelişim Süreci: Şule Tarı 10. Hat Sanatı ve Maneviyat İlişkisi: Abdüllatif Bostancı  11. Hüsn-i Hat Sanatında Bedii (Estetik) Anlayış: Merve Esra Erez 12. Cismanî Aletlerle Meydana Getirilen Ruhanî Hendese: Enis Benek 13. Tasavvuf ve Hat Sanatı: Özlem Seyran Aktaş 14. Medeniyet Tasavvuru: Ayşe Gereklioğlu  15. Medeniyet Aleminde Hüsn-i Hat: Ayşe Gereklioğlu      16. Hüsn-i Hat Sanatının Tarihi Seyri: Safiye Akbaş 17. Asr-ı Saadet ve Hüsn-i Hat: Safiye Akbaş 18. Emeviler Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Safiye Akbaş 19. Endülüs Emevi Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Öznur Çiçek 20. Abbasiler Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Mutlu Durmuş 21. Büyük Selçuklu Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Fatih Babaoğlu 22. Selçuklu Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Hacer Yavuz 23. Erken Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Rabia Merve Çelenli 24. Bursa Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 25. Edirne Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 26. Osmanlı Dönemi’nde Hüsn-i Hat: Damla Pehlivan, Selda Sun 27. Osmanlı’dan Sonra Klasik Sanatların Tarihi Serüveni: Damla Pehlivan  28. Beşikten Mezara Klasik Sanatlar: Ahmet Hamza Telek  29. Harf İnkılabı: Ahmet Zeki Yavaş 30. Günümüzde Hat Sanatına Bakış Açısı: Yasemin Aybüke Gök                                               31. Kur’an ve İslam olmadan Hüsn-i Hat olur muydu?: Hatice Kübra Karabağ  32. Klasik Sanatların Diğer Sanatlardan Farkı: Fatma Dalgıç 33. Hüsn-i Hat Sanatına Giriş:  Ahmet Zeki Yavaş  34. Hüsn-i Hat Sanatı: Selda Sun 35. ‘’Sanat nokta ile başlar’’: Ayten Pelit   36. Hat Sanatında Gelenek: Zehra Mustafa  37. Ehl-i Hiref: Büşra Çoban 38. Hüsn-i Hat Sanatında; eğitimin, hattatların ve eserlerin denetimi: 39. Reis’ül Hattatinlik: 40. Hat Sanatı Eğitimi: Feyzanur Düzen 41. “Hoca ile Talebeyi Ölüm Ayırır” düsturu: Melis Sönmez 42. “Hüsn-i Hat sanatı hocanın taliminde gizlidir. Kıvamı çok çalışmakla, devamı da İslam dini üzere bulunmakla olur.”: Merve Esra Erez 43. Talebe: Mualla Aylar 44. Şakird: Mualla Aylar 45. Tilmiz: Mualla Aylar 46. Yazıya Hazırlanma Usulü: Merve Esra Erez 47. Medresetü’l Hattatin: 48. Akademili: Meltem Bilgin 49. Alaylı: Meltem Bilgin  50. Sanayi-i Nefise: Meltem Bilgin 51. Menşe-i Küttâb-ı Askeri(Askeri Katipler): 52. Hüsn-i Hat Sanatında Ekoller (Mektepler): Vedat Koç 53. Yakut el-Musta’sımi Mektebi: Vedat Koç 54. Şeyh Hamdullah Mektebi: Vedat Koç 55. Ahmed Karahisari Mektebi: Vedat Koç 56. Hafız Osman Mektebi: Yusuf Nuri Tanrıtanır 57. İsmail Zühdü Mektebi: 58. Mustafa Râkım Mektebi: Vedat Koç 59. Mahmud Celaleddin Mektebi: 60. Kazasker Mustafa İzzet Mektebi: Demet Cihangül 61. Mehmed Şevki Mektebi: Feyzanur Düzen 62. Yazıda üslup, tavır ve şive: Ayşe Günşar 63. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”: 64. Hoca-Talebe Diyaloğu: Fethiye Okumuş Konukoğlu  65. Hanım Talebeler (Hoca-Talebe İlişkisi):  66. Zeynüddin Abdurrahman İbnü’s-Sâiğ:  67. İcazet: Kadir Kalkavan  68. İcazet Tasdiki: 69. İmza: 70. İmza Tasarımı: 71. Ketebehû: Gufran Cemali  72. Nakalehû: Gufran Cemali  73. Meşekehû: Gufran Cemali  74. Kalledehû: Gufran Cemali  75. Harrarahû: Gufran Cemali  76. Bende-i Âli Aba: İlknur Erol 77. El-Fakir’ul Hâkir: 78. Pürhatâ: 79. Sade İmza: 80. Satır İmza:  81. Hüsn-i Hat Sanatı Terimleri: Nigar Lafcı               82. Hattatlar için kullanılan unvanlar: Rabia Yıldırım 83. Kâtib: Emine Geçgel 84. Hattat: Emine Geçgel 85. Katib-i Sultani:  86. Yazar:  87. Hoşnüvis: Ahmed Hüsrev Koyuncu 88. Ta’liknüvis: 89. Celînüvis:  90. Çepnüvis: 91. Meşkhâne ve Yazı Odası: 92. Muharrir: 93. Osmanlı Döneminde Medreselerde Hüsn-i Hat Eğitimi: Sami Bozkont  94. Osmanlı Türkçesi: İlknur Erol  95. Hattatlık ve Hafızlık Bağı: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 96. Hat Sanatına Yeni Başlayanlar İçin Tavsiyeler: Filiz Kartal 97. Hattatlığın Şartları: Hülya Bol                                            98. İstidat, kabiliyet, yetenek: Merve Şefika Dere 99. Meşk: Melis Sönmez 100. Aşk Olmadan Meşk Olmaz: Merve Esra Erez                101. Meşk Kitabı, hurufat, mürekkebât:  Durdana  102. Harf Çıkartmak, Çıkartma Yapmak: 103. Kaftalanmak, Kaftan Giydirmek:  104. S’ay(sin, ayn, ye harfleri): 105. Softa Meşki:  106. Nesih Yazı Meşk Serüveninde Kitaptan Sonra; Hilye-i Şerife, Esma-i Hüsna, Yasin-i Şerif ve Namaz Sûrelerinin Meşk Edilmesi:  107. Celi-Nesih Meşki: Eyüp Yıldız  108. Sülüs Yazı Meşk Sürecinde; Tuğra ve Sami Efendi Yeni Cami Çeşme Yazılarının Meşk Edilmesi:  109. Günümüzde yazı meşki neden Nesih Yazı ile başlıyor?: Elif Korkmaz  110. Yazı Tetkiki:  Tuğba Yiğit 111. Tashih İşlemi: Tuğba Yiğit  112. Nefes Payı: Sevgül Öztürk 113. Mıstar: Fazluddin Pulatov  114. İbrişim İp: 115. Kompozisyon Tasarlama: Merve Esra Erez 116. Mushaflar: Emre Tümer  117. Yazma Usulü: Ahmed Hüsrev Koyuncu 118. Yazma Çeşitleri: Elif Türkyılmaz 119. Yazıda Müsenna: Rabia Yıldırım 120. Müselsel Yazılar: 121. Armudi Yazılar: Hacer Emlik  122. Zerendud: Ahmet Zeki Yavaş, Fatma Sevin Düz                   123. Yaprak Üstü Yazı: Ahmet Zeki Yavaş, Fatma Dalgıç                                124. Ahşap Üstü Yazılar: Funda Alaybeyi  125. Cam Üstü Yazılar: Saliha Dil  126. Metal Üstü Yazılar: Sevgi Güneş  127. Deri Üstü Yazılar: Ümran Benek 128. Cam Altı Yazılar: Elif Türkyılmaz 129. Hâkkâklık(Taş Oyma ve Mühür): Sevgi Güneş  130. Sikkezenlik: Rahime Sönmezler Demir  131. Para ve Pullar: Rahime Sönmezler Demir  132. Taş Kabartma: Sevgi Güneş  133. Hüsn-i Hat Sanatında Hayvan ve İnsan Tasvirleri: 134. Karalama: Ahmet Zeki Yavaş                            135. Yazıda Kompozisyon: Nevin Karaca, Saliha Dil                                 136. Yazıda Teşrifat: Nevin Karaca, Saliha Dil           137. Yazıda Kürsü: Nevin Karaca, Saliha Dil                   138. Yazıda Terkip: Nevin Karaca, Saliha Dil                   139. Celî Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 140. Nesih Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: Şükran Üçler 141. Sülüs Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: Mehtap Uçar 142. Tâlik Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 143. Divani Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 144. Yazı ve Kağıt ile İnsan Ten Rengi Benzerliği: 145. Yazıda Renklerin Kullanımı: Süreyya Aydın, Vesile Polat 146. Yazı Silkeleme, Yazı Silkme Usulü: 147. Özgün Eser, İktibas, Çalıntı Eser ve Taklit Usulü: 148. Hüsn-i Hat sanatında yazı stilleri ‘’değişebilir’’ mi? 149. Yazı Hakkında Ayetler, Hadisler ve Kelâm-ı Kibarlar: Nuray Dereci  150. Yazdığımız Yazı Nasıl Geleceğin Antikası Nasıl Olur?: Zeynep Öncü 151. Yazıda ve Kompozisyonda Modern Arayışlar: 152. Sanat Eserlerinin Kurallarına Göre Üretilmesi:   153. Temel Sanat Eğitimi: Ayten Pelit                                    154. Tasarım İlkeleri: Ahmet Zeki Yavaş  155. Bir Sanat Eserini Meydana Getiren Amirler: 156.Sanat Felsefesi: Zeynep Cahide Artun  156. Sanat Estetiği:  Arzu Öncer 157. Sanat Ahlakı: Fatma Dalgıç                         158. Sanat Kültürü: Hatice Yaren Özalp  159. Klasik Sanatlar Kültürü: Hatice Yaren Özalp  160. Hattatlar Silsilesi: Fatma Karataş  161. Hz İdris(a.s): Şule Tarı 162. Hz. İsmail(a.s): Şule Tarı 163. Vahiy Kâtipleri: Saadet Eyice     164. Hz. Ali: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber 165. Muâviye bin Ebu Süfyan: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber 166. Ashâb-ı Suffe: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber  167. İbn-i Mukle: Deniz Kadıoğlu  168. Yakut’el Musta’sımi: Sümeyye Nur Taştekin 169. Şeyh Hamdullah: Meryem Koç                        170. Ahmed Karahisari: Zümrüt Vural  171. Hafız Osman: Deniz Kadıoğlu 172. Mehmed Esad Yesari: Tuğba Kıvılcım 173. Mustafa Rakım Efendi: Rabia Yıldırım                                  174. Sami Efendi: Fahri Günaydın                            175. Mehmet Şevki Efendi: Rabia Yıldırım                                  176. Halim Efendi: Deniz Kadıoğlu  177. Hacı Kamil Akdik:  178. Hamid Aytaç: Emre Tümer  179. Ali Toy: Ayşe Sancak 180. Süheyl Ünver: İdris Dinç  181. Mushaf Yazan Hattatlar: Abdullatif Bostancı 182. Hattat Padişahlar: Nevin Karaca  183. Hat Sanatına Yön Veren Padişahlar: Nevin Karaca  184. Köle Hattatlar: Sevginur Demircan 185. Hattatlardan Anekdotlar: Sevginur Demircan 186. Kur’an-ı Kerim’de Altın Oran: Mehmet Arif Vural  187. Lafza-i Celâl’de Altın Oran: Ahmet Zeki Yavaş  188. Hüsn-i Hat Sanatında Altın Oran ve Uygulaması: Ahmet Zeki Yavaş  189. Altın Oran: Ahmet Zeki Yavaş              190. Altın Oran ve Harfler: Ahmet Zeki Yavaş                                     191. Kompozisyonda Altın Oran: Ahmet Zeki Yavaş,  Cahide Şentürk 192. Besmele: Nevin Karaca             193. Hilye-i Şerife: Kübra Nur Çevik                                             194. Esma-i Hüsna: Ahmet Aktekin                   195. Lafza-i Celâl: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 196. Esmâü’n-Nebi: Kamola Subxanova 197. İsm-i Nebi: Rabia Dumanlıdağ 198. Çehar Yâr-ı Güzîn: Fatime Halacoğlu 199. Kaside-i Bürde: Kübra Nur Çevik  200. Besmele Kasidesi: Sevgül Öztürk 201. Su Kasidesi:  202. Hilye-i Hâkâni:  203. Yasin-i Şerif: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 204. Namaz Sûreleri: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı  205. Fatiha Suresi: Mehmet Refii Kileci  206. Avrupa’da Klasik Sanatlar: Mehmet Refii Kileci  207. Tezyini Unsurlar: Demet Cihangül 208. Vektörel Çalışma:                            209. Dijital İşleri:  210. Kur’an Yazısının Sanatlaşma Süreci: Hande Özçırak  211. Kur’an-ı Kerim’de Yer Alan Sanatlar: Hande Özçırak    212. Klasik Sanatlarda İstanbul’un Yeri ve Önemi: Hande Özçırak  213. “Kur’an Mekke’de nüzul oldu, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı.”: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 214. Hüsn-i Hat Sanatının Kullanıldığı Alanlar: Rabia Yıldırım 215. Kur’an-ı Kerim Kitabeti: Mehmet Arif Vural    216. Hadis-i Şeriflerin Yazılması: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı                                         217. Muhtelif Kitaplar: 218. Kebikeç(Ya Hafız Ya Kebikeç): Fatih Babaoğlu 219. El Yazması Eserler: Melis Sönmez  220. En’am-ı Şerifler: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 221. Levhalar: Bülent Demir 222. Kıtalar: 223. Serlevha:  Esin Altuntaş 224. Tuğra: Fatma Karataş  225. Tuğra Tasarımı: Fatma Karataş 226. Hüsn-i Hat Sanatı ve Mimari: Ahmet Aktekin       227. Kâbe-i Muazzama: Hatice Çiftçi 228. Kâbe Örtüleri: Fatma Sevin Düz 229. Mescid-i Nebevi: Demet Cihangül 230. Mescid-i Aksa: Rumeysa Hısım Cüre 231. Mescid-i Haram: Hatice Çiftçi 232. Camilerde Hat Sanatı: Ahmet Aktekin   233. Camilerimiz: Ahmet Aktekin                   234. Bursa Ulu Cami: Ayşegül Mirzaoğlu                                  235. Süleymaniye Cami: Ahmet Aktekin                                            236. Selimiye Cami: Ahmet Hamza Telek         237. Ayasofya Cami: Ahmet Aktekin                                   238. Sultanahmet Cami: Ahmet Aktekin                                      239. Sivas Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası: Demet Cihangül  240. Selimiye’nin Yapısı, Eski Cami’nin Yazısı, Üç Şerefli Cami’nin Kapısı: Demet Cihangül 241. Topkapı Sarayı: Rümeysa Hısım Cüre                   242. Türk İslam Eserleri Müzesi: Betül Albayın                                              243. Rami Kütüphanesi: Behiye Kahveci  244. İsam Kütüphanesi: Behiye Kahveci                                         245. Süleymaniye Kütüphanesi:  Kadriye Can Topal 246. Çinili Köşk: Pınar Külek  247. İznik Çinileri: Mehmet Gürsoy 248. Buhara ve Semerkand Hattatları: Fazluddin Pulatov 249. Kırım’daki Hüsn-i Hat Örnekleri:  Alim Valitov  250. Bulgaristan’daki Sanat Mirasımız: 251. Hüsn-i Hat Sanatının Ev ve Mekanlarda Kullanımı: Melis Sönmez  252. Sancaklar: Ahmet Hamza Telek  253. Çeşme ve Sebiller: Ahmet Aktekin                            254. Türbeler: Ümran Benek 255. Tekke Yazıları: Hande Özçırak                           256. Mezar Taşları: Saliha Dil         257. Erken İslâmi Dönem Mezar Taşları: 258. Selçuklu ve Beylikler Dönemi Mezar Taşları: Demet Cihangül 259. Osmanlı Dönemi Mezar Taşları: Rabia Yıldırım 260. İlk Dönem(Eski Dönem) Mezar Taşları: Rabia Yıldırım 261. İkinci Dönem(Klasik Dönem) Mezar Taşları: Rabia Yıldırım 262. Üçüncü Dönem(Tanzimat Dönemi) Mezar Taşları: Rabia Yıldırım            263. Mezar Taşlarında Desen ve Yazı Usulü: Hacer Yavuz  264. Eyüp Sultan Mezarlığı: Nuray Dereci  265. Karacaahmet Mezarlığı: 266. Ahlat Mezar Taşları: Göksu Bayram  267. Hattatlar Sofası: Sümeyra Çapadağ 268. Tabut ve Sanduka Örtüleri (Puşîde): Melis Sönmez  269. Hüsn-i Hat Sanatının Elbiselerde Kullanımı: Ahmet Zeki Yavaş  270. Hüsn-i Hat Sanatının Takı ve Aksesuarlarda Kullanımı: Ahmet Zeki Yavaş  271. Destimal Kalıpları ve Yazı Örnekleri: Melis Sönmez 272. Taş Baskı:  Esin Altuntaş 273. Şiirlerde Hüsn-i Hat Sanatı: Cahide Şentürk 274. Tılsımlı Gömlekler: Fatma Sevin Düz                                                                275. Tarikat Başlıkları: Fatma Sevin Düz  276. Kur’an-ı Kerim’de Kullanılan Yazı Çeşitleri: Merve Esra Erez 277. Hüsn-i Hat Sanatında Kullanılan Yazı Çeşitleri: Hatice Kübra Karabağ   278. Hattat ve Yazı Diyaloğu: Melis Sönmez  279. Arap Cezm Yazısı:  280. Murâmir Yazı:  281. Arap Müsned Yazısı: 282. Himyerî Yazısı: 283. Nebati(Nabat) Yazı: 284. Enbarî: 285. Hîrî:  286. Şimâli Yazı: 287. Hicâzi Yazı: 288. Mekkî Yazılar:  289. Medenî Yazılar: 290. Aklam-ı Sitte(Altı Kalem):    291. Ma’kılî Yazılar: Funda Alaybeyi  292. Mağribi Yazılar: 293. Nes Talik Yazılar: Fazluddin Pulatov  294. Kûfî Yazılar: Funda Alaybeyi 295. Yazma Kûfi: Funda Alaybeyi 296. Yapma Kûfi: Funda Alaybeyi 297. Sülüs Yazılar: Eyüp Yıldız  298. Celi-Sülüs Yazılar: Eyüp Yıldız  299. Nesih Yazılar: Eyüp Yıldız  300. Celi-Nesih Yazılar: Eyüp Yıldız  301. Muhakkak (Muennak) Yazılar: 302. Reyhânî Yazılar: Hanife Çınarcı 303. Tevkî Yazılar: 304. Hatt-ı İcâze: Merve Esra Erez 305. Tâlik Yazılar: 306. Celi-Talik Yazılar: 307. Rik’a Yazılar: Göknur Aydın  308. Dîvânî Yazılar: Fatma Kurucan 309. Celi-Dîvânî Yazılar: 310. Siyâkat Yazılar: 311. Gubari: Muazzez Uluçay 312. Hurde: Muazzez Uluçay 313. Şikeste Yazılar: Muazzez Uluçay 314. Huruf-u Mukattaa: Ayşe Gereklioğlu  315. Harflerin Anatomisi: Ahmet Zeki Yavaş  316. Tarihte Yön Değiştiren Yazılar: Nevriye Genç Bayram 317. Harflerin Esrarı: Fatma Sevin Düz  318. Elif Harfinin Esrarı: Demet Cihangül 319. Nun Harfinin Esrarı: Zeynep Kaya 320. İbnü'l Arabî ve Vav Harfinin Esrarı: Fatma Sevin Düz 321. Mim Harfi (3 Mim): Meliha Pınar Koçak 322. Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı: Demet Cihangül 323. ‘’Kem âlet ile kemâlat olmaz’’: Emine Elif Yılmaz 324. Klasik Usullerle Yapılan Organik Malzemeler: 325. Kalemin Sırrı: Büşra Çoban                             326. Kalem: Büşra Çoban  327. Metal Uçlu Kalemler: 328. Altın Uçlu Kalemler: 329. Plastik Uçlu Kalemler: 330. Kirpi Dikeni: 331. Divit: 332. Makta: 333. Kamış Kalem: Meryem Uluçay 334. Cava Kalemi: Meryem Uluçay 335. Bambu Kalem: Meryem Uluçay 336. Gürgen Kalem: Meryem Uluçay  337. Şimşir Kalem: Meryem Uluçay  338. Abanoz Kalem: Meryem Uluçay  339. Kargı Kalem: Meryem Uluçay 340. İroko Kalem: Meryem Uluçay 341. Tashih Kalemi: Meryem Uluçay 342. Kulak Pamuğu (tashih için): 343. Kalemin Eğri Kesilmesi: Malika Ahmetjanova 344. Şak İşlemi: Malika Ahmetjanova 345. Kalem ve Anatomi: 346. Kubur: 347. Hokka: 348. Havan: 349. Zemzem Suyu: 350. Akü Suyu: 351. Yağmur Suyu: 352. Saf Su: 353. Zımpara: 354. Likâ: 355. Mühre: 356. Cam Mühre: 357. Çakmak Mühre: 358. Akik Mühre: 359. Deniz Kabuğu: 360. Yazı Altlığı: 361. El Altlığı: 362. Yazı Rampası: 363. Yazı Masası: 364. Işıklı Masa: 365. Bıçak/Kalemtıraş: 366. Kretuar Bıçağı: 367. Neşter: 368. Makas: 369. Kalem Saklama Kabı: 370. Kalemlik: 371. Arap Zamkı: Melis Sönmez  372. El Yapımı Kâğıt: Nebahat Kavak  373. Kâğıt ve Çeşitleri: Muazzez Uluçay  374. Papirüs Kağıdı: 375. Âbâdi Kağıt: 376. Parşömen Kağıdı: 377. Hurma Lifi Kağıtlar: 378. Meşk Kağıtları: 379. Tebeşir Tozu: 380. Pudra: 381. Ahar İşlemi: Güler Coşkun                            382. Murakkaa İşlemi: Emre Tümer  383. Kağıdın Serüveni: Hilal Tosun  384. Kağıt Kullanımı: 385. Mürekkep Yapımı: Gufran Jemali  386. Renkli Mürekkepler:                                       387. Kuş Tüyü: 388. Miksiyon: 389. Süt Miksiyon: 390. Transfer Altın: 391. Sürme Altın: 392. İmitasyon Altın: 393. Toz Altın: 394. Yaprak Altın: 395. Kağıt Boyama: Güler Coşkun  396. Mühreleme: Güler Coşkun  397. Çerçeve: Bülent Demir 398. Varak: 399. Neden Kamış, Bambu veya Ahşap kalemler gibi doğal ürünlerle yazılır?: 400. Neden kağıtlara ahar yapılır?: Mustafa Özkök 401. Neden asitsiz kâğıt kullanılır?: 402. Neden İs Mürekkebi Kullanılır?: Saime Kübra Kara 403. Klasik Sanatlarımız:  404. Ebru Sanatı: Yasemin Sargın  405. Ebru Sanatı ve Yazı Uygulaması: Deniz Kadıoğlu   406. Çini Sanatı: Meltem Bilgin  407. Çini Sanatı ve Yazı Uygulaması: Pınar Külek  408. Tezhip Sanatı: Nazan Berbercioğlu       409. Tezhip Sanatı ve Yazı Uygulaması: Nazan Berbercioğlu 410. Naht Sanatı: Hülya Günay Demirkan  411. Naht Sanatı ve Yazı Uygulaması: 412. Kat’ı Sanatı: İdris Dinç  413. Kat’ı Sanatı ve Yazı Uygulaması: Büşra Çelik 414. Sedef Kakma Sanatı: Hülya Günay Demirkan 415. Sedef Kakma Sanatı ve Yazı Uygulaması:  416. Minyatür Sanatı: Zeliha Gülşen 417. Minyatür Sanatı ve Yazı Uygulaması: Rahime Sönmezler Demir  418. Cilt Sanatı: Hüseyin Aslankan  419. Cilt ve Yazı Uygulaması: Hüseyin  Aslankan 420. Edirnekâri Sanatı: Meltem Bilgin  421. Edirnekâri Sanatı ve Yazı Uygulaması:  422. Kalemişi Sanatı: Meltem Bilgin                               423. Kalemişi Sanatı ve Yazı Uygulaması: 424. Kündekari Sanatı: İsmet Terzi  425. Kündekâri Sanatı ve Yazı Uygulaması: 426. Akkâse ve Yazı Uygulaması: Vedat Koç  427. Halkâr: Nazan Berbercioğlu 428. Hatt-ı Osmani:  Ayşegül Değirmenci  429. Ali el-Kâri: Akile Diken 430. Ayet Berkenar: 431. En Çok Talep Edilen Yazılar: 432. Akkâse’de en çok talep edilen yazılar: 433. Minyatür Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 434. Tezhip Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: Enis Benek 435. Ebru Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 436. Cilt Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 437. Naht Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: Hülya Demirkan 438. Sedef Kakma Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: Hülya Demirkan 439. Kündekâri Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 440. Edirnekâri Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 441. Geometrik Desenler: Fatma Sevin Düz  442. Nakkaşlık: Sema Cabi 443. Verrâklık: 444. Nessâhlık: 445. Farklı Medeniyetlerde Hüsn-i Hat nasıl tezahür eder?: Merve Esra Erez 446. Anadolu Dışındaki Sanatlar ve Rönesans: Ayşe Nur Arslan  447. Rokoko: Demet Cihangül  448. Barok: Demet Cihangül  449. Avrupa’da Klasik Sanatlarımız: Mehmet Refî Kileci 450. Picasso ve Hat Sanatı: Demet Cihangül 451. ‘’Marifet iltifata tâbidir, müşterisiz meta zâyidir’’:  452. Hat Sanatı’nda Eksperlik:   453. Fiyat Politikası: Melis Sönmez  454. Sanatkâr ve Müşteri Diyaloğu: 455. Koleksiyonerlik: 456. Sergi Açma Usulü: 457. Kur’an-ı Kerim Satışı: 458. Hat Sanatı Eleştirisi:  459. Eserde Özgünlük: 460. Eserde Usul: 461. Kur’an-ı Kerim Basımı: 462. Tuval/Canvas Baskılar: 463. FineArt Baskılar: 464. Eser Tarama: Murat Çubukçu 465. Eser Fotoğraflama: Murat Çubukçu 466. Yok Edilen Eserler: 467. Restorasyon: Demet Cihangül 468. Konservasyon:  469. Panel: 470. Konferans:  471. Kültürel Miras ve UNESCO: Demet Cihangül 472. Fikir ve Sanat Eserlerinin Korunması Kanunu: Hüseyin Aslankan 473. Telif Hakları: Hüseyin Aslankan 474. Hattatlarda Vergi Muafiyeti:  475. Tıpkıbasım Eserlerde Usül ve Malzeme: 476. Hüsn-i Hat Sanatı ve Okçuluk İlişkisi: Fatmanur Uzuner 477. Hat Sanatı ve Şifa İlmi: Cahide Şentürk 478. Hüsn-i Hat Sanatı Hakkında Yazılan Kitaplar: Arzu Öncer 479. Hat Sanatı Vakıfları:  480. Mihrap Yazıları: Tuğba Kıvılcım 481. Minber Yazıları: Tuğba Kıvılcım 482. Kubbe Yazıları: Tuğba Kıvılcım 483. Camilerde Kuşak Yazıları: Tuğba Kıvılcım 484. Ketebe Duası: Meryem Aydın 485. Seminer: 486. Meşk Murakkaları: 487. Şevki Efendi: Sülüs-Nesih Meşk Murakkaı: 488. Kazasker Mustafa İzzet Efendi: Sülüs-Nesih Meşk Murakkaı: 489. Hulusi Efendi: Ta'lik Meşk Murakkaı: 490. Yesarizâde Mustafa İzzet: Hilye-i Hâkâni Ta'lik Murakkaı: 491. Halim Efendi: Nesih-Divani-Celi Divani-Rik'a Meşk Murakkaı: 492. Kalemin Zikri: Hatice Kübra Özcan 493. Ferman:  Kadriye Can Topal 494. Berat: 495. Hüsn-i Hat Sanatının Dijital Çağda Var Oluşu: Hatice Yaren Özalp 496. Hüsn-i Hat Sanatının Geleceği: Hatice Yaren Özalp 497. Sanat İşlerinin Baskı Öncesi Çalışması: 498. Sanat Eserlerinin Baskısı Nasıl Olmalı: 499. İstanbul Mushafları: 500. Medine-i Münevvere:  501. İhlas Sûresi:Raziye Üçler 502. Levh-i Mahfuz: Şule Tarı 503. Kitabeler: Hüseyin Aslankan 504. İstanbul Kitabeleri: Hüseyin Aslankan 505. İstanbul'daki Hüsn-i Hat Atölyeleri: 506. Sanatçı mı Sanatkâr mı?: 507. Türk Hattatlar: Ercan Güler 508. Hat Sanatıyla İlgili Deyimler: Zeynep Öncü 509. Vakfiye Tuğraları: 510. Selatin Camileri: Esra Yılmaz 511. Mevlid-i Şerif:  Ayşegül değirmenci 512. Osmanlı Dönemi Kartvizitleri: 513. Hat Sanatında Formlar: 514. Osmanlı'dan Günümüze Hüsn-i Hat Eğitimi Veren Vakıflar: 515. Tekke ve Zaviyelerde Hüsn-i Hat Eğitimi: Hande Özçırak 516. Şadırvanlar: Hüseyin Aslankan 517. İstanbul'daki Şadırvanlar: Ebrar Keten 518. Hat Sanatının Anlamı: Hilal Canan Sadak 519. Hat Sanatının Kaynağı: Hilal Canan Sadak  520. Hat Sanatının Anlamını İdrak Etmek: Hilal Canan Sadak  521. Hat Sanatı Ne İşe Yarar: Esra Yurtbaş Koç 522. Hat Sanatının Temelini Oluşturan İlkeler Bütünü: 523. Hat Sanatı Üzerine Düşünmek: 524. Hat Sanatı ve Sanat Eseri: 526. Hat Sanatının Eleştirilmesi: 527. Hattatların Eleştirilmesi: 528. Hat Sanatı ve Toplum Arasındaki İlişki: Arzu Öncer 529. Hat Sanatı ve Zanaat Arasındaki İlişki: 530. Hat Sanatının Sanat Bakımından Nedeninin Araştırılması: 531. Hat Sanatının Varlığının Araştırılması: 532. Hat Sanatı ve Güzellik Kavramı: 533. Hat Sanatına kaç yaşında başlamak gerekir ? 534. Klasik Sanatlarımız hakkında doğru zannedilen yanlışlar: 535. Ferağ Kaydı:  Gufran Cemali  536. Nemekahu:  Gufran Cemali  537. Rakamehu:  Gufran Cemali  538. Sevvedehu:  Gufran Cemali  539.Nesehahu:  Gufran Cemali  540.Satarehu:  Gufran Cemali  541.19.Y.Y'dan 20.Y.Y'a Osmanlı döneminde mürur tezkereleri: 542.Osmanlı döneminde sokak yazıcıları (Arzuhalciler): 543.Osmanlı bürokrasisinde yazının önemi : 544. Kalemin Kıblesi : 545.Hat Sanatının Aerodinamiği :           NOT: Makale Yazımında Uygulanacak Format: Makaleler MS Word programı kullanılarak; Metnin tamamı "Times New Roman" yazı tipinde, Ana başlık 14 punto, Alt başlıklar ve metin 12 punto, Dipnotlar 10 punto ile yazılmalı, Bütün başlıklar koyu(bold) olmalıdır. Satır aralığı 1,5 olacak şekilde, metin iki yana yaslanmış biçimde olmalıdır. A4 kağıdı boyutlarına ayarlanmış olup, tüm kenarlardan 2,5 cm boşluk bırakılarak düzenlenmelidir. Alıntılar, yazar soyadına göre alfabetik sırayla kaynakça bölümünde verilmelidir. Makaleler asgari 4 sayfa olacak şekilde hazırlanmalı, en az 10 fotoğraf içermelidir. (Fotoğraflar 300 DPI olmalıdır.)  Makalelerinizi yukarıda belirtilen yazım formatına uygun şekilde hazırlamanız gerekmektedir. Makalelerinizi hazırlarken, doğrudan alıntı yaptığınız cümleleri tırnak içinde göstermeyi ve mutlaka kaynak belirtmeyi unutmayınız. Aynı kaynaktan en fazla %5, farklı kaynaklardan toplamda %20 üzerinde alıntı bulundurmamaya özen gösteriniz. İntihal oranları hesaplanacaktır, yazılarınızın özgün olmasına gayret gösteriniz. (Gönderilen makaleler iThenticate programı ile taranacaktır.) Benzerlik oranının yüksek çıkması ya da kurallara uygun alıntı yapılmaması durumunda makalelerinizi revize etmeniz istenecektir.  Makalelerinizin kaynakçasını eksiksiz hazırlamaya dikkat ediniz. Kaynak göstermediğiniz makaleler kabul edilmeyecektir. Kullanılan fotoğrafların telifsiz olmasına dikkat edilmelidir.  Başka eserlerden fotoğraf alıntısı yapılmayacaktır. Eski ustalara ait yüksek çözünürlüklü olan, Hüsn-i Hat Sanatını ilgilendiren fotoğrafları, temin edilen kişiyi belirterek kullanabilirsiniz. Kullandığınız fotoğrafları TIFF ya da JPEG formatında ayrıca mail olarak göndermeniz gerekmektedir,  lütfen unutmayalım. Belirttiğiniz teslim tarihine uymanız beklenmektedir. (Daha erken teslim etmek isteyenler edebilirler.) Öz geçmişinizin ve fotoğrafınızın bulunduğu bir metin hazırlayıp, mail olarak göndermeniz gerekmektedir.  (Bu öz geçmişinizin içinde, öğrenci de olsanız kendinize ait eserlerin örnek fotoğrafları da yer almalıdır.) Klasik Sanatlar, makaleler için yazarlara herhangi bir ücret ödemesi yapmayacaktır.  Yazdığınız makalelerin ve yer verdiğiniz fotoğrafların sorumluluğu tamamen size aittir, projede yer alan kişiler yukarıdaki bazı maddelerin yer aldığı bir sözleşme imzalayacaklardır.   E-mail adresi: [email protected]    İletişim: 0505 816 94 55                       Makale Teslim Tarihleri     ŞUBAT 1   2   3   4   5 Arap Zamkı/Melis Sönmez 6   7 Picasso ve Hat Sanatı/Demet Cihangül 8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23 Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı/Demet Cihangül 24   25   26   27   28   29   30   31       MART 1   2   3   4   5   6   7 -Beşikten Mezara Klasik Sanatlar/Ahmet Hamza Telek -Selimiye Cami/Ahmet Hamza Telek -Sancaklar ve Bayraklar/Ahmet Hamza Telek 8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20 -Kalem/Büşra Çoban -Ehl-i Hiref/Büşra Çoban -Mürekkep/Büşra Çoban  -Hattat Mehmed Şevki Efendi   Rabia Yıldırım  -Mustafa Rakım Efendi 'nin hat sanatına katkıları ve eserleri  Rabia Yıldırım  -Hat Sanatının kullanıldığı yerler  Rabia Yıldırım 21   22   23   24   25   26   27   28 Asr-ı Saadet ve Hüsn-i Hat/ Safiye Akbaş 29   30   31       NİSAN 1 -Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı  Demet Cihangül 2   3   4   5 -Mezar Taşlarında Desenler ve Yazı Usulü/Hacer Yavuz -Selçuklu Dönemi'nde Hüsn-i Hat/Hacer Yavuz 6   7   8   9   10   11   12 Rami Kütüphanesi/Behiye Kahveci İSAM Kütüphanesi/Behiye Kahveci 13   14   15   -Ahar İşlemi/Güler Coşkun -Kahıt Boyama/Güler Coşkun -Mühreleme/Güler Coşkun   16   17   18   19   20 -Hüsn-i Hat Sanatının Kullanıldığı Alanlar/Rabia Yıldırım -Mustafa Rakım Efendi/Rabia Yıldırım -Mehmed Şevkî Efendi/Rabia Yıldırım 21   22   23   24   25 Hüsn-i Hat Sanatının Tarihi Seyri/ Safiye Akbaş 26   27   28   29 -Peygam Efendimizin Hüsn-i Hat Sanatını Tavsiyesi/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Hz. Ali/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Muaviye bin Ebu Süfyan/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Ashâb-ı Suffe/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber 30 Hattatlığın Şartları/Hülya Bol 31       MAYIS 1   2   3   4   5   6 -Elif Harfinin Esrarı  Demet Cihangül 7   8   9   10   11   12   13   14   15   -Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat Damla Pehlivan - Selda Sun  -Osmanlı'dan Sonra Klasik Sanatların Tarihi Serüveni Damla Pehlivan     16   17   18   19   20 -Metal Üstü Yazılar  Sevgi Güneş  -Hakkaklık ( Taş oyma ve Mühür )  Sevgi Güneş  -Taş Kabartma  Sevgi Güneş  21   22   23   24   25   26   27 -İslam Yazısı ve Tarihi/Şule Tarı -İslam'da Yazının Önemi  Şule Tarı -Kur'an-ı Kerim'in Yazılması ve Gelişim Süreci  Şule Tarı -Hz İdris (a.s)  Şule Tarı -Hz İsmail (a.s) Şule Tarı -Levh-i Mafuz  Şule Tarı  -Allema bil kalem Nevriye Genç Bayram -Sizin en hayırlınız , Kur'an'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir. Nevriye Genç Bayram -Tarihte Yön Değiştiren Yazılar. Nevriye Genç Bayram  -Yazı Hakkında Ayetler, Hadisler ve Kelam-ı Kibarlar  Nuray Dereci  -Eyüp Sultan Mezarlığı  Nuray Dereci   28   29   30 Emeviler Dönemi'nde Hüsn-i Hat/Safiye Akbaş  31       HAZİRAN 1 -Sülüs Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri  Mehtap Uçar  2   3 -Büyük Selçuklu Döneminde Hüsni-Hat Fatih Babaoğlu  -Kebikeç (Ya Hafız Ya Kebikeç ) Fatih Babaoğlu 4   5   6   7   8   9   10   -İstidat,kabiliyet,yetenek Merve Şefika Dere  11   12   13   14   15 -Çini Sanatı ve Yazı Uygulaması  Pınar Külek  -Rüstempaşa Cami   Pınar Külek -Mim -Çinili Köşk  Pınar Külek-Mim 16   17   18   19   20   21   22   23   24   25 -Sanayi-i Nefise  Meltem Bilgin -Çini Sanatı  Meltem Bilgin -Edirnekâri Sanatı  Meltem Bilgin -Kalemişi Sanatı  Meltem Bilgin -Akademili  Meltem Bilgin -Alaylı  Meltem Bilgin 26   27 -Endülüs Emevi Döneminde Hüsni-Hat Öznur Çiçek  28 -İslam ve Sanat  Ayşe Gereklioğu -Medeniyet Tasavvuru  Ayşe Gereklioğu -Medeniyet Aleminde Hüsn-i Hat  Ayşe Gereklioğu -Huruf-u Mukattaa  Ayşe Gereklioğu  -Sami Efendi  Fahri Günaydın 29   30 -Mim Harfi (3mim) Meliha Pınar Koçak 31       TEMMUZ 1   2   3   4 -Cilt Sanatı   Hüseyin Aslankan  -Cilt Sanatı ve Yazı Uygulaması  Hüseyin Aslankan -Fikir ve Sanat Eserlerinin Korunması Kanunun  Hüseyin Aslankan -Telif Hakları  Hüseyin Aslankan -Kitabeler Hüseyin Aslankan  -İstanbul Kitabeleri  Hüseyin Aslankan -Şadırvanlar  Hüseyin Aslankan    5   6 -Temel Sanat Eğitimi/Ayten Pelit   -"Sanat nokta ile başlar"/Ayten Pelit  -Ebru Sanatı ve Yazı Uygulaması  Deniz Kadıoğlu  -Hafız Osman  Deniz Kadıoğlu  -İbn-i Mukle  Deniz Kadıoğlu  -Halim Efendi  Deniz Kadıoğlu  7   8   9   10   11   12   13   14   15 -Kem alet ile kemalat olmaz  Emine Elif Yılmaz    16   17   18   19   20 -Kur'an Yazısının Sanatlaşma Süreci Hande Özçırak -Kur'an-ı Kerim'de Yer Alan Sanatlar Hande Özçırak -Klasik Sanatlarda İStanbul'un Yeri ve Önemi Hande Özçırak -Tekke Yazıları  Hande Özçırak -Tekke ve Zaviyelerde Hüsn-i Hat Sanatı Eğitimi  Hande Özçırak   21   22 -Mıstar Fazluddin Pulatov -Buhara ve Semerkand Hattatları  Fazluddin  Pulatov   23   24   25 -Levhalar  Bülent Demir  -Çerçeve  Bülent Demir  -Neden kağıtlara ahar yapılır ? Mustafa Özkök  26   27   28   29 -Ahşap Üstü Yazılar Funda Alaybeyi  -Ma'kıli Yazılar  Funda Alaybeyi -Kufi Yazılar  Funda Alaybeyi  -Yazma Kufi  Funda Alaybeyi  -Yapma Kufi  Funda Alaybeyi - -Yazıda Renklerin Kullanımı   Süreyya Aydın, Vesile Polat  -Şiirlerde Hüsn-i Hat Sanatı  Cahide Şentürk  -Hat Sanatı ve Şifa İlmi  Cahide Şentürk  30   31       AĞUSTOS 1   2   3   4   5 -Hat Sanatı Ne İşe Yarar ?  Esra Yurtbaş Koç  6   7   8   9   10 -Tezhip Sanatı/Nazan Berbercioğlu  -Tezhip Sanatı ve Yazı Uygulaması/Nazan Berbercioğlu -Halkâr/Nazan Berbercioğlu 11   12   13   14   15 -Karacaahmet Mezarlığı  Sümeyra Çapadağ  -Hattatlar Sofası  Sümeyra Çapadağ 16   17   18   19   20   21   22   23   24 -Türk İslam Eserleri Müzesi  Betül Albayın   25 -Minyatür Sanatı ve Yazı Uygulaması/Rahime Sönmezler Demir -Sikkezenlik/Rahime Sönmezler Demir  -Para ve Pullar/Rahime Sönmezler Demir  26   27   28   29 -Kağıdın Serüveni  Hilal Tosun   -Klasik Sanatların Diğer Sanatlardan Farkı Fatma Dalgıç -Sanat Ahlakı Fatma Dalgıç  30 -Nefes Payı Sevgül Öztürk -Besmele Kasidesi  Sevgül Öztürk   -İsm-i Nebi  Rabia Dumanlıdağ  - Hüsn-i Hat Sanatı ve Okçuluk İlişkisi  Fatmanur Uzuner-Hat Sanatı  31 -Hat Sanatı ve Maneviyat İlişkisi  Abdüllatif Bostancı  -Mushaf Yazan Hattatlar  Abdüllatif Bostancı     EYLÜL                                1   2 -Rik'a Yazılar/Göknur Aydın -Divani Yazılar  Fatma Kurucan   3 -Yazıda Müsenna  Rabia Yıldırım  -Hattatlar için kullanılan ünvanlar  Rabia Yıldırım  -Osmanlı Dönemi Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  -İlk Dönem (Eski Dönem) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  -İkinci Dönem (Klasik Dönem) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  ,-Üçüncü Dönem (Tanzimat Dönemi) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  4 -Nun Harfinin Esrarı  Zeynep Kaya  5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15 -Tuğra/Fatma Karataş -Tuğra Tasarımı/Fatma Karataş -Hattatlar Silsilesi  Fatma Karataş  16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29 -Vel kalemi ve ma yesturun  Elanur Küçükköse  -Bursa Ulu Cami  Ayşe Mirzooğlu  30 -Şeyh Hamdullah  Meryem Koç   31       EKİM 1   2 -Günümüzde Hat Sanatına Bakış Açısı Yasemin Aybüke Gök    3   4 -Kültürel Miras ve UNESCO  Demet Cihangül  5   6   7   8   9   10   11   12   13   14 -Restorasyon  Demet Cihangül 15   16   17   18   19   20   21   22   23   24 -Rokoko  Demet Cihangül   -Mescid-i Aksa 25   26 -Osmanlı Döneminde Medreselerde Hüsn-i Hat Eğitimi   Sami Bozkont  27   28   29 -Mescid-i Aksa Rümeysa Hısım Cüre -Topkapı Sarayı  Rümeysa Hısım Cüre  30 -Hüsn-i Hat Sanatı Selda Sun    -Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat Selda Sun - Damla PehlivanÇehar -Çehar Yar-ı Güzin   Fatime Halacoğlu -Nakkaşlık  Sema Cabi  31       KASIM 1 -İhlas Suresi  Raziye Üçler 2   3 -Barok  Demet Cihangül 4   5   6   7   8   9   10   11 -Hüsn-i Hat Sanatında Bedii (Estetik) Anlayış Merve Esra Erez  -Hüsn-i Hat Sanatı hocanın taliminde gizlidir.Kıvamı çok yazmakla,devamı da İslam dini üzere bulunmakla olur.  Merve Esra Erez  -Yazıya Hazırlanma Usulü Merve Esra Erez  -Aşk Olmadan Meşk Olmaz Merve Esra Erez  12   13   14   15 -Hat Sanatı Eğitimi Feyzanur Düzen -Mehmed Şevki Mektebi Feyzanur Düzen    -Hüsn-i Hat Sanatı Terimleri  Nigar Lafçı 16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31       ARALIK 1 - Yazıda üslup ,tavır ve şive Ayşe Günşar 2 -Yazıda Kompozisyon/Nevin Karaca, Saliha Dil  -Yazıda Teşrifat/Nevin Karaca, Saliha Dil -Yazıda Kürsü/Nevin Karaca, Saliha Dil -Yazıda Terkip/Nevin Karaca, Saliha Dil  -Besmele Nevin Karaca  -Hattat Padişahlar Nevin Karaca  -Hat sanatına Yön Veren Padişahlar  Nevin Karaca -Hanım Hattatlar  Nevin Karaca  3 Minyatür/Zeliha Gülşen -Cismani Aletlerle Meydana Getirilen Ruhani Hendese Enes Beneke -Tezhip Sanatkarlarının en fazla talep ettiği yazılar Enis Benek -Deri Üstü Yazılar Ümran Benek -Türbeler Ümran Benek -Kazasker Mustafa İzzet Mektebi  Demet Cihangül   4   5 -Yazdığımız Yazı Nasıl Geleceğin Antikası Olur ? Zeynep Öncü  -Hat Sanatıyla İlgili Deyimler  Zeynep Öncü  6   7   8   9 -Esma-i Hüsna  Ahmet Aktekin  -Camilerimiz  Ahmet Aktekin  -Camilerde Hat Sanatı Ahmet Aktekin   -Hüsn-i Hat Sanatı ve Mimari  Ahmet Aktekin  -Süleymaniye Cami  Ahmet Aktekin  -Ayasofya Cami  Ahmet Aktekin  -Sultanahmet Cami  Ahmet Aktekin   -Mehmed Esad Yesari   Tuğba Kıvılcım -Mihrab Yazıları  Tuğba Kıvılcım -Mimber Yazıları  Tuğba Kıvılcım -Kubbe Yazıları  Tuğba Kıvılcım -Cami Kuşak Yazıları Tuğba Kıvılcım  10 -Cismani Aletlerle Meydana Getirilen Ruhani Hendese Enes Beneke -Tezhip Sanatkarlarının en fazla talep ettiği yazılar Enis Benek -Deri Üstü Yazılar Ümran Benek   -Türbeler Ümran Benek  11 -Kur'an-ı Kerim'de Kullanılan Yazı Çeşitleri  Merve Esra Erez  -Kompozisyon Tasarlama Merve Esra Erez  -Farklı Medeniyetlerde Hüsn-i Hat nasıl tezahür eder ? Merve Esra Erez  -İcazet Yazısı Merve Esra Erez  12 -Tasavvuf ve Hat Sanatı Özlem Seyran Aktaş  13 -Mescid-i Nebevi  Demet Cihangül   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23 -Selçuklu ve Beylikler Dönemi Mezar Taşları  Demet Cihangül  24   25   26   27   28   29   30   31          

10.04.2013 - TÜRKİYE BELÇİKA KÜLTÜR FESTİVALİ

10.04.2013 - TÜRKİYE BELÇİKA KÜLTÜR FESTİVALİ

Bu yıl biricisi düzenlenen Türkiye-Belçika Kültür Festivali, Belçika'nın Almanya ve Hollanda sınırı yakınlarındaki Genk kentinde düzenlendi. Festival, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanı Kemal Yurtnaç, Brüksel Büyükelçisi Hakan Olcay, AK Parti Ankara Milletvekili Nurdan Şanlı ve Genk Belediye Başkanı Wim Dries'in birlikte kurdele kesmesiyle başladı. Diyanet Vakfı ve Avrupa Türk Demokratlar Birliği tarafından gerçekleştirilen ve 5 gün boyunca Genk Limburghal Kültür Merkezinde devam eden festivalde Anadolu topraklarında yüzyıllar boyunca mayalanmış kültür, sanat, din ve tarih değerleri, sergiler, el sanatları uygulamaları, konserler, sanat gösterileri yoluyla hem Avrupa'daki Türklere hem de Avrupalı komşularımıza tanıtıldı. İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi adına Klasik Sanatlar konulu konferans ve Hat, Tezhip, Minyatür, Kâtı' sanat dallarına ait levhalarla Hattat Ahmet Zeki Yavaş, ebru sanatını temsilen eserleriyle Sadrettin Özçimi, toplamda 110 adet levha ile bu büyük organizasyonda yer alarak, klasik sanatlarımızın Avrupa'da tanıtımının yapılmasına önemli bir katkıda bulundular. Genk Belediye Başkanı Dries, festivalin Genk'te düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bu tür kültürel faaliyetlerin toplumlar arasında yakınlaşmaya ve yeni ortak çalışmalara kapı açması dileğinde bulundu. Genk'in Limburghal Konferans ve Sergi Merkezi'nde düzenlenen ve 7 Nisan'a kadar devam eden festival, Kutlu Doğum Avrupa Açılış Programı ile son buldu.   TC Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Brüksel Büyükelçisi Mehmet Hakan Olcay, TC Anvers Başkonsolosu Deniz Çakar, Konsolos Bekir Sarp Erzi, Limburg Bölgesi Valisi Herman Reynders, Flaman Bölgesi Sağlık ve Aile Bakanı Jo Vandeurzen, Belediye Başkanı Wim Dries, Afyonkarahisar milletvekili Halil Ürün, Almanya Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Genel Başkanı Prof. Dr. İzzet Er, Executive Başkanı Şemsettin Uğurlu ve çok sayıda Federasyon ve dernek temsilcileri de programa katılanlar arasındaydı.      

UNESCO

UNESCO

Klasik Sanatlar Derneği; Anadolu insanının sahip olduğu klasik sanatlar olarak bilinen Hüsn-i Hat, Tezhip, Ebru, Minyatür, Katı’ Naht, Edirnekâri, Kalemişi, Kakma, Cilt, Çini, Seramik, Halı, Kilim, Kündekâri ve bunların yanında Bilimsel Bitki Çizimi, Resim, Yağlıboya, Suluboya, Karakalem gibi sanatlarımızın nitelikli eğitim ve üretimini sağlamak, geliştirmek, yaygınlaştırmak, desteklemek, kamuoyunda da bu sanatlara olan ilgiyi artırıp doğru bir şekilde yeni nesillere taşınmasını sağlamayı amaç edinmiştir. Sanatkârlar arasında tarafsız, seviyeli, nitelikli eğitim, bilim, kültür  ve sanat faaliyetleri yürüttüğümüz gibi, sanatkâr ve sanatseverlerin kurumumuzda buluşmalarını da sağlayarak desteklemek ve sanatlarımızın gerçek manadaki amacına, değerine nitelik kazandırarak hizmet etmekteyiz. Bu doğrultuda çalışmalarını sürdüren Klasik Sanatlar Derneği,   faaliyetlerini uluslararası kabul görmüş standartlara, kurallara ve ilkelere dayanan bir program çerçevesinde gerçekleştirmiştir. Faaliyetlerimiz,  Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na bağlı eğitim, bilim ve kültür kurumu UNESCO tarafından dört yıl boyunca takip edilmiş ve kurumumuz akredite edilmiştir. Bu akreditasyonu birlik, beraberlik ve tarafsızlıkla karşılıklı  destek sağlayan siz sanatkâr ve sanatseverler ile elde ettik.  Kurumumuza  verilen bu payenin hep beraber muhafaza ettirilerek devam etmesi, maddi ve manevi paydaşları olmanız dileğimizle. Katkı ve desteklerinizden dolayı teşekkürlerimizi arz ederiz. (Akreditasyon; bir sanatın, hizmetin veya ürünün yetkili ve ehil kişiler tarafından nitelikli olarak sunulmasını ifade eden bir terimdir.)

Makale Teslim Tarihleri

  ŞUBAT 1   2   3   4   5 Arap Zamkı/Melis Sönmez 6 -Aklam-ı Sitte/Canan Nacar -Bir Sanat Eserini Meydana Getiren Amirler/Canan Nacar -Sanat Estetiği/Canan Nacar 7 Picasso ve Hat Sanatı/Demet Cihangül 8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23 Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı/Demet Cihangül 24   25   26   27   28   29   30   31       MART 1   2   3   4   5   6   7 -Beşikten Mezara Klasik Sanatlar/Ahmet Hamza Telek -Selimiye Cami/Ahmet Hamza Telek -Sancaklar ve Bayraklar/Ahmet Hamza Telek 8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20 -Kalem/Büşra Çoban -Ehl-i Hiref/Büşra Çoban -Mürekkep/Büşra Çoban  -Hattat Mehmed Şevki Efendi   Rabia Yıldırım  -Mustafa Rakım Efendi 'nin hat sanatına katkıları ve eserleri  Rabia Yıldırım  -Hat Sanatının kullanıldığı yerler  Rabia Yıldırım 21   22   23   24   25   26   27   28 Asr-ı Saadet ve Hüsn-i Hat/ Safiye Akbaş 29   30   31       NİSAN 1 -Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı  Demet Cihangül 2   3   4   5 -Mezar Taşlarında Desenler ve Yazı Usulü/Hacer Yavuz -Selçuklu Dönemi'nde Hüsn-i Hat/Hacer Yavuz 6   7   8   9   10   11   12 Rami Kütüphanesi/Behiye Kahveci İSAM Kütüphanesi/Behiye Kahveci 13   14   15 -Ahar İşlemi/Güler Coşkun -Kahıt Boyama/Güler Coşkun -Mühreleme/Güler Coşkun   16   17   18   19   20 -Hüsn-i Hat Sanatının Kullanıldığı Alanlar/Rabia Yıldırım -Mustafa Rakım Efendi/Rabia Yıldırım -Mehmed Şevkî Efendi/Rabia Yıldırım 21   22   23   24   25 -Hüsn-i Hat Sanatının Tarihi Seyri/ Safiye Akbaş 26   27   28   29 -Peygamber Efendimizin Hüsn-i Hat Sanatını Tavsiyesi/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Hz. Ali/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Muaviye bin Ebu Süfyan/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Ashâb-ı Suffe/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber 30 -Hattatlığın Şartları  Hülya Bol 31       MAYIS 1   2   3   4   5   6 -Elif Harfinin Esrarı  Demet Cihangül 7   8   9   10   11   12   13   14   15 -Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat Damla Pehlivan - Selda Sun  -Osmanlı'dan Sonra Klasik Sanatların Tarihi Serüveni Damla Pehlivan 16   17   18   19   20 -Metal Üstü Yazılar  Sevgi Güneş  -Hakkaklık ( Taş oyma ve Mühür )  Sevgi Güneş  -Taş Kabartma  Sevgi Güneş  21   22   23   24   25   26   27 -İslam Yazısı ve Tarihi/Şule Tarı -İslam'da Yazının Önemi  Şule Tarı -Kur'an-ı Kerim'in Yazılması ve Gelişim Süreci  Şule Tarı -Hz İdris (a.s)  Şule Tarı -Hz İsmail (a.s) Şule Tarı -Levh-i Mafuz  Şule Tarı  -Allema bil kalem Nevriye Genç Bayram -Sizin en hayırlınız , Kur'an'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir. Nevriye Genç Bayram -Tarihte Yön Değiştiren Yazılar. Nevriye Genç Bayram  -Yazı Hakkında Ayetler, Hadisler ve Kelam-ı Kibarlar  Nuray Dereci  -Eyüp Sultan Mezarlığı  Nuray Dereci 28   29   30 -Emeviler Dönemi'nde Hüsn-i Hat/Safiye Akbaş 31       HAZİRAN 1 -Sülüs Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri  Mehtap Uçar 2   3 -Büyük Selçuklu Döneminde Hüsni-Hat Fatih Babaoğlu  -Kebikeç (Ya Hafız Ya Kebikeç ) Fatih Babaoğlu 4   5   6   7   8   9   10 -İstidat,kabiliyet,yetenek Merve Şefika Dere 11   12   13   14   15 -Çini Sanatı ve Yazı Uygulaması  Pınar Külek  -Rüstempaşa Cami   Pınar Külek -Mim -Çinili Köşk  Pınar Külek-Mim 16   17   18   19   20   21   22   23   24   25 -Sanayi-i Nefise  Meltem Bilgin -Çini Sanatı  Meltem Bilgin -Edirnekâri Sanatı  Meltem Bilgin -Kalemişi Sanatı  Meltem Bilgin -Akademili  Meltem Bilgin -Alaylı  Meltem Bilgin 26   27   28 -İslam ve Sanat  Ayşe Gereklioğu -Medeniyet Tasavvuru  Ayşe Gereklioğu -Medeniyet Aleminde Hüsn-i Hat  Ayşe Gereklioğu -Huruf-u Mukattaa  Ayşe Gereklioğu  -Sami Efendi  Fahri Günaydın 29   30 -Mim Harfi (3mim) Meliha Pınar Koçak 31       TEMMUZ 1   2   3   4   5   6 -Temel Sanat Eğitimi/Ayten Pelit   -"Sanat nokta ile başlar"/Ayten Pelit  -Ebru Sanatı ve Yazı Uygulaması  Deniz Kadıoğlu  -Hafız Osman  Deniz Kadıoğlu  -İbn-i Mukle  Deniz Kadıoğlu  -Halim Efendi  Deniz Kadıoğlu  7   8   9   10   11   12   13   14   15 -Kem alet ile kemalat olmaz  Emine Elif Yılmaz  16   17   18   19   20   21   22 -Mıstar Fazluddin Pulatov -Buhara ve Semerkand Hattatları  Fazluddin  Pulatov 23   24   25 -Levhalar  Bülent Demir  -Çerçeve  Bülent Demir  -Neden kağıtlara ahar yapılır ? Mustafa Özkök  26   27   28   29 -Yazıda Renklerin Kullanımı   Süreyya Aydın, Vesile Polat  -Şiirlerde Hüsn-i Hat Sanatı  Cahide Şentürk  -Hat Sanatı ve Şifa İlmi  Cahide Şentürk  30   31       AĞUSTOS 1   2   3   4   5 -Hat Sanatı Ne İşe Yarar ?  Esra Yurtbaş Koç 6   7   8   9   10 -Tezhip Sanatı/Nazan Berbercioğlu  -Tezhip Sanatı ve Yazı Uygulaması/Nazan Berbercioğlu -Halkâr/Nazan Berbercioğlu 11   12   13   14   15 -Karacaahmet Mezarlığı  Sümeyra Çapadağ  -Hattatlar Sofası  Sümeyra Çapadağ 16   17   18   19   20   21   22   23   24 -Türk İslam Eserleri Müzesi  Betül Albayın  25 -Minyatür Sanatı ve Yazı Uygulaması/Rahime Sönmezler Demir -Sikkezenlik/Rahime Sönmezler Demir  -Para ve Pullar/Rahime Sönmezler Demir  26   27   28 -Ahşap Üstü Yazılar Funda Alaybeyi  -Ma'kıli Yazılar  Funda Alaybeyi -Kufi Yazılar  Funda Alaybeyi  -Yazma Kufi  Funda Alaybeyi  -Yapma Kufi  Funda Alaybeyi 29 -Kağıdın Serüveni  Hilal Tosun -Klasik Sanatların Diğer Sanatlardan Farkı Fatma Dalgıç -Sanat Ahlakı Fatma Dalgıç  30 -Nefes Payı Sevgül Öztürk -Besmele Kasidesi  Sevgül Öztürk   -İsm-i Nebi  Rabia Dumanlıdağ  - Hüsn-i Hat Sanatı ve Okçuluk İlişkisi  Fatmanur Uzuner-Hat Sanatı 31 -Hat Sanatı ve Maneviyat İlişkisi  Abdüllatif Bostancı  -Mushaf Yazan Hattatlar  Abdüllatif Bostancı     EYLÜL 1   2 -Rik'a Yazılar/Göknur Aydın -Divani Yazılar  Fatma Kurucan   3 -Yazıda Müsenna  Rabia Yıldırım  -Hattatlar için kullanılan ünvanlar  Rabia Yıldırım  -Osmanlı Dönemi Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  İlk Dönem (Eski Dönem) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  -İkinci Dönem (Klasik Dönem) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  -Üçüncü Dönem (Tanzimat Dönemi) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım 4 -Nun Harfinin Esrarı  Zeynep Kaya 5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15 -Tuğra/Fatma Karataş -Tuğra Tasarımı/Fatma Karataş -Hattatlar Silsilesi  Fatma Karataş  16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29 -Vel kalemi ve ma yesturun  Elanur Küçükköse  -Bursa Ulu Cami  Ayşe Mirzooğlu  30 -Şeyh Hamdullah  Meryem Koç 31       EKİM 1   2 -Günümüzde Hat Sanatına Bakış Açısı Yasemin Aybüke Gök 3   4 -Kültürel Miras ve UNESCO  Demet Cihangül 5   6   7   8   9   10   11   12   13   14 -Restorasyon  Demet Cihangül 15   16   17   18   19   20   21   22   23   24 -Rokoko  Demet Cihangül 25   26 -Osmanlı Döneminde Medreselerde Hüsn-i Hat Eğitimi   Sami Bozkont 27 -Endülüs Emevi Döneminde Hüsni-Hat Öznur Çiçek  28   29 -Mescid-i Aksa Rümeysa Hısım Cüre -Topkapı Sarayı  Rümeysa Hısım Cüre  30 -Hüsn-i Hat Sanatı Selda Sun    -Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat Selda Sun - Damla PehlivanÇehar -Çehar Yar-ı Güzin   Fatime Halacoğlu -Nakkaşlık  Sema Cabi  31       KASIM 1 -İhlas Suresi  Raziye Üçler 2   3 -Barok  Demet Cihangü 4   5   6   7   8   9   10   11 -Hüsn-i Hat Sanatında Bedii (Estetik) Anlayış Merve Esra Erez  -Hüsn-i Hat Sanatı hocanın taliminde gizlidir.Kıvamı çok yazmakla,devamı da İslam dini üzere bulunmakla olur.  Merve Esra Erez  -Yazıya Hazırlanma Usulü Merve Esra Erez  -Aşk Olmadan Meşk Olmaz Merve Esra Erez  12   13   14   15 -Hat Sanatı Eğitimi Feyzanur Düzen -Mehmed Şevki Mektebi Feyzanur Düzen    -Hüsn-i Hat Sanatı Terimleri  Nigar Lafçı 16   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30 -Kur'an Yazısının Sanatlaşma Süreci Hande Özçırak -Kur'an-ı Kerim'de Yer Alan Sanatlar Hande Özçırak -Klasik Sanatlarda İStanbul'un Yeri ve Önemi Hande Özçırak -Tekke Yazıları  Hande Özçırak -Tekke ve Zaviyelerde Hüsn-i Hat Sanatı Eğitimi  Hande Özçırak   31    

HÜSN-İ HAT SANATI KÜLLİYATI KONU BAŞLIKLARI

 HÜSN-İ HAT SANATI KÜLLİYATI KONU BAŞLIKLARI ​​​​​​   1. İkra Emri ve Hat Sanatının Doğuşu: Fethiye Okumuş Konukoğlu      2. Alleme bil kalem: Nevriye Genç Bayram                                                          3. Vel kalemi ve mâ yesturûn: Elanur Küçükköse  4. “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.”: Nevriye Genç Bayram 5. Peygamber Efendimizin Hüsn-i Hat Sanatını Tavsiyesi: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber  6. İslam ve Sanat: Ayşe Gereklioğlu                          7. İslam Yazısı ve Tarihi: Şule Tarı 8. İslam’da Yazının Önemi: Şule Tarı 9. Kur’an-ı Kerim’in Yazılması ve Gelişim Süreci: Şule Tarı 10. Hat Sanatı ve Maneviyat İlişkisi: Abdüllatif Bostancı  11. Hüsn-i Hat Sanatında Bedii (Estetik) Anlayış:  12. Cismanî Aletlerle Meydana Getirilen Ruhanî Hendese: 13. Tasavvuf ve Hat Sanatı: Özlem Seyran Aktaş 14. Medeniyet Tasavvuru: Ayşe Gereklioğlu  15. Medeniyet Aleminde Hüsn-i Hat: Ayşe Gereklioğlu      16. Hüsn-i Hat Sanatının Tarihi Seyri: 17. Asr-ı Saadet ve Hüsn-i Hat: 18. Emeviler Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 19. Endülüs Emevi Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 20. Abbasiler Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 21. Büyük Selçuklu Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Fatih Babaoğlu 22. Selçuklu Dönemi'nde Hüsn-i Hat: Hacer Yavuz 23. Erken Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 24. Bursa Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 25. Edirne Dönemi'nde Hüsn-i Hat: 26. Osmanlı Dönemi’nde Hüsn-i Hat: 27. Osmanlı’dan Sonra Klasik Sanatların Tarihi Serüveni: Damla Pehlivan  28. Beşikten Mezara Klasik Sanatlar: Ahmet Hamza Telek  29. Harf İnkılabı: Ahmet Zeki Yavaş 30. Günümüzde Hat Sanatına Bakış Açısı:                                               31. Kur’an ve İslam olmadan Hüsn-i Hat olur muydu?: Hatice Kübra Karabağ  32. Klasik Sanatların Diğer Sanatlardan Farkı: Fatma Dalgıç 33. Hüsn-i Hat Sanatına Giriş:  Ahmet Zeki Yavaş  34. Hüsn-i Hat Sanatı:   35. ‘’Sanat nokta ile başlar’’: Ayten Pelit   36. Hat Sanatında Gelenek: Zehra Mustafa  37. Ehl-i Hiref: Büşra Çoban 38. Hüsn-i Hat Sanatında; eğitimin, hattatların ve eserlerin denetimi: İrem Salar  39. Reis’ül Hattatinlik: İrem Salar  40. Hat Sanatı Eğitimi:  41. “Hoca ile Talebeyi Ölüm Ayırır” düsturu: Emine Özkan 42. “Hüsn-i Hat sanatı hocanın taliminde gizlidir. Kıvamı çok çalışmakla, devamı da İslam dini üzere bulunmakla olur.”: 43. Talebe: 44. Şakird: 45. Tilmiz: 46. Yazıya Hazırlanma Usulü:  47. Medresetü’l Hattatin: İrem Salar 48. Akademili: Meltem Bilgin 49. Alaylı: Meltem Bilgin  50. Sanayi-i Nefise: Meltem Bilgin 51. Menşe-i Küttâb-ı Askeri(Askeri Katipler): 52. Hüsn-i Hat Sanatında Ekoller (Mektepler):  53. Yakut el-Musta’sımi Mektebi: 54. Şeyh Hamdullah Mektebi: Vedat Koç 55. Ahmed Karahisari Mektebi: 56. Hafız Osman Mektebi: 57. İsmail Zühdü Mektebi: 58. Mustafa Râkım Mektebi: 59. Mahmud Celaleddin Mektebi: 60. Kazasker Mustafa İzzet Mektebi: Demet Cihangül 61. Mehmed Şevki Mektebi: 62. Yazıda üslup, tavır ve şive:  63. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”: İrem Salar 64. Hoca-Talebe Diyaloğu: Fethiye Okumuş Konukoğlu  65. Hanım Talebeler (Hoca-Talebe İlişkisi):  66. Zeynüddin Abdurrahman İbnü’s-Sâiğ:  67. İcazet: Kadir Kalkavan  68. İcazet Tasdiki: 69. İmza: 70. İmza Tasarımı:  71. Ketebehû: 72. Nakalehû: 73. Meşekehû: 74. Kalledehû: 75. Harrarahû: 76. Bende-i Âli Aba: 77. El-Fakir’ul Hâkir: 78. Pürhatâ: 79. Sade İmza: 80. Satır İmza:  81. Hüsn-i Hat Sanatı Terimleri: İrem Salar                                                    82. Hattatlar için kullanılan unvanlar: 83. Kâtib: 84. Hattat: 85. Katib-i Sultani:  86. Yazar:  87. Hoşnüvis:  88. Ta’liknüvis: 89. Celînüvis:  90. Çepnüvis: 91. Meşkhâne ve Yazı Odası: 92. Muharrir: 93. Osmanlı Döneminde Medreselerde Hüsn-i Hat Eğitimi: İrem Salar  94. Osmanlı Türkçesi:  95. Hattatlık ve Hafızlık Bağı: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 96. Hat Sanatına Yeni Başlayanlar İçin Tavsiyeler:  97. Hattatlığın Şartları: Hülya Bol                                            98. İstidat, kabiliyet, yetenek:  99. Meşk: Melis Sönmez 100. Aşk Olmadan Meşk Olmaz:                 101. Meşk Kitabı, hurufat, mürekkebât: Eyüp Yıldız  102. Harf Çıkartmak, Çıkartma Yapmak: 103. Kaftalanmak, Kaftan Giydirmek:  104. S’ay(sin, ayn, ye harfleri): 105. Softa Meşki: Gülşen Cemali 106. Nesih Yazı Meşk Serüveninde Kitaptan Sonra; Hilye-i Şerife, Esma-i Hüsna, Yasin-i Şerif ve Namaz Sûrelerinin Meşk Edilmesi: Eyüp Yıldız  107. Celi-Nesih Meşki: Eyüp Yıldız  108. Sülüs Yazı Meşk Sürecinde; Tuğra ve Sami Efendi Yeni Cami Çeşme Yazılarının Meşk Edilmesi: Eyüp Yıldız  109. Günümüzde yazı meşki neden Nesih Yazı ile başlıyor?: Elif Korkmaz  110. Yazı Tetkiki: 111. Tashih İşlemi: 112. Nefes Payı: 113. Mıstar: Fazluddin Pulatov  114. İbrişim İp: 115. Kompozisyon Tasarlama: 116. Mushaflar: Emre Tümer  117. Yazma Usulü: 118. Yazma Çeşitleri: 119. Yazıda Müsenna: 120. Müselsel Yazılar: 121. Armudi Yazılar: 122. Zerendud: Ahmet Zeki Yavaş, Fatma Sevin Düz                   123. Yaprak Üstü Yazı: Ahmet Zeki Yavaş, Fatma Dalgıç                                124. Ahşap Üstü Yazılar: Funda Alaybeyi  125. Cam Üstü Yazılar: Saliha Dil  126. Metal Üstü Yazılar: Sevgi Güneş  127. Deri Üstü Yazılar: 128. Cam Altı Yazılar: 129. Hâkkâklık(Taş Oyma ve Mühür): Sevgi Güneş  130. Sikkezenlik: Rahime Sönmezler Demir  131. Para ve Pullar: Rahime Sönmezler Demir  132. Taş Kabartma: Sevgi Güneş  133. Hüsn-i Hat Sanatında Hayvan ve İnsan Tasvirleri: 134. Karalama: Ahmet Zeki Yavaş, İrem Salar                            135. Yazıda Kompozisyon: Nevin Karaca, Saliha Dil                                 136. Yazıda Teşrifat: Nevin Karaca, Saliha Dil           137. Yazıda Kürsü: Nevin Karaca, Saliha Dil                   138. Yazıda Terkip: Nevin Karaca, Saliha Dil                   139. Celî Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 140. Nesih Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 141. Sülüs Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 142. Tâlik Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 143. Divani Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri: 144. Yazı ve Kağıt ile İnsan Ten Rengi Benzerliği: 145. Yazıda Renklerin Kullanımı: 146. Yazı Silkeleme, Yazı Silkme Usulü: 147. Özgün Eser, İktibas, Çalıntı Eser ve Taklit Usulü: 148. Hüsn-i Hat sanatında yazı stilleri ‘’değişebilir’’ mi? 149. Yazı Hakkında Ayetler, Hadisler ve Kelâm-ı Kibarlar: Nuray Dereci  150. Yazdığımız Yazı Nasıl Geleceğin Antikası Nasıl Olur?: 151. Yazıda ve Kompozisyonda Modern Arayışlar: 152. Sanat Eserlerinin Kurallarına Göre Üretilmesi:   153. Temel Sanat Eğitimi: Ayten Pelit                                    154. Tasarım İlkeleri: Ahmet Zeki Yavaş  155. Sanat Felsefesi: Zeynep Cahide Artun  156. Sanat Estetiği: Canan Nacar  157. Sanat Ahlakı: Fatma Dalgıç                         158. Sanat Kültürü: Hatice Yaren Özalp  159. Klasik Sanatlar Kültürü: Hatice Yaren Özalp  160. Hattatlar Silsilesi: Fatma Karataş  161. Hz İdris(a.s): Şule Tarı 162. Hz. İsmail(a.s): Şule Tarı 163. Vahiy Kâtipleri: Saadet Eyice     164. Hz. Ali: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber 165. Muâviye bin Ebu Süfyan: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber 166. Ashâb-ı Suffe: Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber  167. İbn-i Mukle: Deniz Kadıoğlu  168. Yakut’el Musta’sımi: Sümeyye Nur Taştekin 169. Şeyh Hamdullah: Meryem Koç                        170. Ahmed Karahisari: Zümrüt Vural  171. Hafız Osman: Deniz Kadıoğlu 172. Mehmed Esad Yesari: Tuğba Kıvılcım 173. Mustafa Rakım Efendi: Rabia Yıldırım                                  174. Sami Efendi: Fahri Günaydın                            175. Mehmet Şevki Efendi: Rabia Yıldırım                                  176. Halim Efendi: Deniz Kadıoğlu  177. Hacı Kamil Akdik:  178. Hamid Aytaç: Emre Tümer  179. Ali Toy: Ayşe Sancak 180. Süheyl Ünver: İdris Dinç  181. Mushaf Yazan Hattatlar: Abdullatif Bostancı 182. Hattat Padişahlar: Nevin Karaca  183. Hat Sanatına Yön Veren Padişahlar: Nevin Karaca  184. Köle Hattatlar: 185. Hattatlardan Anekdotlar:  186. Kur’an-ı Kerim’de Altın Oran: Mehmet Arif Vural  187. Lafza-i Celâl’de Altın Oran: Ahmet Zeki Yavaş  188. Hüsn-i Hat Sanatında Altın Oran ve Uygulaması: Ahmet Zeki Yavaş  189. Altın Oran: Ahmet Zeki Yavaş              190. Altın Oran ve Harfler: Ahmet Zeki Yavaş                                     191. Kompozisyonda Altın Oran: Ahmet Zeki Yavaş,  Cahide Şentürk 192. Besmele: Nevin Karaca             193. Hilye-i Şerife: Kübra Nur Çevik                                             194. Esma-i Hüsna: Ahmet Aktekin                   195. Lafza-i Celâl: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 196. Esmâü’n-Nebi: Kamola Subxanova 197. İsm-i Nebi:  198. Çehar Yâr-ı Güzîn: 199. Kaside-i Bürde: Kübra Nur Çevik  200. Besmele Kasidesi: 201. Su Kasidesi: Duygu Devran 202. Hilye-i Hâkâni:  203. Yasin-i Şerif: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 204. Namaz Sûreleri: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı  205. Fatiha Suresi: Mehmet Refii Kileci  206. Avrupa’da Klasik Sanatlar: Mehmet Refii Kileci  207. Tezyini Unsurlar:  208. Vektörel Çalışma:                            209. Dijital İşleri:  210. Kur’an Yazısının Sanatlaşma Süreci: Hande Özçırak  211. Kur’an-ı Kerim’de Yer Alan Sanatlar: Hande Özçırak    212. Klasik Sanatlarda İstanbul’un Yeri ve Önemi: Hande Özçırak  213. “Kur’an Mekke’de nüzul oldu, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı.”: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 214. Hüsn-i Hat Sanatının Kullanıldığı Alanlar: Rabia Yıldırım 215. Kur’an-ı Kerim Kitabeti: Mehmet Arif Vural    216. Hadis-i Şeriflerin Yazılması: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı                                         217. Muhtelif Kitaplar: 218. Kebikeç(Ya Hafız Ya Kebikeç): Fatih Babaoğlu 219. El Yazması Eserler: Melis Sönmez  220. En’am-ı Şerifler: Zekeriya Hacı, Hatice Hacı 221. Levhalar: 222. Kıtalar: 223. Serlevha: 224. Tuğra: Fatma Karataş  225. Tuğra Tasarımı: Fatma Karataş 226. Hüsn-i Hat Sanatı ve Mimari: Ahmet Aktekin       227. Kâbe-i Muazzama: Hatice Çiftçi 228. Kâbe Örtüleri: Fatma Sevin Düz 229. Mescid-i Nebevi: Demet Cihangül 230. Mescid-i Aksa:  231. Mescid-i Haram: Hatice Çiftçi 232. Camilerde Hat Sanatı: Ahmet Aktekin   233. Camilerimiz: Ahmet Aktekin                   234. Bursa Ulu Cami: Elanur Küçükköse                                   235. Süleymaniye Cami: Ahmet Aktekin                                            236. Selimiye Cami: Ahmet Hamza Telek         237. Ayasofya Cami: Ahmet Aktekin                                   238. Sultanahmet Cami: Ahmet Aktekin                                      239. Sivas Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası: Demet Cihangül  240. Selimiye’nin Yapısı, Eski Cami’nin Yazısı, Üç Şerefli Cami’nin Kapısı: Demet Cihangül 241. Topkapı Sarayı: Rümeysa Hısım Cüre                   242. Türk İslam Eserleri Müzesi: Betül Albayın                                              243. Rami Kütüphanesi: Behiye Kahveci  244. İsam Kütüphanesi: Behiye Kahveci                                         245. Süleymaniye Kütüphanesi: Demet Cihangül 246. Çinili Köşk: Pınar Külek  247. İznik Çinileri: Mehmet Gürsoy 248. Buhara ve Semerkand Hattatları: Fazluddin Pulatov 249. Kırım’daki Hüsn-i Hat Örnekleri: 250. Bulgaristan’daki Sanat Mirasımız: 251. Hüsn-i Hat Sanatının Ev ve Mekanlarda Kullanımı: Melis Sönmez  252. Sancaklar: Ahmet Hamza Telek  253. Çeşme ve Sebiller: Ahmet Aktekin                            254. Türbeler: 255. Tekke Yazıları: Hande Özçırak                           256. Mezar Taşları: Saliha Dil         257. Erken İslâmi Dönem Mezar Taşları: 258. Selçuklu ve Beylikler Dönemi Mezar Taşları: Demet Cihangül 259. Osmanlı Dönemi Mezar Taşları: 260. İlk Dönem(Eski Dönem) Mezar Taşları(11-15. YY): 261. İkinci Dönem(Klasik Dönem) Mezar Taşları(16-19. YY): 262. Üçüncü Dönem(Tanzimat Dönemi) Mezar Taşları(20. YY):            263. Mezar Taşlarında Desen ve Yazı Usulü: Hacer Yavuz  264. Eyüp Sultan Mezarlığı: Nuray Dereci  265. Karacaahmet Mezarlığı: 266. Ahlat Mezar Taşları: Göksu Bayram  267. Hattatlar Sofası: 268. Tabut ve Sanduka Örtüleri (Puşîde): Melis Sönmez  269. Hüsn-i Hat Sanatının Elbiselerde Kullanımı: Ahmet Zeki Yavaş  270. Hüsn-i Hat Sanatının Takı ve Aksesuarlarda Kullanımı: Ahmet Zeki Yavaş  271. Destimal Kalıpları ve Yazı Örnekleri: Melis Sönmez 272. Taş Baskı: 273. Şiirlerde Hüsn-i Hat Sanatı:  274. Tılsımlı Gömlekler: Fatma Sevin Düz                                                                275. Tarikat Başlıkları: Fatma Sevin Düz  276. Kur’an-ı Kerim’de Kullanılan Yazı Çeşitleri: 277. Hüsn-i Hat Sanatında Kullanılan Yazı Çeşitleri: Hatice Kübra Karabağ   278. Hattat ve Yazı Diyaloğu: Melis Sönmez  279. Arap Cezm Yazısı:  280. Murâmir Yazı:  281. Arap Müsned Yazısı: 282. Himyerî Yazısı: 283. Nebati(Nabat) Yazı: 284. Enbarî: 285. Hîrî:  286. Şimâli Yazı: 287. Hicâzi Yazı: 288. Mekkî Yazılar:  289. Medenî Yazılar: 290. Aklam-ı Sitte(Altı Kalem): Canan Nacar     291. Ma’kılî Yazılar: Funda Alaybeyi  292. Mağribi Yazılar: 293. Nes Talik Yazılar: Fazluddin Pulatov  294. Kûfî Yazılar: Funda Alaybeyi 295. Yazma Kûfi: Funda Alaybeyi 296. Yapma Kûfi: Funda Alaybeyi 297. Sülüs Yazılar: Eyüp Yıldız  298. Celi-Sülüs Yazılar: Eyüp Yıldız  299. Nesih Yazılar: Eyüp Yıldız  300. Celi-Nesih Yazılar: Eyüp Yıldız  301. Muhakkak (Muennak) Yazılar: 302. Reyhânî Yazılar: 303. Tevkî Yazılar: 304. Hatt-ı İcâze: 305. Tâlik Yazılar: 306. Celi-Talik Yazılar: 307. Rik’a Yazılar: Göknur Aydın  308. Dîvânî Yazılar: 309. Celi-Dîvânî Yazılar: 310. Siyâkat Yazılar: 311. Gubari: Muazzez Uluçay 312. Hurde: Muazzez Uluçay 313. Şikeste Yazılar: Muazzez Uluçay 314. Huruf-u Mukattaa: Ayşe Gereklioğlu  315. Harflerin Anatomisi: Ahmet Zeki Yavaş  316. Tarihte Yön Değiştiren Yazılar: Nevriye Genç Bayram 317. Harflerin Esrarı: Fatma Sevin Düz  318. Elif Harfinin Esrarı: Demet Cihangül 319. Nun Harfinin Esrarı: 320. İbnü'l Arabî ve Vav Harfinin Esrarı: Fatma Sevin Düz 321. Mim Harfi (3 Mim): 322. Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı: Demet Cihangül 323. ‘’Kem âlet ile kemâlat olmaz’’: 324. Klasik Usullerle Yapılan Organik Malzemeler: 325. Kalemin Sırrı: Büşra Çoban                             326. Kalem: Büşra Çoban  327. Metal Uçlu Kalemler: 328. Altın Uçlu Kalemler: 329. Plastik Uçlu Kalemler: 330. Kirpi Dikeni: 331. Divit: 332. Makta: 333. Kamış Kalem: 334. Cava Kalemi: 335. Bambu Kalem: 336. Gürgen Kalem: 337. Şimşir Kalem: 338. Abanoz Kalem: 339. Kargı Kalem: 340. İroko Kalem: 341. Tashih Kalemi: 342. Kulak Pamuğu (tashih için): 343. Kalemin Eğri Kesilmesi: Malika Ahmetjanova 344. Şak İşlemi: Malika Ahmetjanova 345. Kalem ve Anatomi: 346. Kubur: 347. Hokka: 348. Havan: 349. Zemzem Suyu: 350. Akü Suyu: 351. Yağmur Suyu: 352. Saf Su: 353. Zımpara: 354. Likâ: 355. Mühre: 356. Cam Mühre: 357. Çakmak Mühre: 358. Akik Mühre: 359. Deniz Kabuğu: 360. Yazı Altlığı: 361. El Altlığı: 362. Yazı Rampası: 363. Yazı Masası: 364. Işıklı Masa: 365. Bıçak/Kalemtıraş: 366. Kretuar Bıçağı: 367. Neşter: 368. Makas: 369. Kalem Saklama Kabı: 370. Kalemlik: 371. Arap Zamkı: Melis Sönmez  372. El Yapımı Kâğıt: Nebahat Kavak  373. Kâğıt ve Çeşitleri: Muazzez Uluçay  374. Papirüs Kağıdı: 375. Âbâdi Kağıt: 376. Parşömen Kağıdı: 377. Hurma Lifi Kağıtlar: 378. Meşk Kağıtları: 379. Tebeşir Tozu: 380. Pudra: 381. Ahar İşlemi: Güler Coşkun                            382. Murakkaa İşlemi: Emre Tümer  383. Kağıdın Serüveni: Hilal Tosun  384. Kağıt Kullanımı: 385. Mürekkep Yapımı: Gufran Jemali  386. Renkli Mürekkepler:                                       387. Kuş Tüyü: 388. Miksiyon: 389. Süt Miksiyon: 390. Transfer Altın: 391. Sürme Altın: 392. İmitasyon Altın: 393. Toz Altın: 394. Yaprak Altın: 395. Kağıt Boyama: Güler Coşkun  396. Mühreleme: Güler Coşkun  397. Çerçeve: 398. Varak: 399. Neden Kamış, Bambu veya Ahşap kalemler gibi doğal ürünlerle yazılır?: 400. Neden kağıtlara ahar yapılır?: 401. Neden asitsiz kâğıt kullanılır?: 402. Neden İs Mürekkebi Kullanılır?: Saime Kübra Kara 403. Klasik Sanatlarımız: 404. Ebru Sanatı: Yasemin Sargın  405. Ebru Sanatı ve Yazı Uygulaması: Deniz Kadıoğlu   406. Çini Sanatı: Meltem Bilgin  407. Çini Sanatı ve Yazı Uygulaması: Pınar Külek  408. Tezhip Sanatı: Nazan Berbercioğlu       409. Tezhip Sanatı ve Yazı Uygulaması: Nazan Berbercioğlu 410. Naht Sanatı: Hülya Günay Demirkan  411. Naht Sanatı ve Yazı Uygulaması: 412. Kat’ı Sanatı: İdris Dinç  413. Kat’ı Sanatı ve Yazı Uygulaması: 414. Sedef Kakma Sanatı: Hülya Günay Demirkan 415. Sedef Kakma Sanatı ve Yazı Uygulaması:  416. Minyatür Sanatı:  417. Minyatür Sanatı ve Yazı Uygulaması: Rahime Sönmezler Demir  418. Cilt Sanatı: 419. Cilt ve Yazı Uygulaması: 420. Edirnekâri Sanatı: Meltem Bilgin  421. Edirnekâri Sanatı ve Yazı Uygulaması:  422. Kalemişi Sanatı: Meltem Bilgin                               423. Kalemişi Sanatı ve Yazı Uygulaması: 424. Kündekari Sanatı: İsmet Terzi  425. Kündekâri Sanatı ve Yazı Uygulaması: 426. Akkâse ve Yazı Uygulaması: Vedat Koç  427. Halkâr: Nazan Berbercioğlu 428. Hatt-ı Osmani: 429. Ali el-Kâri: 430. Ayet Berkenar: 431. En Çok Talep Edilen Yazılar: 432. Akkâse’de en çok talep edilen yazılar: 433. Minyatür Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 434. Tezhip Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 435. Ebru Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 436. Cilt Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 437. Naht Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: Hülya Demirkan 438. Sedef Kakma Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: Hülya Demirkan 439. Kündekâri Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 440. Edirnekâri Sanatkârlarının en fazla talep ettiği yazılar: 441. Geometrik Desenler: Fatma Sevin Düz  442. Nakkaşlık: 443. Verrâklık: 444. Nessâhlık: 445. Farklı Medeniyetlerde Hüsn-i Hat nasıl tezahür eder?:  446. Anadolu Dışındaki Sanatlar ve Rönesans: Ayşe Nur Arslan  447. Rokoko: Demet Cihangül  448. Barok: Demet Cihangül  449. Avrupa’da Klasik Sanatlarımız: Mehmet Refî Kileci 450. Picasso ve Hat Sanatı: Demet Cihangül 451. ‘’Marifet iltifata tâbidir, müşterisiz meta zâyidir’’:  452. Hat Sanatı’nda Eksperlik:   453. Fiyat Politikası: Melis Sönmez  454. Sanatkâr ve Müşteri Diyaloğu: 455. Koleksiyonerlik: 456. Sergi Açma Usulü: 457. Kur’an-ı Kerim Satışı: 458. Hat Sanatı Eleştirisi:  459. Eserde Özgünlük: 460. Eserde Usul: 461. Kur’an-ı Kerim Basımı: 462. Tuval/Canvas Baskılar: 463. FineArt Baskılar: 464. Eser Tarama: Murat Çubukçu 465. Eser Fotoğraflama: Murat Çubukçu 466. Yok Edilen Eserler: 467. Restorasyon: Demet Cihangül 468. Konservasyon:  469. Panel: 470. Konferans:  471. Kültürel Miras ve UNESCO: Demet Cihangül 472. Fikir ve Sanat Eserlerinin Korunması Kanunu: 473. Telif Hakları:  474. Hattatlarda Vergi Muafiyeti:  475. Tıpkıbasım Eserlerde Usül ve Malzeme: İrem Salar  476. Hüsn-i Hat Sanatı ve Okçuluk İlişkisi:  477. Hat Sanatı ve Şifa İlmi: Cahide Şentürk 478. Hüsn-i Hat Sanatı Hakkında Yazılan Kitaplar: 479. Hat Sanatı Vakıfları:   480. Mihrap Yazıları: Tuğba Kıvılcım 481. Minber Yazıları: Tuğba Kıvılcım 482. Kubbe Yazıları: Tuğba Kıvılcım 483. Camilerde Kuşak Yazıları: Tuğba Kıvılcım 484. Ketebe Duası: 485. İcazet Yazısı: 486. Meşk Murakkaları: 487. Şevki Efendi: Sülüs-Nesih Meşk Murakkaı: 488. Kazasker Mustafa İzzet Efendi: Sülüs-Nesih Meşk Murakkaı: 489. Hulusi Efendi: Ta'lik Meşk Murakkaı: 490. Yesarizâde Mustafa İzzet: Hilye-i Hâkâni Ta'lik Murakkaı: 491. Halim Efendi: Nesih-Divani-Celi Divani-Rik'a Meşk Murakkaı: 492. Kalemin Zikri: Hatice Kübra Özcan 493. Ferman: 494. Berat: 495. Hüsn-i Hat Sanatının Dijital Çağda Var Oluşu: Hatice Yaren Özalp 496. Hüsn-i Hat Sanatının Geleceği: Hatice Yaren Özalp 497. Sanat İşlerinin Baskı Öncesi Çalışması: 498. Sanat Eserlerinin Baskısı Nasıl Olmalı: 499. İstanbul Mushafları: 500. Medine-i Münevvere:  501. İhlas Sûresi:Raziye Üçler 502. Levh-i Mahfuz: Şule Tarı 503. Kitabeler: Hüseyin Aslankan 504. İstanbul Kitabeleri: Hüseyin Aslankan 505. İstanbul'daki Hüsn-i Hat Atölyeleri:   506. Sanatçı mı Sanatkâr mı?: 507. Türk Hattatlar: Ercan Güler 508. Hat Sanatıyla İlgili Deyimler: Zeynep Öncü 509. Vakfiye Tuğraları: 510. Selatin Camileri: Esra Yılmaz   511. Mevlid-i Şerif:  Ayşegül değirmenci 512. Osmanlı Dönemi Kartvizitleri: 513. Hat Sanatında Formlar: 514. Osmanlı'dan Günümüze Hüsn-i Hat Eğitimi Veren Vakıflar: 515. Tekke ve Zaviyelerde Hüsn-i Hat Eğitimi: Hande Özçırak 516. Şadırvanlar: Hüseyin Aslankan 517. İstanbul'daki Şadırvanlar: Ebrar Keten 518. Hat Sanatının Anlamı: Hilal Canan Sadak 519. Hat Sanatının Kaynağı: Hilal Canan Sadak  520. Hat Sanatının Anlamını İdrak Etmek: Hilal Canan Sadak  521. Hat Sanatı Ne İşe Yarar: Esra Yurtbaş Koç 522. Hat Sanatının Temelini Oluşturan İlkeler Bütünü: 523. Hat Sanatı Üzerine Düşünmek: 524. Hat Sanatı ve Sanat Eseri: 526. Hat Sanatının Eleştirilmesi: 527. Hattatların Eleştirilmesi: 528. Hat Sanatı ve Toplum Arasındaki İlişki: Arzu Öncer 529. Hat Sanatı ve Zanaat Arasındaki İlişki: 530. Hat Sanatının Sanat Bakımından Nedeninin Araştırılması: 531. Hat Sanatının Varlığının Araştırılması: 532. Hat Sanatı ve Güzellik Kavramı: 533. Hat Sanatına kaç yaşında başlamak gerekir ? 534. Klasik Sanatlarımız hakkında doğru zannedilen yanlışlar: 535. Ferağ Kaydı:  Gufran Cemali  536. Nemekahu:  Gufran Cemali  537. Rakamehu:  Gufran Cemali  538. Sevvedehu:  Gufran Cemali  539.Nesehahu:  Gufran Cemali  540.Satarehu:  Gufran Cemali  541.19.Y.Y'dan 20.Y.Y'a Osmanlı döneminde mürur tezkereleri: 542.Osmanlı döneminde sokak yazıcıları (Arzuhalciler): 543.Osmanlı bürokrasisinde yazının önemi : 544. Kalemin Kıblesi : 545.Hat Sanatının Aerodinamiği :  546.Hatt-ı Hümayun ( Padişah yazıları ) : 547.Hüsn-i Hat ve Dijital Çağ: Yapay Zeka ve Dijital Medyanın Geleneksel Güzel Yazıya Etkileri : Alper İnce  

Abdülaziz b.Abdülvehhâb

Abdülaziz b.Abdülvehhâb XVI. YÜZYIL SAFEVÎ DEVRİ TASVİR SANATÇISI. Âlî onun İsfahan'lı, Kâdî Ahmed ise Kâşânlı olduğunu kaydeder. Doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Şah Tahmash'ın Tebriz'deki saray nakışhanesinde yetişmiştir. Şaha resim ve nakış dersleri vererek onun bu sanatla daha çok ilgilenmesini sağladı. Belki de bu sebeple Hoca Abdülazîz ismiyle anıldı ve bu imzayı kullandı. ‘'Behzâd'ın talebesi'' (Şâkird-i Behzâd) imzalı tasvirinden dolayı onun büyük minyatür sanatkârı Behzâd'ın öğrencisi kabul etmek mümkün olduğu gibi, sanatında usta ve eşsiz bir musavvir olduğu konusunda birleşen kaynaklarıda göz önüne alarak, kendisini sanatta Behzâd'a en yakın sanatçı saydığı veya onun çok fazla tesirinde kaldığı da düşünülebilir. İşlediği bir suç yüzünden Şah Tahmash tarafından burnu ve kulakları kesilerek cezalandırıldı. Kâdî Ahmed, suçunun kötü niyetli kişilerle iş birliği yaparak Şahın mührünü taklit etmek olduğunu bildirir. Âlî ise, talebesi Molla Ali Asgar ile birtakım kötülüklere karıştıkları için, şahın hareminde hizmet eden bir genci de yanlarına alarak Hindistan'a gitmek üzere Şiraz'a kaçtıklarını ve yakalandıklarını rivayet eder. Bu sebeple hakkında ölüm cezası verilmişken sanatındaki ustalığı göz önüne alınarak cezası hafifletilmiştir. Sanatçının elinden çıkmış bazı tasvirler, Houghton Şehnâmesi olarak bilinen Şah Tahmash adına hazırlanmış Firdevsî'nin Şehnâme adlı eserinde yer almaktadır. ‘'Şâkird-i Behzâd'' imzalı tasvirin yer aldığı Şah Tahmash Albümü ise Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde (Hazine,nr. 2161) korunmaktadır. ‘'Amel-i Hâce Abdülaziz'' imzalı bir minyatürü de Paris Bibliotheque Nationale'dedir. (Suppl. Pers. 1572,s. 2) BİBLİYOGRAFYA Âlî, Menâkıb-ı Hünerverân (nşr. İbnülemin Mahmud Kemâl ),İstanbul 1926,s. 65-66, Kâdî Ahmed (Kummî) Calligraphers and Painters (trc. V. Minorsky), Washington 1959, s. 30, 186, 188  Filiz Çağman-Zeren Tanındı, Topkapı Sarayı Müzesi İslâm Minyatürleri, İstanbul 1979, s. 44 M.B. Dickson- S.C. Welch, The Houghton Shahnameh, Cambridge 1981, 1, 216 D. Duba, ‘'Abd-al-Aziz b. Abd-al-Vahhâb'', Elr, 1,97-99.İSAM

Abdülbâki Ârif Efendi

(ö. 1125/1713) OSMANLI ÂLİMİ, ŞAİR VE HATTATI   İstanbul'da Kasımpaşa'da doğdu. Babası Tersâne-i Âmire mahzen kâtibi Amizâde Mehmet Efendi'dir. Bazı eserlerindeki müellefi ve ketebe kayıtlarında dedesinin adının Mustafa olduğu belirtildiğinden, kaynaklarda Abdülbâki Ârif b. Mehmed b. Mustafa şeklinde anılmaktadır. Şiirlerinde Ârif mahlasını kulIandığından Ârif Abdülbâki olarak da tanınmıştır. Arapça kaynaklarda ise Ârif er-Rûmî ismiyle zikredilmektedir, Sâlim Tezkiresi'nde belirtildiği ne göre (s.443), medrese tahsilini tamamladıktan sonra Rumeli kazaskerliğinden mazul Memikzâde Mustafa Efendi'den mülazemet·aldı (1062/ 1652). Şeyhi ise Vekâyiu'l-fuzalâ'da (s 358) Bosnalı Bâlî Efendi'den mülâzım olduğunu kaydetmektedir. Fakat İ. H. Uzunçarşılı Sâlim'in verdiği bilgiyi daha doğru bulmakta, doğum tarihi bilinmeyen Abdülbâki Efendi'nin, Memikzâde'den mülâzemet aldığı yıl belli olduğuna göre, 1043'te (1633) doğmuş olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu belirtmektedir. Abdülbâki Efendi bir müddet Haremeyn evkafı kâtipliği yaptı ve sırası gelince, 1076 Muharreminde (Temmuz 1665) İstanbul'da kırk akçe' yevmiyeli Defterdar Yahyâ Medresesi müderrisliğine tayin edildi. Burada görevini tamamladıktan sonra Şeyhülislâm Minkârîzâde Yahyâ Efendi'nin yaptığı imtihanda birinci olarak ibtidâ-i hâriç pâyesiyle Mâlulzâde Medresesi'ne müderris oldu (1668). Abdülbâki Efendi önce Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa 'ya , sonra eniştesi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 'ya intisap ederek onlann yakın ilgi ve yardımlarını görmüştür. Vazifelerinde başarı gösterdiği için süratle dereceleri yükseltildi ve 1672'de Hüsrev Kethüdâ, ertesi yıl Sekban Ali, 1675'te Hayreddin Paşa, bir sene sonra Atik Murad Paşa , 1678'de Mahmud Paşa, ertesi sene Atik Vâlide Sultan, 1680'de de Süleymaniye medreselerinde çalışarak müderrislik hizmetini tamamladı ve 1092 Recebinde (1681) Selânik kadısı oldu. Bu görevdeyken, zevku safaya düşkün olduğuna dair bir şikayet üzerine IV. Mehmed'in fermanıyla meslekten çıkarılarak sürgüne gönderildi (1 683). Açıkta kaldığı dört yıl boyunca hattatlık yaparak geçindi. Affedildikten sonra yine kadılık göreviyle Bursa'ya tayin edildi ( 1687). Burada müddetini tamamladı ve Mekke pâyesi ile Kahire kadısı oldu (Haziran 1692 ). Buradan azledildikten sonra İstanbul pâyesini aldı (1697) ve ardından da İstanbul kadılığına getirildi (1698). Önce Anadolu (I 702), sonra da Rume1i kazaskeri oldu ( 1706). Bu vazifesinden Antep ve Mudanya arpalıklarıyla mazul olan Abdülbâki Efendi 1710'da tekrar Rumeli kazaskeri olduysa da burada müddetini tamamladıktan sonra Bursa'da ikamete mecbur edildi (1711 ). 1712' de affedilince İstanbul'a döndü. On ay sonra seksen yaşını geçmiş olduğu halde vefat etti ve Eyüp Sultan Türbesi hazîresine defnedildi (8 Şevval 1125/ 28 Ekim 17 13). Kabrinin türbeden Bostan iskelesi'ne çıkan kapının solunda, vasiyeti üzerine kendi vakfı olarak hanımı tarafından yaptırılan abdest musluklarının arkasında bulunduğu belirtilmektedir. Vefatına yazılan birçok tarih manzumesi arasında talebesi Seyyid Vehbî'nin. son mısraı "Gidip Ârif Efendi kaldı ismi dehre bâki''(I 125/ 171 3) olan şiiri güzel bir ta'lik ile mezar taşına yazılmıştır. Son zamanlarında malının üçte birini hayır işlerine vakfetmiş,ölümünden sonra, damadı ve talebesi olan Abdürrahim Fâiz Efendi Eyüp Hamamı'nın külhanı karşısında adına bir medrese yaptırmıştır. Ârif Efendi'nin Arapça, Farsça ve Türkce şiir söylemeye kudreti olan, divan sahibi bir şair ve kelâm, ahlâk, siyer gibi dinî i1imlerle sarf, nahiv ve belâgatta devri n önde gelen âlimlerinden biri olduğunda kaynaklar birleşmektedir.Yazıyı Mehmed Tebrîzî'den öğrenerek zamanının "imâd " ı kabul edilecek kadar iyi bir ta'lik hattatı olan Abdülbâki Efendi birçok murakka' ve kıta yazmış, kitap istinsah etmiştir. Beyânî, bir murakka'da onun 1101 (1689-1690),1113 (1701 -1702) ve 1116 (1704) tarihli üç parça yazısını gördüğünü söylüyorsa da yerini bildirmemektedir. Yetiştirdiği pek çok talebe arasında Kâtibzâde Mehmed Refî Efendi, Vak'anüvis Râşid Efendi. Şair Seyyid Vehbî, Şeyhülislâm İshak Efendi, kendi kölelerinden olan ve Padişah III. Ahmed'e takdim edilen bir yazısı çok beğenildiği için AbdüIbâki Efendi'den satın alınıp âzat edildikten sonra saraya meşk hocası yapılan Ali Rûmî belli başlı isimlerdir. Ayrıca iyi bir ta'lik hattatı olarak devrinde inşa edilmiş birçok eserin kitâbesini yazdığı tahmin edilen Abdülbâki Efendi'nin, o yıllarda kitâbelere imza atma geleneği yerleşmemiş olduğundan, bu nevi yazılan bilinmemektedir, Şeyhülislâm Esad Efendi, Atrabü'l-âsâr'da (s. 450) onun mûsikide ilim ve pratik bilgi sahibi olduğunu, besteler yaptığını belirterek bu sahada da devrin üstatlarından biri kabul edildiğini yazmaktadır. Ancak Selanik'teki müderrisliği sırasında rindmeşrep ve ehl-i keyf olduğu suçlamasıyla azledilmesi ve ilmi muhiti sebebiyle, bu yönü ile az tanınmış ve eserlerinin birçoğu unutulmuştur. Bununla beraber güfte mecmualarında bazı besteleri zikredilmekte, edebiyatımızın ve dinî mûsikimizin en güzel eserlerinden biri olan mi"râciyesi ise devrinde çok tanındığı gibi günümüze de birçok yazması intikal etmiş bulunmaktadır. Eserleri; Devrinin yaygın deyimiyI'e "hezârfen" bir kişiliğe sahip olan Abdülbâki Efendi'nin edebiyat, sarf, nahiv ve ilm-i kelâma dair irili ufaklı birçok eseri ile bazı tercüme ve şerhleri bulunmaktadır. Başlıca eserleri şunlardır : 1. Divan.Türkce şiirlerinin yer aldığı bu eserin İstanbul Üniversitesi Kütüphânesi (TY, nr. 7 10. 2796, 5562 / 1) ile Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Esad Efendi. nr.2660 )nüshaları bulunmaktadır. Yazma Divanlar Katalogu'nda ( III. 613) İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde kayıtlı (TY.nr. 5562 / 1) yazmanın içinde (vr. 132b-151a) Abdülbâki Efendi'ye ait birkaç yazı örneği bulunduğu belirtilmekteysede, bu sayfalarda onun münşeatından nakledilmiş bazı parçalar vardır. Bilhassa kaside ve gazelleriyle tanınan şairin divanında Sultan II. Mustafa. Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Amcazâde Hüseyin Paşa gibi devlet büyükleri hakkında yazılmış birçok kaside yer almaktadır. İsmâil Paşa'nın İzâhu'lmeknûn'da belirttiğine gore Farsça şiirlerinin toplandığı bir divanı varsa da bugüne kadar herhangi bir nüshasına rastlanmamıştır. 2. Mi'racnâme. Manzum bir eser olup devrin önde gelen bestekarlarından Niznâm Yûsuf Efendi tarafından bestelenmiştir. Abdülbâki Efendi, eserinin her yıl Mi"râc kandilinde Eyüp Camii'nde okunması ve bu esnada davetlilere şeker, şerbet, öd ve anber ikram edilmesi için bir vakıf yapmış ve eser uzun yıllar bu şekilde okunmuşsa da, sonraları bestesi Nâyî Osman Dede'nin mi'râciyesiyle karışarak unutulmuştur. Eserin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi"nde (TY, nr. 2480. 2633, 4636) ve Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Hacı Mahmud Efendi. nr. 3702, 3879, 4478 ; Lala İsmâil, nr. 264 / 1) birçok yazması bulunmaktadır. Mi'râciyeler üzerinde bir doktora çalışması hazırlayan Metin Akar, incelemesinde Abdülbâki Efendi'nin bu eserinide tanıtmış, ancak onun ölüm tarihini yanlış olarak 1810 gösterdiğ i için mi'râciyenin yazılış tarihini de "1810 yı -lından önce" kaydıyla belirtmiştir. Ayrıca Metin Akar, Abdülbâki Ârif'in eseriyle Ârif Süleyman'ın mi'râciyesini birbirine karıştırarak tek bir esermiş gibi göstermektedir. Gerçekte Ârif Süleyman' ın da manzum bir mi'râciyesi bulunmaktadır. Nitekim Reîsûlküttâb Ârif Efendi divanı içinde basılan (Bulak 1258) iki mi'râciyeden biri Abdülbâki Efendi'ye ait olduğu halde diğeri Ârif Süleyman'ın eseridir. Abdülbâki Efendi'nin mi'râciyesı, Manzûme-i Mi'râciyye adıyla Tâhirülmevlevî tarafından yanlış olarak Sırrı Abdülbâki Dede'ye ait gösde'ye ait gösterilip ayrıca da basılmıştır (İstanbul 131 8 ). 3. Siyer-i Nebî. Manzum bir mukaddimeyle başlayan bu mensur eser, Hz. Peygamber'in ecdadından itibaren peygamberliğinin dördüncü yılına kadar cereyan eden olayları anlatmaktadır. Ancak Abdülbâki Efendi eserini parça parça yazdığı ve bitiremeden vefat ettiği için,Siyer-i Nebî, Vezîriâzam Nevşehirli İbrâhim Paşa' nın emriyle, Abdülbâki Efendi'nin damadı Faiz Efendi tarafından 1131 Recebinde (1719) tamamlanmıştır. Eserin Fâiz Efendi hattıyla 1131'de (1719) yazılmış nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Hüsrev Paşa, nr. 4 14 ) mevcuttur. Vak'anüvis Râşid siyerini övmekte ve devrinde çok beğenildiğini belirtmektedir. Sağlığında yazılmış (11 2 1 / 1 709-10) eksik bir nüshası ise İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde (TY, nr. 1 472) bulunmaktadır.Aynı yerde (TY,nr. 1673,9714) ve Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Esad Efendi,nr. 3719/7 ; Hâlet Efendi, nr. 733 ; Hamidiye,nr. 954, 955) başka nüshaları da vardır, 4, Menâhicü'l .usûli'd-dîniyye ilâ mevâkıfi'l-makâsıdi'l-ayniyye, Kelâm ilmi ve metotları hakkında yazılmış Türkce bir kitaptır. Ancak kaynaklarda ve kütüphane fihristlerinde adı Kitâbü'l-Menâhic, Menâhicü'l-usûli'd-dîniyye, Menâhicü'l-vüsûl ilâ medâricü'l-usûl, Nürûl-lâmi' burhânü's-sâtı',Hakâyıku'l-merâm fî tahîki dekâyı kı ilmi kelâm, Menâhic fi ilmi kelâm gibi değişik şekillerde geçmektedir. Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Şehid Ali Paşa, nr. 163 1) müellif hattıyla bir nüshası bulunmaktadır. Müellif eserinin mukaddimesinde. şer'î ilimlerin esası olan ilm-i kelâmın herkesçe bilinmesi gerektiğini, ancak bu sahada Türkçe bir eser yazılmadığını söyleyerek bir risâle kaleme almaya başladığını, daha sonra bundan vazgeçtiğini, fakat Vezîriâzam Merzifonlu Kara Mustafa ' Paşa'nın emriyle müsveddeleri birleştirerek eserini tamamladığını belirtmektedir. Eser kelâm ilminin tarifi, mevzuu, faydası, kıymeti ve gayesi, mebde ve meâd·, Mâtürîdî ve Eş'arî mezhepleri arasındaki ihtilâflar, sıfâtullah, ilm-i gayb, kader, nübüvvet, mi'rac, melekler, cin ve şeytan, kıyamet, cennet-cehennem, rü'yet, imârnet ve hilâfet gibi her birine "matlab" adı verilen bölümlere ayrılmıştır. Kütüphanelerde pek çok yazması bulunan eserin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki bir nüshasi (TY. nr. 2 155 ), torunu Mehmed Şeref Efendi tarafından 1135'te (1722-23) güzel bir ta'likle yazılmıştır. 5. Mukkaddime-I Ahlâk-ı Nâşırî Mu'arrebi. Nasîrüddin-i Tüsî'nin eseri olan Ahlâk-ı Nâsirî'nin mukaddime kısmının Farsça'dan Arapça'ya tercümesidir. 6. Mukaddime-i Fethiyye. Kaynaklarda Makâme-j Fethiyye adıyla da anılan bu eserin mahiyeti hakkında tam bir bilgi elde edilememişse de, isminin yazılışında bulunması muhtemel bazı imlâ hataları göz önüne alınarak Makâle-i Kandiyye ile aynı eser olabileceği tahmin edilmektedir. 7. Makâle-i Kandiyye. Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın Uyvar'da kazandığı başarı ve Kandiye'yi zaptetmesi dolayısıyla yazılmış bir manzumedir. Brockelmann eserden, Maqâmat fath Qandîya adıyla bahsetmekte ve bir nüshasının Leiden'de bulunduğunu bildirmektedir (bk. GAL Suppl.,, II.630). 8. Ma'ne'l-bid ‘a. Arapça küçük bir eserdir. Âtıf Efendi Kütüphanesi'nde (nr 2822 ) kayıtlı mecmuanın baş tarafında bulunmaktadır. 9. İmru'ün ve nefsühû. Nahiv ilmiyle ilgili Arapça bir risâledir. Bir nüshası Âtıf Efendi Kütüphanesi'ndeki mecmuada yer almaktadır. 10. el-Ma'rife ve'n-nekre, Nahivle ilgili Arapça bir eserdir. Âtıf Efendi Kütüphanesi'nde aynı mecmua içinde bir nüshası mevcuttur. 11. Şerhu kasîde-I ‘Abdullâh Pâşâ. Köprülüzâde Abdullah Paşa'nın Arapça bir kasidesinin şerhidir. Bu eserin de Âtıf Efendi Kütüphanesi'nde aynı mecmua içinde bir nüshası vardır. 12. Ta'ribü Risâleti'l-‘İşâm fi'lhakîkati ve'l-mecâz, İsâmüddin eli-İsferâyînî'nin (ö 944 / 1537) Risâle fî ‘ilmi'l-mecâz adlı Farsça eserinin Arapça tercümesidir. Bir nüshası Leiden'de E. J. Brill koleksiyonunda bulunmaktadır (bk GAL Suppl., II. 571). Ayrıca Âtıf Efendi Kütüphanesi'ndeki mecmua içinde de (nr. 2822) yer almaktadır. 13. Risâle-i Lâm. Hediyyetü'l- ‘ârifin 'de belirtildiği ne göre nahivle ilgili bir eserdir. Şeyhî eserin adını Risâle-i Lâm-ı Ta'rîf olarak vermektedir. 14. Tahmîs-i Kasîde-i Bânet Su'âd. Kâ'b b. Züheyr'in Kaşîde-i Bürde adıyla da anılan şiirinin tahmisidir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde (H . Hüsnü Paşa, nr.10 13/ 3) bulunmaktadır. Müstakimzâde, Abdülbâki Efendi'nin 1116 (1704-1705) yılında kaleme aldığı hatla ilgili bir risâlesinden bahsederek onun, hattaki hocası Mehmed Tebrîzî'den İranlı hattat Mîr Ali Tebrîzî hakkında duyduğu bir bilgiyi naklettiğini belirttiğine göre, böyle bir risâlesi olduğunu kabul etmek gerekir. Ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi'nde Tarlan yazmaları arasında Mecmûa-i Nefîse başlıklı bir mecmuanın (nr. 75 / 5) beşinci risâlesi olarak yer alan Takdîmü mecelleti'r-râbia isimli bir risâle Abdülbâki Efendi'nin kaleminden çıkmış ve Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa 'ya sunulmuştur. İçinde çeşitli şairlerden derlenmiş Farsça, Arapça ve Türkce şiirlerle müellifin kendi eseri olan bazı Arapça ve Türkce yazılar bulunmaktadır. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde mevcut Divan'ı (lY, nr. 5562 / i) içinde bulunan çeşitli konulardaki yazıların (vr. 132 b - 151 a ) Abdülbâki Ârif Efendi'nin kendi kaleminden çıkan münşeatından nakledilmiş olduğu bazı sayfa altlarında açıkça belirtilmiştir. Bu ibâreler onun bir münşeat mecmuası kaleme aldığını göstermekteyse de, günümüze kadar bir nüshasına rastlanamamıştır. BİBLiYOGRAFYA: Şeyhî, Vekâyiu'I-fuzalâ (nş r . Abdülkadir Özcan), İstanbul 1988, s. 358·360; Râşid,Târih, İstanbul 1282, IV, 10-11 ; Salim, Tezkire, İstanbul 1315, s. 441·446 ; Esad Efendi. Atrabü'J-âsârr, İstanbul 1311, s. 450; Müstakimzâde.Tuhfe'i Hattâtin (nşr. İbnülemin Mahmud Kemal). İstanbul 1928, s. 669·670, 690; Sicill-i Osmânî, III, 297-298 ; Osmanlı Müellifleri, 1, 362-363; Îzâhu'l·meknûn, 1, 515 ; 11 562; Hediyyetü'l-‘ârifîn, 1, 496 ; Pakalın. II, 539·541; Brockelmann, GAL Suppl., II, 571, 630 ; S. Nüzhet Ergun, Türk Şa irleri. İstanbul 1936·45, 1, 57·60 ; a.mlf .. Antoloji, 1, 125; TCYK-Siyerler, S. 362·365 ; TYDK, III, 611-613 ; Vasfi Mâhir Kocatürk, Büyük Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1970, s. 503·504 ; Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul, ts. (Yayın Matbaacılık). s. 121; Mehdî Beyânî. Ahvâl ü Âşâr-ı Hoşnüvîsân, Tahran 1363 h ş . , I-II, 364; Ramazan Şeşen v.dğr .. Catalogue of Manuscripts in The Köprülü Library, İstanbul 1986, III, 122 ; Metin Akar, Türk Edebiyatında Manzum Mi'rac-Nâmeler, Ankara 1987, s. 184·189 ; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, " Değerli Türk Alimi ve Güzelsanatlar Üstadı Abdülbâki Ârif Efendi", TTK Belleten, XXII / 85 (1958), s. 11 5; TA, I, 309 ; TDEA, I, 155.İSAM Mustafa Uzun

Adem SAKAL

1956 Tirebolu doğumlu. 1969 yılında Giresun İmam-Hatip Okulu'na girdi. 1975 Trabzon İmam-Hatip Lisesi mezunu. 1975'te Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni kazandı. 3. sınıfta hocası Dr. Muzaffer Ecevit'in teşvik ve ilgisiyle hüsn-i hat üzerine yoğunlaştı. Rik'a ile hüsn-i hatta başlayan Sakal, 1980 yılında hat ve ebru üstadı M.Fuat Başar'dan sülüs ve nesih yazılarını meşk etti.    TC. Kültür Bakanlığı'nın 7, 8 ve 9. Türk Süsleme Sanatları Sergisi'ne katıldı ve eserleri yayınlandı.  Mart 1997'de Kültür Bakanlığı'nın "Besmele Tuğra Yarışması"nda Başarı Ödülü (Birincilik) kazandı.  İslam Tarih Sanat Kültür ve Araştırma Merkezi (IRCICA) nin düzenlediği "4. Uluslararası Hüsn-i Hat Yarışması"nda celi sülüs dalında Dünya ikincisi oldu.  Kültür Bakanlığı'nın "10. Türk Süsleme Sanatları Yarışması"nda Hüsn-i Hat dalında Başarı Ödülü (Birincilik) kazandı. Mayıs 2001 tarihinde IRCICA'nın düzenlediği "5. Uluslararası Hüsn-i Hat Yarışması"nda celi sülüs dalında Dünya ikincisi oldu. Kültür Bakanlığı'nın "11. Türk Süsleme Sanatları Yarışması"nda Hüsn-i Hat dalında Başarı Ödülü (Birincilik) kazandı.   İran İslam Cumhuriyeti tarafından 2. defa düzenlenen "Uluslararası Hat Sanatı Yarışması"nda Besmele istifi ile Dünya birincisi oldu.  19 Ocak 2004'te IRCICA tarafından Dubai'de düzenlenen "Uluslararası Hat Sergisi"ne katıldı. 12 Aralık 2005 tarihinde Albarakatürk Finans Kurumu'nun kuruluşunun 20.yılı münasebetiyle düzenlenen Uluslararası Hat Yarışması'nda sülüs dalında üçüncülük ödülü kazandı. "Kalemdeki alınteri yardımseverlik için" temalı Albaraka Türk Geleneksel Hat Yarışması'nda celî sülüs dalında teşvik ödülü kazandı.   Mehmet ve Osman Özçay'dan ders alan ve derin hüsn-i hat bilgilerinden istifade eden Sakal, halen Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmalarını devam ettirmektedir. Otuzdan fazla sergiye katıldı. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Ahmet KUTLUHAN

1975 yılında Kastamonu, Tosya, Özboyu Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde,orta ve liseyi Kastamonu İmam Hatip Lisesi' nde bitirdi. 1997yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 1996 martında fakültede 3.sınıf öğrencisi iken İstanbul Müftülüğü'nde ilk memuriyete başladı. 1997 temmuzunda Büyükçekmece, Gürpınar Merkez Camii'nde kendi isteği ile imam-hatip olarak tayin oldu. 2000 temmuzunda Şişli Halil Rıfat Paşa Camii'ne nakloldu. Halen aynı yerde görev yapmakta olup evli ve 2 çocuk babasıdır.Hüsn-i Hat sanatına ilk olarak lise yıllarında Rafet Küllüoğlu'ndan rik'a meşk ederek başladı.   İki yıl çalışarak rik'ayı tamamladı.1992 de üniversite öğrencisi olarak İstanbul'a geldiğinde Hattat Hasan Çelebi'den sülüs ve nesih yazılarını çalışmaya başladı. Ders ilk olarak, kaide gereği sülüs Rabbi Yessir duasını çalışmaktır. Bu çalışma yaklaşık olarak altı ay sürmüştür. Bundan sonra harflere geçilmiştir. Altı yıllık çalışmanın neticesinde 1998 de IRCIİCA'da (İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi) Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu'nun başkanlığında düzenlenen törenle icazet altı. İcazetinde Hattat Davut Bektaş'ın da imzası vardır.Ayrıca fakültede Prof. Dr. Muhittin Serin'den rik'a'yı tekrar çalışarak geliştirdi. Prof. Dr. Ali Alparslan'dan Celi Divani yazıyı meşk etti. Aynı hocadan ta'lik dersleri alırken Ocak 2006 da hocası vefat etti. Yarım kalan Ta'lik yazıya, halen Üsküdar Tarih ve Tabiat Vakfi'nda Hattat Hasan Çelebi Hoca'dan devam etmektedir.Bugüne kadar otuzu aşkın karma sergiye katıldı. Tezhiblerini Güher Erk, Dilek Selamet ve Murat Selamet'in yaptığı ilk kişisel sergisini 25.02.2005 de Kadıköy Seven Sanat Galeri ‘de açmıştır.Çalışmaları arasında Tosya, Seyit Gazi Camii ve Özboyu Köyü Camiilerinin yazıları ile Şişli, Ayazağa Şerife Bacı Camii'nin ahşap kapısının işlemelerindeki yazıları vardır.Çalışmalarına PERPA Ticaret Merkezi'ndeki atölyesinde devam eden Ahmet Kutluhan aynı zamanda Üsküdar Tarih ve Tabiat Vakfı'nda hocasına asistanlık yapmaktadır.Katıldığı Sergilerden Bazıları :   Kasım 2001 Altunizade Kültür Merkezi - Üsküdar Aralık 2001 Toprakbank Sanat Galerisi - Beşiktaş Mayıs 2002 Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi - Sultanahmet Mayıs 2002 Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi - Kastamonu Kasım 2002 Artemis Sanat Galerisi - Osmanbey Mart 2003 Ümit Yaşar Galerisi - Levent Aralık 2003 İl Halk Kütüphanesi - Konya Kasım 2004 Hasan Çelebi ve talebeleri hat sergisi, Maksut Varol Müzayede Galersi - Nişantaşı Kasım 2005 Veni Vidi Göz Hastanesi - Bağdat Caddesi Ağustos 2007 Talebelerinden hocalarına uluslararası hat sergisi, Altunizade Kültür Merkezi -Üsküdar Eylül 2007 Hasan Çelebi ve talebeleri hat sergisi, Mehmed Akif Kültür Merkezi - Pendik

Ayla MAKAS

İstanbul Üniversitesi Doğu Dilleri Arap Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Fakülte yıllarında Ebru sanatı ile tanıştı. Hikmet Barutçugil ve Fuat Başar ile çalışmalarına devam etti. 5 yıl Ortaöğretim kurumlarında İngilizce öğretmenliği yapan sanatçı İstanbul da açmış olduğu atölyesinde Ebru çalışmalarına devam etmekte, aynı zamanda Hat sanatçısı Hüseyin Kutlu dan hat dersleri meşketmektedir. Sanatçı hat sanatına destek adına 1 yıl Kubbealtı nda Tezhip, 2 yılda Cemile Baybura dan serbest fırça çalışmaları almıştır. Halen Türk Kültürüne Hizmet Vakfı CAFERAĞA MEDRESESİ nde (Sultanahmet) Ebru sanatını öğretmektedir.   KATILDIĞI SERGİLERDEN BAZILARI 1990-İ.Ü. Kültür merkezi karma sergisi 1996-Tarık Zafer Tunaya kültür merkezinde habitat 2 karma sergi 1997-İngiltere Oxford-Art In Action karma sergi 1997-Beşiktaş Yıldız Sarayı 4. uluslar arası ebrucular sergisi 1998-Taksim sanat galerisi karma sergisi 1998-Konya Mevlana tanıtım ve kültür merkezi karma sergisi 1999-Harbiye Çocuk Vakfı Osmanlı imparatorluğu 700.kuruluş yılı karma sergisi 2000-Ebristan Geleneksel Türk sanatları karma sergisi 2000-Uygulamalı Türk İslam sanatları Lalezar sergisi 2001-Cemal Reşit Rey uygulamalı Türk İslam sanatları Gül sergisi 2001-Caferağa Medresesi Ayla Makas danışmanlığında öğrenci sergisi 2002-Taksim Atatürk kitaplıgı karma sergisi 2002-ABD Uluslar arası Ebrucular sergisine davet 2002-Cemal Reşit Rey Ebru kongresi ve karma sergisi 2003-Caferağa Medresesi Ayla Makas Danışmanlığında öğrenci sergisi 2003-Tarık Zafer Tunaya Ayla Makas atölyesi sergisi 2003-Çin Uygur Birliği Eski Eserler müzesi karma sergisi 2004-Estonya Tallın Pedagoji Üniversitesi karma sergisi ve semineri 2005-Endonezya ya yardım Altunizade kültür merkezi karma sergisi 2005-Karadeniz Kastamonu Abana şenlikleri kişisel sergi ve semineri 2005-İTÜ Taşkışla güzel sanatlar bölümü Ebru semineri 2005-Kafkas Üniversitesi sanat etkinlikleri karma sergisi 2005-Avrupa Birliğince desteklenen İŞKUR tarafından yürütülen ve Türk Kültürüne hizmet vakfı Caferağa Medresesince uygulanan TESGİP (Türk El Sanatları Girişimcilik Projesi) de Ebru sanatı danışmanlığı ve öğrenci sergisi.  2006,2007ve2008 yıllarında da bir çok karma sergiye katılmıştır 2009-The Art And Craft of Islamic Bookbinding Abudabi.

Ayşe Nurgül KABASAKAL

1982 yılında İstanbul'da doğdu. Eyüp Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nden mezun oldu. 2000 yılında Birlik Vakfı'nda Mine Orhan'dan tezhip dersi almaya başladı.2004 yılında aynı yerden tezhip sertifikası aldı. 2005- 2007 yılları arasında İsmek ve Uygulamalı Türk-İslam Sanatları Kütüphanesi'nde Orhan Dağlı'nın minyatür ve çiçek ressamlığı derslerine katıldı.2007 yılında çiçek ressamlığı icazeti aldı. Aynı tarihlerde Orhan Dağlı'dan tezhip dersleri almaya başladı ve 2010 yılında tezhip icazeti aldı. 2008 yılında İsmek'in düzenlediği "2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul" konulu branş yarışmasında, minyatür dalında 2.lik ödülü aldı. Fuat Başar, Erol Dönmez, Mehmet Özçay, Orhan Dağlı, Nurullah Özdem ve Macit Ayral'ın hatlarını tezhiplemiştir. Halen tezhip, minyatür ve resim çalışmalarına devam etmekte olup, çiçek ressamlığı dersi vermektedir. Katıldığı Sergiler: 2003 Birlik Vakfı- Hat, Tezhip, Resim Karma Sergisi 2004 Birlik Vakfı- Hat, Tezhip, Resim Karma Sergisi 2004 CRR - Fuat Başar Hat ve Ebru Sergisi 2005 Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi/Pendik- Tezhip Sergisi 2006 Taksim Metrosu- İsmek Karma Sergi 2006 Taksim Sanat Galerisi-Tezhip-Minyatür-Ebru Sergisi 2006 CRR - UTİSK-Efe Hazretleri'nin 50.Vuslat Yıldönümü Sergisi 2007 CRR - UTİSK-İcazetname Sergisi 2008 Altunizade Kültür Merkezi- Düş Bahçeleri 1:Minyatür ve Resim Sergisi 2009 Taksim Metrosu- Düş Bahçeleri 2:Minyatür ve Resim Sergisi 2005-2007 Feshane- İsmek Karma Sergileri

Ayşenur KADAKÇIVELİOĞLU

1966 yılında İstanbul' da doğdu. Tezhip sanatı ile orta okul sıralarında özel ders alarak tanıştı. Mimar Sinan Üniversitesi ,G.T.E.S Tezhip bölümüne 1984 yılında girdi. Üniversite eğitiminde tezhip derslerini Tahsin Aykutalp'den aldı. Yardımcı sanat dalı Hat derslerini Mahmud Öncü ve Hüseyin Gündüz'le çalıştı.   1989 yılında M.Ü.İlahiyat Fakültesinde kısa süre tezhip dersi verdi. Aynı yıl M.S.Ü,Sosyal Bilimler Enstitüsünden Öğretmenlik formasyon derslerini tamamladı. 1992 yılında yüksek lisans eğitimimi M.S.Ü,Tezhip ana sanat dalında "bitkisel kökenli motiflerin analizi" başlıklı teziyle bitirdi. 1989-1995 yılları arasında Kadıköy İ.H.L, Mezunlar derneği ve özel kurslarda ders vermeyi sürdürdü. 1997-2009 yılları arasında Üsküdar'da bulunan Tarih İslam Araştırma Vakfı ve Türk Gençlik Vakfı bünyesinde ders verdi. Bu kurumlarda yetiştirdiği öğrencilerle 1988 yılından itibaren iki yıl arayla sergiler açtı. 2006 yılında Gaye Vakfı'nda 2008 yılında Klasik Türk Sanatları Vakfı'nda tezhip dersleri vermeye başladı. Halen Klasik Türk Sanatları Vakfı ve Gaye Vakfı'nda Tezhib dersleri vermeği sürdürmektedir. Yurt içinde ve dışında çeşitli karma sergiler hazırlayarak ve katılarak çalışmalarını sürdürmektedir. Çalışmalarında Tezhip sanatının klasik dönem ve günümüze kadar gelişmiş farklı üslup etkileri hissedilir.  KATILDIĞI SERGİLERDEN BAZILARI Şeyh Galib Sergisi, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi,1995 Geleneksel Türk İslam Sanatları Karma Sergisi, Tarık Zafer Tunaya 1996 Geleneksel Sanatlar ve Yaşayan Ustaları, Lale Sanat Galerisi,2000 50.Sanat yılında yrd. Doç.D.Tahsin Aykutalp ve öğr.1999 Tarih İslam Araştırma Vakfı, Altunizade Kültür Merkezi 1998-2002…. Türk Gençklik Vakfı, Mısır Kahire Türk Büyükelçiliği İstanbul Sanatı Hat, Taksim Sanat Galerisi,2003 Klasik Türk Sanatları Sergisi, Üsküdar Belediyesi, T.G.V.İşbirliği ile , Klasik Türk Sanatları Vakfı, Bursa, Osmangazi Belediyesi, Ördekli Hamamı K.M.2009

Ayten TİRYAKİ

1961 Türkiye/Ordu doğumlu olan sanatçı ilk ve orta öğrenimini Ordu'da, lise tahsilini Amasya Öğretmen okulunda tamamladı. 1983 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini yüksek lisans diplomasıyla bitirdi. 1978 yıllında Ankara'da başladığı klasik sanatlarla ilgili çalışmalarını İstanbul'da devam ettirdi.   1983 yılında Hattat Hasan ÇELEBİ'den hat dersleri almaya başladı. 1989 yılında Hasan Çelebi'den ilk kadın hattat olarak hat icazeti aldı. 1984 yılında Kubbealtı Akademisi bünyesinde Tezhib kurslarına başladı. Prf. Dr. Çiçek DERMAN ve İnci Ayan Birol hanımefendilerle birlikte çalışmalarını sürdürdü. Prf. Dr. Çiçek Derman ve İnci Ayan BİROL hanımefendiden tezhip icazeti aldı. Birçok koleksiyonda eseri bulunan sanatçının birçok eseri de kitap ve levha olarak basılmıştır. Yurtiçi ve yurtdışı birçok sergiye iştirak eden sanatçının bazı ödül ve sergileri şunlardır; 1-IRCICA 5.Uluslararası Hat yarışması Teşvik ödülü, 2-IRCICA 7.Uluslararası Hat yarışması Mansiyon ödülü, 3-İBB Hat ve tezhip yarışması Mansiyon ödülü, 4-ALBARAKATURK Nesih teşvik ödülü 5-ALBARAKATURK Sulus-nesih teşvik ödülü Sergiler; 1-IRCICA Çiçek DERMAN ve öğrencileri tezhip sergisi.(1988) 2-Ankara Milli K.hane Çiçek DERMAN ve öğrencileri tezhip sergisi.(1988) 3-IRCICA İcazet töreni Hat ve tezhip sergisi.(1989) 4-Kuveyt Kazıma Festivali Hat ve tezhip sergisi.(1997) 5-Artemis Sanat Galerisi Hat ve tezhip sergisi.(2002) 6-Kültür Bakanlığı Şarza “Women and Art “Hat ve Tezhip sergisi.(2002) 7-Maksut Varol Sanat Galerisi Hat ve Tezhip sergisi.(2004) 8-Birlik Vakfı Hat ve Tezhip sergisi.(2004) 9-Altunizade kültür Merkezi Hat ve Tezhip sergisi.(2004) 10-BAE Dubai Hat ve Tezhip sergisi.(2005) 11-Albarakaturk hat yarışması sergisi.(2005) 12-Londra-İslamexpo sanat festivali.(2006) 13-Tunus Hat ve Tezhip sergisi.(2006) 14-İstanbul BB.Hat ve Tezhip yarışması sergisi.(2006) 15-BAE Dubai Hat sergisi.(2006) 16-Üsküdar Katibim Hat sergisi.(2006) 17- Altunizade Kültür Merkezi Hat ve Tezhip sergisi.(2007) 18-Erzurum Atatürk Üniversitesi Hat ve Tezhip sergisi.(2007) 19-Katar Hat ve Tezhip sergisi.(2007) 20-Kırım Hat ve Tezhip sergisi.(2007) 21-Pendik Hasan ÇELEBİ ve öğrencileri Hat ve Tezhip sergisi.(2007) 22-CRR Kültür Merkezi Hat ve Tezhip sergisi.(2008)  23-G.Afrika Hat ve Tezhip sergisi.(2008) 24-Burhaniye M.Ayaşlı Kültür Merkezi Hat ve Tezhip sergisi.(2008) 25-Kartal B.Ecevit Kültür Merkezi Hamit Aytaç Hat ve Tezhip sergisi.(2008) 26- Londra-İslamexpo sanat festivali.(2008) 27-Ümraniye Belediyesi 2.Geleneksel Hat Sergisi (2008) 28-İspanya Zaragoza Hat sergisi (2008) 29-Tüyap karma sergi (2008) 30-Ayasofya müzesi Albarakaturk hat sergisi (2008) Yabancı dil olarak İngilizce ve Arapça öğrenimi gördü. Üsküdar ve Ümraniye'de Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur'an kurslarında 20 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 2004 yılında emekli oldu.  Kendi atölyesinde öğrencileriyle birlikte sanat çalışmalarına devam eden sanatçı 14 tezhib ve 5 hat öğrencisini icazet alacak şekilde yetiştirmiştir.Evli ve üç çocuk annesidir.

Baba Nakkaş

XV-XVI. YÜZYIL OSMANLI NAKKAŞI   Asıl adı Muhammed b. Şeyh Bayezid'dir. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Fatih Sultan Mehmed'in Ramazan 870'te (Mayıs 1466), Çatalca'ya yakın İnceğüz nahiyesinde Kutlubey (bugün Nakkaşköy) köyünü Baba Nakkaş'a mülk olarak verdiği, aslı bugün mevcut olmayan bir temliknamenin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ndeki Türkce'ye çevrilmiş suretinden (19.6.1946 ve 1517 nolu suret) anlaşılmaktadır. Baba Nakkaş'la ilgili diğer bir belge, Safer 880 (Haziran 1475) tarihli bir vakfiyedir. Başında Fâtih Sultan Mehmed'in altın yaldızla çekilmiş, etrafı siyah tahrirli tuğrasının yer aldığı bu Arapça vakfiye, Baba Nakkaş'a verilen Kutlubey köyünde yaptırdığı mescide aittir. Köyün tamamı ile İnceğüz'de bir değirmen ve diğer emlâk bu mescide vakfedilmiş ve mütevelliliği Baba Nakkaş'ın ölümünden sonra evlâtlarına intikal ettirilmiştir. Halen özel bir koleksiyonda bulunan bu vakfiyenin önemli yanlarından biri, Baba Nakkaş'ın kimliğine ve yaşadığı döneme açıklık kazandırmasıdır. Vakfiyede Baba Nakkaş'ın sultanın mukarreblerinden (yakın adamlarından) olduğu, asil bir soydan geldiği ve kemal sahibi bulunduğu belirtilmektedir. Evliya Çelebi de Baba Nakkaş hakkında bilgi verir. Ona göre sanatçı Özbek asıllıdır ve Sultan II. Bayezid'in musâhib'ı olup ilm-i nakışta Mâni ile Bihzâd ayarındadır. Eski Saray kapısındaki nakışlı saçakla Sarây-ı Cedîd'de Divanhâne-i Bâyezid Han'ın kubbe nakışları onun tarafından yapılmıştır. Yine Evliya Çelebi'ye göre renkli nakış sanatını diyâr-ı Rûm'da o ortaya çıkarmıştır. Evliya Çelebi ölüm tarihini vermemekle birlikte türbesinin Baba Nakkaş kasabasında olduğunu söylemektedir. Baba Nakkaş'ın oğlunun Mahmud Defterî olduğu bilinmekte ve Kutlubey köyündeki cami hazîresinde yer alan mezar taşından 936 (1529) yılında öldüğü anlaşılmaktadır. Onun oğulları, dedesinin vakfını genişleten ve İbn Baba Nakkaş diye anılan Derviş Mehmed Çelebi ile yine Baba Nakkaş diye anılan Şeyh Mustafa'dır. Dedesi gibi nakkaş olan Şeyh Mustafa'nın 980 (1572) yılında vefat ettiği bilinmektedir. Bu sanatçı ile Baba Nakkaş, isim benzerliğinden dolayı kaynaklarda birbirine kanştırılmıştır. S. Ünver, vakfîye ile Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'ndeki bilgilere dayanarak Baba Nakkaş'ın Fâtih Sultan Mehmed'in ve II. Bayezid'in mukarreb ve musâhibi olduğu ve ayrıca onun "nakkaşların babası", en ustaları ve en yaşlıları olduğunu belirterek nakkaşbaşı mevkiinde bulunduğu sonucuna varmış ve İstanbul Üniversite Kütüphanesi'nde bulunan (FY, nr. 1423) bir albümdeki çizimleri sanatçıya atfederek bu albüme Baba Nakkaş Albümü adını vermiştir. Fâtih Sultan Mehmed'in saltanatının sonlanna doğru düzenlendiği anlaşılan çeşitli hat örneklerini. tezhip ve bezeme desenlerini ihtiva eden bu albüm, sarayda bir nakış atölyesinin varlığını ispatlayacak niteliktedir. J. Raby, Fâtih Sultan Mehmed dönemi sarayında yeni bir anlayışla yorumlanan rûmî ve hatâyî üslûbunu "Baba Nakkaş üslûbu" olarak tanımlamış, daha doğrusu Fâtih devri bezeme üslûbunu onun adıyla özdeşleştirmiştir. S. Ünver, Baba Nakkaş vakfıyesindeki altın yaldızla çekilmiş Fâtih Sultan Mehmed tuğrasının da sanatçının elinden çıkmış olabileceğini ileri sürmüştür. Ancak bütün bunlara rağmen kesin olarak Baba Nakkaş' ın elinden çıktığı söylenebilecek herhangi bir eser tanınmamaktadır. BİBLİYOGRAFYA  Evliya Çelebi, Seyahatnâme, Vi, 151 · 152 Halil Edhern [Eldem]. Elvâh-ı Nakşîyye Koleksiyonu, İstanbul 1924, 5 .. 14 A. Süheyl Ünver, Fatih Devri Saray Nakışhanesi ve Baba Nakkaş Çalışmaları, İstanbul 1958 "Baba Nakkaş", Fatih ve İstanbul, sy. 2, İstanbul 1954, s.7 ·12, 169· 188  Osmanlı Padişah Fermanları/Imperial Ottoman Fermans (haz. Ayşegül Nadir), London 1986, s. 37 Nurhan Atasoy - J. Raby, İznik. London 1989, s. 76 vd. Filiz Çağman

Berrin ÇAKİN GÜÇ

1976' da Sinop'da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhib Ana Sanat Dalından; Tezhib eğitimini Faruk Taşkale' den, Hat eğitimini Ali Alparslan' dan, Minyatür eğitimini Taner Alakuş ve Yakup Cem' den, Kalem İşi eğitimini Kaya Üçer' den alarak 2002 de bölüm 2. si olarak mezun oldu. Şu anda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde, Tezhib Ana Sanat Dalında Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.   Eğitim döneminde Tezhib sanatçısı Eda Sahan atölyesi ve Esat Malbeleği atölyesinde çalıştı. 2002'den bugüne halen minyatür sanatçısı Taner Alakuş atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir. Türk kültürüne hizmet vakfında (Cafer Ağa Medresesi - Sultan Ahmet) , İSMEK'de ve Klasik Türk Sanatları Vakfında minyatür hocalığı yapmaktadır. 1999 senesinden bu yana bir çok karma sergilerde yer almıştır. Katıldığı sergilerden bazıları; 1999 Cemal Reşit Rey Sergi Salonu, karma öğrenci sergisi 2001 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Osman Hamdi Salonu, karma öğrenci sergisi 2002 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Osman Hamdi Salonu, mezuniyet sergisi 2003 İAM (International Academia Marmaris) da minyatür çalışmalarında bulundu. 2005 Pendik Belediyesi, Geleneksel Türk Süsleme Sanatları 6/13, karma sergi. 2006 Pendik Belediyesi, Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Bahar Sergisi, karma sergi 2007 Pendik Belediyesi, Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Mevlana Sergisi, karma sergi 2007 Balıkesir Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi, karma sergi 2008 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geçmişten Günümüze, Öğretim Üyeleri ve Öğrencileri sergisi Katıldığı Yarışmalar: 2004 İTO, I. Tarih-Sanat Buluşması Resim Yarışması, Sergileme 2005 Kültür Bakanlığı, 13. Geleneksel Türk El Sanatları Yarışması, Minyatür Dalında Sergileme.

Cahide KESKİNER

  1931 yılında İstanbul'da doğdu. Tezhip ve minyatür çalışmalarına 1953 yılında, hocası Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver ile başladı. Hattat Macit Ayral'dan hat dersi, ressam Şeref Akdik'ten de resim dersleri aldı. 1965 yılında İstanbul Yıldız Porselen Fabrikasına Türk Süsleme Sanatları Uzmanı olarak atandı ve burada ilk Türk Süsleme Atölyesini kurdu. Birçok resmî ve özel kurum ve kuruluşlarda açılan kurslarda eğitim görevlisi olarak vazife aldı. 1980 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Topkapı Saray Müzesi'nde açılan Uygulamalı Türk Süsleme Sanatları Kursları'nda eğitim ve yönetim kurulu başkanlığına getirildi. 1982 yılında, daha önce halka açık eğitim praogramını yürütttüğü Mimar Sinan Üniversitesi'nde Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Bölümü'nde öğretim görevlisi oldu. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok sergiye katılan ve 6 kişisel sergi açan sanatçı, çeşitli kurum ve kuruluşlardan plaketler aldı. 2000 yılında, Kültür Bakanlığı Mevlana Büyük Ödülü'ne layık görüldü. Türk Süsleme Sanatlarında Desen ve Motif, Turkish Motif, Çocuklar İçin Türk Motifleri, Türk Süsleme Sanatlarında Stilize Çiçekler: Hatai, Minyatür Sanatında Doğa Çizim ve Boyama Teknikleri, Minyatürler Kitabı adında yayınlanmış eserleri bulunmaktadır. Sanatçı Keskiner, kendi adını verdiği tezhib ve minyatür atölyesinde, öğrencileri ile çalışmalarına devam etmektedir.   Yayınlanmış Eserleri; Türk Süsleme Sanatlarında Desen ve Motif, Tercüman Sanat ve Kültür Yayınları 1978 Turkish Motifs, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu 1989 (7.baskı 2007) Çocuklar için Türk Motifleri ile Çizim ve Boyama Kitabı, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı 1990 Türk Süsleme Sanatlarında Stilize Çiçekler: Hatai, T.C. Kültür Bakanlığı 2000 (2. baskı 2002) Minyatür Sanatında Doğa Çizim ve Boyama Teknikleri, T.C. Kültür Bakanlığı 2004

Dilek YERLİKAYA

- 2007- MSGSÜ Gel.Türk San. Tezhip Ana Sanat dalı yüksek lisans eğitimi - 1994-1998 MSGSÜ Gel.Türk El San.Tezhip Ana Sanat dalı Lisans derecesi - 1994-1999  - MSGSÜ Gel.Türk San.Tezhip Ana Sanat dalı Faruk TAŞKALE Atölyesi - MSGSÜ Gel.Türk El San. Cilt Ana Sanat dalı Ögretim üyesi Sn. İslam SECEN'den cilt dersleri - MSGSÜ Gel.Türk El San.ögretim görevlisi Sn. Hikmet Barutçugil'den ebru dersleri - MSGSÜ Gel.Türk El San. Ögretim görevlisi Sn.Yakup Cem'den minyatür dersleri - 1997-1998 MSGSÜ Fen Fakültesi öğretmenlik formasyon dersleri - 1999-2002 VAKKO Beyoğlu Sanat Galerisi yöneticiliği - 2002- MSGSÜ Gel.Türk El San.Ögretim üyesi minyatür Sanatçısı Sn.Taner Alakuş ile atölye çalışmaları devam etmektedir.  - Yerel yönetimlerde Tezhip ve Minyatür dersleri vermektedir. SERGİ&KATILIMLAR - 2009 istanbul CRR de lale sergisi - 2008 istanbul 2010 geleneksel sanatlar sergisi. - 2008 Genc işadamları dernegi karma sergi Güzel Sanatlar Galersi İst. - 2007 AKM Mevlana karma sergi - 2007 Balıkesir Devrim Erbil Çagdaş Sanat Müzesi karma sergi - 2007 Pendik Belediyesi Mevlana karma sergi - 2006 Pendik Belediyesi Bahar konulu karma sergi - 2006 Kültür Bakanlığı İst .Altıneller festival etkinlikleri  - 2005 Kültür Bakanlığı 13.Devlet Süsleme yarışması Minyatür dalında sergileme Pendik Belediyesi 6/13 karma sergi  - 2002 Görsel Sanatlar Galerisi -Mersin kişisel sergi - 2001 Kültür Bakanlığı 11.Devlet Süsleme yarışması Tezhip dalında sergileme - 2000 Bulgaristan Devlet Galerisi-Kişisel sergi - Artemis Sanat Galerisi-İst. Karma sergi - 1999 Bursa Uludağ Üniversitesi Kültür Klüpleri etkinlikleri Karma sergi  - 1995 MSGSÜ Gel.Türk El San.karma Öğrenci sergisi

Dilek YERLİKAYA

- 2007- MSGSÜ Gel.Türk San. Tezhip Ana Sanat dalı yüksek lisans eğitimi - 1994-1998 MSGSÜ Gel.Türk El San.Tezhip Ana Sanat dalı Lisans derecesi - 1994-1999  - MSGSÜ Gel.Türk San.Tezhip Ana Sanat dalı Faruk TAŞKALE Atölyesi - MSGSÜ Gel.Türk El San. Cilt Ana Sanat dalı Ögretim üyesi Sn. İslam SECEN'den cilt dersleri - MSGSÜ Gel.Türk El San.ögretim görevlisi Sn. Hikmet Barutçugil'den ebru dersleri - MSGSÜ Gel.Türk El San. Ögretim görevlisi Sn.Yakup Cem'den minyatür dersleri - 1997-1998 MSGSÜ Fen Fakültesi öğretmenlik formasyon dersleri - 1999-2002 VAKKO Beyoğlu Sanat Galerisi yöneticiliği - 2002- MSGSÜ Gel.Türk El San.Ögretim üyesi minyatür Sanatçısı Sn.Taner Alakuş ile atölye çalışmaları devam etmektedir.  - Yerel yönetimlerde Tezhip ve Minyatür dersleri vermektedir. SERGİ&KATILIMLAR - 2009 istanbul CRR de lale sergisi - 2008 istanbul 2010 geleneksel sanatlar sergisi. - 2008 Genc işadamları dernegi karma sergi Güzel Sanatlar Galersi İst. - 2007 AKM Mevlana karma sergi - 2007 Balıkesir Devrim Erbil Çagdaş Sanat Müzesi karma sergi - 2007 Pendik Belediyesi Mevlana karma sergi - 2006 Pendik Belediyesi Bahar konulu karma sergi - 2006 Kültür Bakanlığı İst .Altıneller festival etkinlikleri  - 2005 Kültür Bakanlığı 13.Devlet Süsleme yarışması Minyatür dalında sergileme Pendik Belediyesi 6/13 karma sergi  - 2002 Görsel Sanatlar Galerisi -Mersin kişisel sergi - 2001 Kültür Bakanlığı 11.Devlet Süsleme yarışması Tezhip dalında sergileme - 2000 Bulgaristan Devlet Galerisi-Kişisel sergi - Artemis Sanat Galerisi-İst. Karma sergi - 1999 Bursa Uludağ Üniversitesi Kültür Klüpleri etkinlikleri Karma sergi  - 1995 MSGSÜ Gel.Türk El San.karma Öğrenci sergisi

Dürdane ÜNVER

1948 doğumlu Dürdane ÜNVER, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunudur. Tezyinat çalışmalarına 1976 senesinde Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, Azade Akar ve Cahide Keskner nezdinde Topkapı Sarayı Nakışhanesi'nde başlayan sanatçı, kayınpederi Süheyl Ünver'den 1985 senesinde icazet aldı. 1978'den itibaren 4 kişisel 65 karma sergiye katılan sanatçının eserlerinin 50'si yurtdışında, 150'den fazlası ise yurtiçi özel koleksiyonlardadır. Ünver, 1991 yılında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından düzenlenen “Çevre Değerleri Türk Minyatü Resmi” yarışmasında başarı ödülüne layık görülmüş, aynı yıl Eskişehir Valiliği tarafından düzenlenen “1991 Dünya Yunus Emre Sevgi Yılı Türk Minyatürü” yarışmasında ise ikincilik ödülü ve plaketi kazanmıştır. Eserleri ile ilgili olarak sanatçı; 1990,Güzel Haliç Lioness Kulübü'nün teşekkür belgesi, 1995,İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın “Şeyh Galip Günleri” teşekkür sertifikası, 1996, Trakya Üniversitesi Rektörlüğü'nün teşekkür belgesi, 1996, Türkiye İş bankası Genel Müdürlüğü'nün teşekkür belgesi, 1997, İstanbul Yıldız Lions Kulübü'nün teşekkür plaketi, 2002, Uluslar arası Lions Kulüpleri Birliği'nin teşekkür belgesi, 2002, T.C. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı'nın teşekkür belgesi, 2002,Türk Tıp Tarihi Kurumu ve 38.Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Başkanlğı'nın teşekkür belgesi, 2004,Türk Tıp Tarihi Kurumu Başkanlığı VIII.Türk Tıp Tarihi Kongresi tarafından verilen teşekkür belgesine layık görülmüştür. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Gülbün Mesara Başkanlığı'ndaki Süheyl Ünver Nakışhanesi'ne bağlı olarak tezhip, minyatür, barut, ebrusu üzerine minyatür ve katı' çalışmaları yapılmıştır.Halen TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı, Geleneksel Türk Sanatları Eğitim Merkezi Katı' Atölyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı'nda eğitim görevlisi olarak öğrenci yetiştirmektedir.

Dürdane ÜNVER

1948 doğumlu Dürdane ÜNVER, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunudur. Tezyinat çalışmalarına 1976 senesinde Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, Azade Akar ve Cahide Keskner nezdinde Topkapı Sarayı Nakışhanesi'nde başlayan sanatçı, kayınpederi Süheyl Ünver'den 1985 senesinde icazet aldı. 1978'den itibaren 4 kişisel 65 karma sergiye katılan sanatçının eserlerinin 50'si yurtdışında, 150'den fazlası ise yurtiçi özel koleksiyonlardadır. Ünver, 1991 yılında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından düzenlenen “Çevre Değerleri Türk Minyatü Resmi” yarışmasında başarı ödülüne layık görülmüş, aynı yıl Eskişehir Valiliği tarafından düzenlenen “1991 Dünya Yunus Emre Sevgi Yılı Türk Minyatürü” yarışmasında ise ikincilik ödülü ve plaketi kazanmıştır. Eserleri ile ilgili olarak sanatçı; 1990,Güzel Haliç Lioness Kulübü'nün teşekkür belgesi, 1995,İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür İşleri Daire Başkanlığı'nın “Şeyh Galip Günleri” teşekkür sertifikası, 1996, Trakya Üniversitesi Rektörlüğü'nün teşekkür belgesi, 1996, Türkiye İş bankası Genel Müdürlüğü'nün teşekkür belgesi, 1997, İstanbul Yıldız Lions Kulübü'nün teşekkür plaketi, 2002, Uluslar arası Lions Kulüpleri Birliği'nin teşekkür belgesi, 2002, T.C. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı'nın teşekkür belgesi, 2002,Türk Tıp Tarihi Kurumu ve 38.Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Başkanlğı'nın teşekkür belgesi, 2004,Türk Tıp Tarihi Kurumu Başkanlığı VIII.Türk Tıp Tarihi Kongresi tarafından verilen teşekkür belgesine layık görülmüştür. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Gülbün Mesara Başkanlığı'ndaki Süheyl Ünver Nakışhanesi'ne bağlı olarak tezhip, minyatür, barut, ebrusu üzerine minyatür ve katı' çalışmaları yapılmıştır.Halen TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı, Geleneksel Türk Sanatları Eğitim Merkezi Katı' Atölyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı'nda eğitim görevlisi olarak öğrenci yetiştirmektedir.

Emine SÜSOY

1987 yılında Hacettepe İşletme Bölümünden mezun olduktan sonra, çalışma hayatını sistem analist ve bilgisayar programcısı olarak sürdürdü. 2003 yılında Hikmet Çetinkaya Resim Atölyesinde bir yıl süre ile resim dersleri aldı. 2004 yılında sayın Memnune Birkan’dan tezhip dersleri almaya başladı. Aynı yıl, Kültür Bakanlığı bünyesinde açılan tezhip kurslarınasayın Nefise Temel ve sayın Selma Başçı hocaların sınıfındadevam etti ve 2006 yılında mezun oldu. 2009 yılında yine Kültür Bakanlığı bünyesindeki kurslarda Sayın Nurten Ünver'den 2 yıl süre ile minyatür dersleri aldı ve 2010 yılında mezun oldu.  Katıldığı Sergiler; 2007-Ankara Milli Kütüphane M. Birkan ve Grubu-Karma Tezhip Sergisi 2009-Ankara Milli Kütüphane M. Birkan ve Grubu-ESMA-ÜL HÜSNA sergisi 2009-VII Avrasya İslam Şurası-İstanbul Ceylan International Karma Sergi 2009-İstanbul İslam Eserleri Müz.M. Birkan ve Grubu-ESMA-ÜL HÜSNA sergisi 2009-Çeşme Kalesi Sanat Galerisi-Kişisel Sergi 2011-Ankara Resim Heykel Müzesi-Devlet sergisi 2011-Ankara Ziraat Bankası Mithatpaşa Sanat Galerisi M.Birkan ve Grubu-Karma Tezhip Sergisi 2012-Konya M. Birkan ve Grubu-Karma Tezhip Sergisi 2013-Ankara Milli Kütüphane-Karma Tezhip Sergisi 2013-Ankaralılar ve Ankarayı Tanıtma Vakfı Sergi Salonu-Karma Tezhip Sergisi 2013-Ankara T.B.M.M.Mustafa Necati Kültür Evi-Karma Tezhip Sergisi 2014-Ankara Hazine Dış Ticaret Müsteşarlığı-Karma Sergi   16. Türk Süsleme Sanatları yarışmasında, hazırlamış olduğu Hilye-i Şerif adlı çalışması, tezhip dalında birincilik ödülüne layık görülmüştür. Halen Ankara'da, hem Kültür Bakanlığı bünyesindeki Klasik Türk Sanatları kurslarında tezhip eğitmeni olarak görev yaparken, hem de Ankara Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sanat Sokağındaki atölyesinde sanat çalışmalarına devam etmektedir.

Erman GÜVEN

1954 yılında Sürmene'de dünyaya geldi. Tahsilini Konya, Aydın ve İstanbul gibi illerdetamamladı. Liseyi Üsküdar Lisesi'nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Dilleri Bölümü'nden 1978 yılında mezun oldu. Yıldız Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzecilik Bölümü'nden 1992 yılında mastır programını bittirdi. 1978 yılında İznik Müzesi'nde memur olarak göreve başladı. 1982 yılından itibaren müze araştırmacısı olarak İstanbul Türbeler Müzesinde çalışmaya başladı. 1984 – 2008 yılları arasında İstanbul Türbeler Müze Müdürü olarak görev yaptı.Hâlâ İstanbul Türbeler Müzesi Müdürlüğünde müze araştırmacısı olarak çalışmaktadır.  1984 yılından itibarenMerhum Hattat Ali Rüştü Oran'dan rika, nesih ve sülüs yazılarını meşk etti. MerhumAli Alpaslan Hoca'dan da divani yazıdan icazet aldı. 1973 yılında Merhum Hocamız Prof.Süheyl ÜNVER'inCerrahpaşa Tıp Fakültesindeki Tıp Tarihi Enstitüsü'ndeki tezhipve minyatür derslerine devam etti.1979 yılında İznik Müzesinde çalışırken İznik Çini desenleri kursu verdi ve müzede bir sergi açtı.1981 yılında Yıldız Porselen Fabrikası El Dekor atölyesinde çalıştı, aynı sene D. G. S. Akademisi Türk süsleme bölümüne misafir öğrenci olarak devam etti.1980-1990 yıllarındaSahaflar Çarşısı'ndaminyatür ressamlığı yaptı.2004, 2005 ve 2006 yıllarında müzeler haftasında "Mevleviler" konulu resim ve minyatür sergisi açtı.Halen hobi olarak çini desenleri, tezhip ve yağlı boya resim dallarında memuriyet vazifesi dışında bulabildiği vakitlerde çalışmalarına devam etmektedir.  Erman Güven evli ve üç çocuk babasıdır.

Esin KAZAZOĞLU

Akademik Kariyeri: Metallurji Yük. Müh. 1979 Üniversite: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara / Türkiye, Müh. 1977 Yabancı Dil: İngilizce (iyi) Eğitimi: 1972-1977 1977-1979 Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ankara / TÜRKİYE MS, Metallurji Yük. Mühendisi 1994-1997 Cahide Keskiner Atölyesi Tezhib Eğitimi 1997-2002 Atölye (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer) Tezhib Eğitimi 2001-2003 Kubbealtı Akademisi (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim üyesi Dr. Gülnur Duran) Türk El Sanatları Desen, Kompozisyon ve Teknikler Eğitimi 2003-2006 Atölye (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer) Tezhib Eğitimi 2006-2008 ISMEK (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer) Tezhib Eğitimi 2008- Klasik İslam Eserleri Vakfı (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer) Tezhib Eğitimi Tecrübe 1979-1984 Metallurji Yük. Müh olarak Şişe ve Cam Fabrikaları Araştırma Merkezinde çalıştım. 2001 Haziran Caddebostan Kültür Merkezinde Yaptığım Tezhib çalışmalarımla karma sergiye katıldım. 2001 Kasım Seven Sanat Galeride karma sergiye katıldım. 2002 - 2003 Özel bir atölyede dekoratif tahta boyama konusunda eğitmenlik yaptım. 2002 Eylül Caddebostan Kültür merkezinde Atölye karma sergisine katıldım. 2003 Kaya ve Münevver Üçer Atölyesinde Tezhip öğretmenliği yaptım. 2004 Ekim Eskişehir Odunpazarı Belediyesi Ramazan etkinliklerine katıldım. 2005 Mayıs Marmara Eğitim Köyü Uluslararası Kültür Bayramına katıldım. 2005 Eylül T.C. Kültür Bakanlığı 13. Devlet Türk Süsleme Sanatları sergisi kapsamında düzenlenen Tezhip Yarışmasında “Fatiha Suresi” isimli eseri Ödüle, “Tuğra Besmele” isimli eseri de Sergilemeye değer bulunmuştur. 2006 Mart Taksim Sanat Galerisinde Münevver Üçer öğrencileri karma Tezhib sergisine katıldım. 2006 Nisan CRR Konser Salonu Fuayesinde Geleneksel Türk Sanatlarında Lale sergisine katıldım. 2006 Mayıs İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul yarışmaları kapsamında ki Türk İslam Sanatları yarışmasında “Ayasofya” isimli minyatürü 4. lüğe değer bulunmuştur. 2006 Aralık Caddebostan Kültür merkezinde Atölye karma sergisine katıldım. 2007 Nisan T.C. Kültür Bakanlığı 14. Devlet Türk Süsleme Sanatları sergisi kapsamında düzenlenen Minyatür Yarışmasında “Kız Kulesi” isimli eseri Sergilemeye değer bulunmuştur. 2007 Mayıs Atatürk Kitaplığı Karma Sergisine Katıldım. 2007 Mayıs Ayasofya Müze Camii Karma Sergisine Katıldım. 2007 Kasım Cezayir Kültür Bakanlığı Minyatür Müzesi açılış sergisine katıldım. 2008 Aralık  Ankara Bilkent'te yapılan “İş'te Kadın” Konferansında düzenlenen “Geleneksel Sanatlarda Kadın Sanatçılar “ Sergisine Katıldım. 2008 Aralık Cezayir Kültür Bakanlığı 2. Uluslararası Minyatür ve Tezhip Yarışması Sergisinde “İstanbul” isimli eseri Minyatür dalında 2.liğe değer bulunmuştur.  

Fatih ÖZKAFA

1974 yılında Konya’da doğdu. 1996 yılında Selçuk Üniversitesi İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. 1994 yılından itibaren Hattat Yrd. Doç. Hüseyin Öksüz’den hüsn-i hat meşk ederek 2002 yılında sülüs-nesih icâzeti aldı. Daha sonra divanî ve celî divanî yazılarını meşk ederek ta’lîk derslerine başladı. 2003 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. IRCICA tarafından düzenlenen VI. Uluslararası Mir İmadü’l-Hasenî Hat Yarışması’nda (2003) ve VIII. Uluslararası Bedevî el-Diranî Hat Yarışması’nda (2010) sülüs dalında “Incentive Prize” aldı. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı’nda farklı branş hazırlık sınıfını tamamlayarak doktora eğitimine başladı. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’ne araştırma görevlisi olarak atandı. Aynı yıl öğretim görevlisi ve bölüm başkan yardımcısı oldu. 2008 yılında tamamladığı “İstanbul Selâtin Camilerinin Kuşak Yazıları” adlı teziyle doktor, 2009 yılında ise, halen görev yapmakta olduğu Fakülte’nin Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Ana Sanat Dalı’nda yardımcı doçent oldu. Aynı yıl Fakülte Kurulu üyeliğine seçildi. Adı geçen bölümde, Temel Hat Sanatı Eğitimi, Hat Tasarımı I-II-III, Türk Hat Sanatında Ekoller, Osmanlı Türkçesi II-III, Paleografi, Epigrafi, Bilgisayar Destekli Tasarım, Yardımcı Sanat Hat gibi lisans derslerini ve Klasik Osmanlı Mimarisinde Hat Sanatı, Geç Dönem Osmanlı Mimarisinde Hat Sanatı gibi yüksek lisans derslerini vermektedir. Yayına hazır bir kitabı ve yayımlanmış bazı bilimsel kitaplarda hat sanatıyla ilgili bölüm yazarlığı mevcuttur. Ayrıca toplam 9 adet uluslararası ve ulusal sempozyuma bildirileriyle katılmıştır. İstanbul, Kahire, Tahran, İzmir, Konya, Erzurum, Kayseri, Malatya ve Kocaeli’de, toplam 21 adet uluslararası ve ulusal sergiye eserleriyle katılmıştır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

Fatih ÖZKAFA

1974 yılında Konya’da doğdu. 1996 yılında Selçuk Üniversitesi İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. 1994 yılından itibaren Hattat Yrd. Doç. Hüseyin Öksüz’den hüsn-i hat meşk ederek 2002 yılında sülüs-nesih icâzeti aldı. Daha sonra divanî ve celî divanî yazılarını meşk ederek ta’lîk derslerine başladı. 2003 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. IRCICA tarafından düzenlenen VI. Uluslararası Mir İmadü’l-Hasenî Hat Yarışması’nda (2003) ve VIII. Uluslararası Bedevî el-Diranî Hat Yarışması’nda (2010) sülüs dalında “Incentive Prize” aldı. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı’nda farklı branş hazırlık sınıfını tamamlayarak doktora eğitimine başladı. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’ne araştırma görevlisi olarak atandı. Aynı yıl öğretim görevlisi ve bölüm başkan yardımcısı oldu. 2008 yılında tamamladığı “İstanbul Selâtin Camilerinin Kuşak Yazıları” adlı teziyle doktor, 2009 yılında ise, halen görev yapmakta olduğu Fakülte’nin Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Ana Sanat Dalı’nda yardımcı doçent oldu. Aynı yıl Fakülte Kurulu üyeliğine seçildi. Adı geçen bölümde, Temel Hat Sanatı Eğitimi, Hat Tasarımı I-II-III, Türk Hat Sanatında Ekoller, Osmanlı Türkçesi II-III, Paleografi, Epigrafi, Bilgisayar Destekli Tasarım, Yardımcı Sanat Hat gibi lisans derslerini ve Klasik Osmanlı Mimarisinde Hat Sanatı, Geç Dönem Osmanlı Mimarisinde Hat Sanatı gibi yüksek lisans derslerini vermektedir. Yayına hazır bir kitabı ve yayımlanmış bazı bilimsel kitaplarda hat sanatıyla ilgili bölüm yazarlığı mevcuttur. Ayrıca toplam 9 adet uluslararası ve ulusal sempozyuma bildirileriyle katılmıştır. İstanbul, Kahire, Tahran, İzmir, Konya, Erzurum, Kayseri, Malatya ve Kocaeli’de, toplam 21 adet uluslararası ve ulusal sergiye eserleriyle katılmıştır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

Ferhat KURLU

1976 senesinde Fatsa'da doğdu. İlköğrenimini memleketinde, orta öğrenimini Samsun Lâdik Akpınar Anadolu Öğretmen Lisesi'nde tamamladı. (1993) On Dokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 2. sınıfında tanıştığı Muzaffer Ecevit Bey'den hat sanatına ilgi uyandıran ilk sanat bilgilerini ve ilk rik'a derslerini aldı. 1996 yılında Hasan Çelebi Hoca ile tanışıp sülüs-nesih meşkine başladı. Dört senelik dersten sonra 2000 senesi ekim ayında IRCICA'da yapılan icazet töreniyle sülüs-nesih icazetini aldı. Aldığı ödüller IRCICA 5. Milletlerarası Hat Yarışması celi-sülüs ilik ödülü. IRCICA 6. Milletlerarası Hat Yarışması sülüs 1. mansiyon. Antik A.Ş. Hilye-i Şerife Hat Yarışması celi-sülüs, sülüs, nesih l.lik. Ödülü Kültür Bakanlığı 13. Devlet Hat Yarışması başarı ödülü. Albaraka Türk Özel Finans Kurumu Hat Yarışması celi-sülüs l.lik ödülü. Albaraka Türk Özel Finans Kurumu Hat Yarışması sülüs l.lik ödülü Caizetü-l Bürdeh Hat Yarışması (Birleşik Arap Emirlikleri) 2.1 ik ödülü. Yurt içinde ve dışında ondan fazla karma sergiye iştirak etti. İstanbul'da ve civar illerde birçok cami ve mescidin, çeşmenin kitabe, kubbe, kuşak ve mermer yazılarını yazdı. 100 civarında hilye-i şerif, 40 civarında özgün sülüs, celi- sülüs esere imza attı. Halen hocası Hasan Çelebi'den talik meşk etmekte olup çalışmalarına ve hat derslerine görev yaptığı Şişli Müftülüğü'ne bağlı Nişantaşı Meşrutiyet-Hamidiye Cami'inde devam etmektedir.

Figen TEKİNER

İstanbul ‘da doğdu.1998 ‘de İstanbul Üni.Arap Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı. 2000 yılında Emel Türkmen ile birlikte tezhib çalışmalarına başlayarak 2005 yılında tezhib icazetnamesini aldı. 2008 yılında Orhan Dağlı'nın atölyesinde minyatür ve çiçek ressamlığı çalışmalarına başladı. Halen Emel Türkmen ve Altından Haleler Tezhib Grubu'yla birlikte tezhib sergi ve projeleri çalışmalarına devam etmenin yanısıra Orhan Dağlı ile birlikte çiçek ressamlığı ve minyatür çalışmalarına da devam etmektedir. Tezhib sanatının yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılmasına katkıda bulunmak amacıyla Özel Çınar Koleji'nde 2006-2007, 2007-2008 eğitim yıllarında tezhib eğitimi vermiştir.  Birleşik Arap Emirlikleri Al-Burda yarışmasında 2008 yılında 5. 'lik ödülü, 2009 yılında mansiyon aldı. İSMEK 2006 ve 2007 yıllarında yapılan yarışmalarda iki defa 3.lük, 2008 ‘'İstanbul Avrupa Kültür Başkenti''konulu yarışmada 1.'lik ödülü aldı.Eserleri , yurtiçi ve yurtdışı pek çok karma serginin yanı sıra, 2005,2007,2009 yıllarında T.C. Kültür Bakanlığı bünyesinde tertiplenen 13. 14. Ve 15. Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmaları sergilerinde sergilenmiştir. Katıldığı Sergiler; 2000 - haziran - Fatih belediyesi; geleneksel Türk süsleme sanatları sergisi, Zübeyde Hanım Kültür merkezi, İstanbul 2001 - haziran -Fatih belediyesi; geleneksel Türk süsleme sanatları sergisi, Edirnekapı- Mihrimah Sultan Camisi avlusu, İstanbul.  2001 - Savaş Çevik hat sergisi; Tuğra Sanat Galerisi, İstanbul. 2002 - haziran -Fatih belediyesi; geleneksel Türk süsleme sanatları sergisi, Kadir Has Üniversitesi sergi salonu, İstanbul. 2002 - kasım - Savaş Çevik hat sergisi; Eylül Sanat Galerisi, İstanbul. 2003 - kasım - Savaş Çevik; 30. yıl sergisi, Cemal Reşit Rey sergi ve konser salonu fuayeleri, İstanbul. 2003 - kasım - Dubai uluslararası hat sanatı sergisi; Dubai. 2003 - haziran - Savaş Çevik hat sergisi; Karsu Sanat Galerisi, İstanbul. 2004 - ocak - Dubai uluslararası hat sanatı sergisi; Dubai. 2004 - 2008 yılları arasındaki bütün "ismek" yerel ve genel sergileri; Feshane, İstanbul. 2004 - ekim - Ali Toy - Savaş Çevik - Atölye Fatih; Hat-Tezhip sergisi; Denizatı Sanat Galerisi,  Taksim, İstanbul. 2005 - Davut Bektaş hat sergisi; "Kuwait- Taraneemul- Horouf", Kuveyt. 2005 - ekim - T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı 13. Devlet Türk süsleme sanatları sergisi; Ankara. 2006 - mayıs - İsmeğin düzenlediği "gül" konulu yarışmanın; ödül alan eserler sergisi; Cemal  Reşit Rey sergi ve konser salonu fuayeleri, İstanbul. 2006 - mayıs - Savaş Çevik hat sergisi; Modern Art Gallery, İstanbul. 2007 - Dubai Ticaret Fuarı; İsmek geleneksel Türk-İslam sanatları sergisi; Dubai. 2007 - mayıs - İsmeğin düzenlediği "mevlana" konulu yarışmanın; ödül alan eserler sergisi; Cemal Reşit Rey sergi ve konser salonu fuayeleri, İstanbul. 2007 - haziran - T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı 14. Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi; Ankara.  2007 - haziran - Türk Kitap Sanatları Sempozyumu ve Sergisi; Darphane-i Amire, Gülhane İstanbul 2008 - mart - "Yeni Dünya Tasarımları" başlıklı Uluslararası İç Dekorasyon Fuarı, İsmek standı, Abu Dhabi. 2008 - mayıs - İsmeğin 2010 yılında İstanbulun kültür başkenti seçilmesi münasebetiyle  düzenlediği "İstanbul" konulu yarışmanın, ödül alan eserler sergisi; Bağlarbaşı sergi ve konser  salonu fuayesi, Üsküdar, İstanbul. ?2008 - mayıs - Müzeler Haftası etkinlikleri - Ayasofya Müzesi, İstanbul.  2008 - haziran - Altından Haleler Tezhib Sergisi ve Mezuniyet Merasimi; Cemal Reşit Rey sergi ve  konser salonu fuayeleri, İstanbul. 2008 - ekim - 14. "Arts & Crafts'08 - Sanat ve El Sanatları Etkinlikleri" Ankara AKM 2008 - Kasım - 46. "Uluslararası Almanya/Berlin Import Shop Fuarı,İsmek standı, Berlin,Almanya 2009 - Ocak - İSMEK "2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul" konulu branş yarışmalarında dereceye giren ve sergilenmeye değer görülen eserler sergisi , Cevahir AVM, iSTANBUL 2009 - Ocak - 85. MACEF,Milano tasarım fuarı,İsmek Standı, Milano, İtalya 2009 - ocak- şubat- Klasik Türk Sanatları Vakfı Hat-Tezhib sergisi; Sheraton oteli fuayesi, Ankara. 2009 - Şubat - İSMEK "Kadim Şehirlerde Geleneksel El Sanatları ve Yerel Yönetimlerin Katkıları" konulu Uluslararası Geleneksel El Sanatları Sempozyum ve Sergisi , Taksim Elite World Hotel , İstanbul 2009 - şubat - Ali Hüsrevoğlu hüsn-ü hat segisi, Altunizade Kültür Merkezi, Üsküdar- İstanbul.  2009 - mart- Al Burdah İnternational exhibition," jaizat-ul Burdah" 6.dönem ; Abu Dhabi. 2009 - mayıs - Altından Haleler, Hilye-i Şerif ve tezhib özel koleksiyonu sergisi, Türk İslam Eserleri Müzesi Sergi salonu, Sultanahmet - İstanbul. 2009 - mayıs - İsmek, "2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul" etkinlikleri, Carousel AVM,İstanbul 2009 - Ağustos -- Katibim Şenlikleri ; Üsküdar  2009 - eylül- T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı 15. Devlet Türk süsleme sanatları sergisi; Ankara. 2010 - ocak- şubat - Klasik Türk Sanatları Vakfı "İstanbul Minyatürleri" sergisi; Altunizade, Üsküdar 2010 - şubat - Al Burdah İnternational exhibition," jaizat-ul Burdah" 7.dönem ; Abu Dhabi. 2010 - mart - İsmek 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul konulu yarışmada ödül alan eserler sergisi - Historia AVM - İstanbul. 2010 - mayıs - Uluslararası Öğrenci ve Öğrenci Aktivitelerini Destekleme Derneği'nin (Wonder) düzenlediği Wonder Fest, İsmek'in 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul konulu yarışmanın ödüllü eserleri ile katıldığı sergi- 15-21 mayıs-Viyana 2010 - Mayıs - Klasik Türk Sanatları Vakfı "Boğaz ve Erguvan konulu sergi" - Bağlarbaşı, Üsküdar Ödülleri; 2005 - Eylül - T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı; 13. Devlet Türk Süsleme Sanatları Tezhib yarışmasında "Zahriye Sayfası" adlı eseri ile sergileme. 2006 - mayıs - İsmeğin "Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle düzenlediği "gül" konulu yarışmada  "tuğra"formundaki eseri ile üçüncülük. 2007 - mayıs - İsmeğin "Mevlana yılı" münasebetiyle İstanbul genelinde düzenlediği Geleneksel Türk Süsleme Sanatları yarışmasında "serbest tasarım"ı, ile üçüncülük. 2007 - mayıs - T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı; 14. Devlet Türk Süsleme Sanatları Tezhib yarışmasında "Serlevha" adlı eseri ile sergileme. 2008 - mayıs - İsmeğin 2010 yılında İstanbulun kültür başkenti seçilmesi münasebetiyle düzenlediği  "İstanbul" konulu yarışmada eseri ile birincilik. 2009 - ocak - Abu Dabi Kültür Bakanlığı "Al Burda" uluslararsı 6. Dönem tezhib yarışması, halkar  branşında eseri ile beşincilik.  2009 - eylül- T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı; 15. Devlet Türk Süsleme Sanatları Tezhib yarışmasında İcazetname Hilyesi ile sergileme. 2010 -şubat- Abu Dabi Kültür Bakanlığı "Al Burda" uluslararsı 7. Dönem tezhib yarışmasında,  "Kubbe-i Hadra" adlı 16. yy klasik tezhibi ile mansiyon. Çalıştığı Hattatlar; Günümüz hattatlarından Savaş Çevik, Mehmet Memiş, Hüseyin Türkmen, Ömer Faruk, Davut Bektaş, Adem Sakal, Ali Hüsrevoğlu, Tahsin Kurt, Ahmet Kutluhan'ın hatlarının yanında Halim Efendi, Hulusi Efendi ve Çırçırlı Ali Efendinin hatlarını da tezhiblemiştir. Eserlerinin Bulunduğu Koleksiyonlar; 2003 yılında Dubai'de düzenlenen uluslararası hat sanatı sergisinde dönemin Birleşik Arap Emirlikleri Kültür Bakanı, sanatçının "serlevha" adlı eserini koleksiyonuna ekledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi "İstanbul Minyatürleri" koleksiyonunda, Yavuz Selim Camii Ve Çevresi adlı eseri, yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi "Boğaz Ve Erguvan" koleksiyonunda, Ayasofya Ve Erguvan adlı eseri bulunmaktadır. Ayrıca Savaş Çevik koleksiyonunda, Abdullah Karataş koleksiyonunda, Tevfik Özpaçacı koleksiyonunda ve diğer serbest koleksiyonerlerin koleksiyonlarında eserleri bulunmaktadır.

Fisun TÜRKELİ

Balıkesir'de doğdu. İzmir Ege Üniversite'si Fen Fakültesi, Kimya Bölümünü bitirdi. İzmir Resim Heykel Müzesi'nde 1 yıl karakalem desen dersi aldı.2001 yılında Tezhip ve minyatür çalışmalarına başladı. 2001-2003 yıllarında minyatür sanatçısı Ülker Erke'den klasik minyatür eğitimi aldı. 2006 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı'nda Ord.Prof.Dr.A.Süheyl Ünver Nakışhanesinden tezhip sertifikasını aldı. 2006-2008 yılları arasında aynı kürsüye bağlı olarak, minyatür sanatçısı Nusret Çolpan'ın öğrencisi oldu.Halen çalışmalarına İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Nakışhanesinde devam etmektedir. KATILDIĞI SERGİLER 23 Mayıs -23 Haziran 2001 İzmir Balçova Agamemnon Festivali Karma Sergi 04 Eylül-06 Eylül 2002 İstanbul 38. Uluslar arası Tıp Tarihi Kongresi Ord.Prof.Dr.A.Süheyl Ünver Nakışhanesi Karma Sergi 23 Haziran - 27 Haziran 2003 İzmir Buca Kültür ve Sanatevi Karma Sergi 13 Eylül-21 Eylül 2003 Antakya Forum Kişisel Sergi 29 Aralık - 5 Ocak 2004 Bodrum Belediyesi Sanat Galerisi Karma Sergi 10 Mayıs-15 Mayıs 2004 Kütahya Vakıflar Haftası. Belediye Sanat Galerisi Karma Sergi 20 Mayıs - 02 Haziran 2004 İzmir Belediyesi. Çetin Emeç Sergi Salonu Kişisel Sergi 10 Haziran - 21 Haziran 2004 Bursa Tayyare Kültür Merkezi Karma Sergi 23 Aralık - 06 Ocak 2005 İzmir Norm Sanat Galerisi Karma Sergi 01 Ağustos - 30 Ağustos 2005 İzmir Universiad 2005 Organizasyonu Norm Sanat galerisi - Karma Sergi 01 Aralık-03 Aralık 2005 İzmir Sağlık Tarihi Kongresi - Mezartaşlan konulu Ord.Prof.Dr.A.Süheyl Ünver Nakışhanesi karma sergi 24 Mayıs - 27 Mayıs 2006 Kayseri, IX. Türk Tıp Tarihi Kongresi Kayseri ve Anadolu Selçuklu Tezyinatından örnekler Konulu. Karma sergi 14 Mayıs-17 Mayıs 2007 Amasya Bimarhane. Amasya Selçuklu - Osmanlı Mimarisi ve bezemeleri konulu karma sergi 03 Eylül-14 Eylül 2007 İstanbul Vakıfbank Bölge Fuayesi Amasya Selçuklu - Osmanlı Mimarisi ve bezemeleri Konulu, karma sergi 10 Nisan-30 Nisan 2008 Edirne , II. Beyazıd Külliyesi Karma sergi 20 Mayıs-24 Mayıs 2008 Konya Tıp Tarihi Kongresi Konya'daki Selçuklu ve Osmanlı Mimarisi bezemeleri Konulu. Karma sergi 17 Aralık-31 Aralık 2008 İzmir Arz Merkezi Kişisel sergi 29 Nisan - 07 Mayıs 2009 Erguvan Sergisi İstanbul Türk İslamEserleri Müzesi. Karma sergi

Gülçin ANMAÇ

Almanya'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sağlık Koleji'ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji bölümünü bitirdi. Ressam Özdemir Altan'dan, bir yıl süreyle sanat tarihi dersleri ve ressam Mahir Güven'den bir dönem resim dersleri aldı. Tezhip çalışmalarına 1996 yılında tezhip ve minyatür sanatcısı Cahide Keskiner ile başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Aziz Berker Kütüphanesi'nde düzenlediği Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Tezhip Kursu'nu 2002 yılında bitirerek sertifika aldı. Minyatür çalışmalarına 2002 yılından itibaren, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı'nda Ord.Prof.Dr. A.Süheyl Ünver Nakışhanesi'nde mimar ve minyatür sanatcısı Nusret Çolpan ile devam etti. Nusret Çolpan'ın kendi atölyesinde, nakışhanede ve farklı mekanlardaki sanat aktiviteleri ile eğitimlerinde asistanlığını yaptı. TRT'nin hazırladığı Mevlana'nın hayatını anlatan “Mevlana Celaleddin Rumi” belgesel filmi ve Doğa Bel'in ‘Göldeki Bereket' filmi için minyatür çalışmaları yapmıştır. Çalışmalarına, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Nakışhanesi'nde devam etmektedir. Katıldığı Sergiler  - Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi, 2003 - VIII Türk Tıp Tarihi Kongresi, Sivas Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri sergisi, 2004 - İzmir Tarihi Mezar Taşları sergisi, 2004 - IRCICA Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri sergisi, 2005  - IX Türk Tıp Tarihi Kongresi, Kayseri ve Anadolu Selçuklu Tezyinatından Örnekler sergisi, 2006 - Estergon Kalesi Türk Kültür Sarayı, Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri sergisi, 2006  - Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü, Vakıf Medeniyeti Yılı ve Vakıf Kültürü Sergisi, 2006  - I. Amasya Araştırmaları Sempozyumu, Amasya'nın Mimari Bezemeleri ve Minyatürleri sergisi, 2007 - İstanbul Taksim Sanat Galerisi, Mevlana ve İstanbul Nusret Çolpan Minyatür sergisi, 2007 - Vakıfbank İstanbul Bölge Fuayesi, Amasya Selçuklu Osmanlı Mimarisi ve Bezemeleri sergisi, 2007 - Ankara Alpman Sanat Galerisi, Minyatürde Mevlana ve İstanbul sergisi, 2007 - Tarihi Kentler Birliği Bursa Buluşması, Nusret Çolpan Minyatürlerle Tarihi Kentler sergisi, 2008 - 1. Uluslararası ve 10. Ulusal Türk Tıp Tarihi Kongresi, Konya Selçuklu Tezyinatından Örnekler sergisi, 2008 - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Minyatürk Bahar Etkinlikleri Sergisi, 2008 Eserlerinin Bulunduğu Yayınlar - Divriği Ulucamii ve Şifahanesi Taş Bezemeleri, İstanbul, 2004 - Kayseri Selçuklu ve Osmanlı Mimarisi ve Bezemeleri, Kayseri, 2006 - Amasya Selçuklu ve Osmanlı Mimarisi ve Bezemeleri, İstanbul, 2007 - Minyatür'de Mevlana ve İstanbul, İstanbul, 2007 - Aşk-ı Mevlana, Istanbul, 2007

Hamit Aytaç

(1891-1982) XX. YÜZYILIN MEŞHUR TÜRK HATTATI O zamanki adı Âmid olan Diyarbakır'da doğdu. Asıl adı Şeyh Mûsâ Azmi'dir. Babası, Müstakimzâde'nin Tuhfe'sinde adı geçen hattat Âdem-i Âmidî'nin torunlarından Zülfikar Ağa, annesi Müntehâ Hanım'dır. Diyarbakır'da sıbyan mektebini, askeri rüşdiyeyi ve idâdîyi bitirdikten sonra 1908'de yüksek tahsil için İstanbul'a gitti. Bir yıl Mekteb-i Nüvvâb'a (1910'dan sonraki adıyla Mekteb-i Kudât) devam ettikten sonra sanat kabiliyetini gören hocalarının tesiriyle Sanâyi-i Nefise Mektebi'ne kaydoldu. Fakat babasının ölümü üzerine geçimini sağlamak için çalışmak zorunda kaldığından tahsilini tamamlayamadı. Haseki'de Gülşen-i Maârif Mektebi'nde hat ve resim hocası olarak çalışmaya başladı. Bu arada husûsi olarak matbaa işleriyle de uğraştı. Rüsûmat (Gümrük) Matbaası, Mekteb-i Harbiyye Matbaası ve sonra da hocası Mehmed Nazif Efendi'nin vefatı üzerine tayin edildiği Erkan-ı Harbiyye-i Umûmiyye Matbaası'nda Mehmed Emin Efendi ile beraber hattat olarak çalıştı. Bir yıl kadar da Almanya'da haritacılık ihtisasi yapan Mûsâ Azmi Bey, döndüğünde memuriyeti yanında geçim sıkıntısı sebebiyle Bâbıâli'de Hattat Hâmid Yazı Yurdu'nu açarak Hâmid müstear imzası ile piyasaya yazılar yazmaya başladı. Bir süre sonra da resmî görevinden ayrılıp kendini tamamen bu işe verdi. 1928 harf inkılâbından sonra atölyesini matbaa haline getirerek klişecilik, çinkografi, pantografi, mamul maddeler için lüks etiket ve kartvizit basımı gibi işlerle meşgul oldu. Bunların yanı sıra hat ile de ilgisini kesmeyerek yurt içinden ve yurt dışından gelen özel istekleri karşılamaya devam etti. 1960 yılında Paşabahçe Cam Fabrikası'na girdi. Burada imal edilen cam eşya üzerine çeşitli yazılar yazdı. 1975'te emekliye ayrıld. Ömrünün geri kalan kısmını yazı yazmakla geçirdi. 19 Mayıs 1982' de vefat etti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı'nda Şeyh Hamdullah'ın mezarının yakınındadır. Hamit Aytaç yazı sevgisini ve ilk yazı derslerini, yetişmesinde büyük rolü olan sıbyan mektebindeki hocası sonradan Büyük Millet Meclisi'nin ilk dönem Diyarbakır mebusu olan Mustafa Âkif (Tütenk) Bey'den aldı. Askeri rüşdiyede aynı zamanda Ali Rıza Bey ekolüne bağlı bir ressam olan Yüzbaşı Hilmi Bey'den sülüs, Vâhid Efendi'den de rik'a meşketti. Bu iki sanatkârdan Romen ve Gotik yazılarını da öğrendi. Ayrıca Hoca Esad Efendi ile Kolağası Ahmed Hilmi Efendi'den de sülüs ve nesih dersleri aldı. Yazıya olan merakı sebebiyle mektepte bir yılını kaybedince babası yazıyla uğraşmasını menetti. Ancak Sultan II. Abdülhamid'in cülûs yıl dönümünde yazdığı bir tuğra sebebiyle aldığı ödül, tekrar yazıyla meşgul olmaya başlamasını sağladı. İdâdî yıllarında, Mustafa Râkım yolunda bir hattat olan akrabası Abdüsselâm Efendi'den sülüs ve celîsini ilerletti, şahsiyeti ve sanat anlayışı büyük ölçüde bu zatın etkisinde gelişti. İmam Said Efendi'den de istifade etti. Ayrıca resimle de ilgilenerek ressam Ali Rızâ Bey tarzında eserler verdi ve daha çok peyzaj ile meşgul oldu. İstanbul'a geldiğinde Gülşen-i Maârif'teki öğretmenliği sırasında mektebin müdürü Süreyyâ Bey vasıtası ile tanıştığı Hacı Nazif Bey'den celî-sülüs, Reîsülhattâtîn Kâmil (Akdik) ile Neyzen Emin (Yazıcı) Efendi'den sülüs ve nesih yazılarında faydalandı. Tuğrakeş İsmail Hakkı (Altunbezer) Bey'in yanında tuğra çekme tekniğini geliştirdi. Ta'likte bir müddet Hulûsi (Yazgan) Efendi'ye devam ettiyse de daha çok Mehmed Esad Yesârî'nin yazı örneklerinin etkisinde kaldı ve onun yolunu benimsedi. 1916'ya kadar yazılarında "Şeyh Mûsâ Azmî", "Mûsâ Azmî" veya sadece "Azmî", bu tarihten sonra ise Diyarbakırlı oluşuna telmihen "Hâmidü'l-Âmidî" ya da yalnız "Hâmid" imzasını kullandı ve daha çok bununla tanındı. Celî-sülüste Mustafa Râkım ve Sâmi Efendiler yolunda mükemmel bir sanat çizgisi ortaya koydu. Yetmiş beş yıllık sanat hayatının en parlak devresi 1920-1965 yılları arasına rastlar. Bu sürede ve sonrasında sayısız eser veren ve hayatını hattalıkla kazanan Hamit Aytaç'a, Türk sanatı ve kültürüne üç çeyrek asra varan hizmeti ve katkıları sebebiyle İstanbul' da 1982 yılında Aydınlar Ocağı Bilim ve Sanat Kurulu tarafından "Üstün Hizmet Armağanı" verildi. Hattat Hamit'in sanatını geliştirmede şahsî gayreti ve çabası ön planda gelir. O eski usulde bir hattatın yanında yetişmiş olmayıp daha çok hat otoriteleriyle mütalaa ve müzakerelerde bulunarak ve eski hattatların yazı örneklerini sabırla' ve titizlikle inceleyerek ilerlemiş ve başta celî-sülüs olmak üzere sülüs, nesih, celî, ta'lik ve diğer yazı çeşitlerinde, hatta Latin yazılarında hemen hemen aynı kudrette kalem kullanan bir sanatkâr şahsiyetiyle kendisini sanat çevrelerine kabul ettirmiştir. Hamit Aytaç, İslâm yazı sanatlarına yön veren ve İslâm dünyasının dikkatlerini İstanbul üzerinde toplamayı başaran büyük Türk hattatlarının sonuncusudur. En önemli eserlerinden biri, satırlarda "Allah" lafızlarını alt alta getirerek, diğeri de Hasan Rıza Efendi'nin mushaf-ı şerifini esas alarak yazdığı Kur'ân-ı Kerîm'lerdir. Bunların ilki 1974'te ve daha sonraki yıllarda İstanbul, Almanya ve Beyrut'ta, diğeri ise 1986 yılında İstanbul'da basılmıştır. Kur'an cüzü, en'âm-ı şerif, Yâsîn-i şerif, dua ve evrâd mecmuası, elifbâ türünde yayımlanmış eserleri yanında hilye, kıta, murakka' vb. levha boyutlarında sayısız eseri olup bunların pek çoğu Türk ve dünya koleksiyonlarına girmiştir. Eski harflerle yayımlanmış yüzlerce kitap, dergi, gazete ve mecmuanın kapak yazıları ile yeni harflerle neşredilmiş dinî ve edebî eserlerin Arapça metinlerinin pek çoğu onun kaleminden çıkmıştır. Son yazılarından oluşan Kırk Hadis, Abdülkadir Karahan'ın açıklamalarıyla birlikte Kültür Bakalığı'nca bastırılmıştır. (İstanbul 1977, Ankara 1985) Şişli ve Söğütlüçeşme camileri ile Sirkeci Hobyar Mescidi'ndeki yazıları, İstanbul Eyüp Camii'nin kubbe yazıları, Ankara Kocatepe Camii'nin mihrap üstü ve ana kubbe göbeği yazıları, Kasımpaşa Camii dış revakları üzerindeki Nebe' süresi, Kadıköy Moda, Kartal, Pendik, Paşabahçe, Fındıklı, Hacıküçük, Çanakkale Çan, Denizli Tavas camileri yazıları, mezar taşlarına hakkedilmiş hatları onun celî yazıdaki dehasını ve kudretini gösterir. Özellikle Şişli Camii kapısı üzerindeki celî-sülüs aynalı istifi dünyaca ünlüdür. İstanbul Belediyesi Şehir Müzesi'nde 4603, 4604, 4605, 4626, 4651,4658, 4661 numaralarda kayıtlı celî-sülüs, celî-ta'lik ve celî-divanî yazıları da onun en güzel eserlerindendir. İslâm Konferansı Teşkilâtı'na bağlı Milletlerarası İslâm Kültür Mirasını Koruma Komisyonu tarafından 1986 yılında İstanbul'da düzenlenen milletlerarası ilk hat müsabakasına onun adı verildi. Hayatının son yıllarında yurt içinde ve yurt dışında pek çok talebenin yetişmesine sebep olmuş ve icâzet vermiştir. Hattat Halim Özyazıcı ve Iraklı Hâşim Muhammed el-Bağdâdî kendisinden faydalananların başında gelir. BİBLİYOGRAFYA İbnülemin. Son Hattatlar. s. 119• 124; Habîbullah Fezâilî, AtIas-ı Hat, İsfahan 1391, s. 379,380, 649, 650 Mahmûd 'Şükr el-Cebûrî, Neş'etü'I-hatti'l 'Arabî ve tetavvüruh, Bağdad 1974,s. 171 • 173 Nâci Zeyneddin, Musavverü'I-hatti'l 'Arabî, Beyrut 1974, s. 133, 150, 188, 194,263, 352, 361  a.mlf .. Bedâ' i'u'I-hatti'l-Arabî ,Bağdad 1981, s. 193, 196, 252, 253, 293, 294,302, 335  M. Uğur Derman, "Hamid Aytaç",Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İstanbul 1982,s. 65, 67  ‘'Hamid Bey", Lâle, sy. 1, İstanbul 1982, s. 18•19 Kâmil el-Baba. Rûhu'l hatti'l-Arabî, Beyrut 1983, s. 102• 103, 134•136, 201, 221, 230, 246•251; Şevket Rado,Türk Hattatları, İstanbul 1984, s. 267•269 "Kaybettiğimiz Büyük Sanatkâr Hattat Hamid Aytaç", Türkiyemiz, sy. 39, İstanbul 1983, s. 14 Milletlerarası Hattat Hamid Aytaç Hat Yarışması (nşr. IRCICA), İstanbul 1985; İsmet Kerim Yenisey, "Hattat Hamid'le Mülakat", SeIâmet. nr. 40, İstanbul 20 Şubat 1948, s. 12• 13 Ali Alpaslan, "Hamid Aytaç", Hayat Tarih Mecmuası, sy. ll, İstanbul 1972, s. 16•20 "İslâm Yazı Çeşitleri", Sanat Dünyamız, sy. 32, İstanbul 1985, "Hattat Hamid'in Kaybının Düşündürdükleri",Milliyet, İstanbul 04 Temmuz 1982 "Hattat Hamid", Kaynaklar. sy. 1, İstanbul 1983, s.48•53 Necmeddin Şahiner, ‘'Hat Ustası Hamid Aytaç", Yeni Nesil, İstanbul 14 Şubat 1975 "Illüminating The Quran", Arabia, London 1981 , s. 74-75 Muhammed Harb. "Hâmid: Âhirü'l-Hattâtîni'l-izâm", el-Arabî, Küveyt 1982, s. 76•81 "Harflerin Bestekârı Kendisini Anlatıyor", İlme İrfana Umrana Köprü, sy. 61, İstanbul 1982, s. 8•15 İsmail Yazıcı, 'Hattat Hamid'le Hastanede Yapılan Son Mülakat", Sanat ve Kültürde Kök, XVI, İstanbul 1982, s. 10•26 Emin Barın, 'İslâm Âlemi Hattat Hâmid'i Çok İyi Tanır" , Yeni Nesil, İstanbul 31 Temmuz 1982 Selçuk Erez, 'Bir Kültür Ustasının Ölümü", Güneş, İstanbul 1 Haziran 1982  'Regard sur la Calligraphie Islamieue: Calligraphe Hamid       Sanat Sanatkarlar Duyurular Satılık Eserler Sanat Malzemeleri Restorasyon  ve Cami Tezyinatı İletişim Kurumsal |  Duyurular |  Dergi |  Sergi ve Seminerler |  Yayınlar |  Kültürel Faaliyetler |  Eğitim |  Atölye Faaliyetleri Sanat |  Sanatk

Hasan Çelebi

Çerkez asıllı olduğu dışında ailesine dair bilgi yoktur. Büyük ihtimalle Kafkasya'dan getirilmiş bir köle iken Ahmed Şemseddin Karahisârî tarafından satın alınmış, efendisi daha sonra onu âzat ederek mânevî evlâdı saymış ve aklâm-ı sitteyi öğretmiştir. Bu sebeble ''Karahisârî kulu'' lakabıyla da anılır. İmzalarında Karahisârî'nin önceleri kölesi, sonra da oğlu olduğunu belirten ifadeler kullanmıştır. Onun vefatından itibaren künyesinde ''Allâh'ın Kulu'' manasına geldiğinden köleler için baba adı kabul edilen Abdullah'a yer vererek Hasan B. Abdullah şeklinde imza atmıştır. Hasan Çelebi, üstâdının sanat üslûbuna en yakın hattat oluşu dolayısıyla Hasan Halife adıyla da tanınır. Kaynaklarda Süleymaniye Camii'nin mihrap veya kubbe yazısının (sonuncusu XIX. yüzyılda Abdülfettah Efendi tarafından yeniden yazılmıştır.) Karahisârî'ye, bunun dışında kalanlarında Hasan Çelebi'ye ait olduğu nakledilmektedir. Diğer bir rivayetde Süleymaniye'deki bütün yazıların Hasan Çelebi tarafından yazıldığı, sadece tabhânedeki bir ayetin (el-İnsân 76/8) Karahisârî'ye ait olduğu, bu yazınında diğerlerinden üstün bulunduğu şeklindedir. Her iki hattatın yazı üslûplarını ayırmak mümkün olmadığından bu konuda fikir yürütmek de gereksizdir. Hasan Çelebi Edirne Selimiye Camii'nin de (yapılışı 1568-1574) bütün yazılarını yazmıştır. Bu yazıların çini mermer üstünde olanları zamanımıza kadar gelmiş, kubbe yarım kubbe yazıları XIX ve XX yüzyıllarda devrin celî- sülüs anlayışından uzak bulunan mahallî hattatlarca başarısız bir şekilde yenilenmiştir. Evliya Çelebi'nin nakline göre Hasan Çelebi Selimiye Camii'nin kubbe yazılarının mahalline geçirilmesine nezaret ederken gözüne düşen kireç tozunu temizlemek için, celî kalemlerini silmek üzere yanında bulundurduğu kireçli suyu telâşla kullanınca görme hassasını kaybetmiştir. Bunun üzerine Sultan II. Selim tarafından kendisine maaş bağlanmıştır. Ancak Müstekimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi, görmüş olduğu 1002 (1594) tarihli bir Hasan Çelebi kıtasında övgüyle bahsetmektedir ki bu durum da Evliya Çelebi'nin rivayetini şüpheyle karşılamak gerekir. Hasan Çelebi, olgunluk döneminde Karahisârî üslûbundan uzaklaşarak pek çok meslektaşı gibi Şeyh Hamdullah yoluna dönmüştür. Bu vadide nesih hattı ile yazdığı bir En'âm-ı Şerif Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndedir.(Yeni Yazmalar, nr. 929) Gülzâr-ı Savâb'da onun nesih hattının Karahisârî'den daha da ileride olduğu ifade edilmektedir. Oğlu İsmâil Efendi de babasının üslûbunda eser veren bir hattattır. Ölüm tarihi kesin olarak tespit edilemeyen Hasan Çelebi vefatında İstanbul'un Sütlüce semtinde üstâdı Karahisârî 'nin yanına gömülmüştür; fakat kabrinin yeri belli değildir. BİBLİYOGRAFYA   Gülzâr-ı Savâb, s. 21-59; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, III. 440-441, Suyolcuzâde, Devhatü'küttâb, s. 36; Müstakimzâde, Tuhfe,s. 126-155; Habib Efendi, Hat ve Hattâtân, İstanbul 1305,s. 84; C. Huart, Les Calligraphes et les Miniaturistes de I'orient Musulman, Paris 1908, s. 127-128; Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul,ts. (yayın Matbaacılık), s. 81-82; M, Uğur Derman, ‘'Edirne Hattatları ve Edirne'nin Yazı Sanatımızdaki Yeri ‘' Edirne Armağan Kitabı Ankara, 1965,s. 316;a.mlf. Kanunî Devrinde Yazı San'atımız, Ankara 1970, s. 280; a. mlf. Türk Hat San'atımızın Şaheserleri, Ankara 1982,s. 9-10; a.mlf. İslâm Kültür Mirasında hat San'atı, İstanbul 1992,s. 197; a. mlf. ‘'Hasan Çelebi''T A XIX,11 İSAM

İnci AYAN BİROL

1942 İstanbul'da doğdu ve İÜ. Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun oldu. 16 yıl Orta ve Yüksek öğretimde fizik hocalığı yaptı. 1958-1970 Prof. Dr. A.Süheyl Ünver'e, 1974-1983 Muhsin Demironat'a, 1976-1986 Rikkat Kunt ‘a talebe olarak Süheyl Ünver ve Rikkat Kunt'dan icâzet aldı. 1973- 2000 İstanbul, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı, tezhip kursu hocalığı yaptı.  1988 MÜ. GSF. Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, Tezhip- Minyatür Ana Sanat Dalına, öğretim görevlisi olarak atandı.  1991 SÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü'nden tezhip dalında Sanatta Yeterlik belgesi aldı.  1991 Türk Tezyini Sanatlarında Motifler isimli kitabı (Prof. Çiçek Derman ile) yayınladı.  1992 Yrd. Doç. oldu. 1965-1966 ve 1990-1993 yıllarında Viyana'da, Milli kütüphâne ve müzelerdeki Türk eserleri üzerinde çalıştı. Bildiri ve makaleleri yayınlandı. 1999 Özel öğrencileri ile Grup Nokta yı kurdu. 2000 MÜ. GSF. den emekli oldu. 2001 yılından beri, SÜ GSF. Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, kurucu uzman öğretim üyesi olarak, tezhip dalında lisans ve yüksek lisans derslerini yürütmektedir. 2002 Ankara,Türk Kadınları Kültür Derneği' inde yaptığı Sanat Sohbetlerinde, bilgi ve tecrübelerini sanatsevenlerle paylaştı. 2002 Kazakistan Almaty'de, II. Avrasya Nükleer Bilimler Sempozyumu ve üniversitede Türk Sanatı ile ilgili seminerler verdi  2008 "Klâsik Devir Türk Tezyini Sanatlarında Desen Tasarımı, Çizim Tekniği ve Çeşitleri "isimli kitabı yayımlandı. Yurd dışında: 1961 Fransa/Paris, 1966 Avusturya/Viyana ve 1992 Oberlech, Ressam Paul Renner ve Hikmet Barutcugil ile birliklte., 1993 Viyana, Internationnal Center'da, 2002 Almanya/Berlin, 2003 Slovenya/Lendeva ve Tokyo/Japonya, 2004 Danimarka/Roskilde, Almanya/Stuttgart, 2005 Pakistan/İslamâbad ve Bosna-Hersek Cumhuriyeti/Saraybosna'da sergilere katıldı. Yurd İçinde: Edirne, İstanbul,Ankara, Bursa, Kütahya, Konya, Manisa, Erzurum olmak üzere toplam 23 sergi açtı veya katıldı. Danışmanlıklar:  2005 -Kubbealtı Misalli Büyük Türkçe Sözlük çalışmalarında Sanat Danışmanlığı, 2002-2006 Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde Sanat-Yayım Danışmanlığı,  2004-2005 Kültür ve Turizim Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, Yaygın Kültür Eğitim Komisyonu üyeliği,  Diyanet İslam Ansiklopedisi yazı grubundaki görevlerini yürüttü.

İslam SEÇEN

1936 yılında Kosova Priştine'de doğan İslam Seçen ilk ve orta öğrenimini burada tamamlamıştır. 1952 senesinde Kosova İpek kasabasında Güzel Sanatlar Akademisinde öğrenimine başlayan Seçen, üç yıl burada eğitim gördükten sonra İstanbul'a gelmiştir. 1957 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisine ikinci sınıftan başlamıştır. Bu dönemde zamanın önemli sanatçılarından ders almıştır. Bunlar arasında Prof. Dr. Sacit Okyay'dan klasik cilt dersleri, Prof. Emin Barın'dan modern cilt ve kaligrafi derslerini sayabiliriz. 1960 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nden diplomasını alan Seçen 1961 yılında da Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü'nden mezun olmuştur.   1961 yılında Süleymaniye Kütüphanesi'nde Cilt ve Patoloji Servisi'ni kuran sanatkâr, 1973 senesinde Kültür Bakanlığı tarafından baş uzmanlığa atanmıştır.27 yıl Süleymaniye Kütüphanesi'nde hizmet eden Seçen, 1977'de Devlet Güzel Sanatlar Akedemisi, Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü, Geleneksel Türk Sanatları Kürsüsü'nde Türk Ciltçiliği derslerini vermek üzere öğretim görevlisi olarak vazifelendirilmiştir. 1969'da Portekiz'in başkenti Lizbon'daki Gulbenkian Müzesi'nde bulunan, 1954'de meydana gelen sel felaketinde zarar görmüş İslam el yazmalarının durumunu görmek ve hakkında görüş bildirmek için 2 ay müzede çalışmıştır. 1970 yılında Gülbenkian Müzesi'ne tekrar çağırılan Seçen, 10 ay süren bir restorasyon çalışması gerçekleştirmiştir. İslam Seçen Gülbenkian Müzesi'ndeki çalışmalarına memuriyetinin izin verdiği ölçüde 32 yıl devam etmiştir. 2001 yılında yaş haddinden emekli olan Seçen, meslekî hayatına Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, Cilt Ana Sanat Dalı'nda Klasik Ciltcilik dersleri vermeye devam etmektedir.

İsmail Hakkı Altunbezer

(1873 _ 1946) SON DEVRİN MEŞHUR HATTATLARINDAN 8 Şubat 1873'te İstanbul'da Kuruçeşme semtinde doğdu. Kurban bayramında doğduğu için kendisine İsmail adı verildi. Baba tarafı beş batna kadar hattattır. Bunların ilk üçü Trabzon'da, son ikisi ise İstanbul'da mesleklerini sürdürmüşlerdir. İsmail Hakkı Bey, önce Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin talebesi olan babası Mehmed İlmî Efendi'den sülüs-nesih öğrendi. Sanâyi-i Nefîse Mektebi'nde resim ve hakkâklık tahsil ederken Dîvân-ı Hümâyun Kalemi'ne girdi. Burada Sâmi Efendi'den hem tuğra çekmesini öğrendi, hem de divanî, celî-divanî ve celî-sülüs yazılarını meşketti. Önce "ikinci tuğrakeş'. sonrada "birinci tuğrakeş" oldu. Çeşitli mekteplerde rik'a, Medresetü'l Hattâtîn'de ise tuğra ve celî-sülüs hocalığı yaptı. 1928 harf inkılâbından sonra Şark Tezyînî San'atlar Mektebi'nde 1936'dan itibaren de Güzel Sanatlar Akademisi'nde tezhip dersleri verdi. Altınbezer soyadını müzehhipliği dolayısıyla aldı. Nâdir rastlanan bir fırça ve kalem hâkimiyetine sahip olduğu için bu yeni mesleğinde de kolaylıkla eserler verdi. Ancak üslûbu itibariyle klasik yolun dışında kaldığından haklı olarak tenkide uğradı. 1945'te hastalığı dolayısıyla akademideki görevinden ayrıldı, bir müddet sonra da vefat etti (19 Temmuz 1946). Mezarı Karacaahmet'in Tunusbağı yolu tarafındaki kabristanda, babasının yanındadır. Mezar kitâbesini celî ta'lîkle vasiyeti üzerine arkadaşı Necmettin Okyay yazmıştır. Velûd bir sanat hayatı olan Tuğrakeş Hakkı Bey'in çeşitli koleksiyon ve müzelerdeki eserlerinden başka Dîvân-ı Hümâyun'dan çıkan ferman, berat ve menşurlarda da yazıları bulunmaktadır. Üsküdar Selimiye, Edirnekapı, Zeynep Sultan, Abdi Çelebi, Şemsi Paşa camilerinin kubbe yazıları ile Lâleli, Afyon, Eskişehir, Bebek, Bakırköy, Kamer Hatun ve Beyoğlu Ağa camilerinde son derece sanatkârane celîleri vardır. Ayrıca Osmanlı devrinde son Kâbe örtüsünün kuşak yazısı, ilk riyâset-i cumhur mührü, Mahmud Şevket Paşa'nın türbe yazıları onun önemli eserleri arasındadır. İsmail Hakkı Bey aynı zamanda devrinin meşhur gül yetiştiricilerinden biri idi. Sanat hayatının en olgun devrini, eser vereceği yerde ne yazık ki geçim kaygısı yüzünden mahkemelerde bilirkişilikle tüketmeye mecbur kalmıştır. İsmail Hakkı Bey'le Necmettin Okyay, mütehassısı oldukları farklı sanat şubelerinde daima biribirlerini tamamlayarak bir "Eski Türk Sanatları Akademisi"ne âdeta şahıslarıyla bedel olmuşlardır. Hakkı Bey'in yetiştirdiği hattatlar arasında M. Halim Özyazıcı ve Macit Ayral Türk hat sanatında isim yapmış kişilerdir.    BİBLİYOGRAFYA A. Süheyl Ünver. Hattat ve Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer: Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1955 "İsmail Hakkı Altınbezer (Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey) 1869- 1946", İslam · Türk Ansiklopedisi Mecmuas ı, II, or. 67, s. 9·1 6; a.mlf. "İsmail Hakkı Altunbezer", Süleymaniye Ktp., A. Süheyl Ünver, Dosya nr. 7  İbnülemin, Son Hattatlar, s. 98-102  Osman Nuri Ergin,Türk Maarif Tarihi, İstanbul 1977, Il, 192: M. Uğur Derman, Türk Hat Sanatının Şâheserleri, İstanbul 1982, s. 52  Gövsa, Türk Meşhurları, s. 42  Burhan Toprak - Refik Dinç,"İsmail Hakkı", Güzel Sanatlar Dergisi, sy. 4, İstanbul 1942, s. 87-91  TA, II, 744. l. M. U ĞUR DERMAN

İsmail Hakkı Altunbezer

(1873 _ 1946) SON DEVRİN MEŞHUR HATTATLARINDAN 8 Şubat 1873'te İstanbul'da Kuruçeşme semtinde doğdu. Kurban bayramında doğduğu için kendisine İsmail adı verildi. Baba tarafı beş batna kadar hattattır. Bunların ilk üçü Trabzon'da, son ikisi ise İstanbul'da mesleklerini sürdürmüşlerdir. İsmail Hakkı Bey, önce Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin talebesi olan babası Mehmed İlmî Efendi'den sülüs-nesih öğrendi. Sanâyi-i Nefîse Mektebi'nde resim ve hakkâklık tahsil ederken Dîvân-ı Hümâyun Kalemi'ne girdi. Burada Sâmi Efendi'den hem tuğra çekmesini öğrendi, hem de divanî, celî-divanî ve celî-sülüs yazılarını meşketti. Önce "ikinci tuğrakeş'. sonrada "birinci tuğrakeş" oldu. Çeşitli mekteplerde rik'a, Medresetü'l Hattâtîn'de ise tuğra ve celî-sülüs hocalığı yaptı. 1928 harf inkılâbından sonra Şark Tezyînî San'atlar Mektebi'nde 1936'dan itibaren de Güzel Sanatlar Akademisi'nde tezhip dersleri verdi. Altınbezer soyadını müzehhipliği dolayısıyla aldı. Nâdir rastlanan bir fırça ve kalem hâkimiyetine sahip olduğu için bu yeni mesleğinde de kolaylıkla eserler verdi. Ancak üslûbu itibariyle klasik yolun dışında kaldığından haklı olarak tenkide uğradı. 1945'te hastalığı dolayısıyla akademideki görevinden ayrıldı, bir müddet sonra da vefat etti (19 Temmuz 1946). Mezarı Karacaahmet'in Tunusbağı yolu tarafındaki kabristanda, babasının yanındadır. Mezar kitâbesini celî ta'lîkle vasiyeti üzerine arkadaşı Necmettin Okyay yazmıştır. Velûd bir sanat hayatı olan Tuğrakeş Hakkı Bey'in çeşitli koleksiyon ve müzelerdeki eserlerinden başka Dîvân-ı Hümâyun'dan çıkan ferman, berat ve menşurlarda da yazıları bulunmaktadır. Üsküdar Selimiye, Edirnekapı, Zeynep Sultan, Abdi Çelebi, Şemsi Paşa camilerinin kubbe yazıları ile Lâleli, Afyon, Eskişehir, Bebek, Bakırköy, Kamer Hatun ve Beyoğlu Ağa camilerinde son derece sanatkârane celîleri vardır. Ayrıca Osmanlı devrinde son Kâbe örtüsünün kuşak yazısı, ilk riyâset-i cumhur mührü, Mahmud Şevket Paşa'nın türbe yazıları onun önemli eserleri arasındadır. İsmail Hakkı Bey aynı zamanda devrinin meşhur gül yetiştiricilerinden biri idi. Sanat hayatının en olgun devrini, eser vereceği yerde ne yazık ki geçim kaygısı yüzünden mahkemelerde bilirkişilikle tüketmeye mecbur kalmıştır. İsmail Hakkı Bey'le Necmettin Okyay, mütehassısı oldukları farklı sanat şubelerinde daima biribirlerini tamamlayarak bir "Eski Türk Sanatları Akademisi"ne âdeta şahıslarıyla bedel olmuşlardır. Hakkı Bey'in yetiştirdiği hattatlar arasında M. Halim Özyazıcı ve Macit Ayral Türk hat sanatında isim yapmış kişilerdir.    BİBLİYOGRAFYA A. Süheyl Ünver. Hattat ve Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer: Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1955 "İsmail Hakkı Altınbezer (Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey) 1869- 1946", İslam · Türk Ansiklopedisi Mecmuas ı, II, or. 67, s. 9·1 6; a.mlf. "İsmail Hakkı Altunbezer", Süleymaniye Ktp., A. Süheyl Ünver, Dosya nr. 7  İbnülemin, Son Hattatlar, s. 98-102  Osman Nuri Ergin,Türk Maarif Tarihi, İstanbul 1977, Il, 192: M. Uğur Derman, Türk Hat Sanatının Şâheserleri, İstanbul 1982, s. 52  Gövsa, Türk Meşhurları, s. 42  Burhan Toprak - Refik Dinç,"İsmail Hakkı", Güzel Sanatlar Dergisi, sy. 4, İstanbul 1942, s. 87-91  TA, II, 744. l. M. U ĞUR DERMAN

İsmet GÜLNİHAL

Doğum Tarihi: 01.09.1961 Doğum yeri: BİLECİK Bozüyük Çamyayla Köyü Baba adı: Selim İlkokul: Cevizli (Kartal.İST) İlkokulu. İlkokuldan mezun olduktan sonra Kuran kursuna devam etti. Hafızlığını ikmal ettikten sonra Arabi ilimlerinden Sarf Nahiv kitaplarını Nurulizah, Kudurî, Molla Câmi, Akaidi Şemsiye, Dürer, Usûlü Hadis, Tefsir ve Kıraat dersleri aldı.Bu esnada orta okulunu Çamlıca Kız Lisesi'nde tamamladı. Liseyi, Bahçelievler Lisesi'nde yine dışarıdan imtihanlarla bitirdi. Girdiği üniversite imtihanında A.Ü.İşletme Bölümü'nü kazanarak bitirdi. Küçük yaşlarda camilerdeki yazıları kâğıt üzerine resmederek yazıya olan ilgisinin tatmin etmeye çalışıyordu. Seneler sonra 15.09.1990'da bir arkadaşının yardımıyla Hattat Yusuf Sezer'den yazıya başladı. Önce rika yazısını sonra nesih yazısını ve sülüs yazısını öğrenerek 19.12.1998tarihinde icazetini aldı. Aynı senelerde Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Prof. Dr. Ali Alparslan Bey'e devam ederek Divani ve Talik yazılarını meşk etti ve istifadeye hocasının vefatına kadar devam etti. Hat sanatında o yıllarda eksikliği hissedilen hat malzemelerini üretmeye başladı. Mürekkep çeşitleri, makta ve kalemtıraşları, kalem çeşitleri, hokka çeşitleri, kâğıt ve meşke kağıtlarını klasik yöntemlerle imal etti. Ürettiklerini yurt içi ve yurt dışında sanatseverler tarafından alınmakla beraber Kültür ve Turizm Bakanlığı'da alarak Dösim standartlarında satışa sunmuş ayrıca Sanatçı Tanıtım Kartı ile başkanlığın hat malzeme alım üyesi olduğu tescil edilmiştir. Bu çalışmalarından dolayı 2001-2002-2003 yıllarında "onur belgesi" aldı.2000 yılında Osmanlı'nın 700.yıl etkinliklerinde Kağıthane İlçe Milli Eğitim bünyesindeki sergi ve konferanstaki çalışmasından dolayı "teşekkür belgesi" aldı. Evli ve 1 kızı olan İsmet Gülnihal, hat malzemesi üretimine devam etmekte ve hat sanatına eserler kazandırmaya çalışmaktadır. Sergileri: 1)Güngören Moda Düğün Sarayı 1998 2)Güngören Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 2004 3)Bahçelievler Belediye Kültür Merkezi 2004 4)Kâğıthane Osmanlı 700. Yıl sergisi 15 Kasım 1999 5)Hollanda Multi Festijn 2008 Hazırladığı eserler: 1)Nesih Yazı Meşk Defteri 2)Rika Yazı Meşk Defteri 3)Hokka Gibi "Hattatların Hatıraları" 1 kitap 4)Hokka Gibi "Hattatların Hatıraları" 2.kitap 5)Hattat Abdullah Kırımini Sülüs Ders Notları(baskıya hazırlanıyor) 6)Tuhfe-i Hattatıyn (baskıya hazırlanıyor) 7)Hat ve Hattatan (baskıya hazırlanıyor) 8)Çay Risalesi (baskıya hazır) 9)Türkiye'de basılan Kuran-ı Kerimlerin incelemesi 10)Ayeti Kerimelerde Hat Sanat ( baskıya hazır) 11)Hadis-i Şeriflerde Hat Sanatı (baskıya hazır) 12)İCAZETNAME ve İCAZETNAMELER kitabı Ayrıca; Ortadoğu Gazetesi'nde hat sanatı ile alakalı yazıları, Tepe Edebiyat Dergisi, Kaynakça Dergisi, İKAV Bülten Dergisi, Akit Gazetesi'nde, ekspres İstanbul Gazetesi'nde yazıları yayınlandı. YAZILARININ BULUNDUĞU YERLER 1)Çorum-Dereköyü Mihrap Yazısı 2)Beyoğlu Eminönü Kuran Kursu Mescidi Mihrab Yazısı 3)Kağıthane Barbaros Cami Kuşak Yazıları 4)Güngören Güven Cami Cehar-ı Yarı Gezin Yazıları 5)Mezar Kitabeleri 6)Özel Koleksiyonlarda Çeşitli Ebatlarda Yazılar 7)Eyüp Yeşil Pınar Güzel Hayrat Çeşme Yazıları 8)99 Esma 99 Dua Kitabı'nın Esmaül Hüsna yazıları.

Kâmil Akdik

SON DÖNEMİN ‘'REÎSÜLHATTÂTÎN'' UNVANLI MEŞHUR HATTATI (1861-1941) 29 Kasım 1861'de İstanbul'da Fındıklı'da doğdu. Tersâne-i âmire erzak anbarı başkâtibi Süleyman Efendi'nin oğludur. İlk tahsilini yaptığı zeyrek Sâliha Sultan Mektebi'nde yazı hocası Süleyman Efendi'den hat meşketmeye başladı. Fâtih Rüşdiyesi'ni bitirdikten sonra dâhiliye muhasebesine memur oldu (1880). Bu arada Sâmi Efendi'ye dört yıl devam ederek sülüs-nesih yazılarından icâzet aldı (1884). Hocasının arzusuyla Kâmil mahlasını Hâşim'e çevirdi. Bu sebeble 1304-1307 (1887-1890) yıları arasındaki yazılarında Ahmed Hâşim imzasına rastlanmaktadır. Fakat bir müddet sonra tekrar Kâmil mahlasını kullanmaya başladığından bu isimle tanındı. Yazıdaki kabiliyet ve başarısı sebebiyle Dîvân-ı Hümâyun Mühimme Kalemi'ne tayin edildi. (1894) Burada Sâmi Efendi'den divanî yazılarını ve tuğra çekmesini öğrenerek ertesi yıl nâmenüvisliğe getirildi. Hocası emekliye ayrılınca onun yerine Nişân-ı Hümâyun Kalemi mümeyyizliği ve hutût-ı mütenevvia muallimi oldu. (1990) Bu vazifesine 1914'te, yeni açılan Medresetü'l-Hattâtîn sülüs-nesih hocalığı ile Galatasaray Sultânîsi rik'a dersleri hocalığı da ilâve edildi. (1918) Bâbıâli'nin lağvedilmesiyle Divân-ı Hümâyun'daki vazifesinden emekliye sevkedildi. (1929) Harf inkılâbına kadar Hat Mektebi'nde hocalık yaptı. (1928) Güzel Sanatlar Akademisi'nde Hüsn-i hat öğretilmesine müsaade edilince burada vefatına kadar yürüteceği yazı hocalığına başladı (1936). Biri 1935, diğeri 1940'da olmak üzere Mısır prenslerinden Mehmet Ali Tevfik Paşa tarafından iki kere Mısır'a davet edildi. Birincisinde paşanın İslâm sanat ve mimârîsinin hemen bütün devirlerini içine alan bir İslâm Sanatları Müzesi şeklinde yaptırdığı Kasrü'l- Menyel bünyesinde bulunan mescidin bütün yazılarını yazdı. İkincisinde ise aynı sarayda kurulan hat müzesine konulacak yazıları İbnülemin Mahmut Kemal İnal ile birlikte seçip tasnif etti. Günümüzde bir müze olarak kullanılan bu sarayın çeşitli bölümlerinde Kâmil Akdik'in pek çok yazısı bulunmaktadır. 23 Temmuz 1941 gecesi Fatih'deki evinde vefat etti ve Eyüp'te Gümüşsuyu Kabristanı'na defnedildi. Kabir Kitâbesi, oğlu ressam Şeref Akdik tarafından yazılmıştır. Hat tarihinde zaman zaman kıdem ve dirayetiyle önde gelen hattatlara verilmesi mûtat olan ‘'reîsü'l-hattâtîn'' unvanı son olarak 21 Ağustos 1915'te Kâmil Efendi'ye tevcih edilmiştir. Kâmil Akdik disiplinli hayatı ve perhize dikkat etmesi sebebiyle uzun süren ömrünün sonlarında bile el titremesi ve görme bozukluğu gibi sıkıntılar çekmeden seçkin eserler bırakmıştır. Dîvân-ı Hümayûn'daki resmî vazifesi esnasında divânî, celî-dîvânî veya rık'a hatlarıyla yazdığı menşur, berat, muâhedenâme, tasdiknâme gibi evrak dışında, yazı hocası olarak hazırladığı meşk'ler de pek çoktur. Ayrıca sülüs-nesih kıtalar, murakka'lar (yazı albümleri), hilye ve levhalar, kitabeler, bazı sûre ve cüzlerden başka birde Mushaf yazmıştır. Eski hattatların eserlerinden meydana gelen kıymetli hat koleksiyonu ölümünden sonra Topkapı Sarayı Müzesi'nce satın alınmıştır. BİBLİYOGRAFYA Melek Celâl, Reîsü'l-Hattâtîn Kâmil Akdik, İstanbul 1938; İbnülemin, Son Hattatlar, s. 172-178 Mahmûd Kâmil Hüseyin Zeyyan v. dğr. Delîlü methafi kasri'l- menyel, Kahire 1979, s. 51-59 M. Uğur Derman, Türk Hat Sanatının Şâheserleri, İstanbul 1982,s. 49. İSAM

Kaya ÜÇER

1965 yılında İstanbul'da sanatçı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Kaya ÜÇER, 1982 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk Sanatları Tezhip-Hat bölümüne girerek eğitimine başladı. Üniversite eğitimi esnasında 1984 yılında Kültür Bakanlığı'nın Topkapı Sarayı'nda açtığı Saray Nakkaşhanesi Kursu'nu bitirerek sertifikasını aldı. 1986 yılında mezun olduğu üniversitesinin yine aynı yıl Tezhip Bölümü'nde yüksek lisans programına devam ederek. "Klasik, Barok, Rokoko ve Ampir Kalemişi Üslupları" konulu yüksek lisans tezini vererek mezun oldu ve de aynı yıl sanatta Yeterlilik (Doktora) Programına başlıyarak 1992 yılında "18.yy.'da mekansal açıdan stuk sıvanın yeri" tez konusu ile başarılı mezuniyetini verdi. 1993 yılında M.S.Ü., G.S.F. Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nde Kalemişi dersinin eğitimini vermeye başladı. Babadan oğula geçen bir jenerasyonla Nakkaşlık Sanatı'nı hem alaylı hem okullu olarak birleştiren sanatçı, bu sanatı açtığı Atölye isimli sanat atölyesinde kurs ve seminerler vererek sanatseverlerle buluşturmaya devam etmektedir. Halen üniversitede ders vermeye devam eden sanatçı yurt içi ve yurt dışı pek çok eski eser yapıda restorasyon, konservasyon ve yeni uygulamaları gerçekleştirmiştir. Sanatçı, pek çok sergiye katılarak bu sanatı tanıtmaya çalışmaktadır.       Katıldığı sergi ve kalemişi uygulamaları şunlardır; • Emin Barın ve Öğrencileri Sergisi • Bereketzade Vakfı Sergisi • Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Sergisi • Savaş Çevik Hüsn-ü Hat Sergisi • Hasan Çelebi Hüsn-ü Hat Sergisi • Yusuf Berevşe Hüsn-ü Hat Sergisi • Serdar Gülgün Kolleksiyon Sergisi • Nilgün Şensoy Kolleksiyon Sergisi

Mehmed Emin Yazıcı (Emin Dede)

Ömer Vasfi Efendi'nin kardeşi olan Emin Efendi 5 C. evvel 1300/14 Mart 1883 günü İstanbul'un Tophane semtinde doğdu. Rüşdiye tahsilinde yazı öğrenmeye başladı. Bu sanata ilgisini gören ağabeyi Ömer Vasfi, Sami Efendi'ye derse gittikçe, onu da beraberinde götürüyordu. O sırada Neyzen Aziz Dede'den de ney üflemesini öğrenen genç Emin Efendi, Sami Efendi'nin huzurunda ney üfler, arada bazı hat tarifleriyle de ondan istifade ederdi. Usulüne göre, ağabeyi gibi yazı meşketmiş değildir, fakat Yaradan'ın lutfu olan istidadıyla kısa zamanda, musikıdeki gibi, hat sanatında da ilerlemiştir. O derecede ki, hiç meşk etmediği halde, göz ve elinin kudretiyle yazdığı ta'lik nev'inde eserleri bile imrenilecek letafettedir. Yazı taklidinde de ayrı bir melekesi vardır. Cami derslerine ve Hukuk Mektebi'ne devamı sırasında Posta-Telgraf İdaresi Mektubi Kalemi'ne giren Emin Efendi, 1332/1914'de Erkan-ı Harbiye-i Umumiye (Genelkurmay) Dairesi hattatlığına tayin olundu. Böylece ileride soyadı olarak seçeceği "yazıcı"lığı kendisine meslek edindi. Bu arada, fırsat buldukça ağabeyinin celi yazılarını tashih ederek celi sülüs'deki meharetini artırdı. Devrin büyük üstadlarından istifadeyle dini ve ladını musikîde mevkî sahibi oldu, Galata Mevlevıhanesi'nin neyzenbaşılığına getirildi. Bundan sonra "Emin Dede" ismiyle anılan sanatkârımızın "dede"liği itibaridir, yoksa Mevlevî çilesi çıkarmış değildir. Bestekarlık vadisine tercihen saz eserleriyle giren Emin Dede, Darü'l el-han'ın ney muallimliğinde de bulundu. Resmı vazifesi dolayısiyle, daha ziyade evrak ve haritalar üzerine yazan Emin Efendi, emekli olduktan sonra da gerek hat, gerekse musıkî sahasında meşguliyetini sürdürdu. Lakin Şaban 1362/Ağustos 1943'de gelen felç rahatsızlığı, onu her iki sanatından da kopardı. 19 Safer 1364/3 Şubat 1945'de vefat edince, ağabeyinin Eyüp'teki kabrine sırlandı. Emin Dede'nin, sanattaki mevkıi itibariyle, kendisi gibi neyzen olan Kadıasker Mustafa İzzet Efendi'den geri kalır tarafı yoktur. Ne var ki, gündelik resmî meşgalesi ve kısa ömrü, Mustafa İzzet Efendi gibi verimli olmasına mani teşkil etmiştir. Eserleri sayılıdır.

Mehmet Suud Efendi

Mehmed Suûd  Bey, Divan-ı Hümayun  Kuyud  Odası Mümeyyizi Safvet Bey’in oğlu ve Hattat Vahdetî’nin torunudur.  1882 (H. 1299)’da Kuruçeşme’de doğdu. Beşiktaş’ta Mekteb-i Hamidi’ye devam etti. Babasından ve diğer zatlardan Arapça ve Farsça okudu. 1899 (H.1317)’de Divan-ı Hümayun mühimme kalemine girdi. Nesih ve sülüsü babasından ve Beşiktaşlı Nuri (Korman) Efendi’den, daha sonra Muhsinzade Abdullah Bey'den, divaniyi Kâmil (Akdik) Efendi’den, divani celisini Sami Efendi’den ve tuğrayı Tuğrakeş İsmail Hakkı Bey’den meşk ederek Divan dairesinden hattatlık şehadetnamesi ve Divan-ı Hümayun beylikçisi Nasır Bey’in himmeti ile salise rütbesi verildi. Sü'ud Bey Divan’da on sekiz sene hizmetten sonra 1908 (H.1326)’da Meclis-i Ayan kitabetine nakledildi.  Medreselerde yazı ve tahrir usulü muallimliğinde bulundu. Osmanlı Devleti’nin yıkılışıyla birçok münevver zat ile birlikte açıkta kaldı. Babıâli caddesinde küçük bir dükkân açıp isteyenlere yazı yazmak suretiyle maişetini temine çalıştı. Kanunisani 1930’da Fatih Millet kütüphanesine memur tayin edildi. 28 Ağustos 1948 (23 Şevval 1367)’de vefat etti. Merkez Efendi kabristanına defnolundu. Kısa boylu, zayıf, mütedeyyin ve musalli idi. Tertipli şiirlerden oluşan bir divanı vardır. Refikasının vefatında terkibi bend şeklinde uzun bir manzume ve üstadı Muhsinzadenin hayatına dair bir risale yazmıştır. Yenişehirli Avni Beyin şiirlerini toplayıp tertip etmiş ve hayatını mukaddime olarak  yazmıştır. Bunlar basılamamıştır. Şair Şeyh Zekâî merhumun hayatını ve şiirlerini içeren bir eseri basılmıştır. Mevlevî tarikatına intisabı münasebetiyle “Sü’udülmevlevî” imzası ile gazete ve mecmualarda şiirler yayınlamıştır. Tarz-ı kadimde her istediği vadide nazma muktedir ve sülüs, celi ve divanî yazılarda mahir idi.

Mustafa Bekir Pekten

Mustafa Bekir Pekten Bekir Pekten, İstanbul Sirkeci'de H. 1331 (1913) yılında Ağustos ayında doğmuştur. Babası ticaretle meşgul Sancaktaroğlu Mehmed Efendi, annesi Emine Hanım'dır. Dedeleri Kayseri Beyinin sancaktarlarındandır. İlköğrenimine Âşiyan İptidaîsinde başlamış, Reşid Paşa İlkokulunda devam etmiş, 1926 yılında beşinci sınıfa geçtiğinde ise babasının ticarethanesine yardım etmek için öğrenimini bırakmıştır. Babası ticareti bırakınca uzun süre şoförlük, oto radyatör tamirciliği ve yedek parça ticareti ile uğraşmıştır. 1934 yılından itibaren içinde hat sanatına karşı büyük bir istek olduğunu sezmiş, Reşid Paşa'da öğrenci iken dördüncü sınıfa kadar da rik'a dersleri aldığı, sahaflarda, çeşitli cami ve evlerde gördüğü yazıları aynen yazmaya özendiği için hat sanatında ilerlemeye karar vermiştir. 1945 yılında Hattat Bahir Yesarî'den ta’lik meşk etmiştir. Devlet Güzel Sanatlar Akademisine konuk öğrenci olarak devam etmiş, hattat Halim Efendi'den 1964'den itibaren o zatın vefatına kadar sülüs, nesih, muhakkak, tevkii reyhanî, rik'a yani icazet yazısı da olmak üzere şeş kalem denilen altı çeşit yazıyı öğrenmek için 17 yıl ders almıştır. Bir taraftan yazıya çalışırken bir ara nakliyecilik, bir zaman da kereste ihracatı işinde çalışmış, sonra Bağ-Kur'dan emekli olmuştur. Yazı yanında kağıt aharlamayı, mürekkep yapmayı, altın ezmeyi, yapıştırmayı, cetvel çekmeyi de öğrenmiştir. Barbaros türbesi kubbesinde, Irak'ta ve birçok ellerde yazıları vardır.  Hattat Necmeddin Okyay Efendi'den de ta’lîk ve sülüs celîsi öğrenmiştir. 1994 yılında vefat etmiştir. Kaynak: Başlangıçtan Günümüze Türk Hat Sanatı, Muammer Ülker, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1987.  

Mustafa Râkım Efendi

  Hayatı hakkında sınırlı bilgilere sahip olduğumuz Mustafa Râkım Efendi, bugün Ordu İli'ne bağlı Ünye İlçesi'nde 1171/1758 yılında dünyaya geldi. Babası Mehmed Kaptan'dır. İlköğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, tahsilini ilerletmek maksadıyla İstanbul'a geldi, İstanbul'a kaç yaşında geldiği belli değildir. İstanbul'da ağabeyi İsmail Zühdî'nin himayesinde ilmî tahsiline başladı. Ayrıca sanata, bilhassa hüsn-i hatt'a karşı merak ve kabiliyeti sebebiyle önce ağabeyi İsmail Zühdî'den sülüs ve nesih yazılarını meşk ederek icazetini l l 83/1769'da on iki yaşında aldı. İcazet aldığında kendisine "Râkım" mahlâsı verildi. III. Derviş Ali'den de yazı meşk etti. Bu arada ilmî tahsilini de tamamlayarak, İlmiye İcazetnamesini aldı. Mustafa Râkım, hafız ve müderrislik unvanlarını imzalarında kullanmıştır. Ayrıca resme karşı alâkalı ve başarılı bir ressamdı. Yaptığı resim, Reisü'l-Küttâb Râtip Efendi vasıtasıyla III. Selim'e takdim edildiğinde resim çok beğenildi ve padişahın resmini yapması emredildi. Resmi yapıp padişaha takdim ettiğinde, H. 1203 tarihinde müderrislik payesi verildi. Yine bu vesile ile Hattat Râkım Efendi'ye sikke ressamlığı ve tuğrakeşlik görevi verildi. Devrin ileri gelenleri ile olan münasebeti dolayısıyla, onların çocuklarına yazı dersleri verdi. Hattat Râkım'ın Sultan II. Mahmud'a yakınlığı ve ona hat dersleri vermesi, padişah olmasından sonradır. Râkım Efendi, Râtib Efendi'ye intisabı ile devlet ileri gelenleriyle münasebet kurdu. Yazıcı Mehmed Münîf Efendi ve Reisü'l-Küttâb Reşîd Efendi, münasebet kurduğu kişilerdendir. Yazıcı Mehmed Münîf Efendi vasıtasıyla Padişah III. Selim ile tanışır. İlk resmî görevini de bu vesile ile otuz yaşında müderris olarak alır. Bu arada kendisine Sikke-i Hümâyûn ressamlığı ve tuğra tanzimi görevi verilir. 1224/1809'da İzmir mevleviyeti, 1229/1814'te Edirne pâyesi, 1231/1816'da Mekke pâyesi, 1233/1818'de İstanbul pâyesi, 1235/1820'de Anadolu pâyesi ve nihayet 1238/1822'de Anadolu sadâretine tayin olunur, 4 Rebîulevvel 1239/8 Aralık 1823 Pazartesi gününe kadar bu görevde kalır. Kendisi Saray'a intisabı dolayısıyla çok rahat bir hayat geçirmiştir. Özellikle Sultan II. Mahmud devrinde epey rağbet gören Râkım Efendi, devamlı Saray'a davet edilir, Padişah kendisi ile yazı meşk ederdi. Saray'dan ayrılırken de kendisine, bohçalar içinde kumaşlar ve altınlar ihsan olunurdu. Sultan II. Mahmud, Râkım Efendi'yi bir saraylısı, Emine Hanım ile evlendirmiş, fakat çocukları olmamıştır. Hayatının sonlarına doğru felç geçiren Mustafa Râkım Efendi, 15 Şa'ban 1241 (25 Mart l826) Cumartesi günü vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine Fatih - Karagümrük'te Atikali Paşa Câmîi'nin yanındaki arsaya defnedilmiştir. Sonradan mezarının üzerine hanımı tarafından bir türbe ve yanına da medrese inşa olunmuştur. Bir kadirşinaslık olarak günümüzde Fatih Karagümrük'te türbesinin bulunduğu mahalle yakın bir yerdeki ilköğretim okuluna "Hattat Râkım İlköğretim Okulu" ve türbesinin bulunduğu sokağa "Hattat Râkım Sokağı" adı verilmiştir. Kaynak: Hattat Mustafa Râkım Efendi Hayatı, San'atı ve Eserleri –  Dr. Süleyman Berk,  Kaynak Yayınları, İstanbul/2003,

Nazlı DURMUŞOĞLU UTKU

1979 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 2002 yılında mezun oldu.   15 Nisan 2004'de Emel Türkmen'in özel atölyesinde başladığı tezhib eğitimine 2004-2008 yılları arasında Emel Hanım'ın İsmek'te vermiş olduğu tezhib dersleriyle devam etti. 5 Haziran 2008'de Emel Türkmen'den aldığı tezhib icazetiyle eğitimini tamamladı. Yurtiçinde ve yurtdışında birçok sergiye katılan müzehhibenin özel kolleksiyonlarda da eserleri bulunmaktadır. 2007 yılında Özcan Özcan'dan almaya başladığı minyatür derslerine halen devam etmektedir. Tezhib çalışmarını sürdürmekte olan sanatkâr, Kasım 2008 tarihinden beri Kültür Ocağı Vakfı'nda tezhib dersi vermektedir. Katıldığı Sergiler : -2004 - 2008 İsmek Feshane Sergileri, Yerel sergiler, İSTANBUL -2004 Ali Toy, Savaş Çevik, Emel Türkmen Atölyesi "Hat -Tezhib Karma Sergisi", Denizatı Sanat Evi, İSTANBUL -2006 "Savaş Çevik Hat Sergisi", Modern Art Gallery, İSTANBUL -2007 "Turan Sevgili Hat Sergisi ve Hattat Portreleri", İslam Eserleri Müzesi, İSTANBUL -2007 "İSMEK MEVLANA ‘Sevgi Saygı Hoşgörü ‘konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmaları sergisi, CRR Sergi ve Konser Fuayesi, İSTANBUL -2007 "Turan sevgili hat sergisi" çırağan sarayı, istanbul - 2007 "hüsn ü hat buluşması" crr , ist. -2008 "Dubai , Uluslararası Hat Sergisi," Birleşik Arap Emirlikleri Abu dhabi -2008 2010 " bugünün ustaları " sergisi , tüyap , ist. -2008 Abu Dhabi, Uluslararası "Hat Yarışması Sergisi" Birleşik Arap Emirlikleri Abu dhabi -2008 " Altından Haleler " Tezhib Sergisi ve İcazet Merasimi; CRR, İSTANBUL Ödüller : -2007 İstanbul genelini kapsayan 2007 yılının Mevlana yılı olması dolayısıyla "Mevlana Sevgi Saygı Hoşgörü" konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmalarında: "Hu Devran" adlı eseriyle Sergileme, İSTANBUL 2008 " Abu Dhabi Kültür Bakanlığı ' Al burda ' uluslararası tezhip yarışmasında dördüncülük " BAE

Nazlı DURMUŞOĞLU UTKU

1965 yılında İstanbul’da doğdu. 1994’de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip-Minyatür Ana sanat dalında lisans eğitimini birincilikle tamamladı. 1995–2001 yılları arasında Üsküdar Belediyesi Altunizade Kültür Sanat Merkezi’nde tezhip dersleri verdi. Mezuniyetinden sonra, hocası Prof. Dr. Çiçek DERMAN ile irtibatını kesmeyerek özel derslerine devam etti ve 2005 yılında kendisinden tezhip icazeti aldı. 2001–2008 yıllarında “Ürdün Al-Balqa’ Üniversitesi İslam Sanatları ve Mimarisi Enstitüsü” nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2004 yılında, Al-Balqa’ Üniversitesi senatosu tarafından kendisine “ 'Usta Sanatkar' Yrd. Doç. ” ünvanı verildi. 2007’den beri Birleşik Arap Emirlikleri Kültür, Gençlik ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığının düzenlemiş olduğu “Al-Burda” yarışmasında seçici kurul üyesidir. 2009 – 2010 yılları arasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsünde hocası Prof. Dr. Fatma Çiçek DERMAN’ın danışmalığında “Bir Safevi Devri Mushafının Tezyini Yönden Değerlendirilmesi” yüksek lisans tezi ile yüksek lisans eğitimini başarı ile tamamladı. Milli ve milletlerarası karma sergilerde eserleri yer aldı. 2002-2004’de Ürdün, 2006’da Tunus,  2008’de Kuveyt, 2009’da Macaristan, 2010’da Cezayir, 2011 Bosna’da sergi ve uygulamalı derslere katıldı. Bugüne kadar yapmış olduğu eserleri yurtiçi ve yurtdışı koleksiyonlarda bulunmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.  Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Müşaviri olarak görev yapmakta olan Sancaktutan, Arapça bilmektedir. Halen, Klasik Türk Sanatları Vakfı ve Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde  ders vermeye devam etmektedir.

Necmeddin Okyay

 19 Rebiulevvel 1300/29 Ocak 1883'de Üsküdar'da doğan Mehmed Necmeddin, Üsküdar Mahkeme-i Şer'iye başkatibi ve Yeni Cami imamlarından Mehmed Abdünnebî Efendi'nin oğludur. İlk tahsili sırasında başladığı Kur'an-ı Kerim hıfzını, Ravza-i Terakki Rüşdiyesi'ne devamı sırasında tamamladı. Mektebin hat hocası Hasan Talat Bey (?-?), kendisine rik'a, divanî ve celî divanî yazılarını öğretip icazet verdi ve bu kabiliyetli genci yetiştirmesi için, Hacı Arif Efendi'ye götürdü. Üsküdar İdadisi'ne devamı sırasında, haftada bir gün hat derslerine gitmesine müsaade edilmeyince, genç Necmeddin bir yıl sonra tahsilini bıraktı. Ebru kağıdı yapmaya da merak sardığından, Özbekler Şeyhi Edhem Efendi (1245/1829-1321/1904)'ye devamla, ebruculuk sanatını öğrendi. Bunun yanı sıra ahar tekniğini öğrendi. Aynı yıllarda Sami Efendi'den ta'lik ve celi ta'lik meşk ederek 1323/1905'de ta'lik, Hacı Arif Efendi'den de 1324/1906'da sülüs ve nesih yazılarından icazet aldı. Eski mürekkepçiliği Vehbi Efendi (?-?)'den, kemankeşliği Sultan Abdülaziz'in okçubaşısı Seyfeddin Bey (?-?)'den öğrenen Necmeddin Efendi, cami derslerine devamla "ilmiye icazetnamesi" aldı. 1325/1901'de babasının vefatı üzerine, aynı camide imam ve sonra hatip olarak tayin edildi, bu hizmetini kırk yıl aksatmadan sürdürdü. 1332/1914'de açılan Medresetü'l-Hattatîn'e devam ederek Tuğrakeş Hakkı Bey'den celi sülüs ve tuğra öğrenen Necmeddin Efendi, iki yıl sonra aynı mektebin ebru ve ahar muallimliğine getirildi. Çiçekli ebru ve yazılı ebru denilen yenilikleri bu yıllarda geliştirip ortaya çıkardı. Üsküdar'daki evinin geniş bahçesinde gülcülüğe de başlayan Necmeddin Efendi, her birini latince botanik isimleriyle tanıdığı güllerden 400 çeşit yetiştirip, katıldığı sergilerden madalya kazandı. 1344/1925 yılında eline geçen kadim cild kalıplarıyla mücellidliğe alaka duyan Necmeddin Efendi, kendi gayreti ve mücellid Bahaddin Efendi (1283/1866-1358/1939)'nin de yardımıyla şemse denilen klasik cildin en güzel örneklerini yaptı. TSMK'deki eski kıymetli cildierin tamiriyle de yıllarca uğraştı. Medresetü'l-hattatîn'de başlayan hocalığını, 1355/1936'dan itibaren yaş haddiyle emekliye ayrıldığı 1367/1948 yılına kadar Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi)'nde devam ettirdi, fakat öğretim faaliyetini görme kabiliyetinin zayıfladığı son yıllarına kadar evinde sürdürdü. Sami Efendi'nin telkiniyle, daha ziyade ta'lik ve celi ta'lik nevilerinde yazan Necmeddin Efendi'nin Devlet Güzel San'atlar Akademisi'nde kıt'a veya levha şeklinde 140 kadar yazısı mevcuttur. Müze ve hususi koleksiyonlarda da eserlerine sıkça rastlanır. Hat sanatından başka, ebru ve klasik cild dallarında yetiştirdikleri sayesinde her iki sanat da bugün unutulmaktan kurtulmuştur. Okçuluk sporuna karşı alakası, Türkiye'de soyadı kanunu çıktığında (1934), kendisinin Okyay soyadını almasına vesile oldu. 3 Muharrem 1396/5 Ocak 1976'da vefat eden ve Karacaahmed Kabristanı'na defnolunan Necmeddin Okyay, tarih düşürmekte mahir, lehçe taklidinde usta, sohbetine doyulmaz bir nüktedan idi. Fakat bu üstadın belki en önde gelen hususiyeti, bilhassa Osmanlı devrine ait imzasız yazıların hangi hattatın elinden çıktığını, hatta yazıldığı tarihi kesin bir isabetle tayin edebilmesindeydi. Üstadın gençliğinden itibaren titizlikle topladığı seçkin hat koleksiyonunun büyük bir kısmı 1961 'de TSMK'ne, kalanları da ölümünden sonra TİEM ve Türkpetrol Vakfı'na intikal etmiştir.

Nilüfer KURFEYZ

25 Ağustos 1957 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Türk süsleme sanatları ve klasik çizgilerle tanışması lise yıllarında başladı. Değerli bilim adamı ve araştırmacı Ord.Prof. A. Süheyl Ünver'in seminerleri, Türk Sanat ve kültürünün sonsuz bir derya olduğunu anlamasına yol açtı. Üniversite yıllarında da, büyük bir istek ve heyecanla, Süheyl Ünver'in Topkapı Saray'ındaki derslerine devam etti. O'ndan feyz almış olmak, ufkunu genişleten en önemli etken olmuştur. 1980-83 yılları arasında devam ettiği, Cahide Keskiner yönetimindeki, Topkapı Sarayı Türk Süsleme Sanatları atölyesinden diploma aldı. 1985 yılında, İst. Üni. Edebiyat Fak. Arkeoloji ve sanat tarihi bölümü, Klasik Arkeoloji ana bilim dalından mezun oldu. Tezhib çalışmalarını sürdürürken, Topkapı Sarayı Harem dairesi Kara Ağalar Koğuşu - Yeni Cami - Baltalimanı Rektörler evi - Caddebostan Ragıp Paşa Yalısı, vb. gibi tarihi yapılarda ki kalemişi ve restorasyon çalısmalarina katıldı. Daha sonraki yıllarda, pek çok yapıda, gerek yeni tasarımları, gerek klasik motifleri, iç mimariye uyguladığı, özel çalışmalar yaptı. Üniversite eğitiminden sonra, mesleği yerine, tezhib çalışmalarına ağırlık verdi. Öğrendiklerini, kağıt, ahşap, deri vs. üzerinde uygulama alanları buldu. Uzun yıllar, tezhibde, restorasyon ağırlıklı olarak calişmalarını sürdürdü. Bu çalışmalar esnasında, sayısız orjinal eser üzerinde, inceleme yapma firsatı buldu. Tüm bu çalışmalar sonucunda, kendine has renklerin ve uslubun geliştiğini gördü ve bunu yeni tasarımlarda sergileme fırsatı buldu. Tezhib sanatındaki olgunluğun, detaylardaki ahenkte gizli olduğunu ve bu inceliğin tezhibin ruhunu oluşturduğunu düşünerek, çalışmalarında klasik üsluba bağlı kalmakla birlikte, gelenekselin dışında tasarımlar da uygulamaktadır. 1992'de ilk kisisel sergisini, kendi galerisinde açtı. 2003 yılında,"Tezhib" adında bir kitabı yayınlandı. Aralık 2005' de ise" Sanata adanmış 30yıl" adı altında ikinci kişisel sergisini açtı ve sayısız karma sergide yer aldi. 33 yil boyunca ürettiği eserlerin tamamı, yurt içi ve yurt dışı özel koleksiyonlarda ve müzelerde yer almaktadır. Pek cok eseri de, basılarak daha büyük kitlelere ulaşmıştır. 1985 yılından beri bildiklerini, bu sanatı öğrenmek istiyenlere aktarmaktadır. Sanatın, bilgi ve deneyimi paylaşarak gelişeceğine ve kuşaktan kuşağa yayılacağına inanarak, pek çok öğrenci yetiştirmiş ve yetiştirmektedir. Tezhibin klasik bir sanat olmasına karşın, modern anlayışla yapılan yenilikleri de, desteklemektedir. 1986 yılında, kendisinden ders alarak, Türk süsleme sanatlarıyla tanışan, Selim Sağlam'la çalışmalarını, 1990 yılından beri, tezhibin kolektif bir sanat olduğuna inanarak, ortak olarak sürdürmektedir. Aynı eser üzerinde çalışarak, iki imzayla üretilen eserlerin günümüzde pek görülmediği tezhib dünyasında, 1990 yılından beri Selim Sağlam'la birikte bu ortak imzalı çalışmaları sürdürmektedir. Takdir edileceği üzere iki sanatçının benliklerini bir tarafa bırakıp ortak bir görüş ve bakış açısında birleşerek eser vermeleri kolay bir çalışma tarzı değildir ama, daha olgun ve mükemmel eserlerin ortaya çıkmasında önemli bir anahtardır. Halen Tarih ve Tabiat Vakfı'ndaki seminerleri ile, TBMM, Milli Saraylar Daire Başkanlığı Eğitim Merkezi Yıldız Sarayı-Şale Köşkü'ndeki tezhib eğitmenliğine devam etmektedir. 

Taner ALAKUŞ

Sanatçı 1966 yılında doğdu. 1982 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları tezhip ana sanat dalına girdi. Bu bülümden mezun oldu. Aynı üniversitede Yüksek Lisans yaptı. Üniversitede tezhip sanatında Yrd. Doç Dr. Tahsin Aykutalp'den ders aldı. Mezun olduktan sonra figür çalışmak daha cazip geldi ve minyatür sanatı ile ilgilenmeye başladı. Bu sanatta yine M.S.Ü. öğretim üyelerinden Yakup Cem hocadan ders aldı. Bugüne kadar bir çok karma sergiye katıldı. Halen aynı üniversitede ögretim görevlisi olarak ders vermektedir.   Bunlardan bazıları ve aldığı ödüller: * 1995 T.C. Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları Minyatür yarışmasında birincilik ödülü, * 1996 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Geleneksel Türk El Sanatları Karma Sergisi, * 1996 Türkiye İş Bankası Türk El Sanatları Sergisi, * 1997 12 Aralık Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi, * 1998 24 Ekim Cemal Reşit Rey Konser Salonu Karma Sergisi, * 1998 M.S.Ü. D.G.S.A. Mezunlar Derneği Karma Sergisi, * 1999 Yıldız Sarayı 700 Yılı aşan Osmanlı Sanatı, * 1999 Vakko Beyoğlu Sanat Galerisi Sergisi, * 1999 Destek Reasürans Sanat Galerisi, Geçmişten günümüze 116. Yıl M.S.Ü. Kültür Kuşakları Serigisi, * 2000 Cemal Reşit Rey Konser Salonu Tezhip ve Minyatür Karma Sergisi, * 2003 Conrad Exhibition Center , Fransız Kültür Merkezi Karma Sergisi ( Charity Panintings and Sculptures exhibition ) , * 2003 Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları Minyatür yarışmasında birincilik ödülü, * 2005 Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları Minyatür yarışmasında birincilik ödülü, * 2005 Pendik Belediyesi, Geleneksel Türk Süsleme Sanatları 6/13, karma sergi *2006 Pendik Belediyesi adı bahar konulu karma sergi Sanatçının esas dalı tezhip olmasına rağmen, okul yıllarında müzelerde, deslerde klasik minyatürleri görmesi bu sanata yönelmesinde ilk adımdır. Bu sanatın tezhip sanatı gibi katı kurallarla çerçevelenmemesi ve günümüze rahat uyarlanması onun bu sanata yönelmesini sağladı. Sanatçı minyatür sanatının ülkemizde hak ettiği yerde olmadığını, diğer Türk sanatlarında olduğu gibi modern sanatların gölgesi altında eziliğini savunuyor. Hatta çoğu insanımızın bu sanatların ismini bile duymadığına şahit olmuş ve çok üzülmüş. Bu sanatı insanımıza tanıtmak, daha ilerisi avrupalı insana değişik bir sanat tadı olarak sunmak için bu misyonu üstlenmiştir. Çalışmalarını halen kendi atölyesinde sürdürmektedir.

Tansın Özlem IŞKIN

1973 yılında Balıkesir'in Gönen ilçesinde doğdu.İlk ve ortaöğrenimini orada tamamladıktan sonra 1991 yılında evlenip İstanbul'a geldi. 1998 yılında ilk ahşap boyama ve vanb ile kurslara başladı.Takı tasarımı,gümüş işlemeleciliği, telkari, cam süsleme, ebru kurslarına 2005 yılına kadar devam ettikten sonra 2006 yılında tezhip sanatına Emel Türkmen Hanım ile İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitim Kursları İsmek ile Bakırköy'de başladı.Bunun yanında Emel Hanımın Ayasofya'daki atölyesine bir ara devam etti.   2008 yılında Üsküdar Klasik Türk Sanatları Vakfı ve Üsküdar Doğancılar İmsek Türk İslam Sanatları Merkezi'ne başladı.Şu an halen Emel Türkmen Hanım ile beraber Üsküdar Klasik Türk Sanatları Vakfında derslere devam etmekte olup aynı zamanda 2 yıldır Orhan Dağlı hocamızdan icazetli Mafirat Onat Hanımdan çiçek ressamlığı dersleri almakta. 2010 yılında Taksim'deki İstanbul Hilton Oteli'nde açtığı TANSIN isimli sanat galerisi bulunan Tansın Özlem Işkın İktisat Fakültesi 4. sınıf öğrencisi ve 2 çocuk annesi. Katıldığı Sergiler: -2007 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Feshane Sergileri İstanbul -2007 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Bakırköy Yerel Sergileri Cem Karaca Kültür  Merkezi İstanbul -2008 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Feshane Sergileri İstanbul -2008 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Bakırköy Yerel Sergileri Cem Karaca Kültür  Merkezi İstanbul -2008 Ayasofya Sergisi Ayasofya Camii İstanbul -2009 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Feshane Sergileri İstanbul -2009 Türk İslam Sanatları Merkezi İsmek Doğancılar Üsküdar İstanbul -2009 Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi Katibim Şenlikleri İstanbul -2009 Klasik Türk Sanatlarında Şaheserler Sheraton Hotel&Convention Center Ankara -2009 Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması Resim Heykel Müzesi  Sergisi Ankara -2010 Ümraniye Cemil Meriç Kültür Merkezi İstanbul -2010 Osmanlı Gecesi Taksim Hilton Oteli İstanbul Ödüller: -2009 yılında Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında İhtişamlı Kubbe adlı eseri sergilenmeye laik göründü. -2010 yılında Üsküdar Klasik Türk Sanatları Vakfının düzenlemiş olduğu Boğaz ve Erguvan konulu yarışmasında Erguvanın Büyüsü adlı eseri seçilmiştir.

Tansın Özlem IŞKIN

1973 yılında Balıkesir'in Gönen ilçesinde doğdu.İlk ve ortaöğrenimini orada tamamladıktan sonra 1991 yılında evlenip İstanbul'a geldi. 1998 yılında ilk ahşap boyama ve vanb ile kurslara başladı.Takı tasarımı,gümüş işlemeleciliği, telkari, cam süsleme, ebru kurslarına 2005 yılına kadar devam ettikten sonra 2006 yılında tezhip sanatına Emel Türkmen Hanım ile İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitim Kursları İsmek ile Bakırköy'de başladı.Bunun yanında Emel Hanımın Ayasofya'daki atölyesine bir ara devam etti.   2008 yılında Üsküdar Klasik Türk Sanatları Vakfı ve Üsküdar Doğancılar İmsek Türk İslam Sanatları Merkezi'ne başladı.Şu an halen Emel Türkmen Hanım ile beraber Üsküdar Klasik Türk Sanatları Vakfında derslere devam etmekte olup aynı zamanda 2 yıldır Orhan Dağlı hocamızdan icazetli Mafirat Onat Hanımdan çiçek ressamlığı dersleri almakta. 2010 yılında Taksim'deki İstanbul Hilton Oteli'nde açtığı TANSIN isimli sanat galerisi bulunan Tansın Özlem Işkın İktisat Fakültesi 4. sınıf öğrencisi ve 2 çocuk annesi. Katıldığı Sergiler: -2007 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Feshane Sergileri İstanbul -2007 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Bakırköy Yerel Sergileri Cem Karaca Kültür  Merkezi İstanbul -2008 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Feshane Sergileri İstanbul -2008 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Bakırköy Yerel Sergileri Cem Karaca Kültür  Merkezi İstanbul -2008 Ayasofya Sergisi Ayasofya Camii İstanbul -2009 İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İsmek Feshane Sergileri İstanbul -2009 Türk İslam Sanatları Merkezi İsmek Doğancılar Üsküdar İstanbul -2009 Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi Katibim Şenlikleri İstanbul -2009 Klasik Türk Sanatlarında Şaheserler Sheraton Hotel&Convention Center Ankara -2009 Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması Resim Heykel Müzesi  Sergisi Ankara -2010 Ümraniye Cemil Meriç Kültür Merkezi İstanbul -2010 Osmanlı Gecesi Taksim Hilton Oteli İstanbul Ödüller: -2009 yılında Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında İhtişamlı Kubbe adlı eseri sergilenmeye laik göründü. -2010 yılında Üsküdar Klasik Türk Sanatları Vakfının düzenlemiş olduğu Boğaz ve Erguvan konulu yarışmasında Erguvanın Büyüsü adlı eseri seçilmiştir.

Tuba Ruhengiz AZAKLI

1984 yılında Erzurum’da doğdu. 2006 yılında K.T.Ü İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi.  2008 yılında Marmara Üniversitesi’nde İslam Sanatları ve Tarihi Anabilim Dalı’nda  “Hat, Süsleme Sanatları ve Mimarî üslup bakımından Yahya Efendi Kabristanı Mezar Taşları” isimli tezi ile Yüksek lisans eğitimini tamamladı. İlahiyat öğrenimi sırasında ebru ve hat sanatlarına yönelen sanatçı, 2006 yılından itibaren sanat eğitimine dayısı ve hocası, Fuat Başar ile devam etti. Halen doktora hazırlık döneminde olup, sanat çalışmalarına Üsküdar’da bulunan atölyesinde devam etmektedir. Birçok sanat organizasyonunda yer alan sanatçının katıldığı bazı sergi, proje ve çalışmalar şunlardır; -“Damlada Hayat Bulan Sanat” Kişisel Ebru Sergisi ve Semineri, İstanbul,06.02.2013 -İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi Koleksiyonu Sergisi, İKSM, İstanbul, 03.12.2012 -14. Müsiad Uluslararası Fuarı-El Sanatları Sergisi, İstanbul, 11-14.10.2012 -Jenerik Ebru çalışması çekimi, ATV, 2012 - Mehmet Akif, Klasik Türk Sanatları Sergisi, Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi, İstanbul, 17.03.2012 -Mehmet Akif, Klasik Sanatlar Sergisi, TBMM, Ankara, 27.12.2011 -Karma Sergi, ASO Kültür Merkezi, Ankara Sanayi Odası, 16.12.2011 -Kutlu Doğum Haftası “Klasik Sanatlar Sergisi, Beyoğlu Sanat Galerisi, 10.04.2012 -“Ustaların izinde” Sergisi, Altunzâde Kültür Merkezi, İstanbul, 12.11.2011 -Beyoğlu’nda Klasik Sanatlar Sergisi, Beyoğlu Sanat Galerisi, İstanbul 17.08.2011 -“İstanbul’un Yüzü” Projesi, Rumeli Hisarı, Akkâse Çalışma, 2011 -Klasik Türk Sanatlarından Şahaserler Sergisi, Sheraton Hotel&Convention Center, Ankara, 02.03.2009 -“Suya Düşen Umut” Ebru Sergisi, Beyoğlu Sanat Galerisi, İstanbul, 2009

Zehra DURMUŞ

İstanbul'da doğdu.  İşletme Fakültesi önlisans mezunu olan sanatçının klasik sanatlara duyduğu ilgi lise yıllarına dayanır. Tezhib eğitimi Rikkat Kunt'un talebesinden aldığı derslerle başladı.  1987 yılında Kültür Bakanlığı bünyesinde açılan tezhib kursuna devam ederek sertifika aldı.Sonraki yıllarda özel derslerle sanat çalışmalarını ilerletti. 1989 yılında bir süre M.Ü.İlahiyat Fakültesi'ndeki tezhib derslerine devam etti. 1996 yılında hocası Nilufer Kurfeyz'in teşviki ile tezhib dersi vermeye başlamıştır. 1990 yılından beri çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir.Yoğun çalışma temposu ile gelişen sanatını katıldığı pek çok karma sergiyle sanatseverlerin beğenisine sundu. Eserleri yurtiçi ve yurtdışı koleksiyonlarda yer almaktadır. KATILDIĞI BAZI SERGİLER Habitat organizasyonunda Geleneksel Türk İslam Sanatları Sergisi 1996  Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi 1996 Birlik Vakfı 1996 9.Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi 1997 Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi 1999 Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı 1999 Geçmişten Geleceğe Klasik Sanatlar Sergisi (IRCICA)2001 Tarih Tabiat Vakfı Geleneksel Sanatlar Serisi 2001 Taksim Sanatta Fetih Sergisi 2002 Fethin 550.yılında Taksim Sanatta Sergi 2003 Geleneksel Türk Sanatları Sergisi (Bahreyn) 2003 Topkapı Sarayı Sergisi 2003 Kahire Sergisi 2004 Sanatçı Kadınlar Girişim Grubu Sergisi,Gönülden Damlalar 2005 Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi 2005 Beylerbeyi Sarayı 2005 İlim Yayma Cemiyeti Erenköy Şubesi Klasik Sanatlar Sergisi 2007 Klasik Sanatlar Sergisi (Grand Cevahir Otel)2008 Tezhib Sergisi (IRCICA)2008 Uluslar arası İş'te Kadın Kongresi'inde Klasik Türk Sanatları Sergisi (2008) Katar Sergisi(2008) Klasik Sanatlar Karma Eserler Sergisi AKSM (2009)

Zehra DURMUŞ

İstanbul'da doğdu.  İşletme Fakültesi önlisans mezunu olan sanatçının klasik sanatlara duyduğu ilgi lise yıllarına dayanır. Tezhib eğitimi Rikkat Kunt'un talebesinden aldığı derslerle başladı.  1987 yılında Kültür Bakanlığı bünyesinde açılan tezhib kursuna devam ederek sertifika aldı.Sonraki yıllarda özel derslerle sanat çalışmalarını ilerletti. 1989 yılında bir süre M.Ü.İlahiyat Fakültesi'ndeki tezhib derslerine devam etti. 1996 yılında hocası Nilufer Kurfeyz'in teşviki ile tezhib dersi vermeye başlamıştır. 1990 yılından beri çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir.Yoğun çalışma temposu ile gelişen sanatını katıldığı pek çok karma sergiyle sanatseverlerin beğenisine sundu. Eserleri yurtiçi ve yurtdışı koleksiyonlarda yer almaktadır. KATILDIĞI BAZI SERGİLER Habitat organizasyonunda Geleneksel Türk İslam Sanatları Sergisi 1996  Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi 1996 Birlik Vakfı 1996 9.Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi 1997 Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi 1999 Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı 1999 Geçmişten Geleceğe Klasik Sanatlar Sergisi (IRCICA)2001 Tarih Tabiat Vakfı Geleneksel Sanatlar Serisi 2001 Taksim Sanatta Fetih Sergisi 2002 Fethin 550.yılında Taksim Sanatta Sergi 2003 Geleneksel Türk Sanatları Sergisi (Bahreyn) 2003 Topkapı Sarayı Sergisi 2003 Kahire Sergisi 2004 Sanatçı Kadınlar Girişim Grubu Sergisi,Gönülden Damlalar 2005 Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi 2005 Beylerbeyi Sarayı 2005 İlim Yayma Cemiyeti Erenköy Şubesi Klasik Sanatlar Sergisi 2007 Klasik Sanatlar Sergisi (Grand Cevahir Otel)2008 Tezhib Sergisi (IRCICA)2008 Uluslar arası İş'te Kadın Kongresi'inde Klasik Türk Sanatları Sergisi (2008) Katar Sergisi(2008) Klasik Sanatlar Karma Eserler Sergisi AKSM (2009)

Zehra DURMUŞ

İstanbul'da doğdu.  İşletme Fakültesi önlisans mezunu olan sanatçının klasik sanatlara duyduğu ilgi lise yıllarına dayanır. Tezhib eğitimi Rikkat Kunt'un talebesinden aldığı derslerle başladı.  1987 yılında Kültür Bakanlığı bünyesinde açılan tezhib kursuna devam ederek sertifika aldı.Sonraki yıllarda özel derslerle sanat çalışmalarını ilerletti. 1989 yılında bir süre M.Ü.İlahiyat Fakültesi'ndeki tezhib derslerine devam etti. 1996 yılında hocası Nilufer Kurfeyz'in teşviki ile tezhib dersi vermeye başlamıştır. 1990 yılından beri çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir.Yoğun çalışma temposu ile gelişen sanatını katıldığı pek çok karma sergiyle sanatseverlerin beğenisine sundu. Eserleri yurtiçi ve yurtdışı koleksiyonlarda yer almaktadır. KATILDIĞI BAZI SERGİLER Habitat organizasyonunda Geleneksel Türk İslam Sanatları Sergisi 1996  Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi 1996 Birlik Vakfı 1996 9.Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi 1997 Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi 1999 Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı 1999 Geçmişten Geleceğe Klasik Sanatlar Sergisi (IRCICA)2001 Tarih Tabiat Vakfı Geleneksel Sanatlar Serisi 2001 Taksim Sanatta Fetih Sergisi 2002 Fethin 550.yılında Taksim Sanatta Sergi 2003 Geleneksel Türk Sanatları Sergisi (Bahreyn) 2003 Topkapı Sarayı Sergisi 2003 Kahire Sergisi 2004 Sanatçı Kadınlar Girişim Grubu Sergisi,Gönülden Damlalar 2005 Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi 2005 Beylerbeyi Sarayı 2005 İlim Yayma Cemiyeti Erenköy Şubesi Klasik Sanatlar Sergisi 2007 Klasik Sanatlar Sergisi (Grand Cevahir Otel)2008 Tezhib Sergisi (IRCICA)2008 Uluslar arası İş'te Kadın Kongresi'inde Klasik Türk Sanatları Sergisi (2008) Katar Sergisi(2008) Klasik Sanatlar Karma Eserler Sergisi AKSM (2009)

Abdullah AMÂSÎ

XVI. YÜZYIL OSMANLI HATTATI Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Amâsî nisbesinden Amasyalı olduğu anlaşılmaktadır. Seksen yaşına kadar yaşadığı göz önünde bulundurularak, 1518 tarihli bir hattına istinaden Fâtih devrinde (1451 -1481) doğduğu ve Yavuz Sultan Selim devrinde (1512-1520) öldüğü ileri sürülmektedir (bk. E. Hakkı Ayverdi,Fatih Devri Hattalları ve Hat San'atı, s. i 2) Ünlü Amasyalı hattat Şeyh Hamdullah'ın (Ö. 15 19) akrabası ve muhtemelen talebesi olup onun ölümünden sonra oğlu Mustafa Dede'yi yetiştirmiştir. İstanbul'a II. Bayezid devrinde ( 1481-I 5 1 2) gelmiştir. Kendine has yeni bir yazı tarzı bulunan Abdullah Amâsî'nin günümüze birkaç eseri ulaşabilmiştir. Bunlardan Topkapı Sarayı Müzesi'nde (yy, nr. 172) kayıtlı bulunan nesih hatla yazılmış Türkçe Mevlid-i Şerif metni, hattaki kudretini göstermesi bakımından önemlidir. KAYNAKÇA Ali, Menâkıb·ı Hünerverân {n şr. İbnülemin Mahmud Kemalı , İstanbul 1926, s. 54 Nefeszâde İbrâhim, Gülzâr-ı Savâb (nşr. Kilisli Muallim Rifat. İstanbul 1939, s. 54 Suyolcuzâde Mehmed Necîb, Devhatü'lküttâb {nşr. Kilisli Muallim Rifat. İstanbul 1942, s. 82 Müstakimzâde, Tuhfe-i Hattâtın (nşr. İbnülemin Mahmud Kemal). İstanbul 1928, s. 189 Habîb, Hatt u Hattâtân, İstanbul 1305, s. 82 Mehdî Beyânî, Ahvâlü Âşâr-ı Hoşnüvîsan, Tahran 1363, LV, 1056, 1088- E. Hakkı Ayverdi. Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı, istanbul 1953, s. 9·12. İSAM

Abdullah AMÂSÎ

XVI. YÜZYIL OSMANLI HATTATI Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Amâsî nisbesinden Amasyalı olduğu anlaşılmaktadır. Seksen yaşına kadar yaşadığı göz önünde bulundurularak, 1518 tarihli bir hattına istinaden Fâtih devrinde (1451 -1481) doğduğu ve Yavuz Sultan Selim devrinde (1512-1520) öldüğü ileri sürülmektedir (bk. E. Hakkı Ayverdi,Fatih Devri Hattalları ve Hat San'atı, s. i 2) Ünlü Amasyalı hattat Şeyh Hamdullah'ın (Ö. 15 19) akrabası ve muhtemelen talebesi olup onun ölümünden sonra oğlu Mustafa Dede'yi yetiştirmiştir. İstanbul'a II. Bayezid devrinde ( 1481-I 5 1 2) gelmiştir. Kendine has yeni bir yazı tarzı bulunan Abdullah Amâsî'nin günümüze birkaç eseri ulaşabilmiştir. Bunlardan Topkapı Sarayı Müzesi'nde (yy, nr. 172) kayıtlı bulunan nesih hatla yazılmış Türkçe Mevlid-i Şerif metni, hattaki kudretini göstermesi bakımından önemlidir. KAYNAKÇA Ali, Menâkıb·ı Hünerverân {n şr. İbnülemin Mahmud Kemalı , İstanbul 1926, s. 54 Nefeszâde İbrâhim, Gülzâr-ı Savâb (nşr. Kilisli Muallim Rifat. İstanbul 1939, s. 54 Suyolcuzâde Mehmed Necîb, Devhatü'lküttâb {nşr. Kilisli Muallim Rifat. İstanbul 1942, s. 82 Müstakimzâde, Tuhfe-i Hattâtın (nşr. İbnülemin Mahmud Kemal). İstanbul 1928, s. 189 Habîb, Hatt u Hattâtân, İstanbul 1305, s. 82 Mehdî Beyânî, Ahvâlü Âşâr-ı Hoşnüvîsan, Tahran 1363, LV, 1056, 1088- E. Hakkı Ayverdi. Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı, istanbul 1953, s. 9·12. İSAM

Abdullah Amasi

XVI. YÜZYIL OSMANLI HATTATI Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Amâsî nisbesinden Amasyalı olduğu anlaşılmaktadır. Seksen yaşına kadar yaşadığı göz önünde bulundurularak, 1518 tarihli bir hattına istinaden Fâtih devrinde (1451 -1481) doğduğu ve Yavuz Sultan Selim devrinde (1512-1520) öldüğü ileri sürülmektedir (bk. E. Hakkı Ayverdi,Fatih Devri Hattalları ve Hat San'atı, s. i 2) Ünlü Amasyalı hattat Şeyh Hamdullah'ın (Ö. 15 19) akrabası ve muhtemelen talebesi olup onun ölümünden sonra oğlu Mustafa Dede'yi yetiştirmiştir. İstanbul'a II. Bayezid devrinde ( 1481-I 5 1 2) gelmiştir. Kendine has yeni bir yazı tarzı bulunan Abdullah Amâsî'nin günümüze birkaç eseri ulaşabilmiştir. Bunlardan Topkapı Sarayı Müzesi'nde (yy, nr. 172) kayıtlı bulunan nesih hatla yazılmış Türkçe Mevlid-i Şerif metni, hattaki kudretini göstermesi bakımından önemlidir. KAYNAKÇA Ali, Menâkıb·ı Hünerverân {n şr. İbnülemin Mahmud Kemalı , İstanbul 1926, s. 54 Nefeszâde İbrâhim, Gülzâr-ı Savâb (nşr. Kilisli Muallim Rifat. İstanbul 1939, s. 54 Suyolcuzâde Mehmed Necîb, Devhatü'lküttâb {nşr. Kilisli Muallim Rifat. İstanbul 1942, s. 82 Müstakimzâde, Tuhfe-i Hattâtın (nşr. İbnülemin Mahmud Kemal). İstanbul 1928, s. 189 Habîb, Hatt u Hattâtân, İstanbul 1305, s. 82 Mehdî Beyânî, Ahvâlü Âşâr-ı Hoşnüvîsan, Tahran 1363, LV, 1056, 1088- E. Hakkı Ayverdi. Fatih Devri Hattatları ve Hat Sanatı, istanbul 1953, s. 9·12. İSAM

Abdullah OĞUZHANOĞLU

1975'te Kahramanmaraş'ta doğdu. 1993'te Kahramanmaraş Endüstri Meslek Lisesi Mobilya ve Dekorasyon bölümünü bitirdi. 1997'de Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksek Okulu Duvar süsleme Sanatları bölümünü bitirdi.1997'de Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip Ana sanat dalını kazandı.2001'de okulu bitirdi ve özel çalışmaya başladı.1995-2005 yılları arasıda eşi Esra OĞUZHANOĞLU ile birlikte yurt içi ve yurt dışında çeşitli tarihi eserlerde restorasyon çalışmalarında bul ndu.2004 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı kuruluş olan İsmek'te kalem işi dersleri vermeye başlamıştır. Halen devam etmektedir.2000 yılında eşi ile kurduğu tezhip atölyesinde de çalışmalarına devam etmektedir.Çalışmalarında Esra-Abdullah olarak çift imza kullanmaktadır.Evli ve iki çocuk babasıdır. KATILDIĞI SERGİLER 1994 EDİRNE KARAAĞAÇ EDİRNEKARİ KARMA SERGİSİ 1996 EDİRNE EDİRNEKARİ KARMA SERGİSİ 2000 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TEZHİP SERGİSİ 2004 KAHRAMAN MARAŞ SEMPOZYUMU TEZHİP MİNYATÜR SERGİSİ 2004 ÜSKÜDAR ALTUNİZADE KARMA TEZHİP SERGİSİ 2005 İSTİKLAL CADDESİ BEYOĞLU SANAT GALERİSİ KİŞİSEL TEZHİP SERGİSİ 2006KATAR DA KARMA TEZHİP SERGİSİ  2007 DUBAİ KARMA TEZHİP SERGİSİ 2008 KUVEYT KARMA SERGİ KALEMİŞİ VE RESTORASYON ÇALIŞMALARI EDİRNE KARAAĞAÇ TREN GARI RESTORASYONU İSTANBUL CİHANGİR CAMİİ RESTORASYONU İSTANBUL FETHİ PAŞA KÖŞKÜ KALEM İŞLERİ İSTANBUL EMİRGAN MEKKE ŞERİFLERİ KÖŞKÜ KALEM İŞLERİ İSTANBUL AZİZ MAHMUT HÜDAHİ CAMİİ KALEM İŞLERİ İSTANBUL KADIRGA SOKOLLU MEHMET PAŞA CAMİİ KALEM İŞLERİ İSTANBUL MAHMUTPAŞA CAMİİ ALTUN VARAKLARI  İSTANBUL ORTAKÖY CAMİİ ŞUTUKO VE ALTUN VARAKLARI İSTANBUL NUSRETİYE CAMİİ KALEM İŞLERİ İSTANBUL TOPKAPI SARAYI KÜTÜPHANESİ ÇİNİLERİNİN DÜZENLENMESİ İSTANBUL AYASOFYA MÜZESİNDE ÇEŞİTLİ KİTABELERİN ONARIMI TÜRKMENİSTAN PARLAMENTO BİNASI KALEM İŞİ RESTORASYONU İSTANBUL FİRUZAĞA CAMİİ ALTUN VARAKLARI  BUNLARIN YANINDA BİRÇOK ÇEŞME, KİTABE, MEZAR TAŞI RESTORASYONLARI..

Abdullah OĞUZHANOĞLU

1975'te Kahramanmaraş'ta doğdu. 1993'te Kahramanmaraş Endüstri Meslek Lisesi Mobilya ve Dekorasyon bölümünü bitirdi. 1997'de Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksek Okulu Duvar süsleme Sanatları bölümünü bitirdi.1997'de Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip Ana sanat dalını kazandı.2001'de okulu bitirdi ve özel çalışmaya başladı.1995-2005 yılları arasıda eşi Esra OĞUZHANOĞLU ile birlikte yurt içi ve yurt dışında çeşitli tarihi eserlerde restorasyon çalışmalarında bul ndu.2004 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı kuruluş olan İsmek'te kalem işi dersleri vermeye başlamıştır. Halen devam etmektedir.2000 yılında eşi ile kurduğu tezhip atölyesinde de çalışmalarına devam etmektedir.Çalışmalarında Esra-Abdullah olarak çift imza kullanmaktadır.Evli ve iki çocuk babasıdır. KATILDIĞI SERGİLER 1994 EDİRNE KARAAĞAÇ EDİRNEKARİ KARMA SERGİSİ 1996 EDİRNE EDİRNEKARİ KARMA SERGİSİ 2000 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TEZHİP SERGİSİ 2004 KAHRAMAN MARAŞ SEMPOZYUMU TEZHİP MİNYATÜR SERGİSİ 2004 ÜSKÜDAR ALTUNİZADE KARMA TEZHİP SERGİSİ 2005 İSTİKLAL CADDESİ BEYOĞLU SANAT GALERİSİ KİŞİSEL TEZHİP SERGİSİ 2006KATAR DA KARMA TEZHİP SERGİSİ  2007 DUBAİ KARMA TEZHİP SERGİSİ 2008 KUVEYT KARMA SERGİ KALEMİŞİ VE RESTORASYON ÇALIŞMALARI EDİRNE KARAAĞAÇ TREN GARI RESTORASYONU İSTANBUL CİHANGİR CAMİİ RESTORASYONU İSTANBUL FETHİ PAŞA KÖŞKÜ KALEM İŞLERİ İSTANBUL EMİRGAN MEKKE ŞERİFLERİ KÖŞKÜ KALEM İŞLERİ İSTANBUL AZİZ MAHMUT HÜDAHİ CAMİİ KALEM İŞLERİ İSTANBUL KADIRGA SOKOLLU MEHMET PAŞA CAMİİ KALEM İŞLERİ İSTANBUL MAHMUTPAŞA CAMİİ ALTUN VARAKLARI  İSTANBUL ORTAKÖY CAMİİ ŞUTUKO VE ALTUN VARAKLARI İSTANBUL NUSRETİYE CAMİİ KALEM İŞLERİ İSTANBUL TOPKAPI SARAYI KÜTÜPHANESİ ÇİNİLERİNİN DÜZENLENMESİ İSTANBUL AYASOFYA MÜZESİNDE ÇEŞİTLİ KİTABELERİN ONARIMI TÜRKMENİSTAN PARLAMENTO BİNASI KALEM İŞİ RESTORASYONU İSTANBUL FİRUZAĞA CAMİİ ALTUN VARAKLARI  BUNLARIN YANINDA BİRÇOK ÇEŞME, KİTABE, MEZAR TAŞI RESTORASYONLARI...

Abdullah Zühdî Efendi

(ö.1879) MESCİD'İ NEBEVÎ'NİN YAZILARINI YAZAN OSMANLI HATTATI   Sahâbeden Temîm ed-Dârî'nin soyundan geldiğini kabul eden, bunu bazan imzalarında da belirten Abdullah Zühdi Efendi, muhtemelen Şam' da doğdu. Bir müddet Kütahya'da oturduktan sonar ailesiyle birlikte İstanbul'a geldi. Önce Eyüplü Râşid Efendi'den (ö. 1875) hat meşketti. Fakat asıl üstadı Kazasker Mustafa İzzet Efendi oldu. Zühdi Efendi ondan aldığı dersler sonunda sülüs-nesih yazılarını "Kazasker vadisinde" en mükemmel yazanlardan biri haline geldi. Nuruosmaniye camii'ndeki yazı meşkhanesinde ve Mühendishâne-i Berrî-i Hümayun'da hat ve resim hocaIığı yaptı. Yazdığı celî hat numunesini diğer hattatlann yazıları arasından beğenen ve kendisi de hattat olan Sultan Abdülmecid, Abdullah Zühdi'yi Medine'de Mescid-i Nebevî'nin yazılarını yazmaya memur etti. Zühdi Efendi uzun yıllar Medine'de kalarak Mescid-i Nebevî'nin gerek kubbe kasnaklarına, gerekse duvarlarına kuşak halinde celî-sülüsle âyetler yazdı. Hala yerinde duran bu yazılar uzunluk ölçüsüne vurulursa, Zühdi Efendi kadar fazla celî-sülüs yazmış olan bir başka hattatın bulunmadığı görülür. Kendisi aynı zamanda ressam olduğundan 'celî-sülüsün girift istiflerine çok önem vermiş, böylece sanatkârane terkipler meydana getirmiştir. Fakat istif endişesiyle harflerin teşrifatına (üstüste bindirilmesindeki sıra) riayet etmediği için, yazdığı ayetler güçlükle okunabilmektedir. Abdullah Zühdi Efendi daha sonar Mısır'a yerleşti ve kendisine ‘'Mısır hattatı" unvanı verildi. Orada banknot klişelerinin hatlarını, resmi daireler için değişik yazılar ve cami levhaları yazdı. Son günlerini mekteplerdeki yazı derslerine nezaret etmekle geçirdi. Kahire'de vefat eden Zühdi Efendi'nin XIX. yüzyılda hat sanatının Mısır'da yayılıp sevilmesi hususunda büyük gayretleri olmuştur. BİBLİYOGRAFYA İbnülemin. Son Hattatlar, İstanbul 1970, s. 15·19; Hattat Necmeddin Okyay"ın neşre hazır Hâtırât'ı (U . Derman Özel Kütüphanesi). İSAM M. Uğur Derman

Abdülkadir Efendi

Abdülkadir Efendi Eski Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın torunlarından ve nâiblerden Ahmet Tevfik Efendi’nin oğludur. 1881’de (1299 H.) Kayseri’ye bağlı Tavlusun köyünde doğdu. Memleketinde ilkokulu bitirdikten sonra 1898’de (1316 H.) İstanbul’a geldi. Fatih Camii’nde Arnavut Hoca Hasan Necmüddin Efendi’nin dersine devamla icazetname aldı. Darülfünun İlahiyat bölümünden 1912’de (Temmuz 1328) mezun oldu. 1903’te (1321 H.) Meşihat Dairesi’ne girerek Mektubî Kalemi’nde memur olarak göreve başladı ve dairenin lağvedilmesine kadar vazifesini sürdürdü. Ardından yeni kurulan İstanbul Müftülüğü Evrak Kalemi’ne memur tayin olunarak vakti gelince yaş haddinden emekli edildi. Damat İbrahim Paşa ve zevcesi Fatma Sultan hayratında — vakfiye gereğince — vaaz etmesi kararlaştırıldı. Memleketinden İstanbul’a geldiği sene, Filibeli Hacı Arif Efendi’den sülüs ve nesih meşkine başlayarak huruf (harfler) müfredatını Reisülhattatîn Kâmil Efendi’den mürekkebatı tamamlayarak icazet aldı. Birkaç sene “Medresetülhattatin”de de çeşitli meşkleri yazıldı. 1909’da [25 Şubat 1324] Maarif Meclisi’nde hutût-ı mütenevvia yarışmasına girerek birinciliği kazandı. Darülmuallimîn hüsn-i hat hocalığına tayin edildi. Bir müddet sonra Darülhilâfe medreselerine, oradan da İmam-Hatip mektebine nakledilerek ilgaları tarihine kadar muallimlikte bulundu. Sülüs, celî, talik ve rik’ada ayrıca mürekkep imalinde maharetliydi.

Adem SAKAL

1956 Tirebolu doğumlu. 1969 yılında Giresun İmam-Hatip Okulu'na girdi. 1975 Trabzon İmam-Hatip Lisesi mezunu. 1975'te Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni kazandı. 3. sınıfta hocası Dr. Muzaffer Ecevit'in teşvik ve ilgisiyle hüsn-i hat üzerine yoğunlaştı. Rik'a ile hüsn-i hatta başlayan Sakal, 1980 yılında hat ve ebru üstadı M.Fuat Başar'dan sülüs ve nesih yazılarını meşk etti.    TC. Kültür Bakanlığı'nın 7, 8 ve 9. Türk Süsleme Sanatları Sergisi'ne katıldı ve eserleri yayınlandı.  Mart 1997'de Kültür Bakanlığı'nın "Besmele Tuğra Yarışması"nda Başarı Ödülü (Birincilik) kazandı.  İslam Tarih Sanat Kültür ve Araştırma Merkezi (IRCICA) nin düzenlediği "4. Uluslararası Hüsn-i Hat Yarışması"nda celi sülüs dalında Dünya ikincisi oldu.  Kültür Bakanlığı'nın "10. Türk Süsleme Sanatları Yarışması"nda Hüsn-i Hat dalında Başarı Ödülü (Birincilik) kazandı. Mayıs 2001 tarihinde IRCICA'nın düzenlediği "5. Uluslararası Hüsn-i Hat Yarışması"nda celi sülüs dalında Dünya ikincisi oldu. Kültür Bakanlığı'nın "11. Türk Süsleme Sanatları Yarışması"nda Hüsn-i Hat dalında Başarı Ödülü (Birincilik) kazandı.   İran İslam Cumhuriyeti tarafından 2. defa düzenlenen "Uluslararası Hat Sanatı Yarışması"nda Besmele istifi ile Dünya birincisi oldu.  19 Ocak 2004'te IRCICA tarafından Dubai'de düzenlenen "Uluslararası Hat Sergisi"ne katıldı. 12 Aralık 2005 tarihinde Albarakatürk Finans Kurumu'nun kuruluşunun 20.yılı münasebetiyle düzenlenen Uluslararası Hat Yarışması'nda sülüs dalında üçüncülük ödülü kazandı. "Kalemdeki alınteri yardımseverlik için" temalı Albaraka Türk Geleneksel Hat Yarışması'nda celî sülüs dalında teşvik ödülü kazandı.   Mehmet ve Osman Özçay'dan ders alan ve derin hüsn-i hat bilgilerinden istifade eden Sakal, halen Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmalarını devam ettirmektedir. Otuzdan fazla sergiye katıldı. Evli ve dört çocuk babasıdır.

Ahmet KARAHİSÂRÃŽ

Afyonkarahisar'da 875 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir. Hayatı hakkında fazla malumat yoktur. II. Beyazıt döneminde ilim için İstanbul'a gitmiş ve vefatına kadar İstanbul'da kalmıştır. Aklâm-ı Sitte'yi Esedullah Kirmânî'den meşketmiş ve hat sahasında büyük şöhrete ulaşmıştır. Karahisârî, Halvetiye şeyhlerinden Cemaleddin İshak Karamânî'ye intisap ederek ondan hilafet almıştır. 963'de 90 yaşlarında vefat eden Karahisârî, Şeyh İshak Cemâleddin Karamânî Tekkesi'nin hazîresine defnedilmiştir.  Karahisâri'nin yazıları, Osmanlı'nın her sahada zirveye ulaştığı Kanûnî döneminde olgunlaştı. Harf bünyelerinde ve kompozisyonlarda daha güzel nisbetler elde ederek kendi adıyla anılan “Karahisarî üslubu”nu oluşturdu. Döneminin sanatkârlarını etrafında toplayan Karahisâri'nin, yazının güneşi (Şemsü'l-Hat) diye şöhreti yayıldı. Büyük ustalık ve itina ile düzenlediği kompozisyonlar, hattatlar için mükemmel örnekler oldu. Altın mürekkep ile yazdığı harflerin etrafını siyah mürekkeple, siyah mürekkeple yazdığı harfleri altın mürekkep ile tahrirleyerek yazıya farklı bir estetik boyut kazandırdı.  Karahisârî Aklâm-ı Sitte'de Mushaf, en'am, dua mecmuası ve murakka' olarak pek çok eser verdi. Eserlerinden bazıları ve bulundukları yerler şöyledir; Topkapı Müzesi Kütüphanesi'ne kayıtlı büyük boy Mushaf. Topkapı Müzesi Kütüphanesi'ne kayıtlı kıtalar, murakka ve en'am-ı şerif. Türk İslam Eserleri Müzesi'nde kayıtlı Kur'an-ı Kerim, en'am-ı şerif ve Yasin-i şerif. Süleymaniye Kütüphanesinde muhafaza edilen iki en'am-ı şerif. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde kayıtlı Mushaf-ı Şerif. Afyonkarahisar Müzesi'nde kayıtlı 941 tarihli meşk murakkaı. Süleymaniye Camii kubbe yazıları Karahisarî'nin bilinen talebeleri arasında evlatlığı Hasan Çelebi ünlüdür.   Kaynakça Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, s. 107

Ahmet KOÇAK

1973’de Elazığ’da doğdu. Elazığ İmam Hatip Lisesini bitirdi. Hat sanatıyla tanışıklığı imam hatip yıllarında oldu. Üniversite tahsili için İstanbul’a geldi. 1998 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’nden mezun  oldu. Üniversite öğrenciliği döneminde çeşitli sanatlara ilgi duydu, suluboya resim sanatıyla ilgilendi. Mobilya, ayakkabı ve vitrifiye tasarımlarıyla ödüller aldı.   Meslek hayatına 1998 yılında başladı. İstanbul Ulaşım A.Ş.’de Yerli Tramvay Aracı Projesinde ve İston A.Ş.’de Şehir Mobilyaları Projeleri’nde çalışarak tasarımlar yaptı.   2001’in sonlarında Davud Bektaş’tan sülüs ve merhum Ali Alparslan’dan talik dersleri almaya başladı. Ali Alparslan Hoca’nın vefatından sonra Tahsin Kurt’a devamla talik yazı çalışmalarını sürdürdü. 2007 yılında Davud Bektaş ve Hasan Çelebi hocalardan sülüs nesih icazeti aldı.   Osmanlı hattatlarının ve talik yazıda İmad el Haseni’nin meftunu olup, bilhassa Rakım ve Mahmud Celaleddin’e olan hayranlığı en üst seviyededir. Eski hattatların yazılarındaki “hatalı dahi olsalar” güzel görünmelerini sağlayan o kıvam ve revnak dikkat’ini çekmiş ve bu arayışlar saikiyle celî yazılarını kalıpsız olarak yazma yoluna gitmiştir. Mir İmad el Haseni’ye olan derin muhabbeti onu İmad’ın üslubunda yazmaya sevk etmiştir. Evli ve iki çocuk babası olup Fatih'teki kendi atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Ahmet KOÇAK

1973’de Elazığ’da doğdu. Elazığ İmam Hatip Lisesini bitirdi. Hat sanatıyla tanışıklığı imam hatip yıllarında oldu. Üniversite tahsili için İstanbul’a geldi. 1998 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü’nden mezun  oldu. Üniversite öğrenciliği döneminde çeşitli sanatlara ilgi duydu, suluboya resim sanatıyla ilgilendi. Mobilya, ayakkabı ve vitrifiye tasarımlarıyla ödüller aldı.   Meslek hayatına 1998 yılında başladı. İstanbul Ulaşım A.Ş.’de Yerli Tramvay Aracı Projesinde ve İston A.Ş.’de Şehir Mobilyaları Projeleri’nde çalışarak tasarımlar yaptı.   2001’in sonlarında Davud Bektaş’tan sülüs ve merhum Ali Alparslan’dan talik dersleri almaya başladı. Ali Alparslan Hoca’nın vefatından sonra Tahsin Kurt’a devamla talik yazı çalışmalarını sürdürdü. 2007 yılında Davud Bektaş ve Hasan Çelebi hocalardan sülüs nesih icazeti aldı.   Osmanlı hattatlarının ve talik yazıda İmad el Haseni’nin meftunu olup, bilhassa Rakım ve Mahmud Celaleddin’e olan hayranlığı en üst seviyededir. Eski hattatların yazılarındaki “hatalı dahi olsalar” güzel görünmelerini sağlayan o kıvam ve revnak dikkat’ini çekmiş ve bu arayışlar saikiyle celî yazılarını kalıpsız olarak yazma yoluna gitmiştir. Mir İmad el Haseni’ye olan derin muhabbeti onu İmad’ın üslubunda yazmaya sevk etmiştir. Evli ve iki çocuk babası olup Fatih'teki kendi atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Ahmet KUTLUHAN

1975 yılında Kastamonu, Tosya, Özboyu Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde,orta ve liseyi Kastamonu İmam Hatip Lisesi' nde bitirdi. 1997yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 1996 martında fakültede 3.sınıf öğrencisi iken İstanbul Müftülüğü'nde ilk memuriyete başladı. 1997 temmuzunda Büyükçekmece, Gürpınar Merkez Camii'nde kendi isteği ile imam-hatip olarak tayin oldu. 2000 temmuzunda Şişli Halil Rıfat Paşa Camii'ne nakloldu. Halen aynı yerde görev yapmakta olup evli ve 2 çocuk babasıdır.Hüsn-i Hat sanatına ilk olarak lise yıllarında Rafet Küllüoğlu'ndan rik'a meşk ederek başladı.   İki yıl çalışarak rik'ayı tamamladı.1992 de üniversite öğrencisi olarak İstanbul'a geldiğinde Hattat Hasan Çelebi'den sülüs ve nesih yazılarını çalışmaya başladı. Ders ilk olarak, kaide gereği sülüs Rabbi Yessir duasını çalışmaktır. Bu çalışma yaklaşık olarak altı ay sürmüştür. Bundan sonra harflere geçilmiştir. Altı yıllık çalışmanın neticesinde 1998 de IRCIİCA'da (İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi) Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu'nun başkanlığında düzenlenen törenle icazet altı. İcazetinde Hattat Davut Bektaş'ın da imzası vardır.Ayrıca fakültede Prof. Dr. Muhittin Serin'den rik'a'yı tekrar çalışarak geliştirdi. Prof. Dr. Ali Alparslan'dan Celi Divani yazıyı meşk etti. Aynı hocadan ta'lik dersleri alırken Ocak 2006 da hocası vefat etti. Yarım kalan Ta'lik yazıya, halen Üsküdar Tarih ve Tabiat Vakfi'nda Hattat Hasan Çelebi Hoca'dan devam etmektedir.Bugüne kadar otuzu aşkın karma sergiye katıldı. Tezhiblerini Güher Erk, Dilek Selamet ve Murat Selamet'in yaptığı ilk kişisel sergisini 25.02.2005 de Kadıköy Seven Sanat Galeri ‘de açmıştır.Çalışmaları arasında Tosya, Seyit Gazi Camii ve Özboyu Köyü Camiilerinin yazıları ile Şişli, Ayazağa Şerife Bacı Camii'nin ahşap kapısının işlemelerindeki yazıları vardır.Çalışmalarına PERPA Ticaret Merkezi'ndeki atölyesinde devam eden Ahmet Kutluhan aynı zamanda Üsküdar Tarih ve Tabiat Vakfı'nda hocasına asistanlık yapmaktadır.Katıldığı Sergilerden Bazıları :   Kasım 2001 Altunizade Kültür Merkezi - Üsküdar Aralık 2001 Toprakbank Sanat Galerisi - Beşiktaş Mayıs 2002 Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi - Sultanahmet Mayıs 2002 Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi - Kastamonu Kasım 2002 Artemis Sanat Galerisi - Osmanbey Mart 2003 Ümit Yaşar Galerisi - Levent Aralık 2003 İl Halk Kütüphanesi - Konya Kasım 2004 Hasan Çelebi ve talebeleri hat sergisi, Maksut Varol Müzayede Galersi - Nişantaşı Kasım 2005 Veni Vidi Göz Hastanesi - Bağdat Caddesi Ağustos 2007 Talebelerinden hocalarına uluslararası hat sergisi, Altunizade Kültür Merkezi -Üsküdar Eylül 2007 Hasan Çelebi ve talebeleri hat sergisi, Mehmed Akif Kültür Merkezi - Pendik

Ahmet Zeki YAVAŞ

1966 yılında Rize’de doğdu. İşletme tahsili yaptı. Merhum Hattat Hamit Aytaç’tan bir müddet nesih hattını meşk etti.  Hattat Osman Özçay’dan sülüs ve celi sülüs hattını meşk etti.  İstanbul’daki Türk İslam sanatları hakkındaki eserleri incelemesi ve araştırması, kendisinde sanat zevkinin ve ufkunun genişlemesine vesile olmuştur. İlk kişisel sergisini 1997 yılında açtı.    Bugüne kadar yaklaşık 250 kişisel ve karma sergiye katıldı. Yurt içi ve dışında birçok özel koleksiyonlarda ve müzelerde hat levhaları olup, birçok kişi adına da tuğra yazdı. Yaprak üzerine yazılan hat sanatını ve zerendut yazı tâbir edilen altın yazı çeşidini geliştirdi. Klasik Türk Sanatları Vakfı'nın  kurucu başkanı,  İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi'nin Yönetim Kurulu Başkanıdır.  Bircok resmi kurum ve özel kuruluşlarda sanat danışmanlığı ve sanat koordinatörlüğü yapmaktadır.   Sanatlarımız adına yapılan akademik eğitimlerin geliştirilmesinde ve uygulamasında katkısı oldu.  Klasik sanatlarla ilgili  yurt içi ve yurt dışı sergi, sempozyum ve toplantılar düzenleyerek, kurum ve kuruluşlara davetli olarak seminerler veren ve panellerde konuşmacı olarak katılmaktadır.   Klasik sanatlarımızı konu alan birçok koleksiyon ve proje çalışması yapmaktadır. Yine bu alanda tıpkıbasım, albüm, katalog, makale ve kitaplar yayımlamaktadır. Klasik sanatlarımıza konu olan çiçek türlerinin ortaya çıkarılmasıyla başlayan fotoğraf serüveni fotoğraf tutkusuyla birleşti. Türkiye florasındaki başta endemik çiçekler olmak üzere; Türkiye'nin çiçek haritasını oluşturan   bir projenin çalışmalarını yürütmektedir. Bu alanda yayımlanan kitap, dergi ve albümlerde birçok fotoğrafları yer almaktadır. Klasik sanatlarımızın tarihî geçmişine uygun bir mecrada yönlendirilmesi, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve gelecek nesillere doğru bir şekilde aktarılması amacıyla çalışmalarına, sanat projelerine, sanat hayatına ve profesyonel olarak fotoğraf çekmeye devam etmektedir.

Ali KUNDURACIOĞLU

Mehmet Ali Kunduracıoğlu, tam 36 yıldır en eski Kur’an-ı Kerim’den ‘yazının Picasso’su olarak tabir edilen ünlü hattatlara ait onlarca eserin kağıdını, derisini, cildini restore ediyor. Yıllar içinde kurtların yediği, hava koşullarından tahrip olan kağıtları adeta nakış gibi işleyerek eski haline kavuşturmaya çalışıyor. İşini o kadar seviyor ki çözücüler, alkoller ve pek çok kimyasal madde nedeniyle gırtlak kanserine yakalanmasına karşın mesleğinden vazgeçmemiş. Gece-gündüz atölyesinde; sakalı yok, o da olsa derviş hayatı yaşadığına inanabilirsiniz! Baba mesleği kunduracılık Kunduracıoğlu, soyadından da anlaşılacağı gibi kunduracı bir aileden geliyor. Deriyle haşır neşirliği var ama aile mesleğine pek ilgi duymadığını anlatıyor. O ortaokulda okurken ablasının Süleymaniye Kütüphanesi’nde işe başlamasıyla hayatına eski eserler girmiş. Ablasının yanına gittiğinde orada derinin kağıt gibi inceltilebileceğini söyleyenlere inanmamış ama Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde hoca olan İslam Seçen ile tanışınca bu fikrinden vazgeçmiş. Lise dönemi boyunca Seçen’in yanında eğitim alan Kunduracıoğlu, mesleğini böylece seçmiş: Eski eser doktorluğu. Süleymaniye Kütüphanesi’nde işe başlayıp, 14 yıl boyunca orada çalışmış. 1986’da Sultanahmet’te İstanbul Sanatçılar Çarşısı’nda bir atölye açan Kunduracıoğlu, kağıt ve cilt restorasyon çalışmalarını hala burada sürdürüyor: “Tahrip olmuş, elinize almaya çekindiğiniz kağıdı iyileştiriyorum. Ayrıca Türk ve İslam kültürünü yansıtan tüm eserlerin deri ciltlerini onarıyor, yoksa onlara cilt hazırlıyor, süslemelerini yapıyorum. Mesela 12’nci yüzyılda bir cilt hangi malzeme ve teknikle yapıldıysa aynısını uyguluyorum.” Kunduracıoğlu’nun bugüne kadar restorasyon amacıyla üzerinde çalıştığı en eski yazılı eser Hz. Osman’ın okurken şehit edildiği  ceylan derisi üzerine yazılmış Kur’an-ı Kerim: “Şu an Topkapı Sarayı’nda Kutsal Emanetler Bölümü’nde bulunan eseri 14 kişi birlikte çalışarak beş yılda restore ettik. Hem sayfalarının hem cildinin.” Yurt içi ve yurtdışındaki müzayedelere katılan koleksiyonerlerin satın aldığı eserleri de restore eden Kunduracıoğlu, Şeyh Hamdullah Efendi, Nazif Efendi gibi ünlü hattatların eserleri üzerinde de çalıştığını söylüyor. Bu eserlere sahip koleksiyonerlerin isimlerini vermek istemiyor. Koç ailesiyle de çalıştı Kunduracıoğlu, Koç ailesiyle de çalışıyor. Sevgi Gönül zamanında Sadberk Hanım Müzesi’ndeki pek çok yazma eseri restore ettiğini belirten Kunduracıoğlu, Rahmi ve Ömer Koç’un ise 16 veya 17’nci yüzyıldan kalan gravür niteliğindeki kitaplarının ciltlerini yeniden hazırladığını anlatıyor. Kendisinin bir koleksiyonu olup olmadığını merak ediyorsanız “Maalesef efendim” diyen Kunduracıoğlu, terzinin kendi söküğünü dikemediğini söylüyor: “Evimde bir elif bile yok!” Hz. Muhammed’in sandaleti 39 numara Mehmet Ali Kunduracıoğlu, Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümü’nde bulunan Hz. Muhammed’in ayakkabısını da restore etti: “Ufacık bir sandaletti, 39 numara civarında. Örgü şeklinde yapılan kösele ayakkabıydı. Aşınmamıştı ama yıllar içinde derisi kurumuş, çıtır çıtır olmuştu.” Deri için gittiğim Toroslar’da boğuluyordum Deri ciltler genelde keçi derisinden. Keçinin inadı kadar derisi de meşhur. Çünkü dayanıklı. Mehmet Ali Kunduracıoğlu, kullanılan derinin bugün ayakkabı, çanta, mont üretiminden kullanılan türden değil. Aside girmemiş olanlar tercih sebebi. İşte bu özel deriyi bulabilmek için gittiği Toroslar’da aniden yağmur bastırınca birkaç kez sele kapılıp boğulma tehlikesi bile geçirmiş, otomobilinden erken çıkınca hayatı kurtulmuş.

Ali Üsküdârî

XVIII. YÜZYILIN İLK YARISINDA YAŞAYAN OSMANLI MÜZEHHİBİ VE LAKE USTASI Doğum ve ölüm tarihleri belli değildir. Müstakimzâde, onun Hacı Yûsuf-i Mısrî'nın öğrencisi olduğunu ve XVIII. Yüzyılın tanınmış hattatlarından Yedikuleli Seyyid Abdullah'ın yazdığı Mushafların tezhibini yaptığını ve saz yazma vadisinde ‘'Sânî-i Şah Kulu''olduğunu kaydeder. Tezhiplerinde, XVI. yüzyılın ilk yarısında saray nakkaşhanesinde çalışmış olan ressam Şah Kulu'nun Osmanlı süsleme sanatına kazandırdığı motifleri severek ve titizlikle işlemiştir. Onun imzasını taşıyan tezhiplerle lake (rugan) tekniğindeki cilt kapakları, yazı altlıkları, yazı çekmeceleri, yazı kuburları ve yayları 1723- 1761 yılları arasına rastlayan tarihleri taşımaktadır. Topkapı Sarayı Arşivi'nde muhafaza edilen ehl-i hiref defterlerindeki 1143-1144 (1731-1732) yıllarına ait masraf kayıtlarından sanatçının saray için çalıştığı anlaşılmaktadır. Eserleri Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ile yurt içinde ve dışında çeşitli koleksiyonlarda korunmaktadır. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunan ve cönk tarzında şarkı makamlarını toplayan bir mecmuada da (TY. nr. 5650) Batı etkisini yansıtan realist çiçek resimleri yer almaktadır. BİBLİYOGRAFYA Müstekimzâde, Tuhfe, s. 271 Rıfkı Melül Meriç, Türk Nakış Sanatı Tarihi Araştırmaları, Ankara 1953, I, 63,64 Süheyl Ünver, Müzehhip ve çiçek Ressamı Üsküdarlı Ali, İstanbul 1954 Kemal Çığ, ‘'18 Asır Lâke Tezhipcilerinden Ali el-Üsküdarî'' Türk Tarih Arkeologya ve Etnografya Dergisi, sy.5 İstanbul 1949, s. 193-198 Haydar Yağmurlu, ‘'Tezhip San'atı Hakkında Genel Açıklamalar ve Topkapı sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde İmzalı Eserleri Bulunan Tezhip Ustaları'', Türk Etnografya Dergisi, sy, 3, İstanbul 1973,s.79-114. İSAM

Arzu TOZLU

1961'deİstanbulda doğdu. 1996'da İstanbul Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip-Minyatür anasanat dalı bölümünden birincilikle mezun oldu. Öğrenimi sırasında Prof. Dr. Çiçek Derman, Yrd. Doç. Dr. İnci Ayan Birol, Prof. Dr. Uğur Derman, Prof. Dr. Muhittin Serin, Prof. Dr. Erol Eti, Yrd. Doç. Dr. Gülnur Duran hocalarının derslerine devam etti. 2000 yılında mezun olduktan sonra, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı'ndaki Tezhip derslerine yardımcı hoca olarak katıldı. Halen Yrd. Doç. Dr. İnci Ayan Birol denetiminde 1999'da kurulan Grup Nokta'da kurucu üye olarak etkinliklerini sürdürmekte, diğer taraftan da atanmış olduğu Konya Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü' nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır. KATILDIĞI SERGİLER * 01-Kasım 2008 Bugünün Ustaları Sergisi ,İstanbul * 21 Mart-9 Nisan 2008 S.Ü G.S.F 6. Öğretim Elemanları Karma Sergisi , Konya * 04-08 Haziran 2007 Türk Süsleme Sanatları Sergisi ,Erzurum * 06/09 Mayıs 2007 IV.ÖYP Üniversiteleri Sergisi ,Erzurum * 21 Mart-9 Nisan 2007 S.Ü G.S.F 5. Öğretim Elemanları Karma Sergisi , Konya * 08-21 Mayıs 2006 Barış Üzerinize Olsun Sergisi, Torino ,İtalya  * 16-25 Eylül 2006 II.Uluslararası Katılımlı “Melita'dan Battalgazi'ye Kervansaray Buluşması “Karma Sergisi ( Tarih-Kültür-Arkeoloji-Sanat Günleri ) ,Malatya * 10-20 Nisan 2006 “ÖYP Üniversiteleri III. Karma Sergisi “ Erciyes Üniversitesi ,Kayseri * 7 / 17 Aralık 2005 Tek Nefeste Aşk Karma Sergisi ,Konya * 20 Eylül 2005 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatları” Sergisi, Litvanya * 17-26 Eylül 2005 I.Uluslararası Katılımlı “Melita'dan Battalgazi'ye Kervansaray Buluşması “Karma Sergisi ( Tarih-Kültür-Arkeoloji-Sanat Günleri ) ,Malatya * 16 Eylül 2005 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatları” Sergisi,Letonya * 27 Mayıs-01 Haziran 2005 “Fatih ve Bosna Sempozyumu ve Türk Sanatları ”Karma Sergisi ,Saraybosna/Bosna - Hersek * 3-11 Mayıs 2005 “ÖYP Üniversiteleri Karma Sergisi”, Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya * 21 Mart-10 Nisan 2005 S.Ü. G.S.F. “Öğretim Elemanları Karma Sergisi” Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya * 04 – 14 Mart 2005 “Kitap Sanatları Sergisi”, İslamabad/ Pakistan * 14 – 21 Temmuz 2004 “Türk Tezyini Sanatları “Sergisi, Stuttgart/ Almanya * 04-10 Temmuz 2004 “Nasreddin Hoca Şenliği “Karma Sergisi, Akşehir, Konya * 01-31 Mayıs 2004 “Geleneksel Türk Süsleme Sanatları “Sergisi, Roskilde/ Danimarka * 22 Mart 2004 “S.Ü. G.S.F. Öğretim Elemanları” Karma Sergisi Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya  * 06 / 20 Aralık 2003 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatları “Sergisi , Hilton Oteli, Konya * 26 Kasım – 06 Aralık 2003 Grup Nokta “Klasik Türk Süsleme Sanatları “ Sergisi , Berlin/Almanya * 12 Ekim 2003 Grup Nokta “Geleneksel Türk Süsleme Sanatları “ Sergisi, Slovenya * 5-9 Mayıs 2003 3.Uluslararası Mevlana Kongresi Etkinlikleri Çerçevesinde “Türk Tezyini Sanatları” Sergisi, Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya * 31Ocak-5 Şubat 2003, Ö.Y.P. Kapsamında “Görsel İşitsel Sanatlar Şenliği” Karma Sergisi Kültür Kongre Merkezi ODTÜ, Ankara * 19-26 Ocak 2002 “Erenler Beldesi Sanatçılar “Karma Sergisi ,T.O.B.B. , Ankara * Kasım 2001 “Klasik Türk Bezeme Sanatından Esintiler Sergisi”, Türk Japon Vakfı Kültür Merkezi, Ankara  * 14 – 17 Kasım 2000 Grup Nokta “Türk Süsleme Sanatları Sergisi”, Celal Bayar Üniversitesi, Manisa * 22 – 29 Nisan 2000 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatlar” Sergisi, Erenler Belediyesi, Kütahya * 28 Ekim-4 Kasım 2000 “Kubbealtı'nın San'atkar Dostları “ Karma Sergisi ,Yıldız Sarayı Çit Kasrı, İstanbul * 5 Nisan 1996 “Geleneksel Türk El Sanatları” Karma Sergisi, Özel Acıbadem Lisesi, İstanbul * 30 Mart-12 Nisan 1995 “Kağıt Etüdleri” Uygulamalı Sergi, IRCICA,Yıldız Sarayı Çit Kasrı,İstanbul

Arzu TOZLU

1961'deİstanbulda doğdu. 1996'da İstanbul Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip-Minyatür anasanat dalı bölümünden birincilikle mezun oldu. Öğrenimi sırasında Prof. Dr. Çiçek Derman, Yrd. Doç. Dr. İnci Ayan Birol, Prof. Dr. Uğur Derman, Prof. Dr. Muhittin Serin, Prof. Dr. Erol Eti, Yrd. Doç. Dr. Gülnur Duran hocalarının derslerine devam etti. 2000 yılında mezun olduktan sonra, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı'ndaki Tezhip derslerine yardımcı hoca olarak katıldı. Halen Yrd. Doç. Dr. İnci Ayan Birol denetiminde 1999'da kurulan Grup Nokta'da kurucu üye olarak etkinliklerini sürdürmekte, diğer taraftan da atanmış olduğu Konya Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü' nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaktadır. KATILDIĞI SERGİLER * 01-Kasım 2008 Bugünün Ustaları Sergisi ,İstanbul * 21 Mart-9 Nisan 2008 S.Ü G.S.F 6. Öğretim Elemanları Karma Sergisi , Konya * 04-08 Haziran 2007 Türk Süsleme Sanatları Sergisi ,Erzurum * 06/09 Mayıs 2007 IV.ÖYP Üniversiteleri Sergisi ,Erzurum * 21 Mart-9 Nisan 2007 S.Ü G.S.F 5. Öğretim Elemanları Karma Sergisi , Konya * 08-21 Mayıs 2006 Barış Üzerinize Olsun Sergisi, Torino ,İtalya  * 16-25 Eylül 2006 II.Uluslararası Katılımlı “Melita'dan Battalgazi'ye Kervansaray Buluşması “Karma Sergisi ( Tarih-Kültür-Arkeoloji-Sanat Günleri ) ,Malatya * 10-20 Nisan 2006 “ÖYP Üniversiteleri III. Karma Sergisi “ Erciyes Üniversitesi ,Kayseri * 7 / 17 Aralık 2005 Tek Nefeste Aşk Karma Sergisi ,Konya * 20 Eylül 2005 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatları” Sergisi, Litvanya * 17-26 Eylül 2005 I.Uluslararası Katılımlı “Melita'dan Battalgazi'ye Kervansaray Buluşması “Karma Sergisi ( Tarih-Kültür-Arkeoloji-Sanat Günleri ) ,Malatya * 16 Eylül 2005 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatları” Sergisi,Letonya * 27 Mayıs-01 Haziran 2005 “Fatih ve Bosna Sempozyumu ve Türk Sanatları ”Karma Sergisi ,Saraybosna/Bosna - Hersek * 3-11 Mayıs 2005 “ÖYP Üniversiteleri Karma Sergisi”, Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya * 21 Mart-10 Nisan 2005 S.Ü. G.S.F. “Öğretim Elemanları Karma Sergisi” Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya * 04 – 14 Mart 2005 “Kitap Sanatları Sergisi”, İslamabad/ Pakistan * 14 – 21 Temmuz 2004 “Türk Tezyini Sanatları “Sergisi, Stuttgart/ Almanya * 04-10 Temmuz 2004 “Nasreddin Hoca Şenliği “Karma Sergisi, Akşehir, Konya * 01-31 Mayıs 2004 “Geleneksel Türk Süsleme Sanatları “Sergisi, Roskilde/ Danimarka * 22 Mart 2004 “S.Ü. G.S.F. Öğretim Elemanları” Karma Sergisi Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya  * 06 / 20 Aralık 2003 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatları “Sergisi , Hilton Oteli, Konya * 26 Kasım – 06 Aralık 2003 Grup Nokta “Klasik Türk Süsleme Sanatları “ Sergisi , Berlin/Almanya * 12 Ekim 2003 Grup Nokta “Geleneksel Türk Süsleme Sanatları “ Sergisi, Slovenya * 5-9 Mayıs 2003 3.Uluslararası Mevlana Kongresi Etkinlikleri Çerçevesinde “Türk Tezyini Sanatları” Sergisi, Süleyman Demirel Kültür Merkezi ,Konya * 31Ocak-5 Şubat 2003, Ö.Y.P. Kapsamında “Görsel İşitsel Sanatlar Şenliği” Karma Sergisi Kültür Kongre Merkezi ODTÜ, Ankara * 19-26 Ocak 2002 “Erenler Beldesi Sanatçılar “Karma Sergisi ,T.O.B.B. , Ankara * Kasım 2001 “Klasik Türk Bezeme Sanatından Esintiler Sergisi”, Türk Japon Vakfı Kültür Merkezi, Ankara  * 14 – 17 Kasım 2000 Grup Nokta “Türk Süsleme Sanatları Sergisi”, Celal Bayar Üniversitesi, Manisa * 22 – 29 Nisan 2000 Grup Nokta “Türk Tezyini Sanatlar” Sergisi, Erenler Belediyesi, Kütahya * 28 Ekim-4 Kasım 2000 “Kubbealtı'nın San'atkar Dostları “ Karma Sergisi ,Yıldız Sarayı Çit Kasrı, İstanbul * 5 Nisan 1996 “Geleneksel Türk El Sanatları” Karma Sergisi, Özel Acıbadem Lisesi, İstanbul * 30 Mart-12 Nisan 1995 “Kağıt Etüdleri” Uygulamalı Sergi, IRCICA,Yıldız Sarayı Çit Kasrı,İstanbul

Asiye KAFALIER

1966 Eskisehir de doğdu.1983-1987 yılları arasında Mimar Sinan Universitesi Güzel sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde lisans eğitimi aldı. 1987 -1990 yılları arasında Yüksek lisansını aynı bölümde tezhib anasanat dalında tamamladı. 1991-1993 de Bristol Language School da ingilizce dili egitimini aldı. 1987-1990 da Atölye Sufi üyelerinden biri olarak çalışmalarına devam etti. 1994-2000 de Mashareq interior design&furniture şirketinin Türkiye temsilciliğini yaptı. Türk mimarisinde süsleme araştırmalarıyla Mashareq araştırma ödülü aldı. 1995-1998 de Türk Genclik Vakfı tezhib kurslarını başlattı. Vakıf adına her yıl tekrar eden karma sergileri düzenledi ve sergilere eserleriyle katıldı. 2001-2002 de Viyana da ArtOnWorks atölyesini kurdu. Viyana'da MuseumQuiter da Una Cefe nin tavan tasarımlarını yaptı. 2003 den mim-art sanat atolyesinde faaliyetlerine devam etmektedir. 1966 Eskisehir de doğdu.1983-1987 yılları arasında Mimar Sinan Universitesi Güzel sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde lisans eğitimi aldı. 1987 -1990 yılları arasında Yüksek lisansını aynı bölümde tezhib anasanat dalında tamamladı. 1991-1993 de Bristol Language School da ingilizce dili egitimini aldı. 1987-1990 da Atölye Sufi üyelerinden biri olarak çalışmalarına devam etti. 1994-2000 de Mashareq interior design&furniture şirketinin Türkiye temsilciliğini yaptı. Türk mimarisinde süsleme araştırmalarıyla Mashareq araştırma ödülü aldı. 1995-1998 de Türk Genclik Vakfı tezhib kurslarını başlattı. Vakıf adına her yıl tekrar eden karma sergileri düzenledi ve sergilere eserleriyle katıldı. 2001-2002 de Viyana da ArtOnWorks atölyesini kurdu. Viyana'da MuseumQuiter da Una Cefe nin tavan tasarımlarını yaptı. 2003 den mim-art sanat atolyesinde faaliyetlerine devam etmektedir.

Asude Zehra ÖZTÜRK

Klasik İslam Eserleri Vakfı (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer), Tezhib Eğitimi 2008-Devam Atölye (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer), Tezhib Eğitimi 2004-2006 ISMEK (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhib Bölümü öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer), Tezhib Eğitimi 2003-2004 Yıldız Sarayı Şale Köşkü Yüksek İhtisas Dersleri  Turk Tezyini Sanatlar Egitim Merkezi 16. YY Kanuni Dönemi Karamemi Okulu  TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Daire Başkanlığı Eğitim Merkezi  ( Cahide Keskiner ve Zehra Çekin ) 2001-2002 Özel Tezhib Çalismalari  ( Saime Rikkat Celebi ) 2001-2002 TC.Kültür Bakanlıgina Bagli Aziz Berker Güzel Sanatlar Kursu  ( Cahide Keskiner, Asiye Okumuş,Sabiha Koç ) 2001-2001 Altunizade Kültür Merkezinde Tezhib Dersi  ( Saime Rikkat Celebi ) Ödüler 2008 Aralık Cezayir Kültür Bakanlığı ve ISESCO 2. Uluslararası Minyatür ve Tezhip Yarışmasında “Asude” isimli eseri Tezhib dalında Mansiyona değer bulunmuştur. Sergiler 2009-Ocak Klasik Türk Sanatları Vakfı Altunizade Kültür Merkezi Karma Sergisi 2009 Ocak Gökkuşağı Kadın Platformu Lotus Kadın Sanatçılar Gurubu Klasik Sanatlar Karma Eserle Sergisi, Altunizade Kültür Merkezi - İstanbul 2008 Aralık  Cezayir Kültür Bakanlığı ve ISESCO 2. Uluslararası Minyatür ve Tezhip Yarışması Sergisi, Medea - Cezayir 2008 Aralık Lotus Uluslararası “İş'te Kadın” Kongresi kapsamında düzenlenen “Sanat'ta Kadın Klasik Türk SanatlarıSergisi“, Bilkent Oteli - Ankara 2008 Haziran Feshane festival sarayı 11. İsmek Genel Sergisi. 2007 Haziran İSMEK El Sanatları Fesitvali Karma Tezhip Sergisi, Feshane - İstanbul 2007-Haziran Konya da düzenlenen şeb-i arus törenleri çerçevesinde düzenlenen Mevlana konulu  sergiye katildi. 2003 Altunizade Kültür Merkezinde Karma Sergilere Katildi. 2002 Altunizade Kültür Merkezinde Karma. 2001 Altunizade Kültür Merkezinde Karma.

Aynur GÖKSU

1958 yılında İstanbul'da doğdu. Özel bir bankadan emekli olup evli ve iki çocuk annesidir. Geleneksel Türk Sanatları'na duyduğu ilgi onu Türkiye'nin önemli tezhip ve minyatür ustalarından Cahide Keskiner Hanımefendi ile tanıştırdı.1990 yılında Tezhip ve Minyatür dallarında Keskiner Atölyesinde başlattığı eğitim ve öğrenim faaliyetinii T.C. Kültür Bakanlığı bünyesinde hizmet veren Topkapı Sarayı Müzesi Nakışhanesi'nde sürdürdü. 1993 yılında ilk kişisel sergisini açarak, çalışmalarını sanatseverlerin beğenisine sundu.  Daha sonra günümüze değin, muhtelif kurumlarca, çoğu İstanbul'da olmak üzere, karma ve kişisel birçok sergi açtı.   Yapıtlarında genellikle, tek ve özel çalışmaktadır. Klasik desen ve renkleri, yer yer modern çizgiler ve pastel konular da katmaktadır. Hatların anlamına ve şekline uygun çıkarılan özgün desenler titiz çalışmasıyla birleşip bütünleştiğinde tamamen kendi kişisel tarzını ortaya koymaktadır. Geleneksel Klasik Türk Sanatları'ndan olan Tezhip ve Minyatür'ü gelecek nesillere aktarmak ve yaşatmak başlıca amacıdır. Halen çalışmalarına, Tezhip ve Minyatür dalında eğitim vererek ve sergilere hazırlanarak devam etmektedir.   Kişisel ve Karma Sergiler 1992 İTÜ vakfınca düzenlenen Mevlana Yılı sergisi. 1992 Topkapı Sarayı Müzesi Mevlana konulu karma sergisi. 1992 Bursa Belediyesi Tezhip ve Minyatür karma sergisi. 1993The Marmara Oteli Tezhip ve Minyatür karma sergisi. 1994 Birlik Vakfı Hat, Tezhip ve Minyatür kişisel sergisi. 1995 Altunizade Kültür Merkezi Hat, Tezhip ve Minyatür kişisel sergisi. 1995 7. Uluslararası Katibim Kültür ve Sanat Festivali karma sergisi. 1996 8. Uluslararası Katibim Kültür ve Sanat Festivali karma sergisi. 1996 Altunizade Kültür Merkezi Hat, Tezhip ve Minyatür kişisel sergisi. 1997 Artemis Sanat Merkezi 3.Günümüz Hat ve Tezhip karma sergisi. 1997 Basın Müzesi Sanat Galerisi Hat, Tezhip ve Minyatür kişisel sergisi. 1998 Artemis Sanat Merkezi 4. Günümüz Hat ve Tezhip karma sergisi. 1999 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri sergisi. 2000 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri sergisi. 2000 Artemis Sanat Merkezi 6.Günümüz Hat ve Tezhip karma sergisi. 2001 Karadeniz Ereğli Belediyesi, Çilek Festivali sergisi. 2001 Antalya Güzel Sanatlar Galerisi Aynur Göksu kişisel sergisi. 2002 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri kişisel sergisi. 2002 Büyük Kulüp Aynur Göksu ve öğrencileri sergisi. 2003 Bursa Tayyare Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri sergisi. 2004 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri sergisi. 2004 Ortaköy Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri sergisi. 2004 Akatlar Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri sergisi. 2004 Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Aynur Göksu sergisi. 2005 Altunizade Kültür Merkezi Aynu Göksu sergisi. 2006 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu sergisi. 2006 18. Uluslararası Kâtibim Kültür ve Sanat Şenliği sergisi. 2006 Burhaniye Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri, tezhip sergisi. 2006 Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Aynur Göksu sergisi. 2007 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri, Minyatür atolyesi sergisi. 2007 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri, karma sergi. 2008 Burhaniye Kültür Merkezi Aynur Göksu ve öğrencileri, tezhip sergisi. 2009 Altunizade Kültür Merkezi Aynur Göksu Hat, Tezhip, Minyatür sergisi.

Ayşe Emine Sultan ÇELİK

1969 Üsküdar doğumlu olup, aslen Rize'li olan sanatçı Molla bir büyükbabanın torunudur. Öğrenimini İstanbul'un değişik ilçelerinde tamamladı. Ortaokul sıralarında spora olan yatkınlığından dolayı basketbol oynamaya başladı ve kısa sürede okul takım kaptanı oldu. Lise yıllarında da basketbola devam ederken voleybol'a da başladı. Okul adına katıldıkları turnuvalarda başarılar elde etti. Uzun süre ülkenin tanınmış bir firmasında modelistlik ve stilistlik yaptı. Değişik tasarımlarıyla uzun süre bu sektörde çalışan sanatçının, daha sonra mefruşat ve iç dekorasyon üzerine de çalışmaları oldu.   Spora olan yakınlığı devam eden sanatçı uzak doğu sporlarına olan ilgisi dolayısıyla özel bir spor merkezinde lisanslı olarak Tayland Boksu olarak da bilinen Kick-Box üzerine eğitim aldı. Girdiği sınavlarda başarı göstererek kemer sahibi oldu. Sanatçı 1995 yılında tekstil sektöründe özel bir firmayla çalışmaya başlayarak 2009 yılına kadar tasarımlar yaptı. Daha sonra Klasik Türk Sanatları Vakfı'nda üstlendiği görevleri sürdürdü. Sanatçı gözün gördüğü güzellikleri kaydetme amacıyla fotoğraf çalışmaları da yapmaktadır. 2003 yılında Altunizade Kültür Merkezi'nde, İslâm Ansiklopedisi (İSAM) iç donanımda görevli Fuat Günel'le tanışıp Osmanlı Türkçesi (nesih, sülüs, rik'a, ta'lik ve divâni okuyup yazma) dersi almaya başladığı eğitimine 1 yıl'da Arapça dil eğitimini ekleyerek devam etmektedir. Hocasının teşvikiyle geçmişe, tarihe olan merakına yenik düşerek geçmişin günümüze yansıyan iz düşümünün cazibesine kapılıp; 2004 yılında Kubbealtı Akademisi Kültür Sanat Vakfı'nda Tevfik Kalp'den nesih ve sülüs üzerine Hüsn-i Hat dersleri almaya başladı.  Merakın ilmin hocası olduğunu düşünen sanatçı eğitimine devam etmektedir.   2004 yılında TRT eski spikerlerinden olan Enver Seyitoğlu'ndan Fonetik Diksiyon dersleri aldı. Aynı yılda Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü Akşam bölümünde İngilizce dil eğitimi aldı. 2006 yılında tanıştığı Emel Türkmen'den tezhip dersi almaya başladı. Emel Türkmen'in 2008 yılında mezun ettiği 18 sanatçının Cemal Reşit Rey Kongre ve Sergi Sarayı'ndadüzenlenen “Altından Haleler” sergisi ve icâzet töreninde program sunuculuğunu üstlendi. SanatçıKlasik Türk Sanatları Vakfı'nda Arda Çakmak'dan tezhip dersi almakta olup,üç dönem Taner Alakuş'dan minyatür dersleri almıştır. Osmanlı Türkçesi, Hüsn-i Hat eğitiminede devam etmekte olup bazı özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. KATILDİĞI SERGİLER 2009 Klasik Türk Sanatları Vakfı Seminerleri (2.) ve sergisi,Altunizade Kültür Merkezi ,İSTANBUL 2009 Klasik Türk Sanatları Şaheserleri sergisi , Sherton Hotel, ANKARA 2009 Klasik Türk Sanatları Beyoğlu Sanat Galerisi Sergisi İSTANBUL 2009 Üsküdar'da Klasik Sanatlar Sergisi Bağlarbaşı Kültür Merkezi İSTANBUL 2009 Uluslararası katibim Kültür Sanat Etkinliği Bağlarbaşı Kültür Merkezi İSTANBUL 2010 Bir İstanbul Sanatı Hüsn-i Hat Cemil meriç Kültür Merkezi İSTANBUL 2011 Klasik Sanatlar, Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi İSTANBUL

Aziz Efendi

  Aziz Efendi Rifâî (1872 - 1934) MEŞHUR TÜRK HATTATI   Trabzonun Maçka kazasında doğdu. Babası Rize eşrafından Molla Mehmed Abdülhamid Efendi, annesi Esma Hanımdır. Ailesi 93 Harbi sırasında İstanbula gitti. Babası önce Akpınar, daha sonra Kâğıthane köyü camiinde imamlık yaptı. Aziz Efendi ilk tahsilini Eyüpte Şah Sultan İbtidâî Mektebinde tamamladı. Sıbyan mektebi sıralarında güzel yazıya olan merak ve kabiliyeti dolayısıyla Filibeli Ârif Efendi'den sülüs ve nesih yazılarını öğrenmeye başladı. Yazıdaki başarısı ile kısa zamanda hocasının sevgi ve takdirini kazandı. Yazı tahsilini tamamlayıncaya kadar Nuru Osmaniye'deki hat mektebine devam etti. 1896'da hocası Ârif Efendi ile Reîsülhattâtîn Muhsinzâde Abdullah Hamdi Bey den sülüs ve nesih yazılarında icâzet aldı. Daha önce Karinâbâdlı Hasan Hüsnü Efendi'den talik yazısını meşkederek 1894'te ondan da icâzet almıştı. Zamanın celî üstadı Sâmi Efendi'nin evinde yapılan sanat sohbetlerine devam ederek celî-sülüs, celî-talik yazılarının inceliklerini öğrendi.  Kabiliyetinin yanında disiplinli bir hat öğrenimi de gören Aziz Efendi, Şevki Efendi yolunda yazıya kendine has bir şive katarak sanat sahasında şahsiyetini taya koydu. Emsali arasında serîü'l-kalem namıyla şöhret buldu. Divanî, reyhânî, muhakkak, tevkiî, talik, rikâ ve rika yazılarını bütün incelikleriyle bilir ve yazardı. Revnakoğlu, Aziz Efendi rika yazar gibi süratle sülüs, nesih ve talik yazardı. İstanbul'da en çok yazısı görülen bir zattı. Bilhassa celî sülüs yazıların istif ve terkibinde son derece mahir olup çok güzel tuğra resmederdi. Eserlerine önceleri Abdülaziz Eyyûbî ve Aziz, daha sonra ise Şeyh Mehmed Abdülaziz er-Rifâî şeklinde imza koydu. İlk memuriyete 1896da Meclis-i İdâre-i Emvâl-i Eytâm Kitâbetinde başladı. 1903te görevi Mektûbî-i Meşîhat- Ulyâ Kalemi Ketebesine nakledildi. Bu arada Şehri Ahmed Efendinin derslerine devam ederek ilmiye icâzetnâmesi aldı (1904 ), ayrıca Özbekler Tekkesi Şeyhi Edhem Efendi'den ebru sanatını öğrendi. Bir müddet sonra yazısının güzelliği ve ahlâkî olgunluğu sebebiyle Marûzât-ı Mühimme Kitâbetine terfi etti ve kendisine gümüş liyakat madalyasıyla dördüncü dereceden Mecîdî nişanı verildi. Bu görevinin yanında Medresetül-kudâtta ve Mahmûdiye Rüşdiyesinde yazı hocalığı yaptı, meşihat dairesi memurlarına da talik dersi verdi. Bu sırada Ümmü Kenan Dergâhı Şeyhi Kenan Rifâîye intisap ederek 1910 yılında ondan hilâfet aldı. 1920'de Mısır Meliki I. Fuad kendi adına bir Kurân-ı Kerîm yazdırmak isteyince ehil bir hattat seçmek üzere Mısır nakîbü'l-eşrafı Muhammed Ali Biblâvî'yi hat üstatlarının merkezi İstanbul'a gönderdi. Biblâvî önce Medresetü'l- Hattâtîn'de Türk hattatlarıyla tanıştı ve yazılarını inceledi. Tavsiye üzerine Bâb-ı Meşîhat'ta Aziz Efendi'yi de ziyaret ederek eserlerini gördü. Bu inceleme ve araştırmaları sonunda Aziz Efendinin aradığı evsafta muktedir bir hattat olduğuna karar verdi. Aziz Efendi 1922 yılında, Mısır hükümetinin isteği, Mısır ve İstanbul İngiliz işgal kuvvetleri yüksek komiserliğinin aracılığı ile resmen Mısır'a davet edildi. Görevli bulunduğu Meşihat dairesinin 14 Muharrem 1341 (6 Eylül 1922) tarih ve 107 sayılı yazısı ile beş ay izinle Kahireye gitti. Melik Fuad nüshası olarak bilinen Mushaf-ı Şerif'i burada Ezher ulemâsının kontrolüyle resm-i Osmânî üzere altı ayda yazdı. Bunun tezhibi de kendisinden istenince izni beş ay daha uzatıldı. Aziz Efendi'nin İslâm yazılarındaki üstünlüğünü ve kudretini gören Melik I Fuad, ülkesinde yok olmaya yüz tutmuş olan hat sanatını canlandırmak için ondan Kahire de bir hat mektebi açmasını istedi. Aziz Efendi melikin bu teklifini kabul etti ve ailesini de yanına alarak Kahireye yerleşti. 1922 yılı sonlarında Kahire'de Medresetü'l-Tahsîni'l-Hutûti'l-Melikiyye adıyla bir mektep kurularak Halil Ağa Medresesi'ne bağlanmıştı. Bu mektebin büyük bir ilgi görmesi üzerine Melik ikinci bir hat medresesi açılmasını emretti. Bunun üzerine Aziz Efendi 1923 yılı başlarında Şeyh Sâlih Erkek Medresesi'nde yeni bir hat mektebi kurdu, her iki mektebin hem müdürlüğünü hem de hat hocalığını yaptı. Önce Melik I. Fuadın hususi evkaf divanına bağlanan, daha sonra Eğitim Bakanlığına devredilen bu hat medreselerinin kurulması Mısır kültür ve sanatı bakımından oldukça önemli, hatta tarihî bir hadisedir. Kahire eskiden beri İslâm dünyasının önemli kültür merkezlerinden biri olmasi sebebiyle buraya çeşitli İslâm ülkelerinden ilim ve sanat öğrenmek üzere gelen binlerce genç, bu hat medreselerinden de istifade ederek memleketlerine dönmüşler, kendi ülkelerinde klasik Türk hat üslûbunun yayılmasını sağlamışlardır. Bunda Aziz Efendinin Kahiredeki on bir yıllık hocalığının önemli bir rolü olduğu âşikârdır. ·Aziz Efendi sanat çalışmalarından arta kalan vaktini mevlevîhânede irşad halkasına girenleri mânen yetiştirmekle geçirmiştir. Aziz Efendi, Kahirenin havası sağlığına pekiyi, gelmediği için Nisan 1933te Mısır hükümetinden emekliliğini isteyerek İstanbula döndü. 16 Ağustos 1934te vefat etti ve Edirnekapı Mezarlığına defnedildi.Hayatı boyunca büyük bir gayretle çalışmış olan Aziz Efendi Kahire ve İstanbulda pek çok talebe yetiştirmiştir. Kahirede icâzet verdiği talebeleri arasında Tâhir el-Kürdi, Muhammed Ali Mekkâvî, Muhammed Efendi eş-Şehhât Muhammed Ahmed Abdül-âl, Rızk Mûsâ, Abdülkâdir Efendi, Abdürrâzık Sâlim ve Abdurrahman Hâfız Arap âleminin önde gelen hattatlarıdır. İstanbulda icâzet verdiği talebeleri içinde de Mahmut Bedrettin Yazır ve Ömer Vasfî Türk hat sanatında önemli yeri olan kişilerdir.Aziz Efendi hat sahasında çok güzel eserler bırakmıştır. Bunlar arasında on iki Mushaf-ı şerif onun en önemli eserlerindendir. O tarihte bu mushaflardan biri Afganistan emîrinde, biri de Hidiv Abbas Hilmi Paşanın validesinde idi. Melik I. Fuad için yazdığı Kurân-ı Kerîm 1952de Nâsır ihtilâlinden sonra kaybolmuştur. İki Mushaf-ı şerif İstanbulda damadı E. Hakkı Ayverdinin kurduğu Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonunda bulunmakta, diğerlerinin ise nerede olduğu bilinmemektedir. Hutût-ı mütenevvia ile yazdığı yedi büyük hilye de hat sanatındaki kudretini gösteren önemli eserleridir.Bu hilyelerden biri yine aynı vakfın hat koleksiyonunda biri İstanbulda Ümmü Kenan Dergâhında biri de Emin Barın hat koleksiyonunda bulunmaktadır. Hayatının en olgun dönemine rastIayan Kahiredeki hocalığının, bugün Arap âleminde hat sanatının, klasik yazı fmIarının bozulmadan günümüze ulaşmasında ve ilerlemesinde önemli ölcüde rol oynadığı kabul edilmektedir. Yirmiyi aşkın sülüs-nesih ve talik meşk albümü ile talik hatla yazdığı Kasîdetü l-bür e ve sülüs-nesih el-Kasîdetün-nûniyye Kahirede yayımlanmıştır (1343 / 1924). Aynca Bursa Ulucamiinde iki, İstanbulda Türk ve İslâm Eserleri Müzesi nde 116 parça levhası ile özellikle Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonunda çeşitli yazı örnekleri ve levhalan bulunmaktadır. BİBLİYOGRAFYA: Aziz Efendi Dosyası Süleymaniye Ktp., Süheyl Ünver, nr. 37; Aziz Efendi Evrakı, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı, Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu; Sicil Defteri, İstanbul Müftülüğü, Şer iyye Sicilleri Arşivi, nr. 39, s. 50; Hattat Aziz Efendi Dosyası, Divan Edebiyatı Müzesi, Revnakoğlu Arşivi, nr. B 41; Yazma Eserler Defteri, İstanbul Türk İslâm Eserleri Müzesi, nr. 10; Defteru Sicillil-fünûnil-cemîle, Kahire Dârül Kütûbil-kavmiyye, nr. 807, 814; Ilmiyye Salnâmesi, S. 147; Tâhir el-Kürdî,Tâhir el-hattilArabî; Riyad 1939, s. 431; Beyânî: Hoşnüvîsân,IV, 1184; Habîbullah Fezâilî, Atlâs-ı Hat, İsfahan 1362, s. 34 1 ·342; Nâci Zeynüddin, Musavver hattüI· Arabî; Bağdad 1968, S. 161 ,165, 167; İbnülemin, Son Hattatlar, s. 68·72;Sâmiha Ayverdi, İbrahim Efendi Konağı, İstanbul 1973, s. 127·133; Hasan al-Masu Aziz Efendi Rifâî (1872 - 1934) MEŞHUR TÜRK HATTATI  Trabzonun Maçka kazasında doğdu. Babası Rize eşrafından Molla Mehmed Abdülhamid Efendi, annesi Esma Hanımdır. Ailesi 93 Harbi sırasında İstanbula gitti. Babası önce Akpınar, daha sonra Kâğıthane köyü camiinde imamIık yaptı. Aziz Efendi ilk tahsilini Eyüpte Şah Sultan İbtidâî Mektebinde tamamladı.Sıbyan mektebi sıralarında güzel yazıya olan merak ve kabiliyeti dolayısıyla Filibeli Ârif Efendiden sülüs ve nesih yazılarını öğrenmeye başladı. Yazıdaki başarısı ile kısa zamanda hocasının sevgi ve takdirini kazandı. Yazı tahsilini tamamlayıncaya kadar Nuruosmaniyedeki hat mektebine devam etti. 1896da hocası Ârif Efendi ile Reîsülhattâtîn Muhsinzâde Abdullah Hamdi Bey den sülüs ve nesih yazılarında icâzet aldı: daha önce KarinâbâdIı Hasan Hüsnü Efendiden talik yazısını meşkederek 1894te ondan da icâzet almıştı. Zamanın celî üstadı Sâmi Efendinin Hhdaki evinde yapılan sanat sohbetlerine devam ederek celî-sülüs, celî-talik yazılarının inceliklerini öğrendi.  Kabiliyetinin yanında disiplinli bir hat öğrenimi de gören Aziz Efendi, Şevki Efendi yolunda yazıya kendine has bir şive katarak sanat sahasında şahsiyetini taya koydu. Emsali arasında serîülkalem namıyla şöhret buldu. Divanî, reyhânî, muhakkak, tevkiî, talik, rikâ ve rika yazılarını bütün incelikleriyle bilir ve yazardı. Revnakoğlu, Aziz Efendi rika yazar gibi süratle sülüs, nesih ve talik yazardı. İstanbulda en çok yazısı görülen bir zattı diy. Bilhassa celî - sülüs yazıların istif ve terkibinde son derece mahir olup çok güzel tuğra resmederdi. Eserlerine önceleri Abdülaziz Eyyûbî ve Aziz, daha sonra ise Şeyh Mehmed Abdülaziz er-Rifâî şeklinde imza koydu. İlk memuriyete 1896da Meclis-i İdâre-i Emvâl-i Eytâm Kitâbetinde başladı. 1903te görevi Mektûbî-i Meşîhat- Ulyâ Kalemi Ketebesine nakledildi. Bu arada Şehri Ahmed Efendinin derslerine devam ederek ilmiye icâzetnâmesi aldı (1904 ). Ayrıca Özbekler Tekkesi Şeyhi Edhem Efendi'den ebru sanatını öğrendi. Bir müddet sonra yazısının güzelliği ve ahlâkî olgunluğu sebebiyle Marûzât-ı Mühimme Kitâbetine terfi etti ve kendisine gümüş liyakat madalyasıyla dördüncü dereceden Mecîdî nişanı verildi. Bu görevinin yanında Medresetül-kudâtta ve Mahmûdiye Rüşdiyesi'nde yazı hocalığı yaptı. Meşihat dairesi memurlarına da talik dersi verdi. Bu sırada Ümmü Kenan Dergâhı Şeyhi Kenan Rifâîye intisap ederek 1910 yılında ondan hilâfet aldı. 1920'de Mısır Meliki I. Fuad kendi adına bir Kurân-ı Kerîm yazdırmak isteyince ehil bir hattat seçmek üzere Mısır nakîbü'l-eşrafı Muhammed Ali Biblâvî'yi hat üstatlarının merkezi İstanbul'a gönderdi. Biblâvî önce Medresetü'l- Hattâtîn'de Türk hattatlarıyla tanıştı ve yazılarını inceledi. Tavsiye üzerine Bâb-ı Meşîhat'ta Aziz Efendi'yi de ziyaret ederek eserlerini gördü. Bu inceleme ve araştırmaları sonunda Aziz Efendi'nin aradığı evsafta muktedir bir hattat olduğuna karar verdi. Aziz Efendi 1922 yılında, Mısır hükümetinin isteği, Mısır ve İstanbul İngiliz işgal kuvvetleri yüksek komiserliğinin aracılığı ile resmen Mısır'a davet edildi. Görevli bulunduğu Meşihat dairesinin 14 Muharrem 1341 (6 Eylül 1922) tarih ve 107 sayılı yazısı ile beş ay izinle Kahireye gitti. Melik Fuad nüshası olarak bilinen Mushaf-ı şerif i burada Ezher ulemâsının kontrolüyle resm-i Osmânî üzere altı ayda yazdı. Bunun tezhibi de kendisinden istenince izni beş ay daha uzatıldı. Aziz Efendi'nin İslâm yazılarındaki üstünlüğünü ve kudretini gören Melik I Fuad, ülkesinde yok olmaya yüz tutmuş olan hat sanatını canlandırmak için ondan Kahire de bir hat mektebi açmasını istedi. Aziz Efendi melikin bu teklifini kabul etti ve ailesini de yanına alarak Kahireye yerleşti. 1922 yılı sonlarında Kahire'de Medresetü Tahsîni'l- Hutûti'l- Melikiyye adıyla bir mektep kurularak Halilağa Medresesine bağlanmıştı. Bu mektebin büyük bir ilgi görmesi üzerine melik ikinci bir hat medresesi açılmasını emretti. Bunun üzerine Aziz Efendi 1923 yılı başlarında Şeyh Sâlih Erkek Medresesinde yeni bir hat mektebi kurdu, her iki mektebin hem müdürlüğünü hem de hat hocalığını yaptı. Önce Melik I. Fuadın hususi evkaf divanına bağlanan, daha sonra Eğitim Bakanlığına devredilen bu hat medreselerinin kurulması Mısır kültür ve sanatı bakımından oldukça önemli, hatta tarihî bir hadisedir. Kahire eskiden beri İslâm dünyasının önemli kültür merkezlerinden biri olmasi sebebiyle buraya çeşitli İslâm ülkelerinden ilim ve sanat öğrenmek üzere gelen binlerce genç, bu hat medreselerinden de istifade ederek memleketlerine dönmüşler, kendi ülkelerinde klasik Türk hat üslûbunun yayılmasını sağlamışlardır. Bunda Aziz Efendinin Kahiredeki on bir yıllık hocalığının önemli bir rolü olduğu âşikârdır. Aziz Efendi sanat çalışmalarından arta kalan vaktini mevlevîhânede irşad halkasına girenleri mânen yetiştirmekle geçirmiştir. Aziz Efendi, Kahirenin havası sağlığına pek iyi gelmediği için Nisan 1933te Mısır hükümetinden emekliliğini isteyerek İstanbula döndü. 16 Ağustos 1934te vefat etti ve Edirnekapı Mezarlığına defnedildi.Hayatı boyunca büyük bir gayretle çalışmış olan Aziz Efendi Kahire ve İstanbulda pek çok talebe yetiştirmiştir. Kahirede icâzet verdiği talebeleri arasında Tâhir el-Kürdi, Muhammed Ali Mekkâvî, Muhammed Efendi eş-Şehhât Muhammed Ahmed Abdül-âl, Rızk Mûsâ, Abdülkâdir Efendi, Abdürrâzık Sâlim ve Abdurrahman Hâfız Arap âleminin önde gelen hattatlarıdır. İstanbulda icâzet verdiği talebeleri içinde de Mahmut Bedrettin Yazır ve Ömer Vasfî Türk hat sanatında önemli yeri olan kişilerdir.Aziz Efendi hat sahasında çok güzel eserler bırakmıştır. Bunlar arasında on iki Mushaf-ı şerif onun en önemli eserlerindendir. O tarihte bu mushaflardan biri Afganistan emîrinde, biri de Hidiv Abbas Hilmi Paşanın validesinde idi. Melik I. Fuad için yazdığı Kurân-ı Kerîm 1952de Nâsır ihtilâlinden sonra kaybolmuştur. İki Mushaf-ı şerif İstanbulda damadı E. Hakkı Ayverdinin kurduğu Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonunda bulunmakta, diğerlerinin ise nerede olduğu bilinmemektedir. Hutût-ı mütenevvia ile yazdığı yedi büyük hilye de hat sanatındaki kudretini gösteren önemli eserleridir.Bu hilyelerden biri yine aynı vakfın hat koleksiyonunda biri İstanbulda Ümmü Kenan Dergâhında biri de Emin Barın hat koleksiyonunda bulunmaktadır. Hayatının en olgun dönemine rastIayan Kahiredeki hocalığının, bugün Arap âleminde hat sanatının, klasik yazı fmIarının bozulmadan günümüze ulaşmasında ve ilerlemesinde önemli ölcüde rol oynadığı kabul edilmektedir. Yirmiyi aşkın sülüs-nesih ve talik meşk albümü ile talik hatla yazdığı Kasîdetü l-bür e ve sülüs-nesih el-Kasîdetün-nûniyye Kahirede yayımlanmıştır (1343 / 1924). Aynca Bursa Ulucamiinde iki, İstanbulda Türk ve İslâm Eserleri Müzesi nde 116 parça levhası ile özellikle Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonunda çeşitli yazı örnekleri ve levhalan bulunmaktadır. BİBLİYOGRAFYA: Aziz Efendi Dosyası Süleymaniye Ktp., Süheyl Ünver, nr. 37; Aziz Efendi Evrakı, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı, Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu; Sicil Defteri, İstanbul Müftülüğü, Şer iyye Sicilleri Arşivi, nr. 39, s. 50; Hattat Aziz Efendi Dosyası, Divan Edebiyatı Müzesi, Revnakoğlu Arşivi, nr. B 41; Yazma Eserler Defteri, İstanbul Türk İslâm Eserleri Müzesi, nr. 10; Defteru Sicillil-fünûnil-cemîle, Kahire Dârül Kütûbil-kavmiyye, nr. 807, 814; Ilmiyye Salnâmesi, S. 147; Tâhir el-Kürdî,Tâhir el-hattilArabî; Riyad 1939, s. 431; Beyânî: Hoşnüvîsân,IV, 1184; Habîbullah Fezâilî, Atlâs-ı Hat, İsfahan 1362, s. 34 1 ·342; Nâci Zeynüddin, Musavver hattüI· Arabî; Bağdad 1968, S. 161 ,165, 167; İbnülemin, Son Hattatlar, s. 68·72;Sâmiha Ayverdi, İbrahim Efendi Konağı, İstanbul 1973, s. 127·133; Hasan al-Masud. Calligraphie Arabe Vivante, Paris 1981, s . 88 ; Yahyâ Sellûm el-Abbâsî. Hattül-‘Arabî, Bağdad 1984, s. 143; A. Schimmel. Calligraphy and Islamic Culture, New Yk 1984, s. 48; Muhittin Serin. Hattat Aziz Efendi, İstanbul 1988; İnâyetü celâletil-melik bi I-hattil-cemîl, en·Nîlül-musavver, sy. 227, Kahire 1342/1923, s.16 ; Muhammed Bey Kemâl. MeâşirüI-mülûk mülûkül-meâşir, a.e., sy. 228 (1342 / 1923), s.10·1 1; Mecelletü Medreseti tahsînil hutûtil melikiyye, I, Kahire 1362/ 1943, S. 22; • Aziz Efendi,İst.A, III, 1707 İSAM, Muhittin Serin   d. Calligraphie Arabe Vivante, Paris 1981, s . 88 ; Yahyâ Sellûm el-Abbâsî. Hattül-‘Arabî, Bağdad 1984, s. 143; A. Schimmel. Calligraphy and Islamic Culture, New Yk 1984, s. 48; Muhittin Serin. Hattat Aziz Efendi, İstanbul 1988; İnâyetü celâletil-melik bi I-hattil-cemîl, en·Nîlül-musavver, sy. 227, Kahire 1342/1923, s.16 ; Muhammed Bey Kemâl. MeâşirüI-mülûk mülûkül-meâşir, a.e., sy. 228 (1342 / 1923), s.10·1 1; Mecelletü Medreseti tahsînil hutûtil melikiyye, I, Kahire 1362/ 1943, S. 22; • Aziz Efendi,İst.A, III, 1707 İSAM, Muhittin Serin

Baba Nakkaş

XV-XVI. YÜZYIL OSMANLI NAKKAŞI   Asıl adı Muhammed b. Şeyh Bayezid'dir. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Fatih Sultan Mehmed'in Ramazan 870'te (Mayıs 1466), Çatalca'ya yakın İnceğüz nahiyesinde Kutlubey (bugün Nakkaşköy) köyünü Baba Nakkaş'a mülk olarak verdiği, aslı bugün mevcut olmayan bir temliknamenin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ndeki Türkce'ye çevrilmiş suretinden (19.6.1946 ve 1517 nolu suret) anlaşılmaktadır. Baba Nakkaş'la ilgili diğer bir belge, Safer 880 (Haziran 1475) tarihli bir vakfiyedir. Başında Fâtih Sultan Mehmed'in altın yaldızla çekilmiş, etrafı siyah tahrirli tuğrasının yer aldığı bu Arapça vakfiye, Baba Nakkaş'a verilen Kutlubey köyünde yaptırdığı mescide aittir. Köyün tamamı ile İnceğüz'de bir değirmen ve diğer emlâk bu mescide vakfedilmiş ve mütevelliliği Baba Nakkaş'ın ölümünden sonra evlâtlarına intikal ettirilmiştir. Halen özel bir koleksiyonda bulunan bu vakfiyenin önemli yanlarından biri, Baba Nakkaş'ın kimliğine ve yaşadığı döneme açıklık kazandırmasıdır. Vakfiyede Baba Nakkaş'ın sultanın mukarreblerinden (yakın adamlarından) olduğu, asil bir soydan geldiği ve kemal sahibi bulunduğu belirtilmektedir. Evliya Çelebi de Baba Nakkaş hakkında bilgi verir. Ona göre sanatçı Özbek asıllıdır ve Sultan II. Bayezid'in musâhib'ı olup ilm-i nakışta Mâni ile Bihzâd ayarındadır. Eski Saray kapısındaki nakışlı saçakla Sarây-ı Cedîd'de Divanhâne-i Bâyezid Han'ın kubbe nakışları onun tarafından yapılmıştır. Yine Evliya Çelebi'ye göre renkli nakış sanatını diyâr-ı Rûm'da o ortaya çıkarmıştır. Evliya Çelebi ölüm tarihini vermemekle birlikte türbesinin Baba Nakkaş kasabasında olduğunu söylemektedir. Baba Nakkaş'ın oğlunun Mahmud Defterî olduğu bilinmekte ve Kutlubey köyündeki cami hazîresinde yer alan mezar taşından 936 (1529) yılında öldüğü anlaşılmaktadır. Onun oğulları, dedesinin vakfını genişleten ve İbn Baba Nakkaş diye anılan Derviş Mehmed Çelebi ile yine Baba Nakkaş diye anılan Şeyh Mustafa'dır. Dedesi gibi nakkaş olan Şeyh Mustafa'nın 980 (1572) yılında vefat ettiği bilinmektedir. Bu sanatçı ile Baba Nakkaş, isim benzerliğinden dolayı kaynaklarda birbirine kanştırılmıştır. S. Ünver, vakfîye ile Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'ndeki bilgilere dayanarak Baba Nakkaş'ın Fâtih Sultan Mehmed'in ve II. Bayezid'in mukarreb ve musâhibi olduğu ve ayrıca onun "nakkaşların babası", en ustaları ve en yaşlıları olduğunu belirterek nakkaşbaşı mevkiinde bulunduğu sonucuna varmış ve İstanbul Üniversite Kütüphanesi'nde bulunan (FY, nr. 1423) bir albümdeki çizimleri sanatçıya atfederek bu albüme Baba Nakkaş Albümü adını vermiştir. Fâtih Sultan Mehmed'in saltanatının sonlanna doğru düzenlendiği anlaşılan çeşitli hat örneklerini. tezhip ve bezeme desenlerini ihtiva eden bu albüm, sarayda bir nakış atölyesinin varlığını ispatlayacak niteliktedir. J. Raby, Fâtih Sultan Mehmed dönemi sarayında yeni bir anlayışla yorumlanan rûmî ve hatâyî üslûbunu "Baba Nakkaş üslûbu" olarak tanımlamış, daha doğrusu Fâtih devri bezeme üslûbunu onun adıyla özdeşleştirmiştir. S. Ünver, Baba Nakkaş vakfıyesindeki altın yaldızla çekilmiş Fâtih Sultan Mehmed tuğrasının da sanatçının elinden çıkmış olabileceğini ileri sürmüştür. Ancak bütün bunlara rağmen kesin olarak Baba Nakkaş' ın elinden çıktığı söylenebilecek herhangi bir eser tanınmamaktadır. BİBLİYOGRAFYA  Evliya Çelebi, Seyahatnâme, Vi, 151 · 152 Halil Edhern [Eldem]. Elvâh-ı Nakşîyye Koleksiyonu, İstanbul 1924, 5 .. 14 A. Süheyl Ünver, Fatih Devri Saray Nakışhanesi ve Baba Nakkaş Çalışmaları, İstanbul 1958 "Baba Nakkaş", Fatih ve İstanbul, sy. 2, İstanbul 1954, s.7 ·12, 169· 188  Osmanlı Padişah Fermanları/Imperial Ottoman Fermans (haz. Ayşegül Nadir), London 1986, s. 37 Nurhan Atasoy - J. Raby, İznik. London 1989, s. 76 vd. Filiz Çağman

Berna KERVAN

İstanbul da doğdu. İlk ve ta öğrenimini İstanbul da yaptı. Lise öğrenimini Kız Meslek Lisesi Grafik Bölümünde bitirdi. 1992 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip - Minyatür anasanat dalı bölümünü kazandı. 1996da ikincilikle mezun oldu.Öğrenimi sırasında. Prof. Dr. Çiçek Derman, Yrd. Doç. Dr. İnci Ayan Birol, Prof. Dr. Uğur Derman, Prof. Dr. Muhittin Serin, Prof. Dr. Erol Eti, Doç. Dr. Gülnur Duran hocalardan ders aldı.Mezun olmadan kısa bir süre önce kurulan Ahenk İstanbul isimli sanat grubunda çalıştı. 1999-2005 yılları   arasında 21.Yüzyılın Antikaları ganizasyonuna, 2005-2007 yılları arasında da Rahmi Çöğendez küratörlüğünde çeşitli karma sergilerde eserleri yer aldı.( İbrahim Çeçen Vakfı ve Alpman Sanat Galerisi )2000 yılında Güzel sanatlar Matbaasında Kıymetli Evrak Departmanında Ürün Yöneticisi olarak çalışmaya başladı.Bu görevini 2005 yılı sonuna kadar yürüttü. 2000 yılında Yrd. Doç. Dr. İnci Ayan Birol denetiminde kurulan Grup Nokta nın üyesi olarak kısa bir süre etkinliklerini sürdürdü.2006 yılından bu yana İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde İSMEK kurslarında Tezhip branşında öğrenci yetiştirmeye devam etmektedir.Halen seçkin hattatlara ait eserleri tezhiplemeye kendi atölyesinde devam etmektedir.Evli ve bir kız çocuk annesidir. Katıldığı Sergiler Mayıs 1995 - Yıldız Sarayı Çit Kasrı Kağıt Etütleri Sergisi, İSTANBUL Kasım 1995 - Yüzyıl Işıl Koleji_Ahenk İstanbul, Tezhip Sergisi İSTANBUL Kasım 2000 - Grup Nokta Türk Süsleme Sanatları Sergisi-Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Mavi Salon, Muradiye Kampüsü / MANİSA1999 yılından bu yana 21.Yüzyılın Antikaları ve IC Vakfı ganizasyonunun düzenlemiş olduğu çeşitli sergiler , Türkiye ve Avrupa genelinde.. 2008 Dubai de karma hattatlar sergisine tezhipli eseriyle …

Çiçek DERMAN

07.0cak.1945 tarihinde Ankara'da dünyaya geldi. İstanbul Kız Lisesi'nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin, Sanat Tarihi Bölümü mezunu olan Çiçek DERMAN 1985'den beri Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin öğretim üyesi olup hâlen Geleneksel Türk Sanatları Bölümü ve Tezhip-Minyatür Ana Sanat Dalı başkanlıklarını sürdürmektedir. M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde 1987 yılında doktorasını tamamlayıp, 1992 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2002 yılında da profesör oldu. Konusunda bu ünvanı ilk kazananlardan olan Derman lisans ve lisansüstü dersleri vermekte; birçok öğrencinin yüksek lisans ve sanatta yeterlik tez danışmanlığını yürütmektedir.  Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Güzel Sanatlar Enstitüsü kurul üyesi ve bölümünün lisansüstü program danışmanıdır. YÖK doçentlik sınavı ve profesörlük atamalarında jüri üyesi olarak bulunmaktadır. 1963-1965 yılları arasında, Tıp Tarihi ve Deontoloji Ana Bilim Dalında, Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver'in yardımcısı olarak çalışırken tezhip sanatını burada tanıyıp seven Çiçek Derman, hayatı boyunca bu sanata hizmet etmeye karar vermiş; tezhip sanatını usta-çırak usulüyle, Süheyl Ünver ( 1898-1986 ), Muhsin Demironat (1907-1983 )ve Rikkat Kunt'dan ( 1903-1986 ) öğrenip 1982 yılında Rikkat Kunt'dan icâzete (sanat diploması ) hak kazanmıştır.   Kubbealtı Nakışhânesi'nde 1976-2000 yılları arasında fahrî olarak tezhip hocalığında bulunan Derman, 1981 yılında, aldığı davet üzerine, Genéve ( İsviçre ), London ( İngiltere ) ve Milano ( İtalya ) da sergiler açıp atölye çalışmalarıyla sanatının inceliklerini göstermeye çalışmıştır. İlk şahsî sergisini 1987 yılında, Kanuni Sultan Süleyman Sergisi kapsamında Chicago'da açmış, Bağdat (1988), İslâmâbâd (1994), İstanbul (1991), Frankfurt (1996),Tunus (1997), Tokyo (2003), Saraybosna (2005), Cezayir (2007) ve Sofya (2009) şehirlerinde şahsî veya karma sergileri olmuştur. Yurtdışı sergilerinin bazılarında konferanslar verip uygulama yaparak sanatını meraklılarına tanıtmaya çalışmıştır.   Tezhip sanatıyla ilgili milletlerarası (Türk Sanatı, CIEPO-( Comıte Internatıonal d'Etudes Pre-Ottomanes et Ottomanes ) ve millî (Türk Kültürü, Mevlana ) kongrelere, ayrıca sempozyum ve panellere katılarak tebliğler sunmuştur. Türkçe ve bazı yabancı dillerde 100'yi aşkın makalesi ve Dr. İnci A.Birol'la beraber hazırladıkları "Türk Tezyînî Sanatlarında MOTİFLER / Motıfs ınTurkısh Decoratıve Arts" (2008, 7.baskı ) isimli bir kitabı ile İBB. Kültür İşleri Daire Başkanlığı tarafından neşredilen "RİKKAT KUNT 100. Yaşında" (15.Kasım. 2003 ) başlıklı bir kitapçığı vardır. Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen Devlet Türk Süsleme Sanatları Seçici Kurulu'nda 1990 tarihinden itibaren yer alan Prof. Ç.Derman, Japonya'da Türk Yılı olarak ilan edilen 2003 senesinde zevci Prof.h.c.M.Uğur Dermanla birlikte East Asia (Toua) Üniversitesi tarafından davet edilmiş, burada sergi ve konferanslarla sanatlarını tanıtmışlardır. Hayatının 46 yılını tezhip sanatını öğrenmek ve öğretmekle geçiren Derman'ın, üç oğlu ve üç torunu vardır. Bugüne kadar süren faaliyetleri için bkz: Medine Akgül, "F.Çiçek Derman Bibliyografyası", mvt yayıncılık, Haziran 2010, İstanbul. Prof. Derman'ın sanat görüşü şöyledir: "Sanatın geçmişle bağlarını koparmadan, geleceğe taşımak esas hedefidir. Öğrencilerinin, geleneği koruyarak bu günün zevkıne uygun eserler vermesi, ana gayesidir. Kabiliyet ve sabır isteyen tezhibin uygulamasında, kullanılan fırça şayet ehil ellerde olmaz ve ona aklın yanında gönül katılmazsa netice alınamayacağı düşüncesindedir".

Davut BEKTAŞ

1963 yılında Adana'nın Eke İlçesine bağlı Akoluk Köyü'nde doğdu. İlkokulu Köyü'nde, orta ve liseyi Adana İmam Hatip Lisesi'nde tamamladı. 1992'de İstanbul Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Lise yıllarında Hat sanatını tanıdı ve öğrenmeye karar verdi. Merhum Hattat Yusuf Ergün (Erzincan)'dan kısa bir süre Sülüs ve 1982'den itibaren de Hattat Hasan Çelebi'den sülüs, nesih ve rik'a meşk ederek 1994'de icazet aldı. Eski üstadların özellikle de Sami Efendi ve Hamid Bey'in eserlerini inceleyerek ve günümüzün hattatlarından da çalışmalarını celi sülüs üzerinde yoğunlaştırdı. Hattını geliştirmesinde, Üstad Mustafa Uğur Derman Bey'in birer nüshasını verdiği Sami Efendi'nin Yeni Camii Sebili yazıları ve Şevki Efendi'nin Elif Kasidesi'nin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Ayrıca 2002'den itibaren rahmetli Prof. Ali Alparslan'dan vefatına kadar talik ve divani meşk etmiştir. Yurt içinde ve yurt dışında birçok sergiye katılmıştır. Çeşitli koleksiyonlarda eserleri mevcuttur. Sanatçı halen tek meşgalesi olan hat sanatını icra etmekte ve öğrenci yetiştirmektedir. Aldığı Ödüller İslam Konferansı Teşkilatı'na bağlı IRCICA'nın düzenlediği Milletlerarası Hat yarışmalarında; 1986'da celi-sülüste birincilik, taklit tarzı yazıda mansiyon, 1986'da celi-sülüste birincilik, 1993'de sülüste birincilik ödülleri aldı. 1997'de Tahran'da yapılan 1. İslam Alemi Hat Festivali'nde birincilik ödülü kazandı. 2006'da Birleşik Arap Emirlikleri'nde Şarja'da ikincisi düzenlenen "Uluslararası Arap Hat Sanatı" sergisinde de katıldığı levhayla ödül almaya hak kazandı.

Deniz ÖKTEM BEKTAŞ

1976 yılında Hollanda’nın Kerkrade şehri’nde doğdu. 1994’te Üsküdar İmam-Hatip Lisesi’ni bitirdi. 2000’de Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü’nden mezun olduktan sonra Amerika’da Washington D.C.’de Georgetown Üniversitesi’nde İletişim, Kültür ve Teknoloji bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Amerika’daki eğitimi sırasında İslam Hat Sanatı’na ilgi duyarak 2001’de Muhammed Zekeriya ile rik’a ve nesih çalışmaya başladı. İstanbul’a döndükten sonra da Hasan Çelebi ve Davut Bektaş ile rik’a, nesih ve sülüs meşklerine devam etti. 2007’nin Ekim ayında IRCICA’da düzenlenen törenle üç hocasının da imzaladığı sülüs-nesih icazetini aldı. 2007 yılında IRCICA’nın düzenlediği 7. Uluslararası Hat Yarışması’nda ve 2008’de Şarja Hat Bienali’nde nesih hattında teşvik ödülleri aldı. Birçok yurt içi ve yurt dışı karma sergiye katılmıştır. Halen hem özel İngilizce dersleri vermekte, hem de hat çalışmalarını sürdürmektedir. SERGİLER: *Ağustos 2007 “Talebelerinden Hocalarına Uluslararası Hat Sergisi”, AKM, Ist. *Ocak 2008 “3. Milletlerarası Kuveyt Sergisi”, Mescid-i Kebir, Kuveyt. *Nisan 2008 “Hat Sanatı Buluşması”, Şarja, Birleşik Arap Emirlikleri. *Nisan 2008 “Hat Sergisi”, Güney Afrika. *Kasım 2008 “Klasik Osmanlı Hat Sanatı Sergisi,” İspanya. *Nisan 2009 Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın düzenlediği karma sergi, Ankara. *Ağustos 2009 “İstanbul’dan Timbuktu’ya Mürekkep Yolları,” Güney Afrika. *Ağustos 2009 “Üsküdar’da Klasik Sanatlar”, Klasik Türk Sanatları Vakfı, İstanbul. *Eylül 2009 15. Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışma Sergisi, Ankara, Türkiye. * Nisan 2010 “Türk Sanatında Hilyeler,” İstanbul. *Haziran 2010 Uluslararası Kadın Hattatlar Sempozyumu ve Sergisi, Istanbul. *Eylül 2010 Hattat Hasan Çelebi ve Talebeleri Sergisi, Istanbul. * Kasım 2010 “Klasik ve Çağdaş Hat Yorumları,” İstanbul Tasarım Merkezi. *Nisan 2011 En Meşhur Mushaf Hattatları Sergisi, Medine. *Nisan 2011 Ustalardan Hilye-i Şerif, Klasik Türk Sanatları Vakfı, Beyoğlu, Ist. *Ağustos 2011 Hattat Hasan Çelebi ve Talebeleri Sergisi, Derinlikler Sanat Galerisi, *Eylül 2012 Bir Demet Dua, Kadın Hattatlar Sergisi, Istanbul.

Dilek SELAMET

1957 İstanbul doğumlu olan sanatçı, 1975 de Üsküdar Türk Kız Kolejinden mezun olmuştur. 1991 yılında Keskiner atölyesinde tezhib ve minyatür çalışmalalarına başlamış, 1993,1995 ve 1997 yılında T.C. Kültür Bakanlığı Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında tezhib dalında eserleri sergilenmeye hak kazanmıştır. 2001 yılında Kültür Bakanlığına bağlı Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesindeki, iki yıllık tezhib eğitimini başarıyla bitirmiştir. 2003 yılında kendisi gibi sanatçı olan eşi ve arkadaşı ile birlikte Altın Oran Sanat Evi'ni kurmuş olupsanat çalışmalarına tezhib ağırlıklı olarak burada devam etmektedir. Şimdiye kadar elliden fazla karma sergiye katılan sanatçı ,“Padişah Portreleri ve Tuğraları” adı altında yapılan ve Topkapı Sarayı'nda sergilenen 71 parçalı özel koleksiyonda 11 adet tezhibli eseri bulunmaktadır. Ayrıca sanatçının yurt içi ve yurt dışında, bazı özel koleksiyonlarda da eserleri vardır. Karma Sergilerden Seçmeler 1992Yıldız Sarayı/Silahhane İstanbul 1993/1995/1997 T.C.Kültür Bakanlığı Ankara 1993/1994/1997/1998 Mevlana Sanat Etkinliği Konya 1994/2001Toprak Bank Sanat Galerisi İstanbul 1994Sheroton Oteli İstanbul  1995/2003/2004 İst. Belediyesi Sergi Salonları İstanbul 1996/2002Seven Sanat Galerisi İstanbul 1998FMV Işık Lisesi Salonu İstanbul 1999Kadıköy Sanat Galerisi İstanbul 1999 Ortaköy Belediyesi Galerisi İstanbul 1999Uzka Sanat Galerisi İstanbul  1999/2000 Feshane Festival Sarayı İstanbul 2000 Tuğra Sanat Galerisi İstanbul 1998/1999/2001 Ümit Yaşar Sanat Galerisi İstanbul 2001 Amasya Sanat Etkinlikleri Amasya 2001 Safir Sanat Galerisi İstanbul 2001 Topkapı Sarayı (Koleksiyon Sergisi) İstanbul 2002 Artev Sanat Galerisi İstanbul 2002 Artemis Sanat Merkezi İstanbul 2007 Palet Sanat Galerisi İstanbul 2008 Kalıcı Sergi “ Seven Sanat Galerisi” İstanbul

Eda Funda ÖZKAN

1977 yılında Üsküdar'da doğdu.1995 ‘te Üsküdar İmam-Hatip Lisesi ‘ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümün'den 2000 yılında mezun oldu. 1998 yılında Birol Kamil Biçer'den Ebru dersi almaya başladı. 2000-2003 tarihleri arasinda Ebru calismalarına Küçük Ayasofya'da Fuad Başar ile devam ederken Yılmaz Eneş'ten de yardım aldı. Ayni yillarda Fatih Belediyesi Mihrimah Sultan Külliyesin'de Emel Türkmen ‘den Tezhib dersi almaya başladı. Daha sonra Emel Türkmen'in Fatih'te ki özel atölyesinde Tezhib çalışmalarına devam etti. 2003 yılında 12.devlet Türk süsleme sanatları yarışmasında “Gül” adlı eseriyle ebru dalında sergileme ödülü aldı. 2004 yılında başladığı İsmek Tezhib Kursundan 2008 yılında Emel Türkmen tarafından mezun edildi. Bu dört sene içerisinde İsmek'in yılsonu Feshane sergilerine katıldı. 2005 yılında 13. Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında “ Fatiha” ve “Lafza-ı Celal” adlı iki eseriyle Tezhib dalında sergileme ödülü aldı. 2006 Yılında İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin İsmek öğrencilerinin genelinde düzenlediği “Gül” konulu yarışmasında Hilye-i Şerif adlı eseriyle birincilik ödülüne layık görüldü. 2007 Yılında Emel Türkmen'den Tezhib İcazeti aldı. 2009 yılında İlhami Atalay Sanat Atolyesi'nde resim derslerine baslamıştır.  Yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere birçok sergiye katılan sanatkarın özel kolleksiyonlarda eserleri bulunmaktadir. Çalışmalarına Küçük Ayasofya'da El Sanatçıları Pasajındaki ‘Pembekapı Sanat Atölyesi ‘nde devam etirmektedir. Katıldığı Sergiler - 2001_ 2002 Fatih Belediyesi MEK. Yıl sonu sergileri, İstanbul. - 2002 ‘' Ebru Kongresi Sergisi ‘' , Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi ,İstanbul. - 2002 ‘' Fuad Başar Hat Sergisi ‘' Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi ,İstanbul - 2003 ‘' Hat-Tezhip Karma Sergi'' Tuze Sanat Evi , İstanbul. - 2004 ‘' Sanatçı Kütüphaneciler Sergisi ‘' IRCİCA , Yıldız Sarayı,İstanbul. - 2004 Ali toy, Savaş Çevik, Emel Turkmen atölyesi''Hat- tezhip Karma Sergisi'' ,Denizaltı Sanat Evi, İstanbul. - 2004_2008 İsmek Fesane Sergileri ,İstanbul. - 2005 T.C.Kultur Bakanlığı ‘ Türk Süsleme Sanatlari Yarismasi Sergisi ‘, Ankara. - 2006 ‘'İsmek Usta Öğreticileri Sergisi ‘', Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi ,İstanbul. - 2006 ‘'Arap Kaligrafisi Gunleri ‘', Tunus -2006 ‘'İsmek ‘Gül konulu Türk İslam Sanatları Sergisi'', Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi ,İstanbul. -2006 ‘'Savaş Çevik Kişisel Sergisi ‘', Modern Art Galleri, İstanbul. -2007 ‘'Turan Sevgili Hat Sergisi ve Hattat Portreleri sergisi'', İslam Eserleri Müzesi,İstanbul. -2008 ''Uluslararasi Hat Yarişmasi Sergisi'', Birleşik Arap Emirlikleri, Abu Dhabi . -2008 ‘' Altından Haleler İcazet Sergisi'', ' Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi ,İstanbul

Eda ŞAHAN

Doğum Tarihi: 1975 Medeni Hali : Evli Bildiği Diller : ingilizce, Almanca EĞİTİM 1993Doğan Anadolu Lisesinden mezun oldu. 1994 / 98Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhip Ana Sanatı Dalı ve Cilt Yardımcı Sanat Dalından mezun oldu. 1997İtalya, Floransa Palazzo Spinelli'de Kağıt Restorasyonu ve Kitap Konservasyonu alanında eğitim aldı. 1998USA, San Francisco, San Francisco Üniversitesinde, "Art of Selling Art" eğitim programına katıldı. 2000 / 03Yeditepe Üniversitesi "Art Management" konusunda Master yaptı. SERGİLER 1997Mimar Sinan Üniversitesi öğrencileri toplu sergisi, İstanbul. 1997Floransa Cafe Sergisi, italya. 1997Kemer Country, istanbul. 1997Art Cafe, Selamiçesme, İstanbul. 1998Alaturka Cafe, Ortaköy, İstanbul. 1998Kemer Country Fuarı, istanbul. 1999Rotarak Bapar Etkinlikleri, Selamiçesme, istanbul. 1999KÜSAV Antika Fuarı, İstanbul. 1999KÜSAV, "Dekor-ist", İstanbul. 1999Emlak Bankası Sanat Galerisi, İstanbul. 1999Milli Piyango Sanat Galerisi, Ankara. 2000Çıragan Sarayı Karma Sergisi, İstanbul 2000 KÜSAV "Dekor-ist", İstanbul 2000Kemer Country Fuarı, istanbul 2000Oba Accents Sergisi, İstanbul 2001BAIT EL QUARAN Müzesi Kişisel Sergisi, Bahreyn 2001Atatürk Kültür Merkezi, KarmaSergi İstanbul 2003Harbiye Askeri Müzesi Karma Sergi, İstanbul 2003Cemal Reşit Rey, Kişisel Sergi, İstanbul 2004Büyük Kulüp, Circle De'Orient, Kişisel Sergi, İstanbul 2006Urfa Kültür Sanat Evi, Kişisel Sergi, Urfa

Emel TÜRKMEN

1976 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. 1990 yılında Fatih'teki Sultan Selim Kız Meslek Lisesi'nde Klasik Cilt bölümünde Ali Kunduracıoğlu'ndan ders alan Emel Türkmen, Cilt sanatı restorasyonu alanında da çalışmalar yaptı. Bu sıralarda Türk desenleri dersini Hayri Aykutalp'ten aldı. Lise döneminden başlayarak, hem hat levhalarını hem de cilt kapaklarını süslemesi kısa zamanda fırçasını güzelleştirmiş, bu alandaki bilgi ve becerisini arttırmıştır. Eğitimine devam ederken, İslam Konferansı Teşkilatı'na bağlı İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi(İrcica)'nin Süleymaniye Kütüphanesi'nde açtığı-Saadet Gazi Hanımefendi tarafından verilen kağıt restorasyonu kursunu tamamlayarak sertifika aldı. 1993 yılında liseyi birincilikle bitirdi. Mezun olduğu yıldan itibaren, 6 sene, Ali Kunduracıoğlu'nun yardım ve teşviki ile el yazması kitapların kağıt ve cilt restorasyonu alanlarında, şu anda özel koleksiyonlarda bulunan pek çok eserin bakım ve onarım yapmıştır. 1993-1995 yılları arasında, Kültür Bakanlığı'nın Topkapı Sarayı bünyesinde verilen Tezhib kursunda ders almıştır. 1994 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları bölümüne girdi. Cilt sanatını Anasanat dalı olarak seçti. Üstad İslam Seçen'in deneyiminden ve Seçen'e ait orjinal kalıplardan faydalanarak birçok farklı cilt üzerinde çalıştı ve bazı kapakların süslemelerini kendisi yaptı. Yardımcı sanat dalı olarak Tezhib sanatını seçti ve Rikkat Kunt'un öğrencilerinden olan Prof. Dr. Faruk Taşkale'nin bilgisinden, sınırsız arşivinden ve araştırmalarından faydalanarak eğitimine devam etti. Hocasının teşviki ile serbest tasarımlar yapması ufkunu ve bakış açısını geliştirdi. 1998 yılında, "Türk Cilt Sanatının Tarihçesi" ve "15-16.yy Ciltlerinin Özellikleri " başlıklı lisans tezi ile, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'nden birincilikle mezun olarak, Sakıp Sabancı teşvik ödülüne layık görüldü .Hocası Prof.Dr. Faruk Taşkale'den icazet aldı. Mezun olduktan sonra cilt atölyesi kurma imkanını bulamayan sanatçı bu sanatı bırakmak zorunda kaldı. Çok sevdiği ve hobi niteliğinde gördüğü tezhib sanatı , eşi hattat Hüseyin Hüsnü Türkmen bey ile çalışmaya başlamasıyla profosyonelliğe dönüştü. Mezuniyetinden sonra 2 yıl süresince eski Hat levhalarının, murakkaların ve fermanların onarımını ve dönemlerine uygun tezhiblerini yaptı. 1999-2001 yılları arasında "Fatih Belediyesi Meslek Edindirme Kursları"bünyesinde, Tezhib dersleri verdi. Birçok öğrenci sergisi hazırladı. 2000 yılında Hattat Doç. Dr. Savaş Çevik ile tanıştı. Onun tavsiye ve önerileri, yazıdaki kamış kalınlığına göre Tezhip icra etmesini sağladı. Çevik'in yurt içi ve yurt dışındaki sergilerinde pek çok çalışması sanatseverlerle buluştu. 2005 2007 yılları arasında Hırkay- ı Serif vakfının açtığı Hocaüveys Kültür Merkezi ‘ nde tezhib dersleri verdi. 2002-2009 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitim Kursları (İSMEK) Bakırköy ve Türk İslam sanatları doğancılar Şubesi'nde ihtisas dersleri verip Feshane'deki sene sonu düzenlenen genel sergilere öğrencilerini hazırlamıştır. Öğrendiğini öğretmenin ne denli büyük bir sorumluluk olduğunun bilincinde olan sanatçı, Tezhip icra ederken eğitim vermenin kendisini daha çok geliştirdiğine inanmakta ve bu sanatın layığı ile yapılması,hakkıyla yüceltilmesi için bilgilerini aktarmaktadır. Bu hassasiyetle verdiği eğitim "İSMEK' in 2006 yılında düzenlediği "GÜL" konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmasında öğrencilerine birinci, ikinci ve üçüncülük ödüllerini kazandırdı. Yine "İSMEK" tarafından düzenlenen İstanbul genelini kapsayan 2007 yılının Mevlana yılı olması dolayısıyla MEVLANA konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmalarında: birinci, ikinci ve üçüncülüğün yanı sıra altı eserin sergileme hakkını, yine öğrencileri kazanmıştır. Bir öğrencisi de Kültür Bakanlığının geleneksel olarak her iki yılda bir Türkiye genelinde düzenlediği "Devlet Türk Süsleme Sanatları "yarışmasında başarı ödülü aldı . Yurt içinde ve yurt dışında ( Kuveyt, Tunus, Dubai, Sarja ,Abu dabi, Almanya, Japonya ,Kore ....) . düzenlenen klasik Türk İslam Sanatları konulu bir çok karma sergiye katılan sanatçının özel kolleksiyonlarda eseleri bulunmaktadır levha boyutlarındaki bazı tezhipleri yayınlanmıştır. 2008 yılında Türk Gençlik Vakfı ile Cemal Reşit Rey sergi salonunda düzenlediği "ALTINDAN HALELER" Tezhib Sergisi ve Mezuniyet Merasimi.. isimli 120 eserlik tezhib sergisinde 1999 yılından bu yana yetiştirdiği 18 öğrencisine ,tezhib sanatının yakın tarihinde ilk kez toplu icazet merasimi düzenlemiş ; öğrencilerinin ve kendisinin eserlerini sanat severlerle buluşturmuştur. Halen Küçükayasofya'daki "Hüseyin & Emel Türkmen" isimli atölyesinde klasik tezhib çalışmalarının yanında, modern tasarımlarla ,ülkemizdeki ve yurd dışındaki tanınmış hattatların yazılarını tezhiblemeyi sürdürmekte, Klasik Türk Sanatları Vakfı 'nda ve atölyesinde öğrenci yetiştirmekdir.Evli ve bir çocuk annesidir. KATILDIĞI SERGİLER  *1996 "Geleneksel Türk El Sanatları Karma sergi" Mimar Sinan üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Osman Hamdi Bey Salonu , İSTANBUL  *1996 "Kültür Bakanlığı Topkapı Sarayı Tezhib Mezuniyet Sergisi", Topkapı Sarayı Müzesi, İSTANBUL  *1998 "Geleneksel Türk El Sanatları Karma Mezuniyet sergisi" Mimar Sinan üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Osman Hamdi Bey Salonu , İSTANBUL  *2000 "Savaş Çevik Hat Sergisi",Seven Sanat Galerisi, İSTANBUL  *2001 "Savaş Çevik Hat Sergisi",Tuze Sanat Evi, İSTANBUL  *2001 "Savaş Çevik Hat Sergisi",Yıldız Sarayı "Silahane", İSTANBUL  *2002 "Savaş Çevik Hat Sergisi", Tuğra Sanat Galerisi, İSTANBUL  *2002 "Savaş Çevik Hat Sergisi",Eylül Sanat Galerisi", İSTANBUL  *2002 "Kunstakademie Münster ,Ünüversity Of Applied Sciences"Buluşma Sergisi,ALMANYA  *2002 "Hat-Tezhib Karma Sergisi", Tuze Sanat Evi, İSTANBUL  *2003 "Savaş Çevik Hat Sergisi",Münih -ALMANYA  *2003 " Dubai ,Uluslar arası Hat Sergisi," BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -DUBAİ  *2003 "Savaş Çevik Hat Sergisi",Karsu Tekstil Sanat Galerisi İSTANBUL  *2004 "Savaş Çevik 30.Yıl Hat Sergisi" ,Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi, İSTANBUL  *2004 " Dubai ,Uluslararası Hat Sergisi," BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -DUBAİ  *2004 "Ali Toy,Savaş Çevik, Atölye Fatih Hat -Tezhib Karma Sergisi", Denizatı Sanat Evi, İSTANBUL  *2005 "The Music Letters, Kuweit Arts Associotion, Davut Bektaş Kişisel Sergisi"KUWAİT  *2005 " Dubai, Uluslar arası Hat Sergisi," BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -DUBAİ  *2006 "Hüseyin Ali Assriy Al Hashimi Kişisel Sergi",KOREA  *2006 "Hilyeler", Antik A.Ş Sergi Salonu, İSTANBUL  *2006 "Arap Kaligrafisi Günleri",TUNUS  *2006 " Dubai, Uluslar arası Hat Sergisi," BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -DUBAİ  *2006 "Savaş Çevik Hat Sergisi", Modern Art Gallery, İSTANBUL  *2006 "İSMEK Usta Öğreticileri sergisi", Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi, İSTANBUL  *2007 " Dubai, Uluslar arası Hat Sergisi, " BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -DUBAİ  *2007 "Abu Dabi Kültür Bakanlığı,Uluslararası HAT Yarışması Sergisi", BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ - ABU DABİ  *2007 "Turan Sevgili Hat Sergisi ve Hattat Portreleri", İslam Eserleri Müzesi, İSTANBUL  *2007 "Turan Sevgili Hat Sergisi", Çırağan Sarayı,İSTANBUL  *2007 "Yaz Karma Sanat Sergisi", Klasik El Sanatları Galerisi, İSTANBUL  *2007 "Hüsn-ü Hat Buluşması" , Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi, İSTANBUL  *2008 " Dubai, Uluslararası Hat Sergisi," BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -DUBAİ" *2008 "Abu Dabi Kültür Bakanlığı, Uluslararası "Tezhib Yarışması Sergisi BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -ABU DABİ  *2008 "Abu Dabi Kültür Bakanlığı, Uluslararası "Hat Yarışması Sergisi" BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ - ABU DABİ  *2008 " Altından Haleler "Tezhib Sergisi ve İcazet Merasimi; CRR, İSTANBUL  *2008 "Geleneksel Türk Kitap Sanatları "Bugünün Ustaları" 2010 Avrupa Kültür Başkenti Etkinlikleri, TÜYAP, İSTANBUL  *2008 "Geçmişte Günümüze Geleneksel Sanatlar" Öğrenci ve Öğretim Elemanları Sergisi,Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ünüversitesi "Osman Hamdi Bey "Saonu,İSTANBUL *2009 "Tezhib Buluşması" sergisi, Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi İSTANBUL  *2009 "ALTINDAN HALELER" Hilye-i Şerif Tezhib Özel Kolleksiyonu Sergisi,Türk İslam Eserleri Müzesi Sergi Salonu,İSTANBUL  *2009 "İSMEK Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi Tezhib Usta Öğreticileri Sergisi", Üsküdar Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi,İSTANBUL  *2009 "Üsküdar da Klasik Sanatlar(uluslararası katibim şenlikleri)",BağlarbaşıKültür Merkezi,İSTANBUL  *2009 "Klasik Türk Sanatlarından 300 Eser",Beyoğlu Sanat Galerisi,İSTANBUL  *2009 "İSTANBUL LÂLELERİ SERGİSİ" Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi, İSTANBUL *2009 "Klasik Türk Sanatlarından Şahaserler "Sheraton Hotel&Convention Center, ANKARA  *2009 "Klasik Türk Sanatları Kocaeli Sergisi" Kocaeli Büyükşehir Belediyesi,KOCAELİ  *2010 "4.Kuweyt Uluslar arası İslam Sanatları Kongresi , kuweyt İslam sanatları Merkezi , Mescid-i Kebir ,KUWEYT  ÖDÜLLER  *1998 " Mimar Sinan üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi "Geleneksel Türk El Sanatları" Bölüm Birinciliği "SAKIP SABANCI TEŞVİK ÖDÜLÜ"  *2008 "ABU DABİ Kültür Bakanlığı "Al Burda" Uluslararası Tezhip yarışması, ikincilik," BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ -ABU DABİ YAYINLAR -"Huruf" adlı, dünyada tanınmış hattatların eserlerinin bulunduğu kitabın içinde iki adet tezhib çalışması (Hat-Savaş Çevik), Dubai,2003 -" Hat San'atı,"(Dr.Süleyman Berk) , Hattat Osman Özçay'ait, Abdurrahman El Üveys Koleksiyonu- Dubai‘de bulunan sülüs levhadaki Tezhib çalışması, İsmek, İstanbul, 2006  -"Hilyeler" Antik AŞ. nin düzenlediği Hiye yarışmasında dereceye giren hattat Adem Sakal ve Hattat Recep Şahin "inin yazdığı hilyelerin tezhibleri, Prof.Dr. Faruk Taşkale- Yard.Doç. Hüseyin Gündüz,Antik AŞ. İSTANBUL,2006 -" Hüsn-ü Hat Buluşması" İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş, İSTANBUL;2008  - Geçmişten Günümüze İstanbul Laleleri Kolleksiyonu, eser adı: "Gün Batımında İstanbul Lalesi ",İstanbul Büyükşehir Belediyesi,İSTANBUL,2009

Emin Barın

Hat ve cilt sanatçısı Hafız Mehmed Tevfik Efendi'nin oğlu Emin Barın, 2 Haziran 1913'te Bolu'da doğdu. Yedi yaşındayken babasından hat dersleri almaya başladı. 1932'de İstanbul Muallim Mektebini, 1936'da Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü'nün Resim-İş Bölümü'nü bitirdi. Zamanın üstadları Reisü'l-Hattatîn Kamil Akdik'ten yazı, Necmettin Okyay'dan ise klasik Türk cilt yapım sanatını öğrendi. Çalışmalarını genelde klasik celî dîvanî ve kûfi ile bunların çağdaş yorumları ve serbest kreasyonları üzerine yoğunlaştırdı. Hat icazetini de İsmail Hakkı Altunbezer'den aldı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açılan burslu eğitim sınavını kazanarak hat ve cilt sahasında ihtisas yapmak için Almanya'ya gönderildi. Almanya'da iken hazırladığı Olimpiyat Kitabı ile Hamburg Kitap Sergisi'nde birincilik ödülü kazandı. 1939'da Leipzig'deki Kitapçılık ve Sanat Akademisi'ne girerek kitap ciltçiliği dersleri aldı. Alman Tayyarecileri Birliği'nin Göring'e verdiği beratın yazı ve cilt işlerini Emin Barın yaptı. 1943'te Türkiye'ye dönerek İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde hat ve cilt sergisi açtı. Dekoratif Sanatlar Bölümü'nde öğretim üyesi olarak vazife alan Emin Barın, 1958'de Fatih Divanı kitap cildiyle milletlerarası Brüksel sergisinde birincilik ödülü kazandı. 1969'da gittiği Lizbon'da su baskınında zarar gören bazı Türk-İslam eserlerinin restorasyonunda çalıştı. 1977'de Dublin Sanat Akademisinde, 1983'te Paris'te UNESCO genel merkezinde, 1985'te Münster'de hat sergisi, 1986'da İslam Kültür Merkezi'nde ikinci defa cilt sergisi açtı. 1983'te emekliye ayrılan Emin Barın 1984'te "Ya Rahim" adlı eseriyle Türkiye İş Bankası Süsleme Büyük Ödülü'nü kazandı. Özellikle kufi ve celi divani yazılarında yeni yorumlarla güzel eserler verdi. Serbest anlayışa dayanarak yaptığı çalışmalarla da dikkati çekti. İslamabad Kültür Merkezi'nin yazıları, Anıtkabir'deki yazıları, Yunus Emre'nin mezar yazıları ve Ankara'daki Kocatepe Camii'nin konferans salonundaki yazılar onun önemli eserlerindendir. 1987 yılında vefat eden Emin Barın'ın 200'ü aşkın eseri vardır. Birçok devlet başkanına, üniversitelere, çeşitli kuruluşlara takdirnameler, beratlar ve diplomalar yazdı. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayınları arasında Prof. Önder Küçükerman tarafından kaleme alınan, "Bir Yazı Sevdalısı: EMİN BARIN" isimli kitap 2002 yılında yayımlanmıştır.

Fatma TUNCER

1979 YILINDA İSTANBUL'DA DOĞDU 1985-1993 BEYOĞLU CİHANGİR İLKÖĞRETİM OKULU 1993-1996BEYOĞLU FINDIKLI LİSESİ 2003 - 2007 MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ GELENEKSEL TÜRK SANATLARI BÖLÜMÜ HALI-KİLİM-ESKİ KUMAŞ DESENLERİ ANASANAT DALI BÖLÜM 3. OLARAK MEZUN OLDUĞU İÇİN SABANCI ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLMÜŞTÜR 2007 - MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ, YÜKSEK LİSANS SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ,  GELENEKSEL TÜRK SANATLARI ANASANAT DALI; HALI  KİLİM VE ESKİ KUMAŞ DESENLERİ PROGRAMI. 2005- 2010 M.S.G.S.Ü.'DE LİSANS VE YÜKSEK LİSANS EĞİTİMLERİMDE TANER ALAKUŞ MİNYATÜR DERSLERİ ALDI SANATSAL ETKİNLİKLER: 2007 23 NİSAN 2007 PENDİK BELEDİYESİ 23 NİSAN GELENEKSEL  TÜRK SANATLARI DERİN GRUBU SERGİSİ 200819-30 OCAK 2008 AVCILAR BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ SANAT GALERİSİ SULU BOYA RESİM VE DESEN ( FATMA TUNCER VE FATMA YÜCEL ) SERGİSİ 2008TARIK ZAFER TUNAYA KÜLTÜR MERKEZİ SANAT GALERİSİ  DERİN GRUBU " EFSANELER" SERGİSİ 200801-15 ŞUBAT 2008 AVCILAR BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ  SANAT GALERİSİ DERİN GRUBU KARMA SERGİSİ 2008MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ MEZUNLAR  SERGİSİ 200819-30 NİSAN 2008 BURSA OSMANGAZİ ÖRDEKLİ HAMAMI  KÜLTÜR MERKEZİ DERİN GRUBU 4. GELENEKSEL TÜRK  SANATLARI SERGİSİ 200802-15 MAYIS 2008 BEYLERBEYİ SARAYI TÜNEL SANAT  GALERİSİ DERİN GRUBU 5. KARMA SERGİSİ 200812-19 TEMMUZ 2008 İSTANBUL ADAEVİ YAZ 08 KÜLTÜREL  ETKİNLİKLERİ BİR SERGİ DOLUSU ÇİNİ" ( FATMA YÜCEL -FATMA TUNCER - ZEYNEP AROL) SERGİSİ 2009 15-25 MART TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ SERGİ SALONU  DERİN GRUBU "DERİNDE SANAT" SERGİSİ 2009 29NİSAN-7 MAYIS TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ SERGİ  SALONU 4. ERGUVAN VE BAHAR SERGİSİ 2009 İSTANBUL TİCARET ODASI EMİNÖNÜ AÇIK HAVA SERGİSİ (FATMA TUNCER& SEMİYE UĞURLU) İSTANBUL TİŞÖRTLERİ  SERGİSİ 2009 PENDİK BELEDİYESİ GELENEKSEL TÜRK SANARTLARI DERİN  GRUBU 7.KARMA SERGİSİ 2009 KLASİK TÜRK SANATLARI VAKFI İSTANBUL MİNYATÜRLERİ  SERGİSİ ALTUNİZADE KÜLTÜR MERKEZİ PROJE ve STAJLAR: -2005 MSGSÜ YAZ OKULU PROJESİ KAPSAMINDA İZMİR BİRGİ ÖLGESİ GELENEKSEL HALK HALK SANATLARI İPEKÇİLİK ÜZERİNE ARAŞTIRMA .  -2007 İSTANBUL LALE FESTİVALİ KAPSAMINDA GELENEKSEL TÜRK SANATLARI BÖLÜMÜNE GÖNDERİLEN AHŞAP LALE'NİN SÜSLENMESİ -30 EKİ 2008 İTKİB KUMAŞTA YETKİNLİK SEMİNERİ -2009 KLASİK TÜRK SANATLARI VAKFI İSTANBUL MİNYATÜRLERİ KİTAP PROJESİNDE YEREBATAN SARNICI VE MEDUSA ADLI ESER YER ALMAKTADIR.

Fatma Zehra AKTAŞ

1948 İstanbul doğumluyum,İstanbul Selçuk Kız Meslek Lisesi resim bölümü mezunuyum.Evliyim ve iki çocuk annesiyim.1990 yılında Yalovaya yerleştik. 1992 yılında İstanbul Cerrahpaşa Dr.Süheyl Ünver Nakışhanesinde sayın Gülbün Mesaradan ve sayın Ülker Erkeden  tezhip ve minyatür dersleri almaya başladım.1995 yılında icazet aldım.Aynı nakışhanede 2002-2008 yılları arasında sayın  Nusret Çolpandan minyatür dersleri aldım. Cerrahpaşa nakışhanesinin grup çalışması olan BiTKİLER sergi ve katoloğunda,SİVAS-DİVRİĞİ sergi ve kataloğunda, KAYSERİ sergi ve katoloğunda,AMASYA sergi ve katoloğunda,KONYA sergi ve katoloğunda tezhip ve minyatürlerimle yer aldım. 1993 yılında çini fırını kurdum ,çinilerimi kendim fırınımda pişirdim.2000 yılına kadar çini dersleri verdim.2000 den bu yana tezhip dersi veriyorum.2002 yılında öğrecilerimin desteği Yalova belediyesinin teşvikleri ile Yalova Nakışhanesini oluşturduk. 1990dan bu yana her yıl Yalova şenliklerinde kişisel,eşimin çivi çaışmaları ile müşterek,öğrencilerimin çini ve tezhip çalışmaları ile müşterek sergiler açtım.Yalova Nakışhanesi olarak KÜTAHYA- ÜRGÜP-ANTALYA-BURSA ve JAPONYA da sergiler açtık.Bir çok karma sergilere katıldım. Değerli kolleksiyonlarda eserlerim yer aldı. 1988 yılında Kültür Bakanlığından çini dalında-BAŞARI -ödülü aldım.2006 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünün-Vakıf Medeniyetleri-adlı yarışmada minyatür dalında -mansiyon-aldım. Halen Yalova Nakışhanesinde tezhip ve minyatür dersleri veriyorum.Çalışmalarımı ve derslermi Yalovada evimde sürdürmekteyim. 

Ferhan ŞENOL

1954 yılında Ankara'da doğdu. 1971 yılında Yenimahalle Kız Meslek Lisesi El Sanatları bölümünden mezun oldu. Sanat çalışmalarına 1993 yılında Milli Kütüphane de Bedia Altunbaş'ın öğrencisi olarak başladı. 1995 yılında Ömer Faruk Atabek' den Minyatür, Salih Elhan'dan Ebru sertifikaları aldı. 1997 yılında Memnune Birkan'la birlikte tezhip çalışmalarına devam etti. 1999 Yılında Kültür Bakanlığı tarafından açılan Devlet Türk Süsleme sanatları ile ilgili yarışmada TEZHİP dalında Başarı ödülü kazandı. 2001 yılında aynı yarışmada Tezhip dalında, eseri sergilenme başarısı kazandı. 1999 yılından beri Kültür Bakanlığı bünyesinde sürdürülen kurslarda, Tezhip Eğitmenliğini sürdürmektedir. Ankara ve Kırıkkale'de Kültür Müdürlüklerinde görev yapmaktadır. 2004 yılından beri İstanbul'da Yıldız Sarayında sürdürülen kurslarda, 15. yüzyıl, 16. yüzyıl tezhipleri konusunda, ihtisaslaşma derslerine katılmaktadır. Bu merkezde Cahide KESKİNER, Mamure ÖZ, Sabiha KOÇ, Serap BOSTANCI, Zehra ÇEKİN hocalarla birlikte, çalışmalarına devam etmektedir. Katıldığı sergiler.. Yurtdışı sergileri. 1999- Kıbrıs, 2000- Budapeşte, 2003- Japonya Yurt içi sergileri 1994- Keçiören Belediyesi, Güçsüzler Yurdu 1995- Milli Kütüphane  1997- Milli Kütüphane 1998- Ankara İstanbul İzmir 1999- Adana, Afyon, Amasya, Kütahya 2000- Erzurum, Bursa, Trabzon, Gaziantep, Hatay  2002- Denizli, Edirne  2005- Antalya, Van illerinde, Kültür Bakanlığı tarafından açılan karma sergilere katıldı. Kişisel sergileri. 2000- Ankara Sevgi Sanat Galerisi 2001- Kırıkkale Üniversitesi 2001- Kırıkkale Kültür Merkezi 2002- Ankara Seyrek sanat evi Kazandığı ödüller. 1999- Kültür Bakanlığı'nca düzenlenen yarışmada, Tezhip Başarı Ödülü,  2001- " " Tezhip Sergilenme Ödülü,

Ferhan ŞENOL

1954 yılında Ankara'da doğdu. 1971 yılında Yenimahalle Kız Meslek Lisesi El Sanatları bölümünden mezun oldu. Sanat çalışmalarına 1993 yılında Milli Kütüphane de Bedia Altunbaş'ın öğrencisi olarak başladı. 1995 yılında Ömer Faruk Atabek' den Minyatür, Salih Elhan'dan Ebru sertifikaları aldı. 1997 yılında Memnune Birkan'la birlikte tezhip çalışmalarına devam etti. 1999 Yılında Kültür Bakanlığı tarafından açılan Devlet Türk Süsleme sanatları ile ilgili yarışmada TEZHİP dalında Başarı ödülü kazandı. 2001 yılında aynı yarışmada Tezhip dalında, eseri sergilenme başarısı kazandı. 1999 yılından beri Kültür Bakanlığı bünyesinde sürdürülen kurslarda, Tezhip Eğitmenliğini sürdürmektedir. Ankara ve Kırıkkale'de Kültür Müdürlüklerinde görev yapmaktadır. 2004 yılından beri İstanbul'da Yıldız Sarayında sürdürülen kurslarda, 15. yüzyıl, 16. yüzyıl tezhipleri konusunda, ihtisaslaşma derslerine katılmaktadır. Bu merkezde Cahide KESKİNER, Mamure ÖZ, Sabiha KOÇ, Serap BOSTANCI, Zehra ÇEKİN hocalarla birlikte, çalışmalarına devam etmektedir. Katıldığı sergiler.. Yurtdışı sergileri. 1999- Kıbrıs, 2000- Budapeşte, 2003- Japonya Yurt içi sergileri 1994- Keçiören Belediyesi, Güçsüzler Yurdu 1995- Milli Kütüphane  1997- Milli Kütüphane 1998- Ankara İstanbul İzmir 1999- Adana, Afyon, Amasya, Kütahya 2000- Erzurum, Bursa, Trabzon, Gaziantep, Hatay  2002- Denizli, Edirne  2005- Antalya, Van illerinde, Kültür Bakanlığı tarafından açılan karma sergilere katıldı. Kişisel sergileri. 2000- Ankara Sevgi Sanat Galerisi 2001- Kırıkkale Üniversitesi 2001- Kırıkkale Kültür Merkezi 2002- Ankara Seyrek sanat evi Kazandığı ödüller. 1999- Kültür Bakanlığı'nca düzenlenen yarışmada, Tezhip Başarı Ödülü,  2001- " " Tezhip Sergilenme Ödülü,

Feriha Uysal TULUKCU

1996 yılında Sayın Necla Kaya nın yanında kumaş Ebru derslerine başladı. 1998 yılında Tarih ve Islam araştırma vakfının geleneksel Türk Sanatları sergisine katıldı. Sergide Ebru Ustası Hikmet Barutcugil ile tanıştı ve Klasik Ebru dersleri aldı. 1998 - 2000 yılları arasında istanbul meslek edindirme kurslarında Kumaş Ebru , Batik , İpek Boyama , Ahşap Dekorlama dersleri verdi. Farklı malzemelerden kumaş , seramik, cam ve ahşap gibi yapılmış çeşitli objeler üzerine Ebru çalıştı. Kumaş Ebru' sunu kıyafet ,eşarp ,kravat ve ev dekorasyonu gibi yerlerde kullandı. Eşarplarda özellikel çicekli ebruları sıkca kullandı. Halen çalışmalarına kendi atölyesinde devam etmektedir. Çeşitli Sanat Evleri ve Vakıflarda ders vermektedir. 2000-2004 TISAV - Tarih ve Islam Arastirma Vakfı - Klasik-Kumaş Ebru Eğitmenliği 2000-2002 Basak Sanat Evi Kumaş Ebru Eğitmenliği  2005-2006 Bursa Birlik Vakfı Klasik Ebru Eğitmenliği  2004-2007 Turk Gençlik Vakfı Klasik Ebru Eğitmenliği  2000- ...... Çalışmalarına kendi Atölyesinde devam etmektedir. Sergiler : • 1998 - ISTANBUL : TISAV Karma Sergi • 1999 - ISTANBUL : Ebristan Öğrenscileri Karma Sergisi • 1999 - KONYA : Şeb-i Aruz Karma Sergisi • 2000 - ISTANBUL : Feshane Ebru Sergisi • 2001 - ISTANBUL : TISAV Karma Sergi • 2002 - ISTANBUL : TISAV Karma Sergi • 2003 - ISTANBUL : Üsküdar da Klasik Türk sanatları sergisi • 2004 - Kahire MISIR : İslami Sanatlar Sergisi • 2005 - ISTANBUL : Sanatçı Kadınlar Girişim Grubu Sergisi • 2005 - ISTANBUL : Turk Gençlik Vakfı Karma Sergisi • 2005 - BURSA : Birlik Vakfı Ebru ve Tezhib Sergisi  • 2005 - BURSA : Tayyare Kültür Merkezi ve Tezhib Sergisi  • 2006 - ISTANBUL : Katibim Şenlikleri Sergisi • 2006 - ISTANBUL : Turk Gençlik Vakfı Karma Sergisi • 2007 - ISTANBUL : Turk Gençlik Vakfı Karma Sergisi • 2008 - ISTANBUL : Turk Gençlik Vakfı Karma Sergisi • 2008 - ISTANBUL : LOTUS Sanatçı Kadınlar Grubu Karma Sergisi • 2009 - ISTANBUL : LOTUS Sanatçı Kadınlar Grubu Karma Sergisi

Firdevs CEBECİ

1982 yılında Çorum'un Bayat ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini İstanbul'da, orta ve lise öğrenimini Şanlıurfa'da tamamladı. 2000 yılında Cahide Keskiner Hanım'ın atölyesinde yaz kursuna katılarak tezhip çalışmalarına dair ilk adımlarını attı. 2003-2004 eğitim öğretim yılında Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhip Anasanat dalından “Hilye-i Şeriflerin Hilal Bezemelerinden Örnekler” adlı bitirme çalışmasıyla mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Topkapı Sarayı bünyesinde Kültür Bakanlığına bağlı olarak düzenlenen Türk Süsleme Sanatları kurslarına katıldı. Halen Adapazarı Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği kurslarda tezhip dersleri vermektedir. * Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü öğretim elemanları ve öğrencilerinin yurtiçi ve yurtdışında açtıkları birçok karma sergiye çalışmalarıyla iştirak etti. * 25 Eylül -2 Ekim 2006 Adapazarı Kültür Merkezinde (AKM) Hat-Tezhip-Çini örneklerinden oluşan karma sergiye katıldı. * Suriye Devleti Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen İpekyolu Festivali kapsamında, Uluslararası Hat ve Süsleme Sanatları Fuarı, 24 Ekim 2007 Süleymaniye Külliyesi / Şam; 25-26 Ekim 2007 Kültür Merkezi / Halep; 28 Ekim 2007 Merkez-i Züvar / Tedmur (Palmera) da düzenlenen sergilere katıldı. * Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 2007 ve 2009 yılları için hazırlanan takvimlerde çalışmalarından örnekler yer aldı

Fuat BAŞAR

7 Mart 1953 senesinde Erzurum'da doğdu. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni okudu. 1977 yılında ebru sanatına olan ilgi ve merakıyla Mustafa Düzgünman'a mektup yazarak ebru çalışmalarına başladı. Aynı dönemde Hamit Aytaç ile de mektuplaşarak hocadan Hat dersi almaya başladı. 1980 senesinde sanat aşkını tıp öğrenimine tercih etti ve hocalarından feyz alabilmek için İstanbul'a geldi. 1980 senesinin 10 Eylül'ünde Hamit Aytaç Hoca'dan hat icazeti aldı. İcazet almasına rağmen vefatına kadar hocasının dizinin dibinden ayrılmadı. 1989 yılının 10 Eylü'ünde ise büyük ebru ustası Mustafa Düzgünman'dan, biri Osmanlı Türkçesi olmak üzere üç ebru icazeti aldı. Hocalarının vefatı ile kendi atölyesini kuran Fuat Başar, bu tarihten itibaren profesyonel ebrucu ve hattat olarak hayatını sürdürmektedir. Günümüzde Türkiye'nin her bir köşesinde icazetli talebeleri ebru ve hat sanatını öğretmektedir. Dünya çapında birçok hattat ve ebru ustası yetiştiren sanatçı, 350'nin üzerinde kişisel ve karma sergiye iştirak etti. Uluslar arası birçok sanat faaliyetine katıldı. Amerika, Almanya, Japonya, Malezya ve diğer birçok ülkede ebru sanatı tanıtımında bulundu. Yıldız Teknik Üniversitesinde ebru fizikokimyası konusunda çalışmalarda bulundu. Ebru konusunda yayınlanmış kitabı ve birçok makalesi vardır. Çok sayıda radyo ve televizyon programına katılan, yerli ve yabancı belgeselleri, röportajları, çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları olan Fuat Başar, birçok kitabın hazırlanmasına da katkıda bulunmuştur. Eserleri dünyanın birçok müzesinde, yurt içi ve dışındaki koleksiyonerlerde bulunmaktadır. Japon İmparatoru, Malezya başkanı, Suudi Arabistan Kralı Faysal başta olmak üzere, birçok devlet başkanı ve bakanın da tuğralarını çekmiştir.

Güher ERK

1953 Ankara doğumlu olan sanatçı, 1975 de İstanbul Eczacılık Yüksek Okuldan mezun olmuştur. 1991 yılında Sayın Cahide Keskiner ve Sayın Sabiha Koç iletezhib ve minyatür çalışmalarına başlamış ve 1993 de T.C. Kültür Bakanlığı 7. Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması'nda tezhib dalında ödül kazanmıştır. 2001-2004 yılları arasında Kültür Bakanlığına bağlıAzizBerker İlçe Halk Kütüphanesi, tezhib kursunda eğitim görevlisiolarak çalışmıştır. 2003 yılında Dilek ve Murat Selamet ile birlikte Altın Oran Sanat Evi'ni kurmuştur. Sanatçı üçü İstanbul, biri Paris'te olmak üzere dört kişisel sergi açmış, 50'den fazla karma sergiye katılmıştır. Yurtiçi ve yurtdışındaki özel koleksiyonlarda eserleri bulunan sanatçının, Topkapı Sarayında sergilenen 71 parçalı “Padişah Portreleri ve Tuğraları” koleksiyonunda 12 adet tezhibli eseri bulunmaktadır. Kişisel Sergileri 1995 Yıldız Sarayı / Çit Kasrıİstanbul 1999 Artemis Sanat Merkezi İstanbul 2000 Anadolu Kültür MerkeziParis/Fransa 2002 Tuğra Sanat Galerisiİstanbul Karma Sergilerden Seçmeler 1991/1992 Topkapı Sarayıİstanbul 1991 Adana Sanat EtkinliğiAdana 1992 Bursa Sanat Etkinliği Bursa 1992 Yıldız Sarayı/Silahhaneİstanbul 1993 Basın Müzesi İstanbul 1993/1995/1997 T.C.Kültür BakanlığıAnkara 1993/1994/1997/1998 Mevlana Sanat EtkinliğiKonya 1994 Ürgüp Sanat Etkinliği Ürgüp 1994/2001 Toprak Bank Sanat Galerisiİstanbul 1995/2003/2004 İst. Belediyesi Sergi Salonlarıİstanbul 1996/1997/1998/1999 Artemis Sanat Merkeziİstanbul 2000/2001/2002 Artemis Sanat Merkeziİstanbul 1996/2002 Seven Sanat Galerisiİstanbul 1997 Pamukkale Sanat Etkinliği Denizli 1998 FMV Işık Lisesi Salonuİstanbul 1999 Kadıköy Sanat Galerisiİstanbul 1999/2000 Feshane Festival Sarayıİstanbul 2000 Tuğra Sanat Galerisi İstanbul 2001 Ümit Yaşar Sanat Galerisi İstanbul 2001 Amasya Sanat Etkinlikleri Amasya 2002 Artev Sanat Galerisiİstanbul 2003 Türkiye Tanıtım Etkinlikleri Japonya 2004 Atatürk Kütüphanesiİstanbul 2005/2006/2007 Veni Vidi Göz Hastanesi İstanbul 2005 Seven Sanat Galerisiİstanbul

Gülnihal KÜPELİ

1991 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip-Minyatür A.S.D. Yrd. Doç. Dr. Tahsin Aykutalp atölyesinden mezun oldu. Aynı yıl Prof. Dr. Çiçek Derman ile Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “İstanbul Üniversitesi Müzesi Kütüphanesi’ndeki Murakkaaların Koltuk Tezhipleri Açısından Mukayesesi” konulu Yüksek Lisans tezini ve M.Ü. Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde “II.Bayezid Dönemi Tezhip Sanatı” konulu Sanatta Yeterlik/doktora tezini hazırladı. 1993’ de aynı üniversitenin Geleneksel Türk Sanatları Bölümüne Araştırma Görevlisi olarak atandı. Akademik çalışmalarının ve tezhipli eserlerinin yanı sıra kalemişi ve kağıt konservasyonu ile de ilgilenen sanatçı 2008 senesinden bu yana İstanbul- Enderun Antik’e Sanat danışmalığı yapmakta, 2011 yılından itibaren ise Almanya- Stuttgart’ da SL Rasch GmbH mimarlık şirketine, mimarinin değişik alanlarında kullanılmak üzere Osmanlı klasik dönem üslubunda tasarımlar hazırlamaktadır., Aynı zamanda “Büyük Mekke Projesi”nde Osmanlı tarzı desenler hazırlamak üzere yer almaktadır. Yurt içi ve yurt dışında çok sayıda sergiye iştirak eden, farklı sanat dallarından katılımcıların yer aldığı seminer ve workshoplara katılan sanatçı halen Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Öğretim üyesi olarak görev yapmakta, Tezhip Sanatı ile ilgili uygulamalı atölye ve teorik dersleri yürütmektedir. Ayrıca sanat çalışmalarını İstanbul-Altunizade’deki atölyesinde sürdürmektedir. YAPITLARIN BULUNDUĞU MÜZE VE KOLEKSİYON Türk Petrol Vakfı Müzesi, Ortaköy-İstanbul/TÜRKİYE Mimar Sinan Üniversitesi Resim Heykel Müzesi, Beşiktaş-İstanbul/ TÜRKİYE   YAYIN ♦ “Osmanlı’dan Günümüze Değişen Şehir Kültürü İçerisinde Klasik Sanatlarımız” Türk Düşüncesi, Sayı 1,Yalova, 2012, s.49-51. ♦ “Saray Nakkaşhanesi ve XV. Yüzyılda Osmanlı Tezhip Sanatını Şekillendiren Üsluplar”, Bakı DövlÉ™t Universiteti İlahiyyat FakülÉ™si Elmi MÉ™cmuÉ™si, no. 11, s. 474–494, Bakı 2009. ♦ “Tezhip Sanatında Yenilik Arayışları: II. Bâyezid Dönemi”, Hat ve Tezhip Sanatı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2009.   SEMPOZYUM ♦ “XVI. Yüzyıla Ait Bezemeli Bir Yazmanın Desen Analizi”, Geleneksel Türk Sanatları Sempozyumu, Erzurum Atatürk Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip Anasanat Dalı, 4–6 Haziran 2009, Erzurum. ♦ “Erken Klasik Dönem Osmanlı Bezemelerindeki Bulut Motifine Analitik bir Yaklaşım””Türkiye Belçika İlişkileri Sempozyumu II. Uluslararası Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu Bilimsel Etkinlikleri, Yunus Emre Kültür Merkezi, 03-07 Haziran 2012 Brüksel-Belçika. ♦ “Osmanlı Sarayında Bir Emanet: “Uluğ Bey Sandığı” Üzerine İkonografik Bir Değerlendirme”, II. Uluslararası Orta Asya'da İslam Medeniyeti Sempozyumu, Manas Üniversitesi-IRCICA, 11-14 Ekim 2012 Bişkek, Kırgızistan ♦ “Sultan II. Bayezid Dönemi Tezhip Sanatına Ait Üslup Özelliklerinin Değerlendirilmesi” II.Bayezid Sempozyumu,19-20 Aralık.2012, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı,İstanbul. ♦ “ Osmanlı Tezhip Sanatında İstanbul Üslubu” Arts İstanbul sanat fuarı “gülnihal küpeli ve talebeleri” 18-21 Nisan 2013, İstanbul Kongre Merkezi, Harbiye.   ULUSAL VE ULUSLARARASI SERGİ 2013 Arts İstanbul sanat fuarı “gülnihal küpeli ve talebeleri” İstanbul Kongre Merkezi, Harbiye. 2012 Klasik Türk Sanatları Sergisi, Cemal Reşit Rey, İstanbul 2011 Odessa I. Uluslararası Sanat Sempozyumu, Resim Çalıştayı Ve Uluslararası Resim Sergisi, Trakya Üni. Güzel Sanatlar Fakültesi, 15-25 Mayıs 2011, Odessa, Ukrayna. 2010 “Türk İslam Sanatları Sergisi”, Fatih Belediye Başkanlığı, Fatih, İstanbul. 2010 “İstanbul ve Erguvan” Klasik Türk Sanatları Vakfı, Bağlarbaşı Kültür Merkezi, İstanbul. 2009 “Tezhip Buluşması”, Cemal Reşit Rey Sergi Salonu, İstanbul. 2009 “Geçmişten Günümüze İstanbul Laleleri”, Cemal Reşit Rey Sergi Salonu, İstanbul. 2008 “Bugünün Ustaları”, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projesi kapsamında Tüyap sergi sarayı, Geleneksel Türk Kitap Sanatları. 2008 “Geleneksel Türk Sanatları Sergisi”, Modern Sanatlar Galerisi, Balmumcu/İstanbul. 2007 “The Exchange Exhibition between Korea and Turkey”, Kore. 2007 “UNESCO 2007 Mevlana Yılı, Geleneksel Türk El Sanatları Sergisi” AKM Sanat Galerisi, Taksim/İstanbul. 2007 Türk Süsleme Sanatları Sergisi, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzesi, Erzurum/İstanbul. 2007 Geleneksel El Sanatları Sergisi, Cemil Meriç Kültür Merkezi, Ümraniye Belediyesi Sergi Salonu, Ümraniye/İstanbul. 2006 “Hilye-i Şerif”, Grand Cevahir Kültür Merkezi, İstanbul. 2006 “Geleneksel Türk El Sanatları Sergisi” Çanakkale Kilitbahir Kültür Sanat Merkezi, İstanbul. 2006 “Geleneksel Türk El Sanatları Bahar Sergisi”, Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi, Pendik, İstanbul. 2006 "Renklerin Dili", Beylerbeyi Sarayı, İstanbul. 2006 Uluslararası Turizm ve El Sanatları Kongre/ Sergi, Riyad. 2005 Duke University, Mary Lou Williams Center for Black Culture West Building, North Carolina, USA. 2005 ”Fatih ve Bosna” Sempozyumu kapsamındaki karma sergi. Saraybosna/ Bosna Hersek. 2005 "Müzeye Doğru İlk Adım" Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Galerisi, Erzurum. 2005 “Geleneksel Türk El Sanatları 6/13”, Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi, Pendik, İstanbul. 2005 ”Sanatçı Öğretim Elemanları Sergisi”, Tophanei Amire, İstanbul. 2005 “Asamble Resim Sergisi”, Kaleiçi Rotary Kulubü, Antalya. 2004 "Zamanın İçinden; GLNKSL yansımalar," Tûze Sanat Galerisi, Bağdat Cad. İstanbul. 2003 "Türkiye ve Japonya'daki Çağdaş Hat Sanatı: Türkiye’ye Özlem" Ortadoğu Kültür Merkezi, Tokyo, Japonya. 2003 “Türk El Sanatları Sergisi”, Fatih Üniversitesi, İstanbul. 2003 “Geleneksel Türk El Sanatları”, IV. Uluslar arası Halkoyunları Festivali, Büyükçekmece Kurşunlu Han, İstanbul. 2002 “Dünden Bugüne Geleneksel Türk El Sanatları”, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Çanakkale. 2001 "Cumhuriyet Türkiyesi'nde Geleneksel Türk El Sanatları", Caddebostan Kültür Merkezi, İstanbul. 2000 “Kubbealtı'nın Sanatkar Dostları”, Yıldız Sarayı Çit Kasrı, İstanbul. 1999 "Geleneksel Sanatlarımızı Günümüzde Yaşatanlar", Yıldız Sarayı, Silahhane, İstanbul. 1999 “50. sanat Yılında Tahsin Aykutalp ve Öğrencileri”,Cemal Reşit Rey Sergi Salonu, İstanbul. 1999 “Geleneksel Türk El Sanatları” Konya Karatay Medresesi sergi Salonu, Konya. 1998 “Ahenk İstanbul Atölyesi Türk El Sanatları” Sergisi, Balmumcu, İstanbul. 1998 “Sanatın Ustaları”, Sabancı Kültür Merkezi, İstanbul. 1997 “Ahenk İstanbul Atölyesi Türk El Sanatları” Sergisi, Acıbadem, İstanbul. 1996 “Bosna Hersek”, Basın Müzesi, Çemberlitaş-İstanbul. 1996 “Kubbealtı Nakkaşhanesi Tezyini Sanatlar Sergisi”Milli Kütüphane sergi Salonu, Ankara. 1995 “Hüsn ü Aşk: Klasik Sanatlar sergisi”, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, İstanbul. UYGULAMALI GÖSTERİ (WORKSHOP) 2011“Islamic Design Workshop” (27 Ekim- 2 Kasım)SL RASCH GMBH, Stuttgart-GERMANY. 2012 Bükreş Türk Festivali, Tuna Vakfı, Bükreş, Romanya. 2011 Odessa I. Uluslararası Sanat Sempozyumu, Resim Çalıştayı ,Trakya Üni. Güzel Sanatlar Fakültesi, 15-25 Mayıs 2011, Odessa, Ukrayna. 2007 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi MASCO Tıp Öğrenci Kongresi, İstanbul 2005 American Turkish Association-North Carolina, Cary, Senior Center "Ballroom", North Carolina, USA. 2005 "Introduction to Islamic Civilization:The Modern Muslim World" class, Duke University, North Carolina, USA. 2005 Dr. Ebrahim Moosa's "Islam" Class, Duke University, North Carolina, USA. 2005 North Carolina State University, Harrelson Hall 320, NCSU North Campus, Chapel Hill, USA. 2005 University of North Carolina at Chapel Hill, Murphy Hall, North carolina, USA. 2004 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi MASCO Tıp Öğrenci Kongresi, İstanbul. 2003 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi MASCO Tıp Öğrenci Kongresi, İstanbul. 2003 "Uygulamalı Tezhip", Özel Uğur Koleji, İstanbul. 2002 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi MASCO Tıp Öğrenci Kongresi, İstanbul. SEMİNER “Üslup Özellikleri ile Osmanlı Tezhip Sanatı” Altunizade Kültür Merkezi, 31. Mart.2013 “Kitap Sanatları: Osmanlı Tezhip Sanatı, Bilim Ve Sanat Vakfı, Vefa- İstanbul, 03.11.2013 Kitap Sanatları: Osmanlı Tezhip Sanatı, Bilim Ve Sanat Vakfı, Vefa- İstanbul, 10.11.2013 Kitap Sanatları: Osmanlı Tezhip Sanatı, Bilim Ve Sanat Vakfı, Vefa- İstanbul, 17.11.2013 II.Bayezid Dönemi Tezhip Sanatı ; Bilim Ve Sanat Vakfı, Vefa- İstanbul, 05.04.2012 "Erken Klasik Dönem Kitap Tezyinatı", Değerler Eğitim Merkezi, Süleymaniye- İst., 2007. “ II. Bayezid Dönemi Tezhip Sanatı”, Bilim Sanat Vakfı, Vefa -İstanbul, 2005. "Tezhip Sanatı", Bilim Sanat Vakfı, Vefa- İstanbul, 2005. " Ottoman Illumination Art ", Duke University, North Carolina, USA, 2005. “Ottoman Illumination Art”, North Carolina State University, North Carolina, USA, , 2005.

Gülsemin VELİDEDEOĞLU

1976 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesinde doğan sanatçı ilk ve orta öğretimini burada tamamladıktan sonra Konya Selçuk Üniversitesi Anaokulu Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Evli. Ebru sanatına 2004-2007 yılları arasında Yavuz Selim İSMEK’de Gülden Gürdamar’la başladı. 3-5 kişinin bir teknede ebru yapmaya çalıştığı İSMEK sınıfında bir kaç eseri albümde yer aldı.Gülden Gürdamar dan 2010 yılında icazetini alan sanatçı halen Mavera Sanat Atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir.   ÖDÜLLER   2010 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Ananevi Türk Ebrusu Mustafa Esat Düzgünman ebru yarışmasında “Hatip Ebrusu” dalında BİRİNCİLİK ödülü...   İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının hazırladığı İstanbul'un Ustaları Web Sitesi ve Haritasında yer alan sanatçının koyu battal ebru eseri Geleneksel Türk Kitap Sanatları “Bugünün Ustaları” kataloğunda yer aldı ve sergilenme.... 2011 yılında İSMEK’in “Sevgi,Kardeşlik ve Hoşgörü” konulu branş yarışmasında ebru dalında BİRİNCİLİK ödülü... 2012 yılında Klasik Türk Sanatları Vakfının “Mehmet Akif “ projesinde yer aldı. 2012 yılında Gelenekten Geleceğe Türkiye Buluşmaları 2’de ebru dalında BİRİNCİLİK ödülü...   KATILDIĞI SERGİLER   Gülsemin Velidedeoğlu-Nurya Çakır Camcı kişisel sergi /Fatih/Hrka-ı Şerif Vakfı Mayıs/2008 İSMEK genel sergi 2004-2005-2006/Feshane  İSMEK yerel sergi/Taksim Metro Sergi Salonu/2006 Darphane-i Amire'de /İsmek/2008 Mavera Sanat Atölyesi ebru sergisi/Eyüp Belediyesi Fen İşleri Binası/Haziran 2008 Mavera Sanat Atölyesi ebru sergisi/Bahçeşehir Belediyesi/Şubat2008 Mavera Sanat Atölyesi ebru sergisi/YMMD  Taksim Sanat Galerisi/Aralık/2009 Bugünün Ustaları ebru sergisi/Ali Emiri Kültür Merkezi/Aralık 2010 Suyun Rüyası ebru sergisi/Taksim Sanat Galerisi/Mart2011 İslam Sanatlari Müzesi " Erguvan Sergisi"/2011 Mavera Sanat Atölyesi ebru sergisi/Eyüp Belediyesi/Haziran2011 Mehmet Akif Ersoy sergisi /TBMM ve Dolmabahçe Sanat galerisi/Aralık 2011 İslam Sanatlari Müzesi " Erguvan Sergisi" /2012  Mavera Sanat Atölyesi ebru sergisi/Eyüp Belediyesi/Haziran2012

Gülsen SARGIN

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi  Grafik Ana Sanat Dalı (1981) ÖZEL EĞİTİMLER: 2005- Minyatür çalışmaları (Mimar Sinan Üniversitesi Ö. G. Taner Alakuş) 2005 Tezhip Çalışmaları(Mimar Sinan Üniversitesi Ö.G. Münevver Üçer) 2005-2007 Osmanlıca Eğitimi (Marmara Üniversitesi Ö.G. Talip Menî) 2005 Çini çalışmaları (Mimar Sinan Üniversitesi Ö.G. Levent Kum) SERGİLER: 2010 Cidde/Münevver Üçok ile Teship, Minyatür Taner Alakuş Atölyesi /Minyatür Odakule Sanat Galerisi/Minyatür 2009 Feshane İsmek Sergisi/ Minyatür, Tezhip Çanakkale Güzel Sanatlar Galerisi Minyatür, Teship 2008 Feshane İsmek Sergisi/ Minyatür, Tezhip Milli Saraylar Yıldız Şale/ Minyatür 2007 Cemal Reşit Rey Sergi Salonu/ Minyatür Caddebostan Kültür Merkezi/ Minyatür Ayasofya Müzesi Sergi Salonu/ Minyatür, Çini Haydarpaşa Garı Sergi salonu/ Minyatür, Çini Feshane İsmek Sergisi/ Minyatür, Çini, Tezhip Opkapı Sarayı Darphane-i Amire / Minyatür, Sergi Artev Sanat Galerisi/ Çini, Tezhip 2005 Haldun Taner Sergi Salonu/ Çini, Tezhip Cemal Reşit Rey Sergi Salonu/ Çini Pendik Belediyesi Sergi salonu/ Çini Feshane İmsek Sergisi/ Çini, Tezhip ÖDÜLLER: 2009 İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul konulu yarışması  Minyatür dalında birincilik. 2007 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mevlana yarışması  Minyatür dalında birincilik. 2006 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gül konulu yarışması Çini dalında ikincilik.

Gürkan PEHLİVAN

1970 yılında Konya Akşehir’ de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. Çalışma hayatına -deri giyim sektöründe modelist ve stilist olarak- giren sanatçı, bu sektörde 20 yıl kadar kendi modellerini tasarladı. 1999 yılında hattat ve ebrucu Fuat Başar’ la tanışarak hat sanatı meşkine başladı. Hocasının kendisinde gördüğü yetenek ve istidat neticesinde 4 ay gibi kısa bir süre sonrasında hocasının asistanı olarak öğrencilere ders vermeye devam etti. 2003 yılında Fuat Başar’dan icazet alıp yurtiçinde birçok sergiye katıldı. Eserlerini “Mahfi” mahlası kullanarak imzalayan Gürkan Pehlivan çeşitli kurum ve kuruluşlarda hat hocalığı yaptı. Kambur Mustafa Paşa Camii iç mekân yazıları, Kadırga Bostanali Camii kitabesi gibi ülke çapında çeşitli cami, çeşme ve türbelerde, yurtiçi ve yurtdışı özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. 100’ü aşkın hilye-i şerif ve birçok özgün istifler tasarlayan sanatçı, çalışmalarını Küçükayasofya’daki kendi atölyesinde devam ettirmektedir. Sergiler ve Etkinlikler 2004, Birlik Vakfı Hat Sergisi (İstanbul) 2005, Milli Sanatlarımızla Buluşma Karma Sergisi (Fatih Üniversitesi, İstanbul) 2006, Karma sanat sergisi (Karataş Sanat ve Kültür Evi, İstanbul) 2007, Ustalara Saygı Sergisi (Asitane Kültür ve Eğitim Merkezi İstanbul) 2007, 41 Kere Maşallah Sergisi (Nun Mektebi Asitane Kültür ve Eğitim Merkezi, İstanbul) 2007, 41 Kere Maşallah Sergisi (Nun Mektebi, Bursa Belediyesi ) 2008, Adı Güzel Kendi Güzel Sergisi (Kutlu Doğum Haftası kutlamaları, Trabzon) 2008, İsm-i Nebi Sergisi (Yakutiye Medresesi, Erzurum) 2008, ASKON Hat Sergisi (Çırağan Sarayı, İstanbul)   Samanyolu TV,  Yeşil Elma programı TRT 2,  Radyo programı (canlı) Nur TV,  Hat sanatı söyleşisi TRT 2,  Renk Ahenk sanat programı TRT 2,  Erzurum Radyosu (canlı bağlantı)

Güvenç GÜVEN

1982  İst., Orhaniye Kışla Camii Restorasyonu - İst. Hırka-i Şerif Camii Restorasyonu  1983-1985  Edirne, Selimiye Camii Restorasyonunda Kalemişleri uygulaması. 1985  İstanbul, Küçük Mecidiye Camii Restorayonu`nun  tamamlama çalışması. 1985  İstanbul, Keçecizade Fuat Paşa Camii Restorasyonunda Kalemişi Uygulama Sorumlusu         1986-1988  İstanbul, Sultan Ahmet Camii Restorasyonunda Kalemişi Uygulama Sorumlusu  1988-1989  İstanbul, Gaziosmanpaşa Merkez Camii tezyinatının yapılması. 1989  İstanbul, Sarıyer Yeni Mahalle Camii kalemişlerinin yapılması. 1989  İstanbul, Kartaltepe Camii kalemişlerinin yapılması. 1989-1990  Hereke, Özipek Camii  kalemişlerinin yapılması. 1990  İstanbul, Sarıyer Zümrütevler Camii kalemişlerinin yapılması. 1990  İstanbul, Şişli Camii`nin kapıüstü mermer yazılarının altın varak yapılması. 1990  İstanbul, Okmeydanı Şark Kahvesi Camii kalemişlerinin yapılması. 1991  İzmit, İhsaniye Camii kalemişlerinin yapılması. 1991  İstanbul, Atatürk Müzesi süsleme restorasyonu. 1992  İstanbul, Terkos Camii kalemişlerinin yapılması. 1992  İstanbul, Büyükçekmece,Tepecik Camii kalemişlerinin yapılması. 1992  İstanbul, Topkapı`da yer alan Kadiri Camii kalemişlerinin yapılması. 1993  İstanbul, Çamlıca Ferahevler Veysel Beyhatun Camii kalemişlerinin yapılması. 1993-1994  İstanbul, Rüstem Paşa Camii Restorasyonu`nda kalemişlerinin yapılması. 1993  İstanbul, Şehzadebaşı Camii alemleriin altın varak yapılması. 1993  İstanbul, Sultanbeyli Koçkaya Camii kalemişlerinin yapılması. 1993  İstanbul, YalovaTermal Camii kalemişlerinin yapılması. 1994  İzmir, Mobilya ve Tuhafiyeciler Kooperatifi (MTK) Camii kalemişlerinin yapılması. 1995  İstanbul, Bahçelievler Hazreti Ömer Camii kalemişlerinin yapılması. 1995  İstanbul, Demirkapı Keçeci İş Merkezi Camii kalemişlerinin yapılması. 1995  İstanbul, Eyüp`te bulunan atölyede İznik Çinisi`nin yapımına başlanması. 1995-1996  İstanbul, Ataköy Yunus Emre Camii kalemişlerinin yapılması. 1996-1997  İstanbul, Basınköy Camii kalemişlerinin yapılması. 1998-1999  ABD, Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ve özel vitray işlerinin yapılması. 1998-1999  ABD`li fotoğraf sanatçısı Ken Fabric tarafından Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ve özel vitray işlerinin her aşamasında fotoğraflanarak belgelenmesi ve bu konuda bir katalog/kitabın yayınlaması. 07.03.1999 Los Angeles Times`da ABD, Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ve vitray işleri ve sanatçıları ile ilgili haberin yer alması. 1998-1999  Fox 11 TV`nin, ana haber bülteninde ABD, Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ile ilgili çalışmaların yayınlanması. 1998-1999  Kanal 26`da, ABD, Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ve vitray işleri ile ilgili çalışmaların çekimlerinin yayınlanması. 1998-1999 Satelite yayını içinde yer alan Islamic TV`de, ABD, Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ile ilgili çalışmaların geniş olarak yayınlanması. Yaz 1999 BRNTWD Magazine`nde ABD, Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ile ilgili çalışmaların geniş olarak yer alması.  1999 Al Magelle Magazine`nde ABD, Los Angeles King Fahd Camii`nin kalemişleri ile ilgili çalışmaların geniş olarak yer alması.  13-15.05.2005 İstanbul Eyüp Belediyesinin düzenlediği "Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sempozyumu IX`da Eyüp`lü Bir Sanatçı Aile Nursen-Güvenç Güven" isimli bildiriye (Basıldı. Aralık 2005) konu olma. 2006- (7-14 Kasım)  The First International Crafts Riyadh, Kingdom of Saudi Arabia (OIC-Research Centre for Islamic History, Art and Culture). Türkiye`yi temsilen katıldı ve birincilik ödülü aldı. 16-18.11.2006  9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Uluslararası Geleneksel Sanatlar Sempozyumu Günümüz Sanatçılarının Geleneksel İznik Çinisine Katkıları- Nursen ve Güvenç Güven Örneği- İsimli bildiriye (Basıldı.Kasım 2006) konu olma.

Hacı Arif Efendi

Ahmed Arif Efendi 1246/1830 yılında, bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Filibe (Plovdiv)'de doğmuş, medrese tahsilinin yanısıra sülüs-nesih yazılarını İsmail Sabir isimli mahalli bir hattattan öğrenip icazet almıştır. 1293/1876'da Osmanlı Devleti'nin Rumeli'den çekilmesiyle, Arif Efendi de, hac farizasını yerine getirdikten sonra İstanbul'a gelip yerleşmiş; geçimini temin için Saraçhane'de bakkal dükkanı açmıştır. Bu arada, eskiden yazdıklarını gören Şevki Efendi kendisini teşvik edince, Arif Efendi, bu müstesna tavır sahibi üstada yeniden öğrenircesine hevesle devama başlayarak, yazdığı bir hilye levhası ile 1301/1883'de icazete hak kazanmıştır (TSMK-GY 335). Daha sonra bakkallığı bırakıp, Nuruosmaniye Medresesi'nde ve evinde hat derslerine ağırlık vermiştir. Yüzlerce talebesi arasında en önde geleni Aziz Efendi'dir. Son beşbuçuk yılını felçli olarak geçirten hastalığı başlayana kadar san'at faaliyetini sürdüren Hacı Arif Efendi, 2 Ramazan 1327/17 Eylül 1909 günü vefat ederek, Edirnekapı mezarlığında İsmail Zühdi civarına defnolundu. Sülüs ve nesih yazılarıyla meşk, kıt'a, murakkaa, hilye, evrad, delailü'l-hayrat gibi sayısız eserler veren Arif Efendi'nin celi sülüs levhaları da az değildir. Şehzade Camii'nin sol kapısı dışında yer alan celi sülüs Besmele'si pek takdir edilmiştir. Ayrıca, alışılmışın aksine, kalıp hazırlamadan, doğrudan taş üzerine mürekkeple yazdığı ve sonra taşçıların hakkettiği celi sülüs mezar kitabeleri de vardır.

Hafize ÖZKAYA

1956 İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini Fatih Kız Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümünden 1979'da mezun oldu.  Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in Kubbealtı Vakfı'ndaki tezhib derslerine 1974'te başladı. Üstadın vefatından sonraki hocaları arasında Semih İrteş, Nusret Çolpan,Prof. Dr. Nil Sarı ve Mamure Öz bulunmaktadır. Uzun süre Arapça öğretmenliğinin yanı sıra tezhib dersleri verdi. 1991'de Mukaddes Yaşar Can'la beraber İlim Yayma Cemiyeti Erenköy Şubesi'nde hanımlara yönelik tezhip derslerini başlattı. Öğrenci yetiştirdi. Yurt içinde ve yurt dışında birçok sergiye katıldı. Halen, 1999 yılından beri çalışmalarını birlikte yürüttüğü Sema Mete Çevik ile Erenköy'de adı geçen atölyede Tezhib Eğitmenliğini sürdürmektedir. Evli ve üç erkek çocuk annesi olan Hafize Özkaya'nın yerli ve yabancı birçok koleksiyonda eserleri bulunmaktadır. Katıldığı Sergiler: 2008 Haziran / Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi 2007 Ocak / Küçük Çamlıca Tesisleri 2006 Nisan / Malta Köşkü 2005 Eylül / Beylerbeyi Sarayı 2005 Nisan / Malta Köşkü 2004 Ekim / CNR EXPO MIDEX 2004 Fuarı 2003 Haziran / Dolmabahçe Sarayı CRAFT 2003 Fuarı 2003 Haziran / Topkapı Sarayı 2002 Kasım / BAE Sharjah Art Museum 2002 Mayıs / Taksim Sanat Galerisi 2001 Mayıs / Üsküdar İbrahim Paşa Konağı 2001 Ocak / Cemal Reşit Rey Konser Salonu 2000 Ağustos-Eylül / Beyoğlu Refia Övünç Olgunlaşma Enstitüsü 2000 Mayıs / Feshane Festival Sarayı 2000 Mayıs / Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi 1999 Haziran / Feshane Festival Sarayı 1999 Mayıs / Küçük Çamlıca Tesisleri 1998 Haziran / Yıldız Sarayı Çit Kasrı 1998 Mayıs / Hıdiv Kasrı 1997 Haziran / Altunizade Kültür Merkezi 1996 Mart / Çemberlitaş Basın Müzesi 1995 Mayıs / Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi

Harun YILMAZ

1976 yılında İzmir'de doğan sanatçı, ilk orta ve lise eğitimini de İzmir'de tamamladıktan sonra, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Ahmetli M.Y.O. İnşaat bölümünü kazandı. 1998 yılında ön lisans eğitimini tamamladıktan sonra maddi özgürlüğünü kazanan sanatçı asıl ideali olan Güzel Sanatlar fakültesine girebilmek için İstanbul'a geldi. Mimar Sinan Üniversitesi'nin açmış olduğu yetenek sınavını başarıyla geçti ve Geleneksel Türk El Sanatları bölümüne girdi. Bu bölümde Tezhib anasanat dalını seçerek, günümüzde Türk Tezhib sanatının geldiği noktada eğitimci ve uygulamacı olarak değerli eserler vermekte olan Dr. Münevver ÜÇER'le lisans eğitimine başlamıştır. Lisans eğitimi esnasında Minyatür, Kalemişi, Restorasyon ve Ebru dersleri de almıştır. (Yakup CEM ve Taner ALAKUŞ'dan Minyatür, Kaya ÜÇER'den Kalemişi veRestorasyon, Hikmet BARUTÇUGİL' den Ebru, Yrd. Doç. Turgay KORUN ve Prof. Ö.Faruk TAŞKALE' den ise Tezhib tasarım ve Serbest Tasarım dersleri almıştır.) 2002 yılında Tezhib anasanat dalı Öğr.Gr. Dr. Münevver ÜÇER gözetiminde “16. ve 17. yy. Tezhibinde Çiçek Motifleri” üzerine bitirme tezi ile lisans eğitimini başarıyla tamamlamıştır. 2003 – 2004 Eğitim yıllarında Sakarya Üniversitesi G.S.F. Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak çalışmıştır. 1998 ve 2009 yılları arasında yani günümüze kadar 20 yi aşkın sergiye katılmıştır. 2005- 2008 yılları arasında İstanbul Belediyesine bağlı ( İSMEK ) İstanbul meslek edindirme kurslarında usta öğretici olarak Tezhib eğitimi vermiştir. Şuanise Klasik Türk Sanatları Vakfında Tezhib eğitimi vermeye ve aynı zamanda Bebek'te Mısır Konsolosluğu, Beşiktaş Ertuğrul Tekke camii ve Süleymaniye Camii'nde restorasyon üzerine çalışmalarına devam etmektedir. 2006 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhib Anasanat dalında Yüksek lisansa başlayıp halen yüksek lisansına devam etmektedir. SANATSAL ETKİNLİKLER 2008 …….KLASİK TÜRK SANATLARI VAKFI GELENEKSEL TÜRK SANATLARI SERGİSİ, ALTUNİZADE KÜLTÜR MERKEZİ 2008 …….10-14 KASIM 2008 “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GELENEKSEL SANATLAR” ÖĞRENCİ VE ÖĞRETİM ELEMANLARI SERGİSİ 2008 …….09 – 15 AĞUSTOS 2008 İSTANBUL ADAEVİ YAZ 08 KÜLTÜREL ETKİNLİKLERİTEZHİB VE MİNYATÜR SERGİSİ (CENNET BAHÇESİ) 2008 …….02-15 MAYIS 2008 BEYLERBEYİ SARAYI TÜNEL SANATGALERİSİ DERİN GRUBU 5. KARMA SERGİSİ 2008 …….19-30 NİSAN 2008 BURSA OSMANGAZİ ÖRDEKLİ HAMAMIKÜLTÜR MERKEZİ DERİN GRUBU 4. GELENEKSEL TÜRKSANATLARI SERGİSİ 2008 …….MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ MEZUNLARSERGİSİ 2008 …….01-15 ŞUBAT 2008 AVCILAR BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ SANAT GALERİSİ DERİN GRUBU KARMA SERGİSİ 2008 …….TARIK ZAFER TUNAYA KÜLTÜR MERKEZİ SANAT GALERİSİ DERİN GRUBU “ EFSANELER” SERGİSİ 2007 ……. BODRUM YALIKAVAK SANATÇILAR SOKAĞI GELENEKSEL KARMA SERGİSİ 2007 ……. KÜLTÜR SANAT İ.B.B. “FIRÇANIN TEZHİPTEKİ DANSI ” MÜNEVVER ÜÇER ATÖLYESİ ÖĞRENCİLERİ KARMA SERGİSİ 2007 …….PENDİK BELEDİYESİ 23 NİSAN GELENEKSEL TÜRK SANATLARI SERGİSİ DERİN GRUBU(20–26 NİSAN 2007) 2006……. İSTANBUL BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİNİN DÜZENLEMİŞ OLDUĞU “İSTANBUL LALESİYLE BULUŞUYOR” ETKİNLİKLERİ İÇERİSİNDE “GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARINDA LALE SERGİSİ” NE KATILDI. (10–16 NİSAN 2006) 2004………SAKARYA ÜNİVERSİTESİ G.S.F. GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI BÖLÜMÜ ÖĞRETİM GÖREVLİLERİ VE ÖĞRENCİLERİ TARAFINDAN DÜZENLENEN “LALE SERGİSİNE “ KATILDI. ( 02 – 09 HAZİRAN 2004) 2004………TARİHİ, KÜLTÜRÜ VE SANATIYLA EYÜP SULTAN SEMPOZYUMU VIII SAKARYA ÜNİVERSİTESİ G.S.F.GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI BÖLÜMÜ “EYÜP VE HALİÇ İŞLERİ SERGİSİ” NE KATILDI. (7–9 MAYIS 2004) 2004………MUĞLA ÜNİVERSİTESİNDE DÜZENLENEN SAKARYA ÜNİVERSİTESİ G.S.F. ÖĞRETİM ELEMANLARI VE ÖĞRENCİLERİNİN ESERLERİ BULUNAN “GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI” SERGİSİNE KATILDI. (27 NİSAN – 3 MAYIS 2004) 2003………ANTALYA GLORİA GOLF OTELİ RESTORAN VE TOPLANTI SALONLARININ KALEMİŞİ SÜSLEMELERİNİ HAZIRLADI VE UYGULAMASINI YAPTI. 2003………TRAKYA ÜNİVERSİTESİNDE DÜZENLENEN SAKARYA ÜNİVERSİTESİ G.S.F. ÖĞRETİM ELEMANLARI VE ÖĞRENCİLERİ SERGİSİNE KATILDI. 2003………2003 – 2004 ÖĞRETİM YILINDA SAKARYA ÜNİVERSİTESİ G.S.F. GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI BÖLÜMÜNDE ÖĞRETİM GÖREVLİSİ OLARAK GÖREV ALDI. 2003………2003 GELENEKSELDE BULUŞMA ADI ALTINDA MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI BÖLÜMÜ MEZUNLARINI BİR ARAYA GELDİĞİ SERGİDE SANATÇI DA ESERLERİYLE KATKIDA BULUNDU. 2002……..“GSF MEZUNLAR 2002” MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ GSF 2002 YILI MEZUNLARI SERGİSİNE KATILDI. 2002………2002 YILINDA MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ TEZHİB ANASANAT DALINDAN ÖĞR. GRV. DR. MÜNEVVER ÜÇER GÖZETİMİNDE “16. VE 17. YY. TEZHİBİNDE ÇİÇEK MOTİFLERİ” ÜZERİNE BİTİRME TEZİ İLE LİSANS EĞİTİMİNİ BAŞARIYLA TAMAMLADI. 2001………2001 YILI SONUNDA LİONS KULÜBÜN SİLİVRİ PRİNCESS OTELDE DÜZENLEMİŞ OLDUĞU ORGANİZASYONDA İLK ŞAHSİ SERGİSİNİ DÜZENLEMİŞTİR. 2001………2001 ATÖLYE KAYA – MÜNEVVER ÜÇER “TEZHİB VE MİNYATÜR SERGİSİ” NE KATILDI 2001………2001 YILI MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİ İŞLERİ SERGİSİNE KATILDI. 2000………2000 CEMAL REŞİT REY“TEZHİB VE MİNYATÜR SERGİSİ”NE KATILDI. 2000………AYZAĞA KASRINDA KALEMİŞİ VE RESTORASYON ÇALIŞMALARINDA YER ALDI.  KİŞİSEL ETKİNLİKLER 2006 - FOTOĞRAFÇILIKLA DA AMATÖR OLARAK İLGİLENMEKTE. 1990 – 1994 T.H.K. HAVACILIK OKULU “MODEL UÇAK, PLANÖR VE PARAŞÜT EĞİTİMİ 1988 – 1993BİSAN BİSİKLET TAKIMI 1984 – 1989ALTAY GENÇLER HAZIRLIK FUTBOL TAKIMI İŞ TECRÜBESİ 2008 - KLASİK TÜRK SANATLARI VAKFI (TEZHİB ÖĞR.) 2008 -ATÖLYE KAYA& MÜNEVVER ÜÇER(TEZHİB ÖĞR. VE RESTORASYON ÇALIŞMALARI) 2006 - 2008 İSMEK(İSTANBUL MESLEK EDİNDİRME KURSLARI)TEZHİB ÖĞRETMENLİĞİ 2004 - 2006RİTİM HEDİYELİK(ÜRÜN TASARIMI VE MODEL YAPIMI,GELENEKSEL MOTİF EĞİTİMİ) 2003–2004SAKARYA ÜNİVERSİTESİ G.S.F. GELENEKSEL TÜRK ELSANATLARI BÖLÜMÜ (ÖĞRETİM GÖREVLİSİ) 2001 – 2003FAVORİ KUYUMCULUK VE HASSAS KUYUMCULUK“MÜCEVHER TASARIMI” BİREYSEL EĞİTİM 1998 – 2001METROPOL YAPI ( İSTANBUL) MİMARİ PROJE, İÇDEKORASYON TASARIMI VE UYGULAMA. 1994 – 1998EPİG MİMARLIK (İZMİR) MİMARİ PROJE ÇİZİMİ VEUYGULAMA (ŞANTİYE)

Hasan ÇELEBİ

1937'de Erzurum'da doğdu. Muhtelif camilerde imam hatiplik vazifesinde bulundu. 1964'ten itibaren hattat Halim Özyazıcı, Hamit Aytaç ve Kemal Batanay'dan hat meşk etti. 1975'te Hamit Bey'den Sülüs ve Nesih, 1981'de de Kemal Bey'den Ta'lik ve Rik'a yazılarında icazet aldı. 1977'de A.Ü. İlahiyat Camii'nin yazılarını yazmak için Erzurum'da, 1981'de İslam Konferansı Teşkilatı'nın yazılarını yazmak için Cidde'de, 1983'de de Mescid-i Nebî'nin yazılarının restorasyonu için Medine'de görevlendirildi. 1982'de ilk kişisel sergisini İstanbul'daki İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi'nde (IRCICA) açtı. Bunu 1984'te Kuala Lumpur (Malezya) ve 1985'te de Ürdün Prensi Hasan B. Tallal'ın davetiyle gittiği Amman Sergileri izledi. 1987'de Küba Mescidi'nin yazılarını yazmak üzere bir yıl süreyle Medine'de bulundu. 1992'de Malezya islam Kültür Merkezi tarafından Kuala Lumpur'a davet edildi. 1994 yılında İRCICA'da "Hat Sanatında 30 Yıl" sergisini açtı. Ayrıca yurt içi ve yurt dışında düzenlenen Klasik Türk El Sanatları konulu pek çok karma sergiye iştirak etti. 1976'dan bu yana sürdürdüğü hat derslerine devam etmekle beraber yurt içinden ve yurt dışından olmak üzere toplam 52 talebesine icazet verdi. Sultanahmet Camii'nin restore edilen kubbe yazıları, Hırka-i Şerif Camii kubbe yazısı, Cuma Mescidi, Kıbleteyn Mescidi ve Mescid-i Nebî'nin yeni yapılan kısımlarının bazı yazıları, Kuveyt'te İslam Tıp Merkezi'nin iç ve dış cephe yazıları (1986), Hollanda'da bir camiin kuşak yazıları, Almanya'da Pfortzheim Fatih Camii (1991), Yuhannesburg Cuma Camii (Güney Afrika 1997) ve Almatı Cuma Camii (Kazakistan 1999) yazılan, yerli ve yabancı bir çok koleksiyonda eserleri bulunan ve IRCICA'nın üç yılda bir düzenlemiş olduğu Uluslararası Hat Yarışmalarında jüri üyeliği de yapmakta olan Hasan Çelebi'nin imzasını taşımaktadır. 2007 yılında Hüsn-i Hat Buluşması'nda Geleneksel Sanatlar Derneği tarafından hat sanatına olan katkılarından dolayı "Gümüş Lale" ödülü verildi.

Hatice AKSU

- İstanbul'da doğdu. - Fatih Kız Lisesinden mezun oldu. - 1980-83 yıllarında Kubbealtı Akademisi Sanat Vakfı tezhib kurslarına katıldı. Çiçek Derman ve İnci Ayan Birol ile tezhib çalışmalarına başladı. - 1983-86 yıllarında Prof. Dr. Süheyl Ünver ile İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp  Tarihi kürsüsündeki tezhib derslerine devam etti. - 1984 yılında Topkapı Sarayı Türk Süsleme Kurslarına devam ederek Cahide  Keskiner, Melek Antel, Mamure Öz, Birsen Gökçe, Semih İrteş ile çalıştı. - 1986 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümüne girdi. Tezhib Ana Sanat dalında Dündar Tahsin Aykutalp, yardımcı sanat dalında İslam  Seçen ile cilt sanatı üzerine çalıştı ve 1990 yılında mezun oldu. - 1992 yılında Prof.Kerim Silivrili ile "Anadolu Selçuklu ve Osmanlı (Klasik dönem)  Tezhib Sanatının Mukayesesi" konulu yüksek lisans tezini tamamladı. - 1998 yılında Prof. Selçuk Mülayim ile "Rumi Motif'in Kökeni" isimli tezini tamamladı ve  Mimar Sinan Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Ana Bilim Dalından doktora  ünvanı aldı. SERGİLERİ 1990- Kasım-İstanbul, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, "Genç Yetenekler Sergisi"  1994- İstanbul, CNR Fuar Merkezi, "Uluslararası II. Müsiad Fuarı Sanat Sergisi" 1995- İstanbul, CNR Fuar Merkezi ,"Uluslararası III. Müsiad Fuarı Sanat Sergisi" 1995- Mart-İstanbul, "Hüsn ü Aşk: Klasik Sanatlar Sergisi" 1996-Kasım-İstanbul, Dünya Tic. Merkezi, IV. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi,"Geleneğe ve Geleceğe"  1996- Mayıs-İstanbul, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, "Şeyh Galip Günleri Sergisi"  1996- Haziran-İstanbul, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, "Geleneksel Türk İslam Sanatları Karma Sergisi" 1997- İstanbul, CNR Fuar Merkezi , "V. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi" 1998- Ağustos-Kastamonu, "II. Türk Dünyası Günleri Sergisi" 1998- İstanbul, CNR Fuar Merkezi, VI. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi, "Gelenekten Geleceğe" 1999- Ekim- İstanbul, CNR Fuar Merkezi, VII. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi, "Gelenekten Geleceğe" 1999- Şubat-İstanbul, Taksim Sanat Galerisi," Tezhip Sergisi"(Kişisel Sergi) 1999- Mart-Bursa, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, "Türk El Sanatları Sergisi". 1999- Eylül-İstanbul, The Marmara Oteli, "21.yy'ın Antikaları" 2000- Nisan-Ankara, Altınpark, "Geleneksel Türk El Sanatları Sergisi" (Kişisel Sergi) 2000- Mayıs-İstanbul, Cemal Reşit Rey Sergi Salonu, "Tezhip Sergisi" (Kişisel Sergi) 2000- Ağustos-Kastamonu, "IV. Türk Dünyası Günleri Sergisi". 2000- Ekim-İstanbul, CNR Fuar Merkezi, "VIII. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi" 2000- Ekim-Almanya, Köln, "Türk Süsleme Sanatlarından Seçmeler" (Kişisel Sergi) 2001- Aralık-İstanbul, Feshane Kültür Merkezi, "Ramazan Etkinlikleri Sergisi" (Kişisel Sergi) 2002- Ekim-İstanbul, CNR Fuar Merkezi, "IX. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi" 2004- Temmuz-İstanbul, Eyüp, Feshane Kültür Merkezi Sergisi  2004- Eylül-İstanbul, CNR Fuar Merkezi, "X. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi" 2005- Ekim-Kasım- İstanbul, Bağcılar Halk Sarayı, "Bağcılarda Ramazan" (Kişisel Sergi) 2006- Mart-İstanbul-Crowne Plaza Oteli, " "(Kişisel Sergi) 2006- Mayıs-İstanbul, Taksim Sanat Galerisi, (Kişisel Sergi) 2006- Ağustos-İstanbul, Taksim, "Kültür Bakanlığı Altıneller Sanat Festivali Sergisi" 2006- Kasım-İstanbul, " XI. Uluslararası Müsiad Fuarı Sanat Sergisi" 2006- Kasım-Aralık, Ankara, IC Sanat Galerisi, "Altın Sayfalar Osmanlı Sanat Eserleri Koleksiyonu Sergisi" 2007- Ocak-İstanbul, Beylikdüzü Tüyap Emitt Fuarı "Eminönü Belediyesi Sanat Sergisi" 2007- Nisan-Fransa, Paris, "Expo Paris İsmek Standı Sergisi" 2007-Mayıs-Adana,Sofulu Belediyesi Etkinlikleri, Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu Fuayesi (Kişisel Sergi) 2007- Eylül- İstanbul, Taksim , "Kültür Bakanlığı Altıneller Sanat Festivali Sergisi" 2007- Ekim- İstanbul Beyoğlu Belediyesi ve Kültür Bakanlığı "Taksim Ramazan Etkinlikleri Sergisi" 2008- Mayıs- Katar, Doha, "INFDEX08 Mobilyacılar Fuarı Sanat Sergisi" (Kişisel Sergi) 2008- Eylül-İstanbul, Feshane Uluslararası İstanbul Ramazan Etkinlikleri: "Kandiller Yanarken" (Kişisel Sergi)  2008- Eylül-İstanbul, Sultanahmet "İsmek Ramazan Etkinlikleri Sergisi" (Kişisel Sergi) 2008- Ekim-İstanbul, CNR Fuar Merkezi, XII. Uluslararası Müsiad Fuarı, "Geleneksel İslam Sanatları" Sergisi 2008-Kasım-Tüyap 27. İstanbul Kitap Fuarında "Geleneksel Türk Kitap Sanatları: Bugünün Ustaları'' Sergisi  2009-Mayıs-Üsküdar, İSMEK "Usta Hocalar Sergisi" 2009-Temmuz-Eminönü ,İstanbul Ticaret Odası "6.Açıkhava Sanat Merkezi " (Kişisel Sergi) 2009-Temmuz-Sultanahmet, "Armada Otel" (Kişisel Sergi) 2009-Ekim-Katar, Doha, "1.Katar Türk Ürünleri Sergisi"  2009-Ekim- Ankara, TOBB, KGK "ArtArts&Crafts 2009 - Ankara 15. Sanat ve El Sanatları Sergisi" 2009-Aralık-İstanbul , "Celal Ağa Konağı Oteli Sanat Sergisi" (Kişisel Sergi)  2009-Aralık-Antalya ,Cam Pramit "Hediye Günleri Sergisi" 2009-Aralık-İstanbul, Harbiye,Askeri Müze,"14.Yılbaşı Hediye Festivali Sergisi" ÇİNİ 2002-İstanbul-Atatürk Havaalanı Metro İstasyonu Çini panolar (16.yy. İznik çinilerinden yeni tasarımlar) 2002-İstanbul-Zincirlikuyu Mezarlığı Taç Kapısında Çini panoları. 2005-İstanbul-Kasımpaşa Sosyal Tesisleri Çini panoları. 2005-İstanbul-Eyüp Piyerloti teleferik binasındaki sanat panoları. 2005-İstanbul-Büyükşehir Belediyesi Saraçhane Binası katlarındaki sanatsal panoları. 2006-İstanbul-Taksim-Kabataş arası füniküler sistem Kabataş metro istasyonu sanatsal panoları. 2006-İstanbul-Kültür Bakanlığı Gülhane Parkı Yönetim Binası İznik Taş Çini Pano. 2006-İstanbul-Küçükçekmece Sosyal Tesisleri Çini Panoları. 2007-İstanbul-Esenyurt Devlet Hastanesi Çini panoları. 2008-İstanbul-Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi Çini Panoları. 2009-İstanbul Sütlüce Kongre ve Kültür Merkezi Sanat Panoları KALEMİŞİ 2002-İstanbul-Büyükşehir Belediyesi Fethipaşa Sosyal Tesisleri Kalemişi Süslemeleri. 2003-İstanbul-Topkapı Cami Tavan Süslemeleri 2004-İstanbul-Fethipaşa Sosyal Tesisleri Kalemişi Süslemeleri 2005-İstanbul-Topkapı İlyaszade Camii Kalemişi Süslemeleri 2005-İstanbul-Kasımpaşa Sosyal Tesisleri Kalemişi Süslemeleri 2006-İstanbul-Florya Sosyal Tesisleri Mescidi Kalemişi Süslemeleri 2006-İstanbul-Küçükçekmece Sosyal Tesisleri Kalemişi Süslemeleri 2006-2007-İstanbul-Bağcılar Halk Sarayı Kalemişi Süslemeleri 2007-İstanbul-Dragos Sosyal Tesisleri Edirnekari ve Kalemişi Süslemeleri 2007-İstanbul-Haliç Sosyal Tesisleri Edirnekari ve Kalemişi Süslemeleri 2007-İstanbul-Selimpaşa Camii Hat Yazıları ve Süslemeleri 2008-İstanbul-Avcılar Sosyal Tesisleri Kalemişi Süslemeleri 2008-İstanbul-Küçükçekmece Nikah Sarayı Kalemişi Süslemeleri 2009-İstanbul Esenyurt Nikah Sarayı Kalemişi Süslemeleri MAKALELER 1- Aksu, Hatice; Anadolu Tezhip Sanatı ve Osmanlı ( Klasik Dönem) Tezhip Sanatının  Mukayesesi Mim. Sin. Üni. Güzel Sanatlar Fak. yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1992. 2- Aksu,Hatice; 'Nakkaş Köyü Camii'; İstanbul Ansiklopedisi, s.30-31, C 6, İstanbul 1994 3- Aksu,Hatice; Rumi Motifin Köken Araştırması, Mim. Sin. Üni.Arkeoloji ve Sanat Tarihi Fak. yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul 1998. 4-Aksu,Dr.Hatice;'Türk Tezhip Sanatının Süsleme Unsurları, Türkler s., Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2001. 5-Aksu,Dr.Hatice;'Rumi Motifin İlk Öncüleri', Türkler s.182-192, C.4,Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002. 6- Aksu,Dr.Hatice; '16.Yüzyılın Hat Üstadı Ahmed Karahisari' Antik Dekor, s104-107, S84,İstanbul 2004. 7- Aksu,Dr.Hatice; 'Osmanlı sonrası Türk El Sanatlarının diriliş serencamı' , İBB Sanat ve Meslek Eğitim Kursları Elsanatları Dergisi, s1, 2005. 8- Aksu,Dr.Hatice; ‘Türk Süsleme Motifi:Münhani' , İBB Sanat ve Meslek Eğitim Kursları Elsanatları Dergisi, s2, 2006. 9- Aksu,Dr.Hatice; ‘Beyşehir Eşrefoğlu Camii', İBB Sanat ve Meslek Eğitim Kursları Elsanatları Dergisi, S3, 2007. 10-Aksu,Dr.Hatice; ‘Osmanlı Çini Sanatı Şaheseri Edirne Muradiye Camii', İBB Sanat ve Meslek Eğitim Kursları Elsanatları Dergisi, S4, 2007. 11-Aksu,Dr.Hatice; "Rokoko", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, (Baskıda) 12-Aksu Dr Hatice; "Aşıklar Mekanı;Muradiye Camii" İBB Sanat ve Meslek Eğitim Kursları Elsanatları Dergisi, S5, 2008. 13- Aksu Dr Hatice; "İstanbul'un Fatihi'nin Çinili Köşkü" İBB Sanat ve Meslek Eğitim Kursları Elsanatları Dergisi, S6, 2008. 14- Aksu Dr Hatice; "Mimar Sinan'ın Kılıç Ali Paşa Külliyesi" İBB Sanat ve Meslek Eğitim Kursları Elsanatları Dergisi, S7, 2009.   SEMPOZYUMLAR 1-Konu: "Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bir Yazma Eserin Süslemeleri", Düzenleyen:1.Uluslararası El Yazmaları Sempozyumu, Yer: Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Konuşmacı: Dr. Hatice AKSU, Tarih:14 Nisan 2007, Saat: 10:35 2-Konu "Türk Teship Sanatçısının Günümüzdeki Çalışma Biçimi ve Sorunlar" Düzenleyen:İBB Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğü "Tezhip Buluşması" Yer: Cemal Reşit Rey Konser Salonu Konuşmacı: Dr. Hatice AKSU, Tarih:24-30 Nisan 2009   SEMİNERLER 1-Konu: "Türk motifleri üzerine" , Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih:16 Şubat 2006 Saat:18:30, 11 Mayıs 2006 Saat:18:30 2-Konu: "20.yy.ın 3 sanatçısı: Türk tezhip sanatı ustalarından Rikkat Kunt", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih:27 Şubat 2006 Saat:18:30 3-Konu:"Türk motifleri üzerine: Anadolu Selçuklu dönemi Türk motiflerinden Rumi motifi", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih:16 Mart 2006 Saat:18:30 4-Konu: "20.yy.ın 3 sanatçısı: Türk tezhip ustalarından Muhsin Demironat", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer:Atatürk Kitaplığı Tarih:30 Mart 2006 Saat:18:30 5-Konu: "Türk motifleri üzerine: Münhani motifi", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih:13 Nisan 2006 Saat:18:30 6-Konu: "20.yy.ın 3 sanatçısı: Ord. Prof. A.Süheyl Ünver", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih:20 Nisan 2006 Saat:18:30 7-Konu: "20.yy.ın 3 sanatçısı", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer:Atatürk Kitaplığı Tarih:26 Mayıs 2006 Saat:18:30 8-Konu: "Beyşehir Eşrefoğlu Camiinin süslemeleri üzerine bir sohbet". Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Halkalı Kültür Merkezi Tarih:16Ekim 2006 Saat:19:30, Kültür Merkezi Tarih:17 Ekim 2006 Saat:18:30, Atatürk Kitaplığı Tarih:21 Ekim 2006 Saat:11:30 9-Konu: "Kastamonu Kasabaköy Mahmut Bey Camii süslemeleri üzerine bir sohbet". Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih:28 Ekim 2006 Saat:11:30, Halkalı Kültür Merkezi Tarih:30Ekim 2006 Saat:18:30, Tuzla Kültür Merkezi Tarih:31Ekim 2006 Saat:18:30  10- Konu: "İki beylik dönemi camisinin süslemeleri açısından karşılaştırılması: 1.Beyşehir Eşrefoğlu Camii 2.Kastamonu Kasabaköy Mahmutbey Camii", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Halkalı Kültür Merkezi Tarih:06 Kasım 2006 Saat: 18:30, Tuzla Kültür Merkezi Tarih:08 Kasım 2006 Saat: 18:30, Atatürk Kitaplığı Tarih:13 Kasım 2006 Saat: 18:30 11- Konu: "Baba Nakkaş'ın hayatı, sanatı ve eserleri üzerine yorumlar", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Halkalı Kültür Merkezi Tarih: 15 Kasım 2006 Saat: 18:30, Tuzla Kültür Merkezi Tarih: 20 Kasım 2006 Saat: 18:30, Atatürk Kitaplığı Tarih: 21 Kasım 2006 Saat: 18:30 12- Konu: "16.yy.ın iki sanatkarı Şah Kulu ve Karameminin sanatı üzerine bir sohbet", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih: 04 Aralık 2006 Saat: 18:30, Tuzla Kültür Merkezi Tarih:13Aralık2006Saat: 18:30, Halkalı Kültür Merkezi Tarih:11Aralık2006 Saat: 18:30 13- Konu: "Ali Üsküdari, hayatı ve eserleri üzerine bir sohbet", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer:Tuzla Kültür Merkezi Tarih:06 Aralık 2006 Saat: 18:30, Halkalı Kültür Merkezi Tarih:18 Aralık 2006 Saat: 18:30 14- Konu: "Divriği Ulu Camii", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Taksim Sanat Galerisi Tarih:22 Aralık 2006 Saat: 18:30 15-Konu: "Topkapı Sarayı I.Abdülhamit Odası Süslemeleri", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih:17 Şubat 2007 Saat: 14:00, Yenimahalle Kültür Merkezi Tarih:24 Şubat 2007 Saat: 18:30 16-Konu: "Geleneksel Mimari ve Süsleme Sanatları", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih: 13 Mart 2007 Saat: 18:30, Bakırköy Yenimahalle Kültür Merkezi Tarih: 21 Mart 2007 Saat: 18:30 17-Konu: "Küçükayasofya Camii", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu, Yer: Atatürk Kitaplığı Tarih: 17 Nisan 2007 Saat: 19:00, Bakırköy Yenimahalle Kültür Merkezi Tarih: 23 Nisan 2007 Saat: 19:00 18-Konu: "Edirne Muradiye Camii", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu, Yer: Bakırköy Yenimahalle Kültür Merkezi Tarih: 15 Mayıs 2007 Saat: 19:00, Atatürk Kitaplığı Tarih: 17 Mayıs 2007 Saat: 19:00 19-Konu: "İstanbul Saray Üslubu: Manisa Muradiye Camii ve Süslemeleri Düzenleyen", Dr.Hatice Aksu, Yer: Yazarlar Birliği(Kızlarağası Medresesi) Tarih: 03 Kasım 2007 Saat: 16:00 20- Konu: "Bursa Muradiye Camii ve Külliyesi", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu, Yer: Yazarlar Birliği(Kızlarağası Medresesi) Tarih: 08 Aralık 2007 Saat: 16:00 21-Konu: "Sokulu Mehmet Paşa Camii", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu, Yer: Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu Tarih: 29 Mart 2008 Saat: 14:00 22-Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı Sultanahmet Camii", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu Tarih: 26 Nisan 2008 Saat: 14:00 23- Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: İstanbul'u Fetheden Hükümdarın Köşkü: Çinili Köşk", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu, Yer: Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu Tarih: 31 Mayıs 2008 Saat: 14:00 24-Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Nuruosmaniye Camii Süslemeleri", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu, 11 Ekim 2008 Saat:14:00. 25-Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Nusretiye Camii ve Süslemeleri" , Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu, 08 Kasım 2008 Saat:16:00 26-Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Kılıçali Paşa Camii ve Süslemeleri" , Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu, 06 Aralık 2008 Saat:16:00 27- Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Atik Valide Camii", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu, Yer:Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu Tarih:07 Şubat 2009 Saat:16:00  28- Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Piyale Paşa Camii ve Süslemeleri", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu, Yer:Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu, Tarih:07 Mart 2009, Saat:16:00 29- Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Takkeci İbrahim Ağa Camii ve Süslemeleri", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu,Yer: Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu, 04 Nisan 2009 Saat:16:00 30- Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Rüstem Paşa Camii ve Süslemeleri", Düzenleyen: Dr. Hatice Aksu,Yer: Gençlik ve Spor Müdürlüğü Konferans Salonu, 09 Mayıs 2009 Saat:16:00 31-Konu: "Osmanlı Süsleme Sanatı: Saz Yolu Uslubunda Bir Yazma Eserde Yapılmış Çalışmalar", Düzenleyen: Dr.Hatice Aksu Yer:Yazarlar Birliği, 15 Aralık 2009 Saat:18:00  

Hikmet BARUTÇUGİL

Medeniyetlerin kültür ve sanat ile oluştuğunu savunan Hikmet Barutçugil, milletlerarası olmak için önce milli olmanın gereğine inanır. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda tekstil eğitimi aldı. Yüksek öğrenimini sürdürürken ebru sanatı ile tanıştı. 1977'de Akademi'den tekstil desinatörü olarak mezun olduktan sonra çalışmalarını ebru üzerine yoğunlaştırdı. 1978-1981 yılları arasında ihtisas için gittiği Londra'da araştırma ve çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Akademik eğitimden aldığı sanat altyapısını gelenekli sanatlarla birleştirerek yepyeni ufuklar açtı. Geleneği geçmişten geldiği gibi yaşatırken, çağdaş yorumları ile ilgi alanını son derece farklı mecralara çekti. Ebruyu her zaman bir bilim dalı gibi görüp geliştirmeyi hedefleyen sanatçı, bu sanatı yaşatmak için yaşamanın gereğine inandığından, günlük kullanım araçlarından iç mimaride kullanılan malzemelere kadar birçok ürün geliştirdi. Daha önce görülmemiş ebru yöntemleri denedi. Literatüre Barut Ebrusu olarak bilinen ebru türünü bulan kişi olarak geçti. Türk Ebru Sanatı'nı tanıtmak ve yaymak amacı ile yurtiçi ve yurtdışında 57 kişisel ve 44 karma sergi ile 145 kurs ve seminer, 71 konferans ve uygulamalı ebru gösterimi ile 6 sanat terapisi gerçekleştirdi. Royal College Of Art (Londra), Internationale Gesellschaft für Musik-Ethnologie und Kunsttherapie Forschung (Viyana), Otonom University (Madrid), University of Graz (Avusturya), Basel Paper Museum (İsviçre), University of Massachusetts (Boston, ABD) ve Lok Virsa Museum'da (Islamabad) ve birçok Sanat Akademisi'nde dersler verdi. Hikmet Barutcugil'in eğitim faaliyetleri halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü; Marmara Üniversitesi GSF; Ebristan Salacak (İstanbul Ebru Evi) ve bazı eğitim kurumlarında devam etmektedir. Uluslararası birçok ödülleri olan Barutcugil'in bunlara ek olarak, London British Museum başta olmak üzere dünyaca ünlü müzelerde ve bazı özel koleksiyonlarda sürekli olarak sergilenen eserleri bulunmaktadır. Ebru sanatı ile ilgili birçok TV programına katılan, dergilerde röportajları yayınlanan Hikmet Barutcugil'in bu konuda yayımlanmış makaleslerinin yanı sıra “Renklerin Sonsuzluğu”, “Suyun Renklerle Dansı”, “Suyun Rüyası Ebru”, “The Dream of Water”, “Efsun Çiçeği”, “Ebristanbul”, “Siyah Beyaz Ebru”, “Gül Kitabı” ve “Simetri” adlı yayınlanmış dokuz kitabı bulunmaktadır. Gelecek yüzyılların sanatçılarına yön ve ilham verecek eserleri bu günden planlamak amacıyla tarihi bir konağı Ebru evi haline getirip yaşayan bir “müze galeri”ye dönüştürmüştür.  “Ebristan” İstanbul Ebru Evi'nde halen kağıt, kumaş, seramik, cam, ahşap ve mum gibi malzemeler üzerine ebru çalışmalarına devam etmekte; hat, tezhip, minyatür, cilt gibi diğer geleneksel sanatları da uygulayarak sürdürmektedir.

Hikmet BARUTÇUGİL

Medeniyetlerin kültür ve sanat ile oluştuğunu savunan Hikmet Barutçugil, milletlerarası olmak için önce milli olmanın gereğine inanır. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda tekstil eğitimi aldı. Yüksek öğrenimini sürdürürken ebru sanatı ile tanıştı. 1977'de Akademi'den tekstil desinatörü olarak mezun olduktan sonra çalışmalarını ebru üzerine yoğunlaştırdı. 1978-1981 yılları arasında ihtisas için gittiği Londra'da araştırma ve çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Akademik eğitimden aldığı sanat altyapısını gelenekli sanatlarla birleştirerek yepyeni ufuklar açtı. Geleneği geçmişten geldiği gibi yaşatırken, çağdaş yorumları ile ilgi alanını son derece farklı mecralara çekti. Ebruyu her zaman bir bilim dalı gibi görüp geliştirmeyi hedefleyen sanatçı, bu sanatı yaşatmak için yaşamanın gereğine inandığından, günlük kullanım araçlarından iç mimaride kullanılan malzemelere kadar birçok ürün geliştirdi. Daha önce görülmemiş ebru yöntemleri denedi. Literatüre Barut Ebrusu olarak bilinen ebru türünü bulan kişi olarak geçti. Türk Ebru Sanatı'nı tanıtmak ve yaymak amacı ile yurtiçi ve yurtdışında 57 kişisel ve 44 karma sergi ile 145 kurs ve seminer, 71 konferans ve uygulamalı ebru gösterimi ile 6 sanat terapisi gerçekleştirdi. Royal College Of Art (Londra), Internationale Gesellschaft für Musik-Ethnologie und Kunsttherapie Forschung (Viyana), Otonom University (Madrid), University of Graz (Avusturya), Basel Paper Museum (İsviçre), University of Massachusetts (Boston, ABD) ve Lok Virsa Museum'da (Islamabad) ve birçok Sanat Akademisi'nde dersler verdi. Hikmet Barutcugil'in eğitim faaliyetleri halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü; Marmara Üniversitesi GSF; Ebristan Salacak (İstanbul Ebru Evi) ve bazı eğitim kurumlarında devam etmektedir. Uluslararası birçok ödülleri olan Barutcugil'in bunlara ek olarak, London British Museum başta olmak üzere dünyaca ünlü müzelerde ve bazı özel koleksiyonlarda sürekli olarak sergilenen eserleri bulunmaktadır. Ebru sanatı ile ilgili birçok TV programına katılan, dergilerde röportajları yayınlanan Hikmet Barutcugil'in bu konuda yayımlanmış makaleslerinin yanı sıra “Renklerin Sonsuzluğu”, “Suyun Renklerle Dansı”, “Suyun Rüyası Ebru”, “The Dream of Water”, “Efsun Çiçeği”, “Ebristanbul”, “Siyah Beyaz Ebru”, “Gül Kitabı” ve “Simetri” adlı yayınlanmış dokuz kitabı bulunmaktadır. Gelecek yüzyılların sanatçılarına yön ve ilham verecek eserleri bu günden planlamak amacıyla tarihi bir konağı Ebru evi haline getirip yaşayan bir “müze galeri”ye dönüştürmüştür.  “Ebristan” İstanbul Ebru Evi'nde halen kağıt, kumaş, seramik, cam, ahşap ve mum gibi malzemeler üzerine ebru çalışmalarına devam etmekte; hat, tezhip, minyatür, cilt gibi diğer geleneksel sanatları da uygulayarak sürdürmektedir.

Hilal Korhan ERDÜVENCİ

1979 yılında Mardin'de doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Mardin'de tamamladı. 2000 yılında Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları bölümüne girdi. 2002 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları bölümüne yatay geçiş yaptı. Marmara Üniversitesi'nde geleneksel Türk el sanatlarındaKalem işi, tezhip ve de ebru dersleri gördü. Ebru Sanatı üzerine artan ilgisi ve sevgisi ile bu alanda çalışmaya başladı. Okul eğitimi süresince hocası Hikmet Barutçugil'den Ebru dersi aldı. 2004 Mezuniyeti sonrasında; Ebristan ebru evinde, TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Daire Başkanlığı Eğitim Merkezi Yıldız Şale köşkünde Hocası Hikmet Barutçugil'e 2005 2007 tarihleri arasında asistanlık yaptı Sonrasında 2009 yılında ebruzen Mahmut Peşteli'den ebru dersleri almakta olup ebru çalışmalarına devam etmektedir. Hayatını Ebru sanatıyla iç içe geçirmeye karar verdiği günden bu güne; Ebru sanatı büyük bir keyif ve yaşama sevgisi verdi. Her geçen gün Ebru sanatının derinliğini keşfederken öğrendiklerini öğretmeye çalışmak bu mutluluğun paylaştıkça artmasını sağlıyor. 2005 yılından buyana burhaniye Münevver Ayaşlı Kültür Merkezinde ve özel okullarda Eğitim görevlisi olarak, ebru sanatının dersini icra etmektedir. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet 14. Türk Süsleme Sanatları Sergisi bünyesinde düzenlenen yarışmada, ebru sanatına katma şansına erdiği, "Kadife çiçeği" adlı, derinlik hissi veren üç boyutlu çiçeği ebru dalında sergilenmeye hak kazandı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde yayınlanan Türklerin EBRU Sanatı adlı kitapta Beşli Lale Eseri yayınlandı. 2008 yılında T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğünden icra dalı Ebru Sanatı olan sanatçı kartı almaya hak kazandı. Hilal KORHAN ERDÜVENCİ 2010 Katıldığı sergiler 2005 - "İslam Ülkeleri Kültür Haftası Karma Sergisi" Yıldız Sarayı, Silahhane / İstanbul 2006 - "Yılsonu Karma Sergisi" Münevver Ayaşlı Kültür Merkezi / İstanbul 2006 - "Geleneksel Türk El Sanatları Karma Sergisi (Ebru, Hat, Tezhip) 18. Katibim Kültür ve Sanat Şenliği" Üsküdar / İstanbul 2007 - "Yılsonu Geleneksel Türk El Sanatları Karma Sergisi" Münevver Ayaşlı Kültür Merkezi / İstanbul 2007 - "TBMM Genel Sekreterliği Millli Saraylar Daire Başkanlığı Eğitim Merkezi, Eğitim Görevlileri Sergisi (Ebru, Hat, Tezhip, Katı )" Dolmabahçe Sarayı / İstanbul  2007 - "Ebristan'dan Yeşerenler Karma Ebru Sergisi" Beylerbeyi Sarayı Tünel Sergi Salonu / İstanbul 2007 - "T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı 14. Devlet Türk Süsleme Sanatları Karma Sergisi" Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü / Ankara 2007 - "Kişisel Ebru Sergisi" Mardin 2007 - "1. Uluslararası Artuklu Sempozyumu Karma Sergisi" / Mardin 2007 - "TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Daire Başkanlığı Eğitim Merkezi Eğitim Görevlileri Karma sergisi" Yıldız Şale Köşkü / İstanbul  

Hulusi Yazgan

1285/1868 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Asıl adı Mehmed olup Hulusi mahlasıdır. Sultan Selim Mektebi'ndeki tahsilinden sonra babasından cami derslerine devam etti. 1316/1898 tarihinde ilmiye icazeti aldı. İlk yazı derslerini iptidai mektebinde Osman Nuri Efendi'den aldı. Daha sonra Muhsinzâde Abdullah Efendi'den sülüs ve nesih dersleri aldı. Ta'lik yazıya Karinabadlı Hasan Hüsnî Efendi'den başlamış, Çarşambalı Mehmed Arif Bey' den tamamlamıştır. Sami Efendi'den ta'lîk yazının inceliklerini öğrendi. Darüşşafaka'ya yazı hocası oldu. Medrese-i Hattatîn'in kuruluşunda (1914) ta'lîk ve celî ta'lîk hocası olarak tayin edildi. Harf inkilâbında medreseler kapatılınca Türbeler Başbekçiliği görevine getirildi ve Darüşşafaka'da yeni harflerle yazı dersleri verdi. Ayrıca ölümüne kadar Sultan Selim Camii müezzinliği görevini yaptı. Hulusi Efendi asıl maharetini ta'lîk ve celî ta'lîk yazıda ortaya koymuştur. 1902-1927 yılları arası sanatının en parlak dönemidir. Görev yaptığı Sultan Selim Camii'nde celî sülüs ve celî ta'lîk levhası mevcuttur. Celî sülüs'le yazdığı levha 17 Ağustos 1999 depremi sonrası yapılan temizlik esnasında çaldırılmış, fakat daha sonra bulunarak yerine asılmıştır. Sultanahmed Camii, Sultan Selim Türbesi, Bâyezid ve Merkezefendi Camilerinde nefis levhaları mevcuttur. Ankara' da Birinci Meclis binasındaki "Hakimiyet Milletindir" levhası da Hulusi Efendi'nindir. Hilye, mezartaşı kitabesi ve levha olarak çok fazla eseri vardır. Hayatının son zamanlarında felç geçiren Hulusi Efendi 8 Ocak 1940 tarihinde vefat etti. Edirnekapı mezarlığına defnedildi; kitabesi yoktur. Dipnotlar İbnülemin, 551-552; A. Süheyl Ünver, Hattat Hulusi Efendi, İstanbul, 1938 ; M. Uğur Derman, "Hattat Hulusi Efendi", Kubbealtı Akademi Mecmuası, IX, Ocak 1980, s.32-54; Derman, Türk Hat Sanatının Şaheserleri, 26, 55,64, L ; Rado, 252; Derman, "Hattat Hulusi Efendi", Lâle Mecmuası, VII, Aralık 1990 s. 15-20; a. mlf. İKMHS, 222; Muhittin Serin, Hulusi Efendi'nin Ta'lîk Meşk Murakkaı, İstanbul, Kubbealtı Neşriyatı, 1999; a. mlf. Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, 261-266. Kaynak: Dr. Süleyman Berk, Eyüplü Hattatlar, Eyüp Sultan Belediyesi Yayınları.

Hülya DOĞRU

1974-1980 Beşiktaş Atatürk Kız Lisesi 1980-1985 İDGSA (MSÜ) Geleneksel Türk El Sanatları Bölümünde Lisans ve Lisansüstü Eğitimi. (Tezhip, Hat, Çini, Cilt, Minyatür, Halı-Kilim-Eski Kumaş Desenleri Anasanat  Dallarında Lisans Eğitimi,Tezhip Anasanat Dalında Lisansüstü Eğitimiı) 1989-1995 MSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanatta Yeterlik (Doktora) 1995-1997 MSÜ Fen Edebiyat Fakültesi'nde formasyon eğitimi. STAJ  1997Ortaköy Zübeyde Hanım Kız Meslek Lisesi. KİŞİSEL ETKİNLİKLER 1983 T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘Kırk Hadis' adlı eser için Hattat Hamid Aytaç'ın Celi Sülüs ve İcazet (‘İlmin esirgenmesi helal olmaz') olarak hazırlanan hat çalışmasının etrafına hazırlanıp uygulanan Tezhip.  ‘Kırk Hadis' adlı eserde yer alan Tezhip, İstanbul, Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlı olarak sergilenmektedir. 1984 Güneş Gazetesi, Ramazan Eki ‘Kırk Hadis'' te, Süleymaniye Kütüphanesi'ndebulunan Tezhip, ön kapak olarak yayınlandı. 1984-1985Hattat Savaş Çevik'e ait hat çalışmalarının tezhiplenmesi. 1986-1987Mücellit Rafet Güngör'e ait yazma eser ve levhaların tezhiplenmesi. 1987Sultan Ahmet Camii restorasyonunda kalemişi ve hat restoratörü olarakçalışma. 1990 MSÜ'nde Lisansüstü çalışması olarak hazırlanan Klasik Osmanlı Çeşmesi'nin Çanakkale Valiliği Konak bahçesine inşası. 1990Hattat Mahmut Öncü'nün Hat çalışmalarının tezhiplenmesi. 1990 Antikacılar için yapılan Tezhip çalışmaları. 1991Sabah Gazetesi, Ramazan Eki ‘ Kırk Hadis''te, Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan Tezhip, ön kapak olarak yayınlandı. 1990-1992İstanbul, Güzel Sanatlar Lisesi Klasik Cilt Bölümü'nde Tezhip Tarihi, Meslek Teknolojisi, Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Tarihi ve Tezhip dersleri. 1998-1999Özel Tezhip dersleri. 1999-2001 Hattat Zehra Yılmaz'ın hat çalışmalarının tezhiplenmesi. 20-31 Aralık 2008 Nursen ve Güvenç Güven'in İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğü'nün desteğiyle CRR Konser Salonu Fuayesi'nde açtıkları '16. yy.Tekniği İznik Çinileri ve Ahşap Üstü Kalemişleri' Sergisinin Küratörlüğü. 05-07 Mart 2009 Sakarya Üniversitesinde yapılan Uluslararası katılımlı Disiplinler arası Kadın Kongresi kapsamında oturum başkanlığı. TAKDİR BELGELERİ 23 Ocak 2003 Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman tarafından TakdirBelgesi verilmesi. AKADEMİK GÖREVLER 18 Haziran 2001-……Sakarya Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, Tezhip Anasanat Dalında Yardımcı Doçent olarak görevlendirilme. İDARİ GÖREVLER 25 Mayıs 2004 -Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Senato Üyeliği. 28 Haziran 2007-….Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcılığı. 19 Kasım 2003-Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcılığı. 18 Şubat 2003 - ….Güzel Sanatlar Fakültesi, Fakülte Kurulu Üyeliği  29 Ocak 2008 -…….Sakarya Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölüm Başkanlığı. 30 Mayıs 2002 -Sakarya Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, Başkan Yardımcılığı. 26 Mart 2002 - …… Sakarya Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, Tezhip Anasanat Dalı Başkanlığı.. 25 Aralık 2002-Geleneksel Türk El Sanatları Eski Çini Onarımları Anasanat Dalı Başkanlığı.  13 Eylül 2004 SANATSAL ETKİNLİKLER ULUSAL BİLDİRİLER 13-15 Kasım 2002İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü‘nün düzenlediği 8. Ulusal El Sanatları Sempozyumunda Yrd. Doç. Dr. Tülin Çoruhlu ile ortak olarak sunulan ‘MAKEDONYA' DA TASVİRLİ CAMİLER ve ANADOLU ÖRNEKLERİ İLE KARŞILAŞTIRMA' konulu bildiri.( Basıldı. İstanbul, İzmir, 2005) 7-11 Nisan 2003İstanbul Eyüp Belediyesinin düzenlediği ‘Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sempozyumu VII' da sunulan '15. YÜZYIL TEZHİP SANATINDA ZENCEREK' konulu bildiri. ( Basıldı. Aralık 2003 ) 13-15 Mayıs 2005 İstanbul Eyüp Belediyesinin düzenlediği ‘Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sempozyumu IX' da sunulan EYÜP'LÜ BİR SANATÇI AİLE NURSEN-GÜVENÇ GÜVEN' konulu bildiri.( Basıldı. İstanbul, Aralık 2005)  29 Eylül-01 Ekim 2005 Sivas Valiliği ve Sivas İl Kültür Müdürlüğü işbirliğiyle gerçekleştirilen ‘Anadolu Selçuklular Döneminde Sivas' Sempozyum'unda sunulan ‘SİVAS'TA BULUNAN ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ YAPILARINDA DIŞ CEPHE SÜSLEMELERİ VE ZENCEREKLER' konulu bildiri. ( Basıldı. Sivas, 2006) 12-14 Mayıs 2006İstanbul Eyüp Belediyesinin düzenlediği ‘Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sempozyumu X' da sunulan ‘EYÜP SEMPOZYUM SERGİLERİ - EYÜP SEMPOZYUMLARI'NDA (1997-2006) AÇILAN SERGİLER VE SANATA KATKILARI' konulu bildiri.( Basıldı. İstanbul, Kasım 2006)  ULUSLARARASI 05-09 Haziran 2005III. Uluslararası Türk Dünyası Sosyal Bilimler Kongresi (Celalabat-Kırgızistan) ‘nde sunulan ‘2005 YILI İTİBARIYLA TÜRK SÜSLEME SANATLARINA BİR BAKIŞ' konulu bildiri. (Basıldı. Haziran 2005) 16-18 Kasım 2006 İzmir, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü‘nün düzenlediği Uluslararası Geleneksel Sanatlar Sempozyumu'nda sunulan ‘GÜNÜMÜZ SANATÇILARININ GELENEKSEL İZNIK ÇINISINE KATKILARI – NURSEN VE GÜVENÇ GÜVEN ÖRNEĞI-‘ konulu bildiri.( Basıldı. İzmir, Kasım 2006)

Hülya KORKMAZ

1982 yılında Burdur'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Burdur'da ve Isparta Mürşide Ermumcu Anadolu Öğretmen Lisesi'nde tamamladı. Süleyman Demirel Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatları Bölümünden 2005 yılında bölüm 2.si olarak mezun oldu. Üniversite eğitimi süresince, bilimsel illüstrasyon üzerine çalışmalar (böcek, çekirge, salyangoz, sürüngen, kelebek, vs.) yaptı ve biyoloji kongrelerinde Bilimsel illüstrasyon konulu kişisel sergiler açtı. Bu alanda yaptığı illüstrasyonlar, S.D.Ü Ziraat Fakültesi Böcek Müzesi'ne, malakolojik (salyangoz) çalışmaları ise MAKÜ arşivine alınmıştır. 2004- 2005 yılları arasında ANG Vakfı tarafından düzenlenen, eğitmenliğini İngiltere Kew Garden bitki ressamlarından Christabel King'in yaptığı, bitki resimleme (illüstrasyon) kurslarına katılarak, "Temel, Geliştirme ve Maharet" belgelerini almaya hak kazandı. Mezuniyetinden sonra bitki ressamı olarak çeşitli projelerde çalışmaya başladı ve bu alanda kurslar düzenlemektedir.  Türkiye'nin soğanlı Bitkileri, NGBB'nin Doğal Bitkileri, Kars- Iğdır Doğal Zenginlik Projesi, Royal Botanic Garden'da Chile Yağmur Ormanları Bitki türlerinin çizimi gibi projelerde halen çalışmaktadır.   Eğitim durumu:  * 2011- ….           Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Tasarım Bölümü Tezli                              Yüksek Lisans (tez aşamasında) * 2001- 2005        Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım                                      Bölümü (bölüm 2.si) (Isparta) * 1996- 2000        Mürşide Ermumcu Anadolu Öğretmen Lisesi (Isparta)   Katıldığı uluslararası yarışmalar - aldığı ödüller:  * 2009 yılında  Edinburgh’ta (İskoçya) “BISCOT” (Botanical Images Scotia) adındaki uluslar arası Bilimsel Bitki Resim yarışmasında “Silver” gümüş madalya * 2010 yılında İngiltere’de London Royal Horticultural Society (RHS) nin düzenlediği uluslar arası Bilimsel Bitki Resim yarışmasında "Siver Gilt" (gümüş yaldızlı) madalya. * 2010 yılında İtalya Lucca’da “Murabilia 2010 Botalia Exhbition” kapsamında düzenlenen uluslar arası karma Bilimsel Bitki Resim yarışmasında "Siver Gilt" (gümüş yaldızlı) madalya.  Ulusal ödüller:  * Burdur Valiliği, Bakibey Konağı'nda 30 Ekim - 15 Kasım 2003 tarihleri arasında, Cumhuriyetin 80. yılı etkinlikleri kapsamında açılan karma sergi sebebiyle SDÜ - GSF Dekanlığı'na verilen teşekkür belgesi, 2004, Burdur * 19 Mayıs 2004 "Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı" kutlama programı illüstrasyonları için Eğirdir Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından verilen teşekkür belgesi, 2004, Isparta * Bitki Resim (İllüstrasyon) Temel Kursu, 1. ve 2. Dönem başarı belgesi, 2004, İstanbul * 1.Ulusal Malakoloji Kongresi'nde açılan "Bilimsel Biyolojik İllüstrasyon Sergisi" adına Dokuz Eylül Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi'nce verilen teşekkür belgesi, 2004, İzmir * 1.Ulusal Malakoloji Kongresi'nde açılan "Bilimsel Biyolojik İllüstrasyon Sergisi" adına SDÜ - GSF Dekanlığınca verilen teşekkür belgesi, 2004, Isparta * "Bilimsel Biyolojik İllüstrasyon" isimli kitapta yer alan çizimler adına SDÜ - GSF Dekanlığı'nca verilen teşekkür belgesi, 2004, Isparta * Bitki Resim (İllüstrasyon) Geliştirme ve Maharet Kursu, başarı belgesi, 2005, İstanbul * SDÜ - GSF - Grafik Bölümü'nce 2005 yılında düzenlenen "Grafik Bölümü 1. Desen Yarışması" 'na katılım belgesi, 2005, Isparta * 2004 - 2005 eğitim - öğretim güz yarıyılında S.D.Ü. tarafından verilen Başarı Belgesi 2005, Isparta * 2004 - 2005 eğitim - öğretim bahar yarıyılında S.D.Ü. tarafından verilen Başarı Belgesi 2005, Isparta * Türkiye- Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu'nun 2008- 2009 ders yılı Fulbright Yüksek Lisans Bursuna asil aday olarak seçildi, 2007, Ankara * Fulbright Yüksek Lisans Bursu'nu almaya hak kazanarak başvurduğu, Academy of Art University, Western Connecticut State University, ve Rhode Island School of Design okullarından Yüksek Lisans eğitimi için kabul, 2008, USA * 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında düzenlenen afiş yarışmasında sergileme ödülü, 2012  Katıldığı sergiler:  * 2003 Cumhuriyetin kuruluşunun 80. yılı Etkinlikleri kapsamında Cumhuriyet Dönemi ve Burdur'da Zaman" Konulu kişisel minyatür sergisi, Burdur * 2004 Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, "Bitki İllüstrasyonu" konulu karma sergi, İstanbul * 2004 XVII. Ulusal Biyoloji Kongresi "1.Bilimsel Biyolojik İllüstrasyon" konulu kişisel sergi, Adana * 2004 "1.Ulusal Malakoloji Kongresi  "2.Bilimsel Biyolojik İllüstrasyon" konulu kişisel sergi, İzmir * 2005 Süleyman Demirel Üniversitesi, Burdur Eğitim Fakültesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi "Biyolojik İllüstrasyon ve Fotoğraflar" konulu süreli karma sergide bilimsel illüstrasyonların (resimlerin) sunumu, Isparta - Burdur - Eğirdir * 2005 Ülkü Müfredat Fen Laboratuar Okulu, "Biyolojik İllüstrasyon" konulu kişisel sergi, Isparta * 2007 Anadolu Üniversitesi ve Flora Araştırmaları Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen " 7. Güney Batı Asya'nın Bitki Hayatı Uluslararası Sempozyumu" nda Karma Bitki Resim (illüstrasyon) Sergisi, Eskişehir * 2009 yılında  Edinburgh’ta “BISCOT” (Botanical Images Scotia) adındaki uluslar arası karma Bilimsel Bitki Resim sergisine Türkiye’nin Soğanlı Bitkileri eserleriyle katılım, Edinburgh- İskoçya * 2010 yılında İngiltere’de London Royal Horticultural Society (RHS) nin düzenlediği uluslar arası karma Bilimsel Bitki Resim sergisine Türkiye’nin Soğanlı Bitkileri eserleriyle katılım, Londra- İngiltere * 2010 yılında İtalya Lucca’da “Murabilia 2010 Botalia Exhbition” kapsamında düzenlenen uluslar arası karma Bilimsel Bitki Resim sergisine katılım, Lucca * 2011 “Geleneksel Türk Kitap Sanatları’nın Çağdaş Yorumları” konulu, Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi Usta Öğreticileri karma sergisi, İsmek, İstanbul * 2012 Ataşehir Doğa Koleji, Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Tasarım Yüksek Lisans Öğrencileri karma sergisi (Sosyal içerikli afiş) * 2012 Göcek Fuarı’nda Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Tasarım Yüksek Lisans Öğrencileri karma sergisi (Sosyal içerikli afiş)  Katıldığı eğitimler - sertifikalar – etkinlikler ve eğitmenlikler: * 2003 Eğirdir Milli Eğitim Müdürlüğünce hazırlanan "19 Mayıs 2004'te yapılan Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kareografik Hareketleri Kitabı" 'nın İllüstrasyonları, Isparta * ANG Vakfı himayesinde, İngiltere Kew Kraliyet Botanik Bahçesi bitki ressamlarından Bayan Christabel King tarafından verilen temel, geliştirme ve maharet "Bitki Resim (İllüstrasyon)" kursları, 2004-2005, Boğaziçi Üniversitesi – İstanbul * Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde grafik tasarıcı 2005-2006 * Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi geofit (soğanlı bitki) araştırma turu, Tur Lideri NGBB Müdürü Prof. Dr. Adil Güner, NGBB Danışmanı Margaret Johnson, bitki taksonomisti Mehtap Öztekin, bitki ressamları Hülya Korkmaz- Gülnur Ekşi, bahçıvanlar: Robert Unwin ve Paul Ravenhill, Mayıs- Haziran 2006 * 2006- 2009 yılları arasında Christensen Vakfı tarafından desteklenen, Stanford  University, Kafkas Üniversitesi ve ANG Vakfı işbirliği ile, Kuzey Doğa Derneği'nin yürüttüğü "Kars-Iğdır Doğal Zenginlik Projesi" bünyesinde yer alan Temel, Geliştirme ve İleri düzey Bitki Resim (İllüstrasyon) Kurslarında eğitmenlik, Kars * 2007 Royal Botanic Garden Edinburgh (RBGE) ve Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi (NGBB) İstanbul arasında ortaklaşa yürütülen "Darwin Initiative Projesi" kapsamında RBGE müdürü Dr. David RAE tarafından, RBGE'deki bitki ressamlarıyla birlikte çalışmak üzere 3 hafta süreliğine Royal Botanic Garden'a davet * 2009 Suluboya resim kompozisyonu, çiçek ve meyve diseksiyonu ve Chile bitkileri kitap projesi kapsamında, suluboya bitki illüstrasyonları konusunda Royal Botanic Garden Edinburgh'tan eğitim sertifikası, Edinburgh * 2009 Royal Botanical Garden (Edinburgh) tarafından verilen "Botanic İllüstrasyonu" alanında çalışma deneyimi sertifikası, Edinburgh * İstanbul / Üsküdar’da  bulunan Klasik Türk Sanatları Vakfı ve Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi’nde (İsmek) Bilimsel Bitki Resmi konusunda ders vermektedir, 2010-…, İstanbul * Sencide Sanat Atölyesi’nde Bilimsel İllüstrasyon konusunda eğitmenlik, 2011-…, İstanbul * Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’nde, temel Bilimsel Bitki Çizimi kursunda eğitmenlik,       İstanbul- 2011 * Geleneksel Tıp Derneği tarafından yürütülen, Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’nde düzenlenen 13. Merkezefendi Geleneksel Tıp Festivali programında atölye çalışması (karakalem tekniğiyle bitki çizimi) 2012  Yayınlar:  * "Biyolojik İllüstrasyon Tarihi", İllüstrasyon: Hülya Korkmaz, Retina Eğitim ve Kültür Dergisi syf. 30, Ağustos 2004 * "Illustration of Insect Spermateka", Phytoparasitica The Magazine, Israel, 2004 * "Virtual Exhibition", Prof.Dr. Aydın Örstan kişisel web sayfası, Sayfada yer alan illüstrasyonlar, http://snailstales.blogspot.com/2005/04/meet-my-namesake-metafruticicola.html", ABD, 2005 * Yrd. Doç. Dr. Hasan Genç'in "Botanical Journal of the Linnean Society", 2008, 158, 301-305' adlı dergide yayınlanan "A new species of Lathyrus L.(section Cicercula; Fabaceae) from Turkey" adlı makalesindeki bitkinin teknik kalem çizimi (illüstrasyonu) * Yrd. Doç. Dr. Ali Kandemir'in "They Have Returned" adlı makalesinde yer alan "Onobrychis nitida Boiss. (Fabacaeae)" ve "Onosma discedens Hausskn. ex Bornm. (Boraginaceae)" adlı bitkilerin teknik kalem çizimleri (illüstrasyonları), "Turkish Journal of Botany" (Tübitak) dergisi, 33 (2009) 113-122 * Yrd. Doç. Dr. Hasan Genç'in "Nordic Journal of Botany" 27: 402- 404, 2009, adlı dergide yayınlanan "Lathyrus nivalis subsp. sahinii subsp. nov. (sect. Platystylis, Leguminosae) from Turkey" adlı makalesindeki bitkinin teknik kalem çizimi (illüstrasyonu) * Yrd. Doç. Dr. Necmi Aksoy'un "Turkish Journal of Botany" (Tübitak), 33 (2009), adlı dergide yayınlanan "Chamaespartium Adans. (Leguminosae): A new record for the flora of Turkey" adlı makalesindeki bitkinin teknik kalem çizimi (illüstrasyonu) * Yrd. Doç. Dr. Hasan Genç'in "Journal of Systematics and Evolution" 49 (5): 505- 508 (2011), adlı dergide yayınlanan "A new species of Lathyrus L. (Fabaceae) from Turkey” adlı makalesindeki bitkinin (Lathyrus tefennicus) teknik kalem çizimi (illüstrasyonu)  Projeler:  * "Kars-Iğdır Doğal Zenginlik Projesi"nde eğitmenlik (Canlı Çizim Eğitimi), http://karsdoga.org/canli_cizimi.html, 2006- 2009, Kars * "Türkiye'nin geofitleri (Soğanlı Bitkileri) " adlı kitap için renkli soğanlı bitki illüstrasyonlrı, 2006-?, İstanbul * TEMA "Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi Doğal Bitkileri El Kitabı" renkli çizimleri ve kısa betimlemeleri, 2007 - ? NGBB, İstanbul * 2008- 2012 yılları arasında, Royal Botanic Garden Edinburgh (RBGE) tarafından "Güney Amerika Chile yağmur ormanları bitki türleri çizimi" için yürütülen projede bitki ressamı olarak görev alma, HülyaKorkmaz, Edinburgh  Katıldığı TV ve radyo programları,  gazete - dergi röportajları:  * Akra FM “Bilimsel İllüstrasyon” röportaj, 21/01/2011 * TRT Okul Anne Çocuk Programı- Atölye Çalışması, “Bilimsel Bitki İllüstrasyonu” canlı    yayında uygulamalı, 13/10/2011 * Zaman Gazetesi’nde Bilimsel Bitki İllüstrasyonu hakkında röportaj (13 Nisan 2012)

Hülya Nurten DEMİREL

1977 ‘de İstanbul'da doğdu. Sanat çalışmalarına 2002'de Üsküdar İsmek Merkezi'nde Hattat Hüseyin Türkmen'den celi, divani, rika ve nesih meşk ederek başladı. Arda Çakmak ile ta'lik meşklerine devam etmektedir. 2005, 2006 yılları arasından Alaaddin Zengin'den ebru dersleri aldı. 2006 yılı sonların da ebru ve hat üstadı Fuat Başar'la ihtisas çalışmalarına başladı. 2007 yılında hattat ve ebru sanatçısı Fuat Başar'dan ebru icâzeti aldı. Üsküdar Tarih ve Tabiat Vakfı'nda 2007,2008 yılları arasında ebru dersleri verdi. 2008 yılından bu yana Klasik Türk Sanatları Vakfı'nda hattat ve ebru sanatçısı Fuat Başar'ın asistanı olarak çalışmalarına devam etmektedir. Üsküdar da kendi açtığı ebru atölyesinde yerli ve yabancı birçok öğrenci yetiştirmiş ve yetiştirmektedir. Sanatçı yurt içi ve yurt dışında birçok sergi açmıştır. Bu alanda birçok sertifika ve ödül almıştır. Sanatçı 2008'den bu yana Kültür Bakanlığı Sanatçısıdır.   2005Geleneksel El Sanatları Karma Sergisi Taksim Metrosu İstanbul 20058. İsmek Genel Sergisi Feshane İstanbul 2005Akp Gençlik Kolları Ebru Sergisi 75.Yıl Kültür Merkezi İstanbul 2006Gül ve Lale Ebru Sergisi Altunizade Kültür Merkezi İstanbul 2006Turing Geleneksel El Sanatları Sergisi İslam Eserleri Müzesi İstanbul 2006Ebru Sergisi Tarih ve Tabiat Vakfı İstanbul 20069. İsmek Genel Sergisi Feshane İstanbul 2006Akp Gençlik Kolları Ebru Sergisi Altunizade Kültür Merkezi İstanbul 2007Geleneksel El Sanatları Karma Sergisi Altunizade Kültür Merkezi İstanbul 2007Vakıflar Haftası El Sanatları Sergisi Feshane İstanbul 2007Geleneksel El Sanatları Karma Sergisi Ayasofya müzesi İstanbul 2007 Mardin film festivali ebru sergisi Tarihi Mardin Kalesi Mardin 200714. Kültür Bakanlığı Dev.Süsleme San.Ser. Ankara Ankara 2007 10.İsmek genel sergisi Feshane İstanbul 2007 Darphane-i Amire Karma Ebru Sergisi Darphane-i Amire İstanbul 2007 Tarih ve Tabiat Ebru Sergisi Tarih ve Tabiat Vakfı İstanbul 2007 Sokullu Mehmet Paşa İ.Ö.O. ebru sergisi Tarih Tabiat Vakfı İstanbul 2007 Karma Sergi Altunizade Kültür Mer. İstanbul 2007 Türk Sanatları Ebru Sergisi İngiltere İngiltere 2008 icazet Sergisi(Ab-ı Hayat Ebru sergisi Altunizade Kültür Merkezi İstanbul 2008Taksim Metro Ebrusu Sergisi Taksim Metro Sergi Salonu İstanbul 2008Sokullu Mehmet Paşa İ.Ö.o Ebru Sergisi Altunizade Kültür Merkezi İstanbul 2008Tarih ve Tabiat Vakfı Ebru Sergisi Tarih ve Tabiat Vakfı İstanbul 2009Ebru ve Minyatür SergisiKarma Sergi İzmit-Kocaeli K.Merkezi İzmitKocaeli 2009istanbul Emniyet Müd. Ebru Sergisi Beyoğlu Sanat Galerisi İstanbul 2009Uluslar arası 3.Göl Festivali Küçükçekmece İstanbul 2009Tuzla Kültür Merkezi Kişisel Ebru Sergisi Tuzla Kültar Merkezi İstanbul 201011.Kültür Bakanlığı Dev. Süs. San. Ser. Ankara Ankara 2010Türk Ebrusunda Düzgünman Ekolü Yeni camii Hünkar Kasrı İstanbul Ebru Sergisi

Hüsamettin YİVLİK

İstanbul'da 1947 yılında Beyazıt'ta doğdu, ilkokuldan itibaren hayatı Sultanahmet-Beyazıt arasında Osmanlı san'atı ile iç içe sürdü. İlkokul beşinci sınıfta bir resminin öğretmeni tarafından beğenilmesi Onun san'ata ilk adımını atmasına vesile oldu. İlkokulda; patates baskısı, ortaokulda; karakalem, suluboya, lisede; yağlıboya, karikatür yaptı. 1968 yılında lise sonda resim-san'at tarihi dersinden sınıfta kalarak bu tezadı öğreniminde devam ettirmedi. Aynı yıl İstanbul Sağlık Müzesi Atölyesi'nde memur olarak çalışma hayatına ve san'atta kağıttan sert malzemelere geçti. Bu görevi sırasında mülaj, alçı kalıp, maran gözlük, şablon çıkarma, pistole şablon yazma, ahşap oyma ve ajur (testere) san'atını kendi kendine deneme-yanılma yöntemi ile öğrenip tecrübe sahibi oldu. 1982 yılında memuriyetten ayrılarak Selçuklu Atölyesini kurdu. 1985 yılına kadar bu san'atını icra etti. 1985-1995 yılları arasınsa teimer (zamanlı swich) tamiri ve imalatı yaptı. 1995 yılında profesyonel olarak san'atına yöneldi ve birde Amerikalı usta yetiştirdi. Önceleri ahşap oyma, ajur, kakma ile başladı. Fakat bu eserlerin pahalı, ağır satışı ve ekonomik krizler bu işleri hobi ve sipariş durumuna getirdi. 2001 yılından itibaren zamana uymak zorunda kalarak takı, süs eşyası kalıp-döküm-pres ağırlıklı çalışmakta olup kendi tasarım ve uygulamaları ile zevk ehlinin kullanımına sunmaktadır. San'atçının, yazılmış hattı, çizilmiş tezhibi bütün özelliklerini koruyarak sert malzemelere uygulamak, prensibi olmuştur. Bunun için hat ve tezhibi de bilmek gerekmektedir. Klasik çalışmanın dışında kendine has alet ve yöntemlerle bilhassa hat oymacılığında en ince detayları işleyebilmiştir. Meydana getirdiği eserleri kıymetli hocaların tenkidine sunarak bilmeden yapılan hataların ve nüansların bir sonrakinde telafi edilmesi gayreti ile her an yeni bilgiler öğrenerek istikbaldeki ihtişama kendini hazırlamaktadır. Hüsamettin Yivlik'in san'atı hakkında: İnsan yaşamının gayesi; yaptığı işten memnun kalmak ve bırakmaktır. San'atçılar bu gayeye hizmet etmek için el ve gönül maharetlerini eşyada ortaya koyarlar.  

Hüseyin GÜNDÜZ

1961’de Kayseri'de doğdu. 1976-1982 yılları arasında Hamid Aytaç ve Kemal Batanay'dan Nesih, Sülüs, Ta’lik dersleri aldı. 1982-1984 yıllarında Mimar Sinan Üniversitesi bünyesindeki Hat derslerine katıldı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 1984’te mezun oldu. Prof. Emin Barın ile Hat Sanatının incelikleri, yazı tetkiki, Kûfî, Divânî yazı ve yazı restorasyonu konusunda çalışmalar yaptı. 1985 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Anasanat Dalı'nda Araştırma Görevlisi oldu. "Şeyh Hamdullah ve Karahisari Ekollerinin Karşılaştırılması" konulu tez ile Yüksek Lisans aldı. “Hat Sanatının Estetik Öğeleri” konulu tez çalışması ile Sanatta Yeterlilik yaptı. Prof. Dr. Ali Alparslan ile hat konusunda çalışmalar yaptı. 1996’da yardımcı doçent oldu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Anasanat Dalı Başkanı oldu. Halen Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Anasanat Dalı'nda öğretim üyesi olarak görevini sürdürmektedir. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli sergilere katıldı. Yerli ve yabancı devlet adamları ve tanınmış kişilere tuğralar yazdı. Sadberk Hanim Müzesi'nde, yerli ve yabancı koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. Sadberk Hanim Müzesi, Sevgi Gönül, Sakıp Sabancı, Erdoğan Demirören ve diğer bazı özel koleksiyonlarda bulunan el yazmalarının restorasyonlarını yaptı. Geleneksel Türk sanatları ile ilgili bilimsel ve sanatsal çalışmalarına devam etmektedir.

Hüseyin Hüsnü TÜRKMEN

1970 yılında Trabzon'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini 1989'da İstanbul’da tamamladı. 1991 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'ne girdi. Hat ana sanat dalının yanında çini yardımcı sanat dalını da seçti. Hat sanatında rik'a meşkini Mahmut Öncü ile çalışmıştır. Rik'a, dîvânî, celî dîvânî, ta'lîk yazılarını dönemimizin en önemli üstatlarından olan rahmetli Prof. Dr. Ali Alpaslan ile altı sene meşk ederek, hocasından imza yetkisi aldı. Bu sıralarda sülüs, nesih yazılarını Yard. Doç. Dr. Hüseyin Gündüz ile çalıştı. Çini derslerini ise hocaları Prof. Dr. Kerim Silivrili ve Prof. Dr. Sitare Turan Bakır'dan aldı. İki yıl Saadet Gazi hanımdan kağıt restorasyonu dersleri aldı. 1998 yılında eğitimini tamamlamıştır. 2000-2005 yılları arasında, derslerine şevkle devam ettiği Fuat Başar'dan sülüs ve nesih yazılarından icazet aldı. Bu sıralarda hocasının ebru sanatındaki ustalığından faydalanarak bir yıl derslerine iştirak etti. Halen; celî ta'lîk, celî dîvânî yazıları üzerine günümüz üstatlarından Yrd. Doç. M. Savaş Çevik ile çalışmalarını sürdürmektedir. 2004 yılından beri üstat Mehmed Özçay'dan nesih dersleri almaktadır. 2007 yılında Osman Özçay'dan sülüs meşkine başlamıştır. 1999-2001 yılları arasında Fatih Belediyesi meslek edindirme kurslarında dersler verdi. 2002 yılından itibaren İSMEK'te hat dersleri vermektedir, 2008 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları, Hat Sanatı Bölümü'nde başladığı yüksek lisans eğitimine devam etmektedir.

Hüseyin ÖKSÜZ

Kayseri'de doğdu (1961). Hamid Aytaç ve Kemal Batanay'dan Nesih, Sülüs, Ta'lik dersleri aldı (1976-1982).  Mimar Sinan Üniversitesi bünyesindeki Hat derslerine katıldı (1982-1984).  Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu (1984). Prof. Emin Barın ile Hat Sanatının incelikleri, yazı tetkiki, Kufi, Divanı yazı ve yazı restorasyonu konusunda çalışmalar yaptı (1980-1987). Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, Hat Anasanat Dalı'nda Araştırma Görevlisi oldu (1985). "Şeyh Hamdullah ve Karahisari Ekollerinin Karşılaştırılması" konulu tez ile Yüksek Lisans aldı (l988). Hat Sanatının Estetik Öğeleri Konulu tez çalışması ile Sanatta Yeterlik (Dr.) yaptı (1994). Prof. Dr. Ali Alpaslan ile hat konusunda çalışmalar yaptı. Yrd. Doç. oldu (1996). Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Anasanat Dalı Başkanı oldu (1996). Halen Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Anasanat Dalında öğretim üyesi olarak görevini sürdürmektedir.  Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli sergilere katıldı. Yerli ve yabancı devlet adamları ve tanınmış kişilere tuğra yapmıştır.  Sadberkhanım Müzesinde, yerli ve yabancı koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. Sadberkhanım Müzesi, Sevgi Gönül, Sakıp Sabancı, Erdoğan Demirören ve diğer bazı özel kolleksiyonlarda bulunan el yazmalarının restorasyonlarını yaptı. Geleneksel Türk sanatları ile ilgili bilimsel ve sanatsal çalışmalarına devam etmektedir.

Hüsrev SUBAŞI

1953'te Niksar'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamladı. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü (1976) ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi (1977). Bu fakültenin Türk ve İslam Sanatı Kürsüsünde Prof. Dr. Oktay Aslanapa’nın doktora derslerine devam etti. Aynı yıl M.Ü. İlahiyat Fakültesine asistan olarak atandı. 1984'te Dr., 1990'da Doç., 1997'de Prof. unvanlarını aldı. 70’li yıllarında merhum Hattat Hamid Aytaç'ın öğrencisi oldu. Vefatına dek kendisinden meşk ederek hat sanatının inceliklerini öğrendi. 1987-1988 yıllarında Kahire Üniversitesi'nde bulundu ve Türk hattatlığının Mısır'daki izlerini araştırdı. M.Ü. İlahiyat Fakültesi'nde ve İlahiyat M.Y.O.'da Türk İslam Sanatları Tarihi, Paleografi, Epigrafi ve Hat dersleri verdi. Doktora, yüksek lisans ve lisans düzeyinde tezler yönetti. M.E.B. Hizmet içi Eğitim Kurslarında görev aldı. Türk İslam sanatları ve Hat sanatı alanında ulusal ve uluslararası kongrelere katıldı, bildiriler sundu, konferanslar verdi. Kitap, makale ve bildirileri yayınlandı. Radyo ve TV programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazı ve mülakatları neşredildi. Bu gibi vesilelerle geleneksel sanatlarımızı yaşatma ve kültür mirasımızı koruma bilincinin yaygınlaştırılması gibi konularda görüşlerini açıklamaya çalıştı. Tezhip sanatçısı eşi Naciye Subaşı ile birlikte Kahire (1987), Bursa (1990), Dubai (1990, 2004, 2005, 2006), Sharjah (2002), Tunus (1994), Cidde (1995, 2001), Berlin (1999), Tahran (2004) ve İstanbul'da (2001, 2002, 2003, 2006) sergiler açtı. İstanbul Büyük Otogarı Cumhuriyet Camii’nin de içinde bulunduğu 15 kadar camiin yazıları onundur. Son olarak Süleymaniye (2010) ve Fatih (2011) Camilerinin tarihî hatlarını restore eden Prof. Subaşı, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin kuruluşunda görev alarak Mütevelli Heyet üyeliğinde bulunmuş (2010), daha sonra da bu üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Dekanlığına getirilmiştir (2011). 

İlhan ÖZKEÇECİ

1955 yılında Kayseri'de doğdu. 1980'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü'nden mezun oldu. 1983–1995 yıllarında Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1991'de Mimar Sinan Üniversitesi'nde Geleneksel Türk El Sanatları Tezhip-Süsleme Anasanat Dalında “Sanatta Yeterlik” unvanı aldı. 1995'de Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'ne yardımcı doçent olarak atandı, Bölüm Başkanı oldu. 1996'da Tezhip Anasanat dalında doçent, 2003'te profesör oldu.  1974–1979 tarihleri arasında Hattat Kemal Batanay'dan Ta'lik ve Rik'a hattı, klâsik Türk müziği ve tanbur meşketti, müzehhipler Rikkat Kunt, Muhsin Demironat ve Tahsin Aykutalp'ten tezhip dersleri aldı. Hattat Prof. Dr. Ali Alparslan'dan Divani, Hattat Hasan Çelebi'den “Sülüs-Nesih” meşketti ve 1997'de “Sülüs-Nesih” dallarında Hat İcazetnamesi aldı. 1973–1980 yılları arasında Türk müziği ile ilgili detaylı çalışmalarda bulundu. Çeşitli gruplarda müzik çalışmaları yanında İstanbul Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu'nda görev yaptı. Bu cümleden olarak 1991 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde, 1996'da Malezya'da Türk müziği konusunda grup konserleri verdi. 1998'de İtalya'da düzenlenen “İpek Yolu'nda Minyatür ve Kaligrafi Sanatı Sergisi” dolayısıyla sergiye katıldı, tanburla Türk müziği resitalleri verdi. 2003'te Gürcistan'da Uluslararası İpek Yolu Sempozyumu'na katıldı. 2004 yılında Hollanda'da kişisel sergi açtı, Türk sanatı konusunda konferans ve tanburla Türk müziği resitalleri verdi. 2006'da Güney Kore'de ICAPA 2005 II. Uluslararası Asya Felsefe Derneği Sempozyumu'da bildiri sundu, konser verdi. 2007 de Fransa'nın Strasburg şehrinde Mart kişisel Türk müziği konserleri verdi. İsveç'in Stockholm, Göteborg ve Malmö şehirlerinde düzenlenen Mevlevi müziği grup programlarına katıldı. 2008'de Ukrayna-Kırım'ın Sivastopol (Akyar) ve Simferopol (Akmescit) şehirlerinde, Litvanya-Vilnius Pedagoji Üniversitesi'nde Türk sanatı ve Hat dersleri verdi. Azerbaycan'ın Bakü şehrinde hat sergisi ve workshop yaptı, sanat konusunda seminerler verdi, kişisel tanbur resitalleri verdi. 2005'te SDÜ'den ayrılan İlhan Özkeçeci halen Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde görevini sürdürmektedir.  Yurt içinde ve yurtdışında "Sevgi Dilinden Çizgiler..." adıyla pek çok sergi açan Özkeçeci, ayrıca sanat etkinliklerine ve sanat hakkındaki bilimsel çalışmalarına devam etmektedir. Yayımlanan kitaplarından bazıları şunlardır: Zamanı Aşanlar-IX. Y.yıla kadar Türk sanatı, Güzel Sanatlar Matbaası, İstanbul-2004 16x24 cm, 290 sayfa - ISBN 975-98526-0-8 Doğu Işığı -VII - XIII. y.yıllarda İslam Sanatı, Baskı: Graphis Matbaa, İstanbul-2006. 16x24 cm, 390 sayfa - ISBN 975-98526-1-6 Türk Sanatında Tezhip Yazarlar: Prof. İlhan Özkeçeci - Şule Bilge Özkeçeci Baskı: Seçil Ofset, İstanbul-2007  16x24 cm. 312 sayfa - ISBN 978-975-98526-2-7 Türk Sanatında Kompozisyon, Baskı: Pasifik Ofset, İstanbul 2008. 21x29.7cm. 184 sayfa - ISBN 978-975-98526-3-4 BİLDİRİ ve MAKALELER * "Çağdaş Sanatın Dönüşümüne Katkı Sağlayacak Klasik Esinler"(Şule Bilge Özkeçeci ile birlikte), El Sanatları Dergisi (İBB İSMEK), Sayı: 7, Aralık 2008, s. 46-49. * "Türk Sanatının Ufkunu Daraltan Geleneksel-Modern İkilemi",Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nce Düzenlenen Uluslar arası 100. yılında I. Meşrutiyet Geleneksel ve Değişim Ekseninde Türk Modernleşmesi Sempozyumu, 23-24 Êkim 2008 İstanbul. * “Kazakistan'dan Türkiye'ye Asyalı Olmak” Kazakistan bildiri 23-24 Ekim 2008 * “Sanatçı Kimdir?”, El Sanatları Dergisi (İBB İSMEK),No. 5, Mayıs. 2008, s. 46-49.  * "Üsküdar Mihrimah Sultan Camii ve Külliye İçindeki Türbelerin Süsleme Programı Üzerine Bir Değerlendirme", V. Uluslar arası Üsküdar Sempozyumu, Bildiriler Kitabı C. II, s. 99-120, İstanbul/Türkiye, (2007) * "Yazma Eserler ve Düşündürdükleri", El Sanatları Dergisi (İBB İSMEK),, No. 4, 2007, s. 74-79.  * "Sanatın Ruhu", El Sanatları Dergisi (İBB İSMEK), Sayı. 3, 2007, s. 90-98  * “Asya'nın Kültürünü Güçlendiren İslâm Sanatının Estetiği”, 2. International Conf. Of The Asian Philosophical Assoc.DaedongTheRiseOf Asian Com.And The NewDialog, Korea-2006, p.321-330.  * "Carryings of the Silk Road", 1st Int. Silk Road Symposium, Int.Black Sea University-Academy of Sciences Tbilisi-GEORGİA , İzmir-2004, p.158-161.  * "Kuran Tezhiblerinin Tarihi Gelişim İçinde Estetik Değerlendirilmesi", 8. Ulusal El Sanatları Sempozyumu, İzmir/Türkiye, (2002)  * "XVI. yüzyıl Başları Tezhip Sanatında Özgün Bir Eser; Şeyh Hamdullah Hattı Bir Kur'an'ın Tezyini", Topkapı Sarayı İstanbul (2002). * "Türk Yazma Kitap Sanatlarının Hat ve Tezhib Açısından Yeni Projelerle Değerlendirmesi", I. Eğridir Sempozyumu, Isparta/Türkiye , (2001)  * "Sanat Eğitiminde Öğrenci Motivasyonun Önemi", Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi I. Ulusal Güzel Sanatlar Eğitimi Sempozyumu, İstanbul / Türkiye, (2000)  * "Türk Sanatında İşlevsellik ve Yeni Açılımlar", I. Uluslararası Türk Dünyası Kültür ve Sanat Sempozyumu, Isparta/Türkiye, (2000)  * "İslam İnancının Sanata Yansımaları", III. Kutlu Doğum Sempozyumu, Isparta/Türkiye , (2000)  * “Sanat Eğitiminde Geleneksel Türk El Sanatları Eğitiminin Yeri", "Sanat Eğitimi ve Sorunları Sempozyumu", 19-24 Mayıs, Çanakkale, (1999)  * "XVI. Yüzyıl İkinci Yarısından Tezhib Sanatına Bir Numune; Esedullah B. Muhammed El- Kaşani Hattı Kuran-ı Kerimi", 2000' li Yıllarda El Sanatlarının Sanatsal Sanatsal, Tasarımsal ve Ekonomik Boyutlu Sempozyumu, İzmir/Türkiye (1998).  * “Klasiklerimizin Ahengi ve Günümüz Çini Desenleri Eğitimi Üzerine Düşünceler", Kütahya (1998). * "Bir Hamail Üzerine", D-8 Ülkeleri Geleneksel Takı Sempozyumu, İstanbul / Türkiye, (1997) * "Kayseri'de Minber-Minareler", Topkapı Sarayı İstanbul (1992). * "Geleneksel Türk El Sanatları Eğitiminde Klasik Desen Anlayışının Önemi ve Tezyini Özellikleri ile Kayseri Kurşunlu Cami", El Sanatlarına Yaklaşım Sempozyumu, Bildiriler Kitabı, İzmir -Türkiye, (1992)  SERGİLER "Sevgi Dilinden Çizgiler..." 2008 - Vilnius - Litvanya  Simferopol, Sivastopol – Kırım/Ukrayna  2007 - İSO Odakule Sanat Galerisi, Taksim/ İstanbul. Metro City Sanat Galerisi, Levent/İstanbul 2005 -“Women & Art – A Global Perspective 2005” adlı sergiye gözlemci olarak katılım, Sharjah Art Museum'da incelemeler, Dubai ve Sharjah'ta, çeşitli kültürel ve sanatsal temaslar. B.A.E.  2004 - Türkiye Festivali Deventer/Hollanda. 2003 - Türk Dünyası Kültür Merkezi Sanat Galerisi, Kızılay/ Ankara.  2002 - Devlet Güzel Sanatlar Galerisi / Antalya. - III. Altın Safran Belgesel Film Festivali Safranbolu / Karabük. 2001 - Emlak Bankası sanat galerisi Tünel-İstanbul -(IRCICA) Yıldız Sarayı Çit Kasrı/Beşiktaş-İstanbul  -Bayrampaşa Belediyesi Sanat Galerisi/Bayrampaşa-İstanbul -Belediye Kültür Sarayı /Isparta -Eski Eğirdir Evi / Eğirdir-Isparta -Devlet Güzel Sanatlar Galerisi-Denizli.  -Üsküdar Belediyesi Altunizade Kültür Merkezi / Üsküdar-İstanbul.  2000 -Türkiye Kalkınma Bankası Sanat Galerisi-Ankara.  -Büyükşehir Belediyesi Taksim Sanat Galerisi-İstanbul. 1999 -Antalya Müzesi. 1998-Udine-Latisana- İtalya

İnci AYAN BİROL

1942 İstanbul'da doğdu ve İÜ. Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun oldu. 16 yıl Orta ve Yüksek öğretimde fizik hocalığı yaptı. 1958-1970 Prof. Dr. A.Süheyl Ünver'e, 1974-1983 Muhsin Demironat'a, 1976-1986 Rikkat Kunt ‘a talebe olarak Süheyl Ünver ve Rikkat Kunt'dan icâzet aldı. 1973- 2000 İstanbul, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı, tezhip kursu hocalığı yaptı.  1988 MÜ. GSF. Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, Tezhip- Minyatür Ana Sanat Dalına, öğretim görevlisi olarak atandı.  1991 SÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü'nden tezhip dalında Sanatta Yeterlik belgesi aldı.  1991 Türk Tezyini Sanatlarında Motifler isimli kitabı (Prof. Çiçek Derman ile) yayınladı.  1992 Yrd. Doç. oldu. 1965-1966 ve 1990-1993 yıllarında Viyana'da, Milli kütüphâne ve müzelerdeki Türk eserleri üzerinde çalıştı. Bildiri ve makaleleri yayınlandı. 1999 Özel öğrencileri ile Grup Nokta yı kurdu. 2000 MÜ. GSF. den emekli oldu. 2001 yılından beri, SÜ GSF. Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, kurucu uzman öğretim üyesi olarak, tezhip dalında lisans ve yüksek lisans derslerini yürütmektedir. 2002 Ankara,Türk Kadınları Kültür Derneği' inde yaptığı Sanat Sohbetlerinde, bilgi ve tecrübelerini sanatsevenlerle paylaştı. 2002 Kazakistan Almaty'de, II. Avrasya Nükleer Bilimler Sempozyumu ve üniversitede Türk Sanatı ile ilgili seminerler verdi  2008 "Klâsik Devir Türk Tezyini Sanatlarında Desen Tasarımı, Çizim Tekniği ve Çeşitleri "isimli kitabı yayımlandı. Yurd dışında: 1961 Fransa/Paris, 1966 Avusturya/Viyana ve 1992 Oberlech, Ressam Paul Renner ve Hikmet Barutcugil ile birliklte., 1993 Viyana, Internationnal Center'da, 2002 Almanya/Berlin, 2003 Slovenya/Lendeva ve Tokyo/Japonya, 2004 Danimarka/Roskilde, Almanya/Stuttgart, 2005 Pakistan/İslamâbad ve Bosna-Hersek Cumhuriyeti/Saraybosna'da sergilere katıldı. Yurd İçinde: Edirne, İstanbul,Ankara, Bursa, Kütahya, Konya, Manisa, Erzurum olmak üzere toplam 23 sergi açtı veya katıldı. Danışmanlıklar:  2005 -Kubbealtı Misalli Büyük Türkçe Sözlük çalışmalarında Sanat Danışmanlığı, 2002-2006 Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde Sanat-Yayım Danışmanlığı,  2004-2005 Kültür ve Turizim Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, Yaygın Kültür Eğitim Komisyonu üyeliği,  Diyanet İslam Ansiklopedisi yazı grubundaki görevlerini yürüttü.

İsmail KANBAZ

1976 yılında Şanlıurfa'da doğdu. 1994 yılında Şanlıurfa İmam-Hatip Lisesi'nden, 2000 yılında Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 2006 yılında Harran Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü'nde Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Hadis bölümünde Yüksek Lisansını tamamladı. Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde 2010 yılında başladığı doktora programına halen devam etmektedir. Hüsn-i Hat çalışmalarına Hattat Mehmet Memiş Bey'in 1993'te Şanlıurfa'ya gelişiyle başladı. Şanlıurfa'da hat sanatının neşvü nema bulmasına vesile olan Mehmet Bey'in Rızvaniye külliyesindeki derslerine devam ederek sülüs ve nesih meşketti.. 2010 yılında Hattat Mehmet Memiş Bey'den sülüs-nesih dalında icazet aldı. 2001, 2002 ve 2005 yıllarında, Şanlıurfa Belediyesince düzenlenen Hüsn-i Hat yarışmalarında sırasyla üçüncülük, ikincilik ve birincilik ödülleri aldı. Muhtelif yıllarda 7 karma sergiye iştirak etti:  Şanlıurfa, Hattat Mehmet Memiş ve Talebeleri Hat Sergisi, Ticaret ve Sanayi Odası, 1997 Ankara, 10. Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi, 1999 Ankara, 11. Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi, 2001 Şanlıurfa, 11 Nisan Kurtuluş Sergisi, Ticaret ve Sanayi Odası, 2002 Şanlıurfa, Kutlu Doğum Sergisi, Ticaret ve Sanayi Odası, 2003 Şanlıurfa, Kutlu Doğum Sergisi, Belediye Sergi Salonu, 2007 Şanlıurfa, Kutlu Doğum Sergisi, Güzel Sanatlar Galerisi, 2010 Şanlıurfa, Kutlu Doğum Sergisi, Rızvaniye Külliyesi, 2011 Hat çalışmalarını halen Diyarbakır'da devam ettirmektedir.

İsmet GÜLNİHAL

Doğum Tarihi: 01.09.1961 Doğum yeri: BİLECİK Bozüyük Çamyayla Köyü Baba adı: Selim İlkokul: Cevizli (Kartal.İST) İlkokulu. İlkokuldan mezun olduktan sonra Kuran kursuna devam etti. Hafızlığını ikmal ettikten sonra Arabi ilimlerinden Sarf Nahiv kitaplarını Nurulizah, Kudurî, Molla Câmi, Akaidi Şemsiye, Dürer, Usûlü Hadis, Tefsir ve Kıraat dersleri aldı.Bu esnada orta okulunu Çamlıca Kız Lisesi'nde tamamladı. Liseyi, Bahçelievler Lisesi'nde yine dışarıdan imtihanlarla bitirdi. Girdiği üniversite imtihanında A.Ü.İşletme Bölümü'nü kazanarak bitirdi. Küçük yaşlarda camilerdeki yazıları kâğıt üzerine resmederek yazıya olan ilgisinin tatmin etmeye çalışıyordu. Seneler sonra 15.09.1990'da bir arkadaşının yardımıyla Hattat Yusuf Sezer'den yazıya başladı. Önce rika yazısını sonra nesih yazısını ve sülüs yazısını öğrenerek 19.12.1998tarihinde icazetini aldı. Aynı senelerde Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Prof. Dr. Ali Alparslan Bey'e devam ederek Divani ve Talik yazılarını meşk etti ve istifadeye hocasının vefatına kadar devam etti. Hat sanatında o yıllarda eksikliği hissedilen hat malzemelerini üretmeye başladı. Mürekkep çeşitleri, makta ve kalemtıraşları, kalem çeşitleri, hokka çeşitleri, kâğıt ve meşke kağıtlarını klasik yöntemlerle imal etti. Ürettiklerini yurt içi ve yurt dışında sanatseverler tarafından alınmakla beraber Kültür ve Turizm Bakanlığı'da alarak Dösim standartlarında satışa sunmuş ayrıca Sanatçı Tanıtım Kartı ile başkanlığın hat malzeme alım üyesi olduğu tescil edilmiştir. Bu çalışmalarından dolayı 2001-2002-2003 yıllarında "onur belgesi" aldı.2000 yılında Osmanlı'nın 700.yıl etkinliklerinde Kağıthane İlçe Milli Eğitim bünyesindeki sergi ve konferanstaki çalışmasından dolayı "teşekkür belgesi" aldı. Evli ve 1 kızı olan İsmet Gülnihal, hat malzemesi üretimine devam etmekte ve hat sanatına eserler kazandırmaya çalışmaktadır. Sergileri: 1)Güngören Moda Düğün Sarayı 1998 2)Güngören Zübeyde Hanım Kültür Merkezi 2004 3)Bahçelievler Belediye Kültür Merkezi 2004 4)Kâğıthane Osmanlı 700. Yıl sergisi 15 Kasım 1999 5)Hollanda Multi Festijn 2008 Hazırladığı eserler: 1)Nesih Yazı Meşk Defteri 2)Rika Yazı Meşk Defteri 3)Hokka Gibi "Hattatların Hatıraları" 1 kitap 4)Hokka Gibi "Hattatların Hatıraları" 2.kitap 5)Hattat Abdullah Kırımini Sülüs Ders Notları(baskıya hazırlanıyor) 6)Tuhfe-i Hattatıyn (baskıya hazırlanıyor) 7)Hat ve Hattatan (baskıya hazırlanıyor) 8)Çay Risalesi (baskıya hazır) 9)Türkiye'de basılan Kuran-ı Kerimlerin incelemesi 10)Ayeti Kerimelerde Hat Sanat ( baskıya hazır) 11)Hadis-i Şeriflerde Hat Sanatı (baskıya hazır) 12)İCAZETNAME ve İCAZETNAMELER kitabı Ayrıca; Ortadoğu Gazetesi'nde hat sanatı ile alakalı yazıları, Tepe Edebiyat Dergisi, Kaynakça Dergisi, İKAV Bülten Dergisi, Akit Gazetesi'nde, ekspres İstanbul Gazetesi'nde yazıları yayınlandı. YAZILARININ BULUNDUĞU YERLER 1)Çorum-Dereköyü Mihrap Yazısı 2)Beyoğlu Eminönü Kuran Kursu Mescidi Mihrab Yazısı 3)Kağıthane Barbaros Cami Kuşak Yazıları 4)Güngören Güven Cami Cehar-ı Yarı Gezin Yazıları 5)Mezar Kitabeleri 6)Özel Koleksiyonlarda Çeşitli Ebatlarda Yazılar 7)Eyüp Yeşil Pınar Güzel Hayrat Çeşme Yazıları 8)99 Esma 99 Dua Kitabı'nın Esmaül Hüsna yazıları.  

Kamuran İŞCAN

1956 yılında Şebinkarahisar'da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini aynı yerde tamamladı. 1977 de Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi Mimarlık bölümünden mezun oldu. 1978 yılında İstanbul'a yerleşti. Halen İstanbul'da yaşıyor. Evli ve 2 çocuk annesi. 2003 yılında Beşiktaş Musiki Derneği'ne üye oldu. Koro çalışmalarına ve ud dersleri almaya başladı. Halen çalışmalarına devam ediyor. Amatör olarak fotoğraf çekiyor. Ebru sanatını, lise yıllarında sanat tarihi kitaplarında tanıdı ve çok ilgisini çekti. 2003 yılında Caferağa Medresesi'nde ebru çalışmaya başladı. Medresenin büyülü ortamında Ayla Makas'la bir yıl çalıştı. 2004 -2007 yılları arasında İsmek Yavuz Selim'de Gülden Gürdamar'la çalıştı. 3-5 kişinin bir teknede çalışabildiği bu ortamda büyük bir heyecanla çalıştı. Yaptığı iki ebru İsmek El Sanatları Albümü'ne girdi. 2007' den itibaren Mavera Sanat Atölyesinde Gülden Gürdamar'la çalıştı. Geleneksel bir sanat olan ebru ile ilgili doğru bilgiler, usta -çırak ilişkisi ile Mustafa Düzgünman'dan, Alparslan Babaoğlu'ndan, Sadrettin Özçimi'den ve onun öğrencisi Gülden Gürdamar'dan kendisine kadar ulaştı . Caferağa Medresesi'nde ebru öğrenmeye birlikte başladığı ve daha sonra birlikte yola devam ettiği 5 kişilik arkadaş grubuyla Sirkeci'de Minebru Sanat Evi adlı kendi atölyelerini oluşturdular. Burada geleneksel ebru tekniklerini kullanarak çeşitli projeler hazırlamayı planlıyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının hazırladığı İstanbul'un Ustaları Web Sitesi ve Haritası'na başvuruda bulunarak yerini aldı. Sanatın her kolunun birbirini beslediğini, mesleğinin de çalışmalarında avantaj sağladığını düşünüyor. Katıldığı sergiler: 2005 Şebinkarahisar Kültür ve Ceviz Festivali kapsamında kişisel sergi 2006 Taksim Metro Sergi Salonu'nda (İsmek ) 2008 Darphane-i Amire'de (İsmek) 2009 Taksim Mali Müşavirler Odası Sergi Salonu'nda (Mavera Sanat Atölyesi) 2009 Harbiye Askeri Müze'de (Mavera Sanat Atölyesi) 2009 Bahçeşehir Belediyesi Sergi Salonu'nda(Mavera Sanat Atölyesi) Ayrıca İsmek yılsonu sergileri.

Kazasker Mustafa İzzet Efendi

Türk mûsikîsi ile hat san'atlarında altın çağın idrâk edildiği XIX. asırda bestekâr, neyzen, hânende, devlet adamı ve hattat olarak büyük bir şöhrete sâhip olan Mustafa İzzet Efendi, Tosya'da dünyâya geldi. Babası Destan (Destbân veya Bostan) Ağazâde Mustafa Ağa'dır. Anne tarafından soyu Tophâne Kâdîrîhâne dergâhı mezarlığında medfun Peygamberimiz (SAV)'in neslinden İsmâîl-i Rûmî'ye ulaşır. Babasının ölümü üzerine annesi, Mustafa İzzet Efendi'yi tahsil için İstanbul'a gönderdi. Fâtih Başkurşunlu Medresesi'nde Arapça ve dînî ilimleri öğrenmeye başlayan İzzet Efendi, sesinin güzelliği ve mûsikîye olan merâk ve kabiliyeti sebebiyle, Kömürcüzâde Hâfız Şeydâ'dan mûsikî meşketti. Bir Cuma günü Hidâyet Câmii'nde müessir, dâvûdî bir ses ve güzel bir edâ ile okuduğu Na't-ı Şerîf'i çok beğenen Pâdişah II.Mahmud, Silâhtar Gazî Ahmed Paşazâde Ali Paşa'ya onun san'at öğrenimi ve terbiyesiyle alâkalanmasını emretti. Sultânın bu irâdesi üzerine Ali Paşa, bir müddet İzzet Efendi'yi kendi dâiresine alarak saray için yetiştirdi. Ali Paşa'nın yanında gördüğü bu tahsil ve terbiyeden sonra, Galatasaray'ına alınan İzzet Efendi üç yıl Galatasaray'ında ilim ve mârifetini daha da geliştirdi. Bu esnâda kudretli bir hattat, iyi bir hânende ve usta bir neyzen olarak kendini gösterdi. Bu hünerleri sâyesinde şöhreti saraya kadar aksedince Enderûn-ı Hümâyun'a alındı. Sarayda pâdişâhın ihsâna gark ettiği Şâkir Ağa, Dellâlzâde İsmâil Ağa, Suyolcu Sâlih Efendi, Kömürcüzâde Hâfız Efendi, Basmacı Abdi Efendi gibi kudretli bir san'atkâr kadrosu içinde mûsikî bilgisini ve hünerini geliştirme imkânı buldu. Pâdişâhın huzûrunda yapılan fasıllara hânende ve neyzen olarak iştirâk etti. Sarayda san'at hayâtının en olgun çağını idrâk eden İzzet Efendi, Türk mûsikîsine olan vukuf ve yüksek san'at anlayışı sebebiyle bütün san'atkârların hürmet ve takdirlerini kazandı. Mûsikîde olduğu gibi Hat San'at târihinde en önemli bir mevki işgaleden İzzet Efendi, sülüs ve nesih yazılarını Çömez Mustafa Vâsıf Efendi (ö. 1269/1853)'den, nesta'lîk yazısını da Yesârîzâde (ö.1265/1849)'den öğrenerek me'zun oldu. İlim ve san'atı, kâmil bir insan olma yolunda vâsıta kılmış olan İzzet Efendi, etrâfının iltifat, îtibar ve alkışlarını kendisine sağlanan ikbal ve yüksek mevkileri, tasavvuf terbiyesinden aldığı prensiplerle arka plana atmayı bilmiş bahtiyarlardandı. Fakat zamanla saray hayâtından iyice sıkılan İzzet Efendi, hacca gitmek için izin istedi. 1246/1830′da müntesibi olduğu Nakşî şeyhlerinden Ali Efendi ileberâber hacca gitti. Mekke'de bir müddet Şeyh Mehmed Can Efendi'nin hizmetinde bulundu ve onun yanından seyr-ü sülûkünü tamamladı. Dönüşte ilim muhitlerinden istifâde maksadıyla yedi ay Mısır'da kaldı. İstanbul'a döndükten sonra Mahmud Paşa Hamamı yakınlarında bir evsatın olarak yerleşti ve özlemini çektiği, saraydan uzak, dervişâne bir hayâta başladı. Bir Ramazan günü Bâyezid Câmii'nde kâmetini dinleyen pâdişah II.Mahmud: "Kâmet alan kimdir?" diye sordu. Bunun üzerine: "Bir Özbek dervişidir" diye arzettiler. Pâdişah: "Mustafa Efendi'nin sesini ben tanımaz mıyım, beni mi aldatıyorsunuz?" dedi. Kendisini terkederek, derviş kıyâfetinde dolaşmasına son derece müteessir olan pâdişah onun cezâlandırılmasını istedi ise de sonra affetti. Tekrar saraya alınan İzzet Efendi, huzur fasıllarına bâzen ney üfleyerek bâzen de sesiyle katıldı. II. Mahmud'un ölümünden sonra, Eyyüb Sultan Câmii hatipliğine tâyin edildi. 1261/1845′de de I. Sultan Abdülmecid'e ikinci imam oldu. Sırasıyla Selânik, Mekke, İstanbul ve Anadolu Kazaskerliği pâyesi verildi. Daha sonra şehzâdelere yazı ve bedi Besmele hocalığı, Nakîbü'l-Eşraf ve fiilen Rumeli Kazaskerliği yaptı. Halim velîm,vakur, zarif, nüktedan ve âbir bir zat olan İzzet Efendi'nin şiirleri de vardır. 27 Şevval 1293/1876′da vefât eden İzzet Efendi, Tophâne'de Kâdirîhâne hazîresine defnedildi. Mezar kitâbesi talebesi Muhsinzâde Abdullah Bey tarafından yazılmıştır. Dînî ve lâdîni mûsikî formlarından yirmi üç eseri zamânımıza kadar gelmiş olan İzzet Efendi, sülüs ve nesih yazılarında zamânının şeyhi ve Hâfız Osman'ı kabul edilir. Celîde zaman zaman Mustafa Râkım yolunda da eser vermekle berâber, kendine mahsus bir üslûba sâhiptir. İzzet Efendi'nin on bir Kur'ân-ı Kerim, iki yüzden fazla büyük ve küçük boy hilye (TİEM, 408 numarada kayıtlı Kur'an-ı Kerîm, TSMK. GY. Biri 379 numarada kayıtlı 1287 târihli yazdığı büyük boy hilye ile1243 numarada kayıtlı 1293 târihli büyük boy hilye bu sâhadaki eserlerine örnek olarak gösterilebilir), on beş kadar Delâilü'l-hayrat otuzdan fazla enâm, sayısız murakkaâr ve kıt'ata, Ayasofya Câmii'nin7.5 m çapında büyük, dâirevî, celî sülüs çehâr-ı yâr levhaları, Bursa Ulu Câmii'nde iki büyük levha, İstanbul'da Hırka-ı Şerif Câmii, Dolmabahçe Sarayı, Ali Paşa Mescidi, Harbiye Nezâreti (İstanbul Üniversitesi) tak kapısının iç tarafındaki celî nesta'lık kitâbe yazıları, Ayasofya Hünkâr Mahfili, Bâbıâli Nallı Mescid, Mısır'da Mehmed Ali Paşa Türbesi kitâbeleri, Washington'da 1269′da Sultan Abdülmecid tarafından hediye edilmiş Râkım imzalı tuğra altında ikisatır celî nesta'lik, zafer âbidesi kitâbe yazısı, Ayasofya, Hırka-i Şerif, Büyük Kasım Paşa, Küçük Mecidiye, Sinan Paşa, Yahyâ Efendi câmileri celî sülüs, Nur âyeti kubbe yazıları san'at dünyâmıza bıraktığı eserleri arasında zikredilebilir. Harf inkılâbından önce matbaalarda kullanılan hurufat Kazasker'in eseridir. Ayrıca Keşfü'l-İrâb ve Avâmil Muribî adlı iki telifi vardır. Mûsikide Tarz-ı Cedîd makâmı onun terkîbidir. Hat san'atı sâhasında yetiştirdiği talebelerinden Mehmed Şevket Vahdetî (ö. 1288/1871); Şefik Bey (ö.1297/1880); Muhsinzâde Abdullah Bey (Reîsü'l-hattatîn) (ö. 1317/1899); Abdullah Zühdî Bey (ö.1296/1879); Hasan Rızâ Efendi (ö. 1338/1920); Kayışzâde Burdurlu Hâfız Osman (ö. 1311/1894); Mehmed İlmî Efendi (ö. 1342/1923); Mehmed Hilmi Efendi (ö. 1318/1900); Hafız Hasan Sırrî (ö. 1325/1907); Hafız Hasan Tahsin (1331/1916) Siyâhî Selim Efendiler önde gelen hattatlardandır.

Kevser İBRAHİMOĞLU

2008 Devam: Klasik Türk Sanatları Vakfı (Mimar Sinan Üniverstesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr.Münevver Üçer) Tezhib Eğitimi.  2008 Devam: Atölye (Mimar Sinan Üniverstesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr.Münevver Üçer) Tarama Teknik Eğitimi.  2007: İsmek ( Mimar Sinan Üniverstesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Münevver Üçer ) Tezhib Eğitimi  2004-2006 : Yıldız Şale Köşkü ( Cahide Keskiner- Zehra Çekin) 16.yy.Karamemi Dönemi ihtisas Eğitimi  2004-2006 : Bilim Sanat Vakfı ( İbrahim Zeyd Gerçik) İletişim pskolojisi Eğitimi ( Aziz Doğanay ) İslam Sanatı Eğitimi…(Nur Kançal) Sanat Tarihi Eğitimi. 2002-2004: Cahide Keskiner Atölyesi Tezhib Eğitimi 2000-2002 : Kültür Bakanlığı Geleneksel Türk Süsleme Sanatları (Cahide Keskiner-Sabiha Koç) 15.yy.16.yy.17.yy.Dönemleri Üzerine Tezhib Eğitimi  1998-2000 : Cahide Keskiner Atölyesi Tezhib Eğitimi  1997-1998 : Tuzla İmam Hatip Lisesi  İŞ TECRÜBESİ  2007-2009 Devam : ‘De Sen' s Sanat Evi' Tezhib ÖğretmenliğiYapıyorum  ÖDÜLLER  2008 Aralık: Cezayir Kültür Bakanlığı ve ISESCO 2.Uluslararası Tezhib ve Minyatür Yarışmasında ‘Esma-ül Hüsna ve Lale'İsimli eseriyle Tezhib dalında 3.'lüğe layık görülmüştür. 2007 : İSMEK Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Konulu Branş Yarşmasında Tezhib dalında ‘Güzel Belde İstanbul'isimli eseri 2.'liğe layık görülmüştür.  2006 Nisan: T.C.Kültür Bakanlığı 14. Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi kapsamında düzenlenen Tezhib yarışmasında ‘Mevlana ‘ İsimli eseri sergilemeye layık görülmüştür.  SERGİLER 2009 Ocak : Klasik Türk Sanatları Vakfı Altunizade Kültür Merkezi Karma Sergisi  2009 Ocak : Gökkuşağı Kadın Platformu Lotus Kadın Sanatçılar Gurubu Klasik Sanatlar Karma Eserler Sergisi Altunizade Kültür Merkezi….İstanbul 2006Aralık : Cezayir Kültür Bakanlığı ve ISESCO 2.Uluslararası Tezhib ve Minyatür Yarışması Medea. Cezayir.  2006 Aralık : Lotus Uluslararası ‘İşte Kadın' Kongresi kapsamında düzenlenen ‘Sanat da Kadın Klasik Türk Sanatları Sergisi' Bilkent Oteli-Ankara  2008 Haziran : İsmek Feshane Festival Sarayı 11.Genel sergisi  2007 Haziran : İsmek El Sanatları Festivali Karma Tezhib Sergisi  Feshane -İsanbul  2007 Haziran : İsmek Klasik Sanatlar Sergisi Ayasofya  2002: Aziz Berker Kütüphanesi Karma Tezhib Sergisi Beyoğlu-İstanbul  1999 : Cahide Keskiner Atölyesi Karma Tezhib Sergisi Feshane -İstanbul

Kübra ERDOĞAN

1981 yılında Erzurum'da doğdu. Geleneksel Türk El Sanatları Kız Meslek Lisesi Klasik Cilt bölümünden mezun oldu(1995-1997).2001- 2003 yıllarında Topkapı Sarayı Türk Süsleme Sanatları kursuna katılarak Tezhip sertifikası aldı. Aynı yıl İSMEK'te Orhan Dağlı'dan başladığı minyatür derslerine Uygulamalı Türk İslam Sanatları Kütüphanesi'nde devam etti. 2006 -2007 yılları arasında Orhan Dağlı'dan çiçek ressamlığı (Şukufe) icazeti aldı. Halen Orhan Dağlı'nın grup çalışmalarına devam eden Erdoğan, aynı zamanda bireysel olarak ta çalışmalarını sürdürmektedir.  KATILDIĞI SERGİLER Yıl: 2003; Serginin Adı: İmsek Feshane Sergisi; Katagori: Minyatür  Yıl: 2004; Serginin Adı: İmsek Feshane Sergisi; Katagori: Minyatür Yıl: 2004; Serginin Adı: İstanbul'un Fethi Sergisi (Taksim Metro Sanat Galerisi); Katagori: Minyatür Yıl: 2004; Serginin Adı: Ali Paşa Kültür Sanat Grubu Tezhip Sergisi ( CRR); Katagori: Tezhip Yıl:2005; Serginin Adı: İsmek Feshane Sergisi; Katagori: Minyatür Yıl: 2006 Serginin Adı: İsmek Feshane Sergisi; Katagori: Minyatür Yıl:2006; Alvarlı Efe Hazretleri Ellinci Vuslat Ölüm Yıldönümü Sergisi (CRR); Katagori: Minyatür Yıl: 2006; Serginin Adı: Şifa Sanat Evi Sergisi (KONYA); Katogori: Minyatür Yıl: 2006; Serginin Adı: Birlik Vakfı Sergisi; Katagori: Minyatür Yıl: 2007; Serginin Adı: Gelenekten Geleceğe İcazetname Sergisi (CRR); Katagori: Minyatür Yıl: 2007; Serginin Adı: Kitap Sanatları Sempozyumu (Darphane-i Amire); Katagori: Minyatür Yıl: 2008; Serginin Adı: Düş Bahçeleri Sergisi (Altunizade Kültür Merkezi); Katagori: Minyatür Yıl: 2009; Serginin Adı: Düş Bahçeleri Sergisi (Taksim Metro Sanat Galerisi); Katagori: Minyatür BASILAN ESERLER Basım Yılı : 2003; Katalog: İsmek Kataloğu; Eser: Ali Üsküdari Karanfil Basım Yılı : 2006; Katalog: Avlarlı Efe Sergisi Kataloğu ; Eser: Erzurum Minyatürü Basım Yılı : 2007; Katalog: Gelenekten Geleceğe İcazetname albümü; Eser: Sebil Basım Yılı : 2008; Katalog: İstanbul Tasarım Merkezi Takvim ve Poster Çalışması; Eser: Sebil (icazet eseri) .

Levent KARADUMAN

1978 yılında Bartın’da doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul’a yerleşti. Orta ve lise eğitimi ile birlikte İslami ve Arabî ilimleri tahsil etti. 12 yıl süren tahsili esnasında 1992 yılında eski hat örneklerini inceleyerek çalışmalar yapan sanatçı 1995 yılında hattat ve ebrucu Fuat BAŞAR’dan sülüs ve nesih hat meşkine başladı. 2003 yılında icazet alarak kendi özgün eserlerini yurtiçinde ve yurtdışında açılan sergilerle sanatseverlerin beğenisine sundu. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda hat hocalığı yaptı. Hat sanatını estetik açıdan çizgi bilimi olarak değerlendirip bu alanda araştırmalar ve incelemelerde bulunmaktadır. Yurtiçinde ve yurtdışında bir çok özel koleksiyonda eserleri bulunmakta olup, çoğu birbirinden farklı şekilde tasarlanmış 136 hilye-i şerif, 50 civarında istif,  aralarında Şekerzade Mehmet Efendi ve Derviş Ali gibi üstadların da bulunduğu 50 civarında Kur’an-ı Kerim, kıt’a ve Hilye-i Şerif’i restore, tashih ve taklit ederek eksiklerini tamamladı. Celî sülüste Sami Efendi, sülüs-nesihte Mehmed Şevki Efendi ekolünü takip eden Levent Karaduman, tarih boyunca yapılmış olan 1000 civarındaki besmele istifine ilaveten 18 yeni besmele istifi yaptı. Çeşitli cami, çeşme, tekke ve türbelerde de eserleri bulunmaktadır. Klasik hat sanatı çizgisi dahilinde modern ve çağdaş eserler üretmeye devam sanatçı, çalışmalarına Küçükayasofya’da bulunan atölyesinde devam etmektedir. Sergiler ve Etkinlikler 2005 Maltepe Üniversitesi Uluslararası Kültür Bayramı Sanat Sergisi, İstanbul. 2005 Avrupa Türk Günleri Festivali, Brüksel / Belçika. 2005 Milli Sanatlarımızla Buluşma, Fatih Üniversitesi, İstanbul. 2005 Ramazan ayında Hüsn-i Hat sergisi, Capitol Alışveriş Merkezi, İstanbul. 2007 Ustalara Saygı Hat Sergisi, Asitane Kültür ve Eğitim Merkezi, İstanbul. 2007 41 Kere Maşallah Sergisi, Nun Mektebi Asitane Kültür ve Eğitim Merkezi, İstanbul. 2007 41 Kere Maşallah Sergisi, Nun Mektebi, Bursa Belediyesi. 2007 Yıldız Sarayı Vakfı Sanat Sergisi, Metrocity Alışveriş Merkezi, İstanbul. 2008 Adı Güzel Kendi Güzel Sergisi, Kutlu Doğum Haftası kutlamaları, Trabzon. 2008 İsm-i Nebi Sergisi, Yakutiye Medresesi, İstanbul. ERZURUM)           

Macid Ayral

(1891-1961) XX.YÜZYILIN SÜLÜS VE CELÎ SÜLÜSTE ÖNDE GELEN TÜRK HATTATLARINDAN. 11 Nisan 1891'de İstanbul Beylerbeyi'nde doğdu. Şehremâneti Zibhiye idaresi (Mezbaha) Müdürü Zühdü Beyin oğludur. İlk tahsilini Beylerbeyi Hamidiye Mektebinde tamamladı. Üsküdar İdâdîsi'nin son sınıfında iken sağlık sebebiyle tahsilini yarıda bıraktı. Daha ilk mektep sıralarında hat hocası Ali Efendi'den sülüs ve nesih yazılarını öğrenmeye başladı. Daha sonra Enderun Mektebi hat hocası Ahmed Râkım Efendi'ye devam etti. Babasının da teşvikiyle girdiği Medresetü'l-Hattâtîn'de yazı tahsilini tamamladı. Burada Hulûsi Efendi'den (Yazgan) talik icâzeti aldı (1923). Ayrıca Sâmi Efendinin talebesi olan Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer'den sülüs-celîsini ilerletti. Ali Efendi'nin hocası olan Şefik Bey'e ait kıta ve murakkalardan da önemli ölçüde faydalandı. Macit Ayral talik ve nesihten ziyade sülüs ve celî-sülüs ile meşgul olmuştur. Sülüste Şefik Bey'in tavrını benimsemiş ve o üslupta eser vermiştir. Celî-sülüste ise Sami Efendi yolunda yazmıştır. 1908 yılında Evkaf Nezâreti Kaleminde başladığı memurluk hayatına daha sonra polis müdüriyeti sicil mümeyyizi olarak devam etti. 1923'te bu görevinden ayrılarak Bâbıâli caddesinde açtığı yazıhanede serbest hattatlık yapmaya başladı . Burası zamanla devrin tanınmış hattatlarının buluşup sohbet ettikleri önemli bir sanat mahfili haline gelmiştir. Harf inkılâbını takip eden yıllarda Ankaraya yerleşti ve emekli oluncaya kadar Vilâyet Meclis-i Umûmî başkâtipliği görevini yürüttü. 1955'te tekrar İstanbula döndü. Kısa bir süre sonra, Bağdat Güzel Sanatlar Akademisinde hüsn-i Hat dersleri vermek üzere Irak'a davet edildi. Burada dört yıl kaldıktan sonra 1959 Temmuz ayında Türkiye'ye döndü. Emsali arasında nezaketi, kibarlığı ve şık giyimi ile tanınan Macit Ayral, bundan sonraki yıllarını yazı yazmak ve eski eserleri incelemekle geçirdi. 19 Mart 1961'de İstanbul'da vefat etti, mezarı Karacaahmettedir. Macit Ayral yazı tarifinde ve meşk yazmada, özellikle imzasız ve tarihsiz yazıların hattatını ve devrini tesbitte fevkalâde ustaydı. Yarım asra yaklaşan sanat hayatı boyunca yazılarında Mâcid imzası yanında Hüseyin Mâcid, Abdülmâcid, Mâcid b. Zühdî imzalarını da kullanmıştır. Özel koleksiyonlara girmiş pek çok eseri yanında İstanbul'da Şişli, Levent, Şile, Bebek, Yeşilköy, Muratpaşa , Beyoğlu Kamerhatun, Seyyid Ahmed Camileriyle Arap Camii'nde celî yazıları vardır. BİBLiYOGRAFYA İbnülemin, Son Hattatlar, s. 179• 182; Uğur Derrnan. Vefâtının Yirminci Yıl dönümünde ‘Mâcid Ayral, Sandoz Bülteni, sy. 2, İstanbul 1981, s. 7• 12. İSAM, M. Hüsrev Subaşı

Mahmud Öncü

1913 yılında İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya gelmiş, Balıkesir Ziraat Okulu'ndan mezun olmuştur. İlkokul Müdürü merhum Süleyman Bey'den yazı çalışmalarına başlamıştır. Sonra Güzel Sanatlar Akademisi'nde Hacı Kâmil Efendi, Hacı Nuri Bey ve Hacı Halim Beylerden meşk alarak sanatını geliştirmiştir. Ankara'da Kocatepe Camiinin elli metre kuşak yazısı ile dört büyük, oniki küçük kubbesinin, büyük kapı ile diğer dört kapısının üstlerindeki yazılarla, mahfil yazılarını yazmıştır. Edirne Selimiye camiinin restorasyonunda bozuk ve silik yazılarını restore etmiştir. Beşiktaş'ta Kaptan İbrahim Ağa Camii'nin yazıları ile İstanbul Ataköy’de bir camiin yazılarını o yazmıştır. Dış ülkelerden Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Abu Dabi'de üç camiin kuşak ve kubbe yazıları, Libya'da bir camiin yazısı ile ABD'de Newyork'ta üç camiin yazılarını yazmıştır. Libya Başkanı Kaddafi ile on beş bakanının isimlerine tuğralar yapmıştır. Ayrıca pek çok yazı meraklısına tuğralar ve çeşitli yazılar yazmıştır. Hafızlığı babası Teşvikiye İmamı merhum İlyas Hocadan tamamlamış, Sadeddin Kaynak ve İzmirli merhum Rakım Elkutlu'dan musiki de öğrenmiştir. Radyolarda Beşiktaşlı Hafız Mahmud Efendi olarak güzel bir üslup ile mevlid ve Kur'an okumasıyla da tanınan ve sevilen ünlü bir sanatkârımızdır. Kendisini rahmetle anıyoruz. Kaynak: Başlangıçtan Günümüze Türk Hat Sanatı, Muammer Ülker, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1987.

Mamure ÖZ

Tezhip ve minyatür çalışmalarına 1976 yılında Ord. Prof. Dr. A.Süheyl ÜNVER başkanlığında ki Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Kürsüsünde ki dersanede başladı. 1977-1980 yılları arasında Topkapı Sarayı Müzesi Nakışhanesi'nde Kültür Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyet gösteren Türk Süsleme Sanatları derslerine katıldı. 1982 yılında bu dersanede Temel Eğitim ve Tezhip konusunda öğretim görevlisi oldu. Bu görevi halen sürmektedir. 1981-83 yıllarında Mimar Sinan Üniversitesi'nde kalemişi eğitimi gördü. Kalemişleri konusunda İstanbul'da birçok tarihi eserin restorasyonunda ve yeni yapılan mimari eserlerin kalemişi çalışmalarında görev aldı. 1985 yılında ilk kişisel sergisini açtı. 1977 yılından beri yurtiçi ve yurt dışında sayısız sergiye katıldı. Dünyanın birçok yerinde eseri bulunan sanatçı, değişik kurum ve kuruluşlarda tezhip ve minyatür dersleri verdi. 1988 yılında Türk Kadınını Güçlendirme ve Tanıtma Vakfının düzenlediği bir yarışmada ebru dalında birinci oldu. 1990 yılında T.C. Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen geleneksel sanatlarımızla ilgili yarışmada tezhip dalında birincilik ödülü aldı. 1991 yılında da T.C.Kültür Bakanlığının açtığı aynı yarışmada gene tezhip dalında birincilik ödülü aldı. 19 kasım 2006'da Cezayir Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı nın düzenlediği uluslararası yarışmada tezhip dalında üçüncülük ödülü aldı. Çalışmalarını 21 ekim 1991-9 Mayıs 2008 tarihleri arasında Semih İRTEŞ ile Fatih'te açtıkları Sema Nakışhanesi'nde sürdürmüştür. 9 mayıs 2008'te Sema Nakışhanesi'nin Üsküdar Atik Valide Külliyesi bünyesinde bulunan tekke binasına taşınmasıyla burada "Nakkaş Tezyinî Sanatlar Merkezi" adı altında faaliyet gösteren merkezde çalışmalarına devam etmektedir.  

Mehmed Esad Yesarî

Mehmed Esad Efendi, selefleri olan, hat sanatının ustalarından Şeyh Hamdullah, Süleymaniye Camii'ndeki yazılarını hayranlıkla temaşa ettiğimiz Şemseddin Karahisâri ve 17. asrın en büyük Hattatı Hafız Osman Efendi gibi hat sanatına yenilik getirmiştir. Osmanlı sanatkârları belli başlı hat nevileri olan Kûfî, Muhakkak, Reyhanî, Nesih, Celî Sülüs, Tevkî, Rik'a, Divanî, Siyâkat, Gubârî, Tuğra, Menşur, Zülfü Arûs, Hilâli, Muinî, Şikeste, Müselselde en mükemmel şekli bulmuş ve icra etmişlerdir. Yalnız Esad Yesârî Efendiye gelinceye kadar 'Ta'lîk" yazıda İran hat sanatkârları önde bulunmaktaydı. Yesârî Efendi Ta'lik yazıya da en mükemmel şekli kazandırmış ve hat sanatının bu nevinde de en mükemmel eserleri Osmanlı sanatkârlarının verebileceğini ispatlamıştır. Hattat Yesârî Efendi'nin hayatı da eserleri kadar dikkat çekicidir. O, azmin ve iradenin muvaffakiyetin temel şartı olduğunu göstermiştir. Yesârî Efendi dünyaya geldiğinde vücudunun sağ tarafı felçli ve sol tarafı titrekti. Fakat O, vücudun hakiki sahibinin kendisi olmadığını idrak edecek bir imana sahipti. Bu durumun çalışmaya, meslek edinmeye ve meslekte uzman olmaya mâni teşkil etmeyeceğini gösterircesine çalıştı. Küçük yaşta hattatlığa merak sarmıştı. Sağ eli felçli olduğundan sol eliyle yazıyordu. Bu yüzden "Yesârî" diye anılmaya başlanmış ve daha sonraları bu sıfat isminin yerine kullanılmıştır. Devrin meşhur hattatlarından Seyyid Mehmed Efendi'den meşk etmiş kısa zamanda kabiliyetini göstermiştir. Bir müddet Seyyid Mehmed Efendi'den meşk ettikten sonra icazet almıştır. Daha sonra, Hattat-ı şehir Kâtipzâde Mehmed Refı' ve İsmail Refik Efendilerden de 1767'de icazet almıştır. Kısa zamanda temayüz eden ve çevrede tanınan Mehmed Esad Efendi gayet mütevazi bir karaktere sahipti. Bu yüzdendir ki sanatının takdiri yanında herkes tarafından sevilip, sayılmış, devrin ileri gelenlerinden büyük itibar görmüştür. Devletin Şeyhülislâmı Veliyüddin Efendi, Mehmed Esad efendinin vücutça hastalıklı olmasına rağmen Hat sanatında kemâle erişi ve bu derecemaharetine nisbeten gösterdiği tevazuu karşısında: "Cenab-ı Hak, bu zatı bizim enf-i istihbarımızı (kibirlenen burnumuzu, kibirliliğimizi) kırmak için göndermiştir." demekten kendini alamamıştır. Es'ad Yesari Efendi, bu güzel sanatı gittikçe tekâmül ettirerek devrinin en meşhur hattatları arasında yer almıştır. Bu ustalığından dolayı Enderun'ı Hümâyun'a hat muallimi olarak tayin edilmiştir. Sultan 3. Selim'in de takdirini kazanmıştır. Esad Mehmed Efendi'nin hayatına dair değişik bir çizgi olarak 1791 senesinde kendisi gibi hattat olan oğlu Mustafa İzzed Efendiyle birlikte Hacca gittiğini bilmekteyiz. Mehmed Esad Efendi tevazuu yanında sanatını öğretmekte de gayet cömertti. Sanatının zekatını, sadakasını, hatta bu sahadaki bütün varlığını cömertçe taliplilere dağıtıyordu. Evi âdeta bir mektep haline gelmişti. Bu sanata merak salanlar haftanın belirli günlerinde evini dolduruyor ve bu büyük sanatkardan meşk ediyorlardı. Mehmed Esad Yesârî Efendi 19 Aralık 1798'de İstanbul'da vefat ettiğinde geride kendisini ebediyyete kadar hatırlatacak pek çok levhalar, kitabeler bırakmıştı. Devrin şairlerinden Süruri vefatına şu kıt'ayla tarih düşürmüştür: "Hattât-ı hoş nivis Yesari Efendi'nin Fevtîle kiydi hâme-i terceme-i siyah Tarihi harfi mu'ceme ta'lik edüb dedim Ceffelkalem Yesârîi Hattat getdi ah"

Mehmet Arif VURAL

1969 Sivas-Zara doğumlu olan Mehmet Arif Vural, İlköğrenimini köyde, orta öğrenimini ise Sivas İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1988 yılında Van-Erciş’de din görevlisi olarak çalışıp, aynı yılda Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Yükseköğrenim görerek 1993 yılında mezun oldu. 1994 yılında Diyarbakır’da Din Kültürü öğretmenliği yaptı. 1999 yılında İstanbul’a gelen Mehmet Arif Vural, Din Kültürü öğretmenliğini özel eğitim kurumlarında devam ettirdi. Bunun yanında, sülüs ve nesih hattını yaşayan hattatların bazılarından meşketti. 2001 yılında meşkine devam ederken nesih hattına olan özel ilgisinden dolayı çeşitli yayın evlerine dua ve evrad kitapları yazmaya başladı. Örneğin 250 sayfalık Cevşen-ül Kebir, yine 200 sayfalık dua ve evrad kitabı, 50 sayfalık cevşen, 2 adet Kuran Elifbası, tesbihat gibi çalışmalar bunlardan bazılardır. 2005 yılında en büyük hedefi olan Mushaf yazımı ile ilgili çalışmalara başladı. 2008 yılı itibariyle yaklaşık üç yıllık bir süre içerisinde Mushaf’ı tamamladı. Bunların dışında sülüs ve celi sülüs dallarında birçok eserleri çeşitli ajans ve yayıncılar tarafından takvim olarak yayımlandı. Çeşitli dönemlerde nesih, sülüs ve celi sülüs yazıları ile karma sergilere katıldı. Kültür Bakanlığı ve bazı kurumların düzenlediği yarışmalarda eserleri sergilenmeye layık görüldü.  Evli ve iki çocuk babası olan Mehmet Arif Vural, kendi özel hat sanatı çalışmaları ile birlikte İstanbul’da Din Kültürü Öğretmeni ve İSMEK’te Hat branşında usta öğretici olarak görev yapmaktadır.  

Mehmet ÖZÇAY

1961 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde doğan Mehmed Özçay ilk ve orta tahsilini 1980’de Gerede’de tamamladı. 1986’da Erzurum Atatürk Üniversitesi İlâhiyât Fakültesi’nden mezun oldu. 1982’de orada tanıştığı Erzurum’lu hattat Fuad Başar’dan sülüs ve nesih hatlarını meşketti. 1986’da İstanbul’a gelerek kendisine bu san’atta rehber olan M.Uğur Derman’la tanışması, hat zevkını, bilgi ve ufkunu genişletmesine vesile oldu. İslâm Tarih San’at ve Kültür Araştırma Merkezi’nin (IRCICA) düzenlediği milletlerarası hat yarışmalarının ilk ikisine (1986 ve 1989) katılan Özçay bu müsabakalarda başta sülüs-nesih dalında birincilik olmak üzere muhtelif dallarda altı ödül kazandı. 1986’da yazmaya başlayıp 1991’de tamamladığı ve 1992’de ilk baskısı yapılan bir mushafı bulunmaktadır ki, bilhassa nesih hattını ilerletmesinde bu mushafın önemli bir yeri vardır. Ayrıca Yasin-i  Şerif gibi eserlerinin yanında bir çok levhalarının da san’at baskılarını gerçekleştiren Özçay yirmi beş yıllık san’at hayatından seçtiği eserlerini 2007 yılında Arapca ve İngilizce iki ayrı nüsha olarak basılan “Göz Nuru” adlı kitabında neşretti. Milletlerarası hat yarışmalarında juri üyelikleri de yapan Özçay, yurt içi ve yurt dışında bir çok sergiye iştirak etti. 1996 Kuveyt “Kazıma İslam Kültür Festivali”,  1997 Tahran “ İslam Dünyası Hat Festivali”,  1999 milletlerarası Riyad “Hat Sergisi”,  1999 İstanbul “ 700 Yılı Aşan 7 Osmanlı Sanatı”,  milletlerarası 2000 Tahran “Kur’an-ı Kerim Sergisi”,  2001 Tunus  “Millî Hat Festivali”,  2003 Tokyo “Hat Sergisi”,  2003 Doha “ Salam & Calligraphy”,  2004 Sharjah “ Milletlerarası Hat Biyenali”,  1999, 2001 milletlerarası Tunus “Arap Hattı Günleri”,  2004, 2005, 2006, 2007, 2008 Dubai “Milletlerarası  Hat  Sergisi” ve 2008 III. Kuveyt Uluslararası İslam San’atları Kongresi bunlardandır. İlk şahsî sergisini kardeşleri Osman Özçay ve Fatma Özçay’la birlikte Mayıs 1996’da İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda açtı. Daha sonra 1998’de İstanbul’da Milli Kültür Vakfı,  Kasım 1998’de Katar-Doha, Aralık 1998’de Abu Dhabi,  1999’da Sharjah ve 2003’de Dubai’deki “Özçay” sergilerini gerçekleştirdi. Bilhassa celî yazılarında kullandığı renkli ve şeffaf mürekkeplerle bütün kalem hareketlerini ortaya çıkararak eserlerine yeni bir boyut kazandırmış; ilk defa uyguladığı celî sülüs ve celî nesih renkli karalamalarla da klasik karalama geleneğine yeni ve farklı bir tarz ilave etmiştir. Mehmed Özçay’ın yurt içi ve yurt dışındaki muhtelif müze ve koleksiyonlarda, celî sülüs, sülüs, nesih, icâze ve celî dîvânî hat nevîleriyle yazdığı 300’ü aşkın eseri bulunmaktadır.

Mehmet Şevki Efendi

H.1245 (1829) yılında Kastamonu'nun Seydîler (Seyyidler) köyünde doğdu. Babası tüccardan Ahmed Ağa'dır. Üç yaşında İstanbul'a gelen Şevki Efendi, dayısı Râgıp Paşa Kütüphânesi hâfız-ı kütübü Mehmed Hulûsî Efendi (ö. 1291-1874)'den sülüs ve nesih yazılarını meşkederek me'zun oldu. On iki yaşında icâzet aldığı zaman, dayısının: "Oğlum, yazıyı ben bu kadar öğretirim. Bundan ilerisini Mustafa İzzet Efendi'den ve diğer hattâtlardan öğren." demesi üzerine Şevki Efendi: "Ben sizden başka hocaya gitmem." Cevâbını vermiş. Hoca Efendi bu ihlâs ve samîmiyet karşısında müteessir olup ağlamıştır. Şevki Efendi uzun seneler, san'at aşkiyle Hâfız Osman ve İsmâil Zühdî'nin yazılarını tedkîk ederek ruhlarından feyz almış, onun bu teslîmiyet ve azmine ilâhi bir himmet de erişerek hattın bütün sırlarına vâkıf olmuştur. Kendisinin: "Yazıyı bana rüyâ âleminde öğrettiler." demesi, elde ettiği başarının Allah'tan olduğunun açık ifâdesidir. Muâsırı meşhur Hattat Sâmi Efendi onun hakkında; "Hattatların içinde kendi hâlinde, hâluk, san'atında mâhir olarak onu bilirim. Şevki Efendi fenâ yazmak istese yazamaz. Elinden fenâ hat çıkmaz." demiştir. Harbiye Nezâreti Mektûbî Kalemin'deki aslî vazîfesi yanından hayâtı boyunca Harbiye Nezâretine bağlı Menşe-i Küttâb-ı Askerî Mektebi'nde ve Yıldız'da II. Abdülhamid'in şehzâdelerine yazı hocalığı yaptı. Şeyh vâdisinde Hâfız Osman, İsmâil Zühdî ve Râkım'dan sonra gelen Mehmed Şevkî Efendi, sülüs ve nesih yazılarına en güzel nisbetlerle son şeklini vermiş, bütün İslâm dünyâsında benimsenen kendi üslûbunu ortaya koymuştur. Harflerdeki vuzuh, üslûbunun en önemli vasıflarındandır. Yetiştirdiği talebeleri arasında Filibeli Ârif Efendi (ö. 1327/1909), Fehmi Efendi (ö. 1915), Rifat Efendi (ö. 1949), Pazarcıklı Mehmed Hulûsi ve Ziyâeddin efendiler başta gelir. 13 Şaban 1304/7 Mayıs 1887'de vefat eden Şevki Efendi Merkezefendi Kabristanı'na defnolundu. Şevki Efendi, sanat dünyâmıza husûsî koleksiyon ve müzelerde bulunan mushaf, Delâilü'l-hayrât, hilye, levha, kıta ve murakka' şeklinde pek çok eser bırakmıştır. Kubbealtı Neşriyâtı arasında yayınlanan sülüs-nesih meşk murakkaı Şevki Efendi'nin hat sanatında kemâlini temsil eden en güzel eserlerindendir.

Memnune BİRKAN

1947 Yılında Kırıkkalede doğdu. Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından tezhip ve minyatürü, Kültür Bakanlığı Eğitim Dairesi bünyesinde açılmış olan kurslarda tanıdı ve sevdi. Atatürk Kültür Merkezinde 1988 yılında Sayın Bedia Altunbaşla 2 yıl tezhip çalıştı. Daha sonra rahmetli Ömer Faruk Atabekten minyatür dersleri almaya başladı. Bu arada 1992 yılından başlayıp 1997 yılına kadar süren köklü bir tezhip eğitimini İstanbulda hocaları Sayın CAHİDE KESKİNER ve Sayın SABİHA KOÇtan aldı. 1994 yılında Ankara Minyatür Kursunu “Usta Öğretici” belgesi alarak tamamladı. 1997 yılında düzenlenen Kültür Bakanlığı tezhip yarışmasında, Hilye-i Şerif konulu tezhibi ile TÜRKİYE BİRİNCİLİK ödülünü aldı ve Bakanlıktan gelen hocalık teklifi üzerine öğrendiklerini öğretme görevini üstlendi ve pek çok sanatçı yetiştirdi. 2005 – 2006 yıllarında 2 sene süren İstanbul Yıldız Sarayı Şale Köşkü kurslarına katılarak Sayın Cahide Keskiner başkanlığında Sayın Zehra Çekin ve Sayın Sabiha Koçun ihtisas sınıflarında 15. yy Babanakkaş ve 16. yy Kara Memi üzerinde çalışmalar yaptı. Çukurova Üniversitesi tarafından merhum Sakıp Sabancıya verilen fahri dokta belgesinin etrafına yaptırılan tezhibi, bugün Sabancı Müzesinde sergilenmektedir. Kendisi ödül aldıktan sonra, yetiştirdiği öğrencilerini de bu yarışmalara hazırladı. -1999 yılında iki öğrencisi, Ferhan Şenol ile Zehra Davarcı Kutluca; -2003 yılında öğrencisi Süheyla Kısaer; - 2005 yılında öğrencisi Meral İnceoğlu tezhip dalında Türkiye Birincisi oldular,  onlarla gurur duydu. Pek çok karma ve kişisel sergi açtı: - 1993 yılında Bodrum Haluk Elbe Sanat Galerisinde kişisel sergi açtı. - 1993 yılında 7. Devlet Tezhip Yarışmasında 2 eseri sergilendi. - 1994 yılında İstanbul Basın Müzesinde kişisel sergi açtı. - 1995 yılında 8. Devlet Tezhip yarışmasında 2 eseri sergilendi. - 1995 yılında İş Bankasının düzenlediği yarışmada 1 minyatürü sergilendi. - 1995 yılında Kadıköy Belediyesi Kültür Merkezinde Cahide Keskiner Grubu  olarak açılan sergi içerisinde yer aldı.  - 1995 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı İzfaş Sanat Galerisinde açıla uluslar arası  sergiye Türkiyeyi temsilen tezhip ve minyatürleri ile katıldı. - 1997 yılında 9. Devlet Tezhip Yarışmasında Birincilik Ödülü aldı. - 1997 yılında TEDAŞta kişisel sergi açtı. - 1997 yılında Galeri Z de kişisel sergi açtı. - 1998 yılında Osmanlının 700. kuruluş yılı etkinlikleri çerçevesinde Kıbrıs, İstanbul  ve Budapeştede açılan karma sergilere katıldı. -1998 yılında Cumhuriyetin 75. yıldönümü kutlamaları nedeniyle15 ilde açılan karmasergilere katıldı. -2001 yılında Devlet Tezhip Yarışmasında 2 eseri sergilendi. -2002 yılında Türkiye Kalkınma Bankası Sanat Galerisinda Memnune Birkan ve  Grubu olarak sergi açtı.  - 2003 yılında Türk Yılı nedeniyle Tokyo Şoto Müzesinde açılan sergiye 4 eseri ile  katıldı. -2004 yılında Ziraat Bankası Tunalı Hilmi Galerisinde kişisel sergi açtı. - 2004 yılında Devlet Konukevinde grubu ile birlikte sergi açtı. - 2005 yılında Kültür Bakanlığının 11 ilde açtığı “Hocalar Kış Karma Sergisi” ne  katıldı. - 2005 yılında Türk Haftası nedeniyle Halepte açılan sergiye katıldı. - 2006-2007 yıllarında Kültür Bakanlığı Hocalar Karma Sergisi ile eserleri 15 ilde  sergilendi. - 2007 yılında Memnune Birkan ve Grubu olarak Milli Kütüphanede karma sergi  açtı. 2008 – 2009 sergi programı içinde; 4 yıldır büyük bir emekle hazırlandıkları, sayın Hüseyin Kutlu ve Grubu tarafından yazılan “Allahın güzel isimlerinin” tek tek tezhiplendiği “Esma ül Hüsna sergisini” Ankara ve İstanbul da açmayı planlamaktadır. Sanatçı, Kasım 2008de davet üzerine Türkmenistanda bir sergi açacaktır. Bakanlık bünyesindeki ve atölyesindeki kurslarında 10 yıldır büyük bir sevgi ve özveri ile sanatçı yetiştirme gayreti içerisindedir.

Mukaddes CAN

1962 İstanbul doğdu. Tahsil hayatını İstanbul'da tamamladı. tezhib ve minyatür çalışmalarına 1986 yılında Kültür Bakanlığı'na bağlı Topkapı Sarayı Müzesi Türk Süsleme Sanatları Atölyesinde başladı. Buradaki çalışmaları üç yıl devam etti. Sanatçı; Cahide KESKİNER, Semih İRTEŞ, Mahmure ÖZ'den ders aldı. 1991 yılında Hocalarıyla birlikte Cağferağa Kültür Merkezinde tezhib dersleri vermeye başladı. 1992 yılında hocası Cahide KESKİNER Hanım efendinin görevlendirmesiyle Türk Edebiyatı Vakfında, aynı yıl da Erenköy İlim Yayma Cemiyetinde tezhib dersleri verdi. 2003 yılında Pendik Belediyesi Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezinde tezhib dersleri verdi. 1997 yılında kendisinden ders alarak tezhib sanatıyla tanışan öğrencisi Fidan YILMAZ ile 2000 yılından bu yana çalışmalarının birçoğunu birlikte gerçekleştirmiştir. Sanatçı 2009 yılında Cezayir Kültür Bakanlığı'nın organize ettiği Hat Tezhib ve Minyatür Sergisi'nde ödüle layık görüldü. Yurt içi ve yurt dışında bir çok koleksiyonda eseri bulunan sanatçı evli ve iki çocuk annesidir. Katıldığı Sergiler: 2010 / Konya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi 2009 / Cezayir Kültür Festivali Sergisi 2009 / İslam Eserleri Sergisi (İlim Yayma C.) 2008 / Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi 2007 / Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi 2006 / Maltepe Belediyesi Kültür Merkezi 2006 / Yıldız Sarayı Çit Kasrı 2005 / Beyler Beyi Sarayı (İlim Yayma C.) 2005 / Yıldız Sarayı Malta Köşkü (İlim Yayma C.) 2004 / Yeşilköy Siyenar Fuar Merkezi (İ.Y.C) 2004 / Pendik Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi 2003 / Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi Ankara 2003 / Topkapı Sarayı Müzesi (İ.Y.C) 2003 / Pendik Atatürk Kültür Merkezi 2002 / Taksim Sanat Galerisi Fetih Sergisi (İ.Y.C) 2001 / Cemal Reşitrey Kültür Merkezi 2000 / Beyoğlu Olgunlaşma Enstütüsü (İ.Y.C) 2000 / Doğancılar Köşkü Üsküdar (İ.Y.C) 2000 / Taksim Tarik Zafer Tunaya (İ.Y.C) 1999 / Feshane Festival Saaryı (İ.Y.C) 1998 / Yıldız Sarayı Çit Kasrı (İ.Y.C) 1997 / Feshane Festival Saaryı (İ.Y.C) 1996 / Pendik Atatürk Kültür Merkezi 1995 / Altunizade Kültür Merkezi (İ.Y.C.) 1994 / Çırağan Sarayı 1993 / Altunizade Kültür Merezi (İ.Y.C.) 1992 / Topkapı Sarayı Müzesi  1991 / İstanbul Basın Müzesi 1991 / Ankara Devlet Türk Sanatları Sergisi 1990 / Konya Mevlana Sergisi 1989 / Topkapı Sarayı Müzesi 1989 / Beyoğlu Sanat Galerisi 1987 / Ankara Kültür Bakanlığı Karma Sergisi

Murat SELAMET

1950 Eskişehir doğumlu olan sanatçı, 1968 de Haydarpaşa Teknik Lise Resim bölümünübitirdikten sonra Kadıköy Mimarlık Fakültesi'ne devam etmiştir. 1971 yılında özel sektörde idari kademelerde çalışmıştır.1994 yılında emekli olmuştur. 1997 yılına kadar Osmanlı minyatürleri konusunda sanatsal araştırmalara ağırlık vermiştir. 1998 yılında Keskiner atölyesinde tezhib ve minyatür çalışmalalarına başlamış, 2001 yılında T.C. Kültür Bakanlığı ,11. Devlet TürkSüsleme Sanatları yarışmasında minyatür dalında birincilik ödülü almıştır. (konu: Marmara depremi 1999) 2001yılında Kültür Bakanlığına bağlı, Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesi, iki yıllık tezhib eğitimini başarıyla bitirmiştir. 2003 yılında kendisi gibi sanatçı olan eşi ve arkadaşı ile birlikte Altın Oran Sanat Evi'ni kurarak, sanat çalışmalarına minyatürağırlıklı olarak burada devam etmektedir. Şimdiye kadar 45'den fazla karma sergiye katılan sanatçı, “Padişah Portreleri ve Tuğraları” adı altında yapılan ve Topkapı Sarayı'nda sergilenen 71 parçalı özel koleksiyonda 12 adet minyatürlü eseri bulunmaktadır. Sanatçının yurt içi ve yurt dışında ,diğer özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. Karma Sergilerden Seçmeler . 1998 Mevlana Sanat Etkinliği Konya 1999 Uzka Sanat Galerisi İstanbul  1999/2000 Feshane Festival Sarayı İstanbul 2000 Tuğra Sanat Galerisi İstanbul 2001T.C.Kültür Bakanlığı Ankara 2001T.C.Kültür Bakanlığı Mersin 2001 Toprak Bank Sanat Galerisi İstanbul 2001 Amasya Sanat Etkinlikleri Amasya 2001 Safir Sanat Galerisi İstanbul 2001 Topkapı Sarayı (Koleksiyon Sergisi) İstanbul 2002 Artev Sanat Galerisi İstanbul 2002 Seven Sanat Galerisi İstanbul 2003/2004 İst. Belediyesi Sergi Salonları İstanbul 2004 Atatürk Kütüphanesi İstanbul 2004 Veni Vidi Sanat Galerisi İstanbul 2006 Seven Sanat Galerisi İstanbul 2007 Palet Sanat Galerisi İstanbul 2007 Kalıcı Sergi “Seven Sanat Galerisi” İstanbul

Mustafa Bekir Pekten

Mustafa Bekir Pekten Bekir Pekten, İstanbul Sirkeci'de H. 1331 (1913) yılında Ağustos ayında doğmuştur. Babası ticaretle meşgul Sancaktaroğlu Mehmed Efendi, annesi Emine Hanım'dır. Dedeleri Kayseri Beyinin sancaktarlarındandır. İlköğrenimine Âşiyan İptidaîsinde başlamış, Reşid Paşa İlkokulunda devam etmiş, 1926 yılında beşinci sınıfa geçtiğinde ise babasının ticarethanesine yardım etmek için öğrenimini bırakmıştır. Babası ticareti bırakınca uzun süre şoförlük, oto radyatör tamirciliği ve yedek parça ticareti ile uğraşmıştır. 1934 yılından itibaren içinde hat sanatına karşı büyük bir istek olduğunu sezmiş, Reşid Paşa'da öğrenci iken dördüncü sınıfa kadar da rik'a dersleri aldığı, sahaflarda, çeşitli cami ve evlerde gördüğü yazıları aynen yazmaya özendiği için hat sanatında ilerlemeye karar vermiştir. 1945 yılında Hattat Bahir Yesarî'den ta’lik meşk etmiştir. Devlet Güzel Sanatlar Akademisine konuk öğrenci olarak devam etmiş, hattat Halim Efendi'den 1964'den itibaren o zatın vefatına kadar sülüs, nesih, muhakkak, tevkii reyhanî, rik'a yani icazet yazısı da olmak üzere şeş kalem denilen altı çeşit yazıyı öğrenmek için 17 yıl ders almıştır. Bir taraftan yazıya çalışırken bir ara nakliyecilik, bir zaman da kereste ihracatı işinde çalışmış, sonra Bağ-Kur'dan emekli olmuştur. Yazı yanında kağıt aharlamayı, mürekkep yapmayı, altın ezmeyi, yapıştırmayı, cetvel çekmeyi de öğrenmiştir. Barbaros türbesi kubbesinde, Irak'ta ve birçok ellerde yazıları vardır.  Hattat Necmeddin Okyay Efendi'den de ta’lîk ve sülüs celîsi öğrenmiştir. 1994 yılında vefat etmiştir. Kaynak: Başlangıçtan Günümüze Türk Hat Sanatı, Muammer Ülker, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1987.  

Muzaffer ECEVİT

1948 yılında Isparta’da doğdum. 1968 yılında Isparta Şehit Ali İhsan Kalmaz Lisesi’nden mezun oldum. Isparta’da orta okul yıllarında kitaplardan Osmanlıca okuma yazmayı öğrendim. Yine Lise yıllarında, Ispartalı Hattat Tenekeci Mehmet Efendiden celi sülüs çalıştım. Kendisi Isparta Ulu Camiinin yazılarını yazmıştı ve ben kendisini tanıdığım yıllarda doksan yaşını geçmişti. O beni sonradan İstanbul’daki Hattat Hamid’e yönlendirdi. 1969 yılında Üniversite okumak için İstanbul’a gelince bir yandan eski MTTB (Milli Türk Talebe Birliğinde) Osmanlıca kursları verirken, bir yandan da Hamid Bey’den sülüs ve nesih dersleri aldım. MTTB de Osmanlıca kursu verdiğimi duyan Mahir İz Hoca o yıl beni imtihan ederek kurs verme yetkisi verdi.. 1975 de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldum. 1970 yılında başladığım İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünün birinci sınıfından ikinci sınıfına geçtiğim yaz aylarında, Atatürk Üniversitesi öğretim üyelerinden, İslami İlimler Fakültesinin Kurucu Dekanı Prof. Dr. Kaya Bilgegil, bu fakültede Osmanlıca ve Hüsn-ü Hat dersleri okutmam için beni Erzurum’a davet etti. Eğitimim devam ettiği için gitmedim. 1976 de Uluborlu Lisesinde öğretmenlik yaptım. 1977 de tekrar İslami İlimler Fakültesinden gelen davet üzerine Erzurum’a gittim. Osmanlıca ve Hüsn-ü Hat okutmanı olarak Üniversiteye intisap ettim. 1988 de 19 Mayıs Ünv. İlahiyat fakültesinin davetiyle aynı dersleri okutmak üzere öğretim görevlisi kadrosuyla Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’ne geçtim. Samsunda görevim devam ederken 1991 de Selçuk Üniversitesinden ‘Sanatta Yeterlilik Belgesi’ aldım. 2000 yılında aynı Üniversiteden emekli oldum. Erzurumda görev yaptığım yıllarda, Ankara tezhip ekolünden gelen öğretim üyelerinden bir gurup ile tezhip çalıştım. Aynı gurupla Erzurumda bir hat ve tezhip ortak sergisi açtık. Bundan sonra; Erzurum Gez Mahallesi Camii, Erzurum Oduncular camii, Ve Erzurum Santral Mahallesi camilerinin hem kubbe ve kuşak yazılarını yazdım, hem de kalem işi süslemelerini kendim yaptım ve uyguladım. Bu cami işlerinde ben hem fırça kullandım hem de o güne kadar nakkaşların kullanmadıkları usuller kullanarak çalıştım: Önce yazılarımı ve motiflerimi kartonlara yazdım, çizdim. Sonra onları falçata ile keserek şablon haline getirdim. Sonra da duvara yapıştırıp, -tabelacılardan öğrendiğim- boya tabancasıyla, -kompresör yerine de küçük bir oksijen tüpü kullanarak- yazı ve motiflerimi duvara geçirdim. Bu usulle yazılar kamış kalemle yazılmış kadar düzgün çıkıyor. Samsunda görev yaparken de Samsun Zeytinlik Camiini aynı şekilde hem yazdım hem süsledim. 1999 yılında ‘Hat Sanatının estetik kuralları’nı anlatan 25 programlık bir belgesel yaptım. Samanyolu TV de 25 günde yayımlandı. 2000 yılından 2005 yılına kadar Kur’an-ı Kerimde ayetlerin sırasını konu alan bir çalışma yaptım ve ‘Kur’an Kendini Anlatıyor; Kur’anın İkili Simetrik Yapısı’ ismiyle kitaplaştırdım ve bu konuda yüze yakın konferans verdim. 2007-2011 arasında Klasik Türk Sanatları Vakfında hat ve Osmanlıca dersleri verdim. Aynı vakfın programları dahilinde konferanslar verdim. 2012 yılında da Bangladeş’in başşehri Dakka’da yapılan modern bir camiin yazılarını yazdım ve süslemelerini hazırladım. Ayrıca; Üniversitede göreve devam ettiğim yıllarda yaz aylarında Milli Eğitim Bakanlığının açtığı hizmet içi kurslarına Hüsn-ü Hat dalında öğretim Üyesi olarak katıldım. Her biri üç hafta süren bu kurslara yılda iki ayrı yerde kursa katılarak 15- 20 kursta görev aldım. Gerek fakülte derslerine, gerek hizmet içi eğitim kurslarına katılanlar arasından dünya çapında başarılı olan ve bugün de çeşitli üniversitelerde görev yapan veya serbest çalışan Hattat Ferhat Kurlu ve Hattat Adem Sakal gibi daha pek çok sanatkar olmuştur. Basılmış Kitaplarım: - Kur’an-ı Kerim Elifbası -Kur’an Kendini Anlatıyor: Kuran’ın İkili Simetrik Yapısı Basıma Hazır Kitaplarım: - Beynimizin buzları çözülürken.. (Akıl konusunda) - Hat sanatı Estetiği -Pratik Osmanlıca Rık’a Hattı Hazırlanan Konular: -Büyük Hattatların Celi Sülüs yazılarından hazırlanan bir ‘Celi Sülüs Rehberi’ -Sarayların Yazısı: Divani hattı

Müjgan BAŞKÖYLÜ

1963 yılında Eskişehir'de doğdu.1986 yılında İ.Ü.İşletme Fakültesininden mezun oldu.Ord.Prof.Süheyl Ünver atölyesinde Türk süsleme sanatları kursuna devam etti ve buradan bitirme çalışmasını katı' ile vererek icazet aldı. Gülbün Mesara başkanlığındaki Ünver nakışhanesinde katı' grubunda çalıştı.Halen TBMM Milli Saraylar bünyesi Eğitim Birimi Katı' atölyesinde ve Türk Klasik Sanatları Vakfı'nda Dürdane Ünver'le birlikte katı' dersleri vermektedir. Katıldığı karma sergiler; 2000 Cemal Reşit Rey –Karma tezhip ve minyatür 2000 Zeytinburnu Belediyesi Merkez Efendi Külliyesi-Karma tezhip ve minyatür 2001 Zeytinburnu Belediyesi Merkez Efendi Külliyesi-Karma tezhip ve minyatür 2001 Taksim Sanat Galerisi-Karma tezhip ve minyatür 2002 Zeytinburnu Belediyesi Merkez Efendi Külliyesi-Karma tezhip ve minyatür 2002 Ortaköy Kültür Merkezi –Karma tezhip,minyatür ve katı' 2002 Harbiye Askeri Müze-Karma tezhip, minyatür ve katı' 2004 Sivas D.G.S.Galeri Salonu- Karma taş bezeme sergisi 2005 Cerrahpaşa Tıp.Kültür Birimi-Karma taş bezeme sergisi 2005 Yıldız Sarayı Çit Kasrı-Divriği Ulucamii ve Şifahanesi taş bezemeleri 2006 Türk İslam Eserleri Müzesi-Erguvan Sergisi-Karma katı',tezhip ve minyatür 2006 Erciyes Ü.Sabancı Kültür Merkezi-Kayseri ve Anadolu Selçuklu tezyinatından örnekler 2007 Türk İslam Eserleri Müzesi-Erguvan ve Bahar Sergisi-Karma katı',tezhip ve minyatür 2007 Dolmabahçe Sarayı İdari Bina-Karma Türk Süsleme Sanatları Sergisi 2008 Türkiye Yazarlar Birliği İst.Şubesi-Karma “Erguvan ve Kiraz Sergisi” 2008 Mustafa Necati Kültür Merkezi-TBMM Sanatçıları karma sergisi Katı' çalışmalarının yer aldığı ilk kişisel sergisini 2007 yılında Beylerbeyi Sarayında açtı.

Münevver ÜÇER

Münevver üçer 1965 İstanbul doğumludur. Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Tezhib bölümü 1984 mezunudur. Mastır programını 1988 doktora 1992'de tamamlamıştır. Mastır tezi Türk sanatlarındaki Rumi motiflerinin incelenmesi üzerine doktora tezini ise 16-18. yüzyıllar arasında tezhib sanatında ekol olmuş sanatçıların karşılaştırması üzerine yapmıştır. 1994 yılındanberi Mimar Sinan Üniversitesi'nde tezhib dersleri vermektedir. Akademik kariyerinin dışında eşiyle birlikte kurmuş oldukları atölyede ders vermektedir. 1990 yılından beri sanat eserlerini karma ve çoğunlukla da kişisel sergilerle sergilemektedir. Sergileri yurt içi olduğu kadar yurt dışında USA,Fransa,Almanya,Belçika,Lüksemburg,Cezayir,Suriye gibi ülkelerde olmuştur.   SANATÇININ KATILDIĞI SERGİLER • 1990 yılında Almanya'da Kassel Güzel Sanatlar Yüksek Okulu ile Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin birlikte düzenlediği “Kas sel Sergisi”, Almanya 1990 • T.C. Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen “6. Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi” Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Ankara 1991 • Emin Barın ve Öğrencileri Sergisi, Mimar Sinan Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul • T.C. Kültür Bakanlığı “Topkapı Sarayı Geleneksel Türk Sanatları Kursu” Geleneksel Yıl Sonu Sergisi, İstanbul • Savaş Çevik Hüsn-ü Hat Sergisi, OTİM Ticaret Merkezi, İstanbul • Bereket zade İ.H.L.Y. Derneği, “Türk-İslam El Sanatları Sergisi” Yıldız Sarayı Sanat Galerisi, İstanbul Mayıs 1990 • Nilgün Şensoy Serttürk Koleksiyonu, “Osmanlı Padişah Fermanları'ndan Bir Kesit” Sergisi, Kile Sanat Galerisi, Bebek, İstanbul 1993 • “M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyeleri Sergisi” M.S.Ü. Osman Hamdi Salonu, İstanbul 1995 • 65. İzmir Enternasyonal Fuarı 2. Uluslararası Sanat Galerisi, İzmir 1996 • Serdar Gülgün Geleneksel Türk Sanatları Sergileri Koleksiyon Eserleri, Dolmabahçe Sarayı Sergi Salonu, KÜSAV Organizasyonu, İstanbul • ARTOLYA Fuarı KÜSAV Organizasyonu, Dolmabahçe Sarayı, İstanbul • Serdar Gülgün Koleksiyon Sergisi, Topkapı Sarayı, Alay Köşkü, İstanbul • Osmanlı'nın Kuruluşunun 700. yıldönümü nedeniyle Paris Aux Galeries La Fayette'de düzenlenen “İstanbul, Les Portes De L'orient” Sergisi, Paris, Fransa 1999 • M.S.Ü.Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından düzenlenen “Bir Geleneğin Temsilcileri” Sergisi, İstanbul Mart 1999 • “Çağdaş Gözle Mirasımıza Bakış” Sergisi, 9. Cumhurbaşkanı'nın himayelerinde, Çırağan Sarayı, İstanbul 2000 • Münevver Üçer, Tezhib Sanatı Sergisi, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Sanat Galerisi, İstanbul 2001 • “Geleneksel Sanatlarımızı Günümüzde Yaşatanlar” Sergisi ve Ödül Töreni, Yıldız Sarayı- Silahhane, İstanbul 2001 • “Fırçadan Akan Gizli Güç” Tezhib Sergisi, Seven Sanat Galerisi, İstanbul 2001 • “Fırçadan Akan Gizli Güç” Tezhib Sergisi, CRR Kongre ve Sergi Salonu, İstanbul Mayıs 2003 • Tophane-i Amire'de düzenlenen M.S.Ü.'nin kuruluşunun 120. yılı etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Öğretim Elemanları yapıtlarından oluşan Siyah - Beyaz Karma Sergi, İstanbul, Haziran 2003 • Geleneksel Türk Sanatlarında İlkler ve Öncüler Cumhuriyet Dönemi Sergisi, M.S.Ü. Resim ve Heykel Müzesi, İstanbul Kasım 2003 • Türk Dışişleri Bakanlığı ve Brüksel Başkonsolosluğu Organizasyonu, Belçika Conrad Otel Sıtkı Olçar-Çini & Münevver Üçer-Tezhib Sergisi, Brüksel, Nisan 2004 • İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Almaatı İstanbul Günleri, Almaatı-Kazakistan, Eylül 2004 • Odun pazarı Belediyesi Sıtkı Olçar-Çini & Münevver Üçer-Tezhib Sergisi, Eskişehir Ekim 2004 • Lâleler & Tuğralar Sergisi, İslâm Eserleri Müzesi, İbrahim Paşa Sarayı, İstanbul Şubat 2005 • Chicago Türk Festivali, Chicago Eylül 2005, • Lüksemburg İstanbul Kültür Günleri, ‘Günaydın Turquie' Organizasyonu, Lüksemburg Eylül 2005. • Lâle-i Münevveran Tezhib Sergisi, İslâm Eserleri Müzesi, İbrahim Paşa Sarayı, İstanbul Nisan 2006. • “Şam'da İstanbul Kültür Günleri”, Suriye Mayıs 2006. • “Mains, Gutenberg Müzesi, Türkiye Haftasonu”, Almanya Kasım 2006. • “Tiflis'te İstanbul Kültür Günleri”, Gürcistan Eylül 2006. • “Hoşgörü” Sergisi, İbrahim Paşa Sarayı, İstanbul, Aralık 2006. • ‘Gelenek'teki Gelecek' Üniversiteliler Günü Geleneksel Sanat Etkinliği, Hagen, Mart 2007 • Chicago Türk Festivali, Chicago Mayıs 2007 • Chicago Türk Festivali, Chicago Haziran 2007 • İslam dünyasında Minyatür ve Tezhib, Cezayir Kasım 2007 • ''Sevgiyi Arayış'' İbrahim Pasa sarayı İstanbul Kasım 2007 • ''Lale-i Münevveran'' sergisi Konya Aralık 2007 • Chicago Türk Festivali, Chicago 2008 • Tezhib sergisi Dışişleri bakanlığı Ankara 2008 • Tezhib ve Hat sergisi İstanbul Modern sanat galerisi İstanbul 2008 • “Mains, Gutenberg Müzesi, Türkiye Hafta sonu”, Almanya Ekim 2008 • Tüyap 27.İstanbul kitap fuarı "geleneksel kitap sanatları-bu günün ustaları" sergisi. Kasım 2008 • "Geçmişten günümüze geleneksel sanatlar" öğrenci ve öğretim elemanları sergisi . Kasım 2008  •Bilkent Üniversitesi sergi salonu Lotus kadınlar grubu sergisi. Ankara Kasım 2008 • Cezayir Kültür Bakanlığı Uluslar arası tezhib ve minyatür yarışmasında jüri üyeliği.Cezayir Kasım 2008  KONFERANSLAR  -Büyük Şehir Belediyesi Kültür işleri daire başkanlığı,kültürel faaliyetler çerçevesinde yapılan konferanslar .Kızlar ağası medresesi. İstanbul 2006-2008 -Klasik Türk Sanatlarında Tezhib  -Kutsal çiçekler (lale,karanfil,gül) -Türk İslam Sanatları Müzesi Orijinal Yazma Eserler Analizi.1

Naciye SUBAŞI

1960 yılında İstanbul'da doğdu. Sanat çalışmalarına 1980 yılında İstanbul'da Kubbealtı Akademisi Tezhib Nakışhanesi'nde başladı. Burada Prof. Çiçek Derman'ın derslerine devam etti. Daha sonra T.C. Kültür Bakanlığı'nın Topkapı Sarayı'nda açtığı Nakışhane'den mezun oldu (1984). Türk Tezhip ve kalem işi sanatlarında Osmanlı klasik üslubunu yeni bir anlayışla yorumlayıp günümüze taşımaya çalışan sanatçı, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi ve hat sanatçısı olan eşi Prof. Dr. Hüsrev Subaşı ile birlikte Kahire (1987), Dubai (1990, 2002, 2004, 2006, 2007), Tunus (1994), Cidde (1995, 2001), Berlin (1999), İstanbul (2001, 2002),Tahran (2005) ve TokyoÂ’da ( 2005) kişisel sergiler açtı. Çırağan Sarayında 2003 ve 2004 Ramazan ayları boyunca eserleri teşhir edildi. Ayrıca Geleneksel Türk Sanatları alanında Türkiye'de düzenlenen devlet sergileri de dahil 40'a yakın karma sergiye iştirak etti. Sanatçı, Uluslararası Al-Burda Yarışmasında III.lük ödülü aldı. (UAE-2008) Ayrıca bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası Al Mahabba Awards yarışmasında da Grafik Art dalında birincilik ödülü almıştır.(Abu Dhabi-2008) Klasik malzemeyi çağdaş bir anlayışla günümüze aktaran sanatçı, renk ve motif anlayışı yanında tasarım düşüncesine getirdiği yorumlarla da dikkat çekmektedir. Türkiye de Katıldığı Sergiler:  *1985 Haziran İSTANBUL Topkapı Sarayı Müzesi *1986 Kasım ANKARA Kültür Bakanlığı SanÂ’at Galerisi “I. Devlet Geleneksel Türk El SanÂ’atları Sergisi” *1990 Nisan İSTANBUL Beyoğlu Belediyesi SanÂ’at Galerisi “Kitaplarda Yaşayan Genelek Sergisi” *1990 Mayıs İSTANBUL Yıldız Sarayı “Türk İslâm El SanÂ’atları Karma Sergisi” *1990 Aralık BURSA B. Belediye SanÂ’at Galerisi “Hat ve Süsleme SanÂ’atları Sergisi” *1991 Eylül İSTANBUL Topkapı Sarayı “Geleneksel Türk İslâm El SanÂ’atları Sergisi” *1992 Haziran İSTANBUL Yıldız Sarayı “Karma Türk Hat ve Süsleme SanÂ’atları Sergisi” *1994 Mayıs İSTANBUL Yıldız Sarayı Çit Kasrı (IRCICA), “Karma Hat ve Tezhib Sergisi” *1995 Mart İSTANBUL Artemis SanÂ’at Merkezi “Günümüz Hat Ustalarından“ Karma Sergisi *1995 Nisan İSTANBUL Eyüp Kültür Merkezi, “Karma Resim Hat Tezhib Sergisi” *1995 Haziran BURSA T İEM “Geleneksel Türk Hat ve Süsleme Sanatları Karma Sergisi” *1995 Ağustos GÖLCÜK “Hat ve Süsleme SanÂ’atları Sergisi”  *1995 Ağustos KÜTAHYA / Tavşanlı MYO Sergi Salonu “Karma Hat ve Resim Sergisi”  *1996 Ocak-Şubat İSTANBUL Artemis SanÂ’at Merkezi “II. Günümüz Hat ve Tezhip Ustalarından” Karma Sergisi. 1996 Nisan İSTANBUL Birlik Vakfı Sergi Salonu “Hat ve Süsleme Sanatları Karma Sergisi” *1997 Ocak İSTANBUL Artemis SanÂ’at Merkezi “III.Günümüz Hat ve Tezhib Ustalarından” Karma Sergisi * 1997 Mart İSTANBUL CRR Fuayesi “Geleneksel Türk İslam Sanatları Karma Sergisi” *1997 Mayıs İSTANBUL A.Zade Asya Finans Sanat Galerisi “Eskimeyen Güzellikler” *1998 Ekim İSTANBUL Tuzla Kültür Merkezi “Gül Konulu Resim Fotoğraf Hat Tezhip Ebru Sergisi” *1999 Haziran- Temmuz İSTANBUL Fierra Sanat Galerisi “Gül Konulu Karma Sergi” *2001 Nisan İSTANBUL AKSM “Geçmişten Geleceğe” Kişisel Sergi *2002 Ağustos- Eylül İSTANBUL AKSM “Katibim Şenliği Karma Hat Tezhip Ebru Sergisi” *2002 Ekim İSTANBUL CNR (Dünya Ticaret Merkezi) IX. Uluslar arası MÜSİAD Fuarı  *2003 Ocak İSTANBUL AKSM “Sanatçı Kadınlar Grubu Karma Sergisi” *2002 Kasım İSTANBUL Çırağan Sarayı “Türk Hat ve Süsleme Sanatları Sergisi” *2003 Ekim İSTANBUL Çırağan Sarayı-Türk Hat ve Süsleme Sanatları Sergisi  *2003 Mayıs İSTANBUL Taksim Sanat Galerisi - “İstanbul Sanatı Hat” adlı Karma Sergi. *2003 Mayıs İSTANBUL AKSM “Klasik Türk Sanatları (Karma) Sergisi”  *2003 Haziran İSTANBUL Taksim “İstanbul Sanatları Fuarı Hat ve Süsleme Sanatları Sergisi“ *2006 Ekim İstanbul Müsiad Fuarı *2006 Ağustos İstanbul ÜsküdarÂ’ın Ustaları Sergisi *2007 Nisan Maltepe Sanatçı Kadınlar Girişim Gurubu Sergisi Yurtdışında katıldığı Sergiler: *1985 Mayıs KIBRIS - Lefkoşe Atatürk Kültür Merkezi - “Resim Heykel Seramik ve Hat Sanatları Karma Sergisi”. *1987 Eylül KAHİRE Qasr al-Manial “Geleneksel Türk SanÂ’atları Sergisi”  *1992 Mart DUBAI “The Exhibition of Traditional Calligraphy and Gılding Art”  *1994 Ağustos İSTANBUL / Topkapı Sarayı, “Japon ve Türk Hattatları Karma Sergisi” *1994 Eylül TUNUS / ZAGHOUAN (CEROMDI), “LÂ’Exhibition des Arts de Calligraphie et dÂ’Ornements Traditionnels Turcs”  *1995 Ocak JEDDAH / Al Hamra Commercial Center, “The Exhibition of Türkish Calligraphie and Gılding Art”  *1996 Haziran ISTANBUL İTÜ Â“The Exhibition of Traditional Calligraphy and Gılding Art”  *1999 Mart BERLİN , The Exhibition of Traditional Calligraphy and Gılding Art *2002 Kasım - Aralık BAE Sharjah Art Museum “The Arabic Calligraphy Art Exhibition / Uluslararası Hat Sanatları Sergisi” *2001 Ekim JEDDAH International Exhibition &Convention Centre “Türk Süsleme ve Hat Sanatları Sergisi“ *2004 Eylül DUBAİ Â‘Index FairÂ’Â’ *2005 December, TAHRAN ‘’ Quranic Art ExhibitionÂ’Â’ *2005 Januarry, TOKYO ‘’ Turkish ArtsÂ’Â’ *2006 April, DUBAİ Â‘Â’Antique and Art FairÂ’Â’ *2007 Şubat, DUBAİ Â‘Â’International Exhibition of the Arabic Calligraphy ArtÂ’Â’ *2008 March, ABU DHABİ''Al Burdah Awards'' Exhibition *2008 Nisan, ABU DHABİ ''Al Mahabba Awards'' sergisi

Nilay KAPLAN

1955 Eskişehir doğumluyum. İlk orta lise üniversite tahsilimi İstanbul'da tamamladım, 1979 yılında Yabancı Diller Yüksek okulu -ingilizce bölümünden mezun oldum. 21 yıl finans sektöründe çalıştım ve emekli oldum. 2000 yılında Cahide Keskiner atölyesinde Sabiha Koç ile tezhip çalışmalarına başladım,atölyeye devam ederken, 2003 yılında Kültür Bakanlığına bağlı Aziz Berker ilçe halk kütüphanesindeki tezhip eğitimine katılmaya hak kazandım ve 2 yıllık tezhip eğitimini basarıyla bitirdim. 2005 -2007 Üsküdar Türk İslam Eserleri kurs merkezinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim görevlisi Dr. Münevver Üçer Tezhipte İhtisas sınıfına 3 yıl devam ettim ve basarıyla bitirdim. 2008 yılında Klasik Türk Sanatları Vakfında Dr Münevver Üçer ile tezhip çalışmalarına devam ettim. 2009 yılında Üsküdar Türk İslam Eserleri kurs merkezinde Dilek Yerlikaya ile minyatür çalışmalarına başladım. Bağlarbaşı Kültür Merkezinde Mimar Sinan Üniversitesi öğretim görevlisi Taner Alakuş ve Dilek Yerlikaya ile birlikte minyatür çalışmalarıma devam etmekteyim. Katıldığım karma sergilerden bazıları; 2010 Nisan Taner Alakuş ve öğrencileri FA-SILA minyatür sergisi - Bağlarbaşı Kültür Merkezi 2010 Şubat Klasik Türk Sanatları Vakfı -İstanbul Minyatürleri koleksiyonu sergisi-Altunizade Kültür Merkezi 2009 Haziran İsmek feshane festival sarayı elsanatları fuarı sergisi 2009 Ocak Gökkuşağı kadın platformu lotus kadın sanatçılar grubu -klasik sanatlar karma eserleri sergisi Altunizade Kültür Merkezi 2008 Aralık uluslararası "işte kadın" kongresi kapsamında düzenlenen,"sanatta kadın klasik Türk sanatları" sergisi Bilkent Oteli Ankara 2008 Haziran İsmek feshane 11.genel sergisi 2007 Haziran İsmek el sanatları festivali karma tezhip sergisi

Nilgün GENCER

İstanbul'da doğdu. 1971-1979 yıllarında hocası Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in Tıp Tarihi Kürsüsü'ndeki Geleneksel Türk Sanatı derslerine katıldı. Azade Akar, Melek Antel, Cahide Keskiner ve Ülker Erke'den Minyatür dersleri aldı.  1976 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Türk Süsleme Sanatları Bölümü'nden diploma aldı. 1989-1991 yıllarında Antalya bölgesi'nde Türk Süsleme ve minyatür sanatını tanıtıcı faaliyetlerde bulundu ve dersler verdi. 1992 yılında Cerrah Paşa Tıp Fakültesi Deontoloji anabilim dalında devam eden Türk süsleme Sanatlarından onur belgesi aldı. Yurtiçi ve yurtdışında 37 Karma Sergiye katıldı. Minyatürleri Türkiye Aile Planlaması “TAP” Vakfı tarafından kartpostal olarak basıldı.  Şişli Atatürk Müzesi, İstanbul Matematik Araştırma Enstitüsü, Basın Müzesi'nde ve Samsun Çarşamba Müzesi'nde eserleri bulunmaktadır. Minyatürleri Almanya ve Amerika'da özel koleksiyonlarda yer almaktadır. 1989 yılından günümüze Türkiye'de yaşamış olan bütün uygarlıkların izlerini taşıyan belgesel nitelikli çağdaş minyatürler yapmaktadır. Kişisel Sergileri, 1976 Sanat ve Antika Fuarı, Hilton, İstanbul 1980 Uluslararası Moda Festivali Geleneksel Motifler, Hilton, İstanbul 1982 Uluslararası İhracat Fuarı ipek, deri ve güderi, üzerine çizdiği özgün motifler, Tüyap 1992 Basın Müzesi, İstanbul 1992 Galeri Ansan, Antalya 1994 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Temel Bilimler Sergi Slaonu-İstanbul 1996 Gül Mine Sanat Galerisi, İstanbul 2004 Hürriyet Medya Towers, İstanbul

Nilgün GENCER

İstanbul'da doğdu. 1971-1979 yıllarında hocası Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in Tıp Tarihi Kürsüsü'ndeki Geleneksel Türk Sanatı derslerine katıldı. Azade Akar, Melek Antel, Cahide Keskiner ve Ülker Erke'den Minyatür dersleri aldı.  1976 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Türk Süsleme Sanatları Bölümü'nden diploma aldı. 1989-1991 yıllarında Antalya bölgesi'nde Türk Süsleme ve minyatür sanatını tanıtıcı faaliyetlerde bulundu ve dersler verdi. 1992 yılında Cerrah Paşa Tıp Fakültesi Deontoloji anabilim dalında devam eden Türk süsleme Sanatlarından onur belgesi aldı. Yurtiçi ve yurtdışında 37 Karma Sergiye katıldı. Minyatürleri Türkiye Aile Planlaması “TAP” Vakfı tarafından kartpostal olarak basıldı.  Şişli Atatürk Müzesi, İstanbul Matematik Araştırma Enstitüsü, Basın Müzesi'nde ve Samsun Çarşamba Müzesi'nde eserleri bulunmaktadır. Minyatürleri Almanya ve Amerika'da özel koleksiyonlarda yer almaktadır. 1989 yılından günümüze Türkiye'de yaşamış olan bütün uygarlıkların izlerini taşıyan belgesel nitelikli çağdaş minyatürler yapmaktadır. Kişisel Sergileri, 1976 Sanat ve Antika Fuarı, Hilton, İstanbul 1980 Uluslararası Moda Festivali Geleneksel Motifler, Hilton, İstanbul 1982 Uluslararası İhracat Fuarı ipek, deri ve güderi, üzerine çizdiği özgün motifler, Tüyap 1992 Basın Müzesi, İstanbul 1992 Galeri Ansan, Antalya 1994 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Temel Bilimler Sergi Slaonu-İstanbul 1996 Gül Mine Sanat Galerisi, İstanbul 2004 Hürriyet Medya Towers, İstanbul

Orhan ALTUĞ

1974 Afyonkarahisar doğumludur. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Hat Ana Sanat Dalından mezun oldu. Yüksek Lisansını ÇOMÜ Sosyal Bilimler Ens. Sanat Tarihi Bölümünde yaptı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde 10 yıl görev yaptı. Halen Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümünde Öğretim elemanı olarak çalışmaktadır. Hat çalışmalarını Hattât Yrd. Doç. Dr. Mehmet Memiş ile sürdürmektedir. Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitabında (Proceedings) basılan bildiriler: 1. Uluslar Arası Düşünce Ve Sanatta Mevlana Sempozyumu 25–28 Mayıs 2006 “Mevlevihanelerde Hat Sanatı ve Gelibolu Mevlevîhânesi Yazıları” ÇANAKKALE 2. II. Uluslar arası Türk Kültür Evreninde Alevilik ve Bektaşilik Bilgi Şöleni 17–19 Ekim 2007 “Hacı Bektâş-I Velî Türbesindeki Hat Sanatı Örnekleri Üzerine Bir Değerlendirme” ANKARA 3. I. Uluslar Arası Akşehir Kongresi 20 Kasım 2008 “Minyatürlerde Nasreddin Hoca Teması” AKŞEHİR 4. Uluslar arası Disiplinler arası Kadın Kongresi 5–7 Mart 2009 “Yerel Yönetimlerin El Sanatları Perspektifinde Kadın Eğitimi Ve Sakarya Örneği Üzerine Bir Değerlendirme” SAKARYA Ulusal bilimsel toplantılarda sunulan ve bildiri kitaplarında basılan bildiriler: 1. VII. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu 18- 20 Nisan 2005  "Afyon Mevlevîhânesi'nde Bulunan Levhaların Hat Sanatı Bakımından Değerlendirilmesi ve Eserlerin Bugünkü Durumu” AFYONKARAHİSAR 2. Çanakkale İli değerleri Sempozyumu 25–31 Ağustos 2008 “Gelibolu Mevlevihanesi Kubbe Kuşağında Yer Alan Ta'lik Hatların Restorasyon Sonrası Durumu Ve Yazıların Yeniden Yazılması İçin Uygulamalı Öneriler” Gelibolu/ ÇANAKKALE DİĞER YAYINLAR : SEMİNER, KONFERANS VE PANEL 1. “Hat Sanatında Yazı Çeşitleri Ve İstif Örnekleri” 09.04. 2003 G. S. F. Multivizyon Salonu ÇANAKKALE (Seminer) 2. “Hat Sanatı” 21 Nisan 2004 Terzioğlu Konferans Salonu  ÇANAKKALE(Seminer) 3. “Türk İslâm Mimarîsinde Hat Sanatı ve Kitâbeler” 05.05.2004 Terzioğlu Konferans Salonu ÇANAKKALE(Seminer) 4. Mevlana'yı Anma Gecesi “Mevlânâ Ve Mevlevîlikte Sanat Anlayışı”  17 Aralık 2002 S. Demirel Konferans Salonu ÇANAKKALE (Konferans) 5. Kutlu Doğum Haftası Programı “Hat Sanatında Hz. Muhammed Teması Ve Hilye-i Şerîfler” 01 Mayıs 2004 Mehmet Akif Ersoy Salonu ÇANAKKALE (Panel) 6. Ahilik Haftası Etkinlikleri “Geleneksel Türk El Sanatlarına Yeni Yaklaşımlar” 16 Ekim 2008 SESOB Konferans Salonu SAKARYA (Konferans) KİŞİSEL SERGİLER 1. ULUSAL 1. Anzak Günü, Hat Sergisi 24 Nisan 2002 Eski Rektörlük Binası ÇANAKKALE 2. Geleneksel Türk El Sanatları Sergisi Manisa Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Etkinliği (Yrd. Doç. Belgin PEKPELVAN ile birlikte) 15 Mayıs 2006 Yenihan, MANİSA ULUSLAR ARASI KİŞİSEL SERGİ 1. Avrupa Birliğine Giriş Sürecinde Din Boyutu Konulu Uluslar arası Sempozyum Etkinliği, Hat-Tezhip ve Minyatür Sergisi. 17 Eylül 2001 Terzioğlu Kampusü (Doç. Ayşe ÜSTÜN ile birlikte) ÇANAKKALE KARMA SERGİLER ULUSAL SERGİLER 1. Türk Amerikan Derneği Hat- Tezhip Sergisi , İzmir,1995 2. Mevlana Etkinlikleri Çerçevesinde Hat-Tezhip-Minyatür Sergisi, Konya, 1995 3. Dünden Bugüne Geleneksel Türk El Sanatları Sergisi, Çanakkale, 2002 4. Geleneksel Türk El Sanatları Sergisi, Sakarya, 2002 5. 43.Uluslar arası Nasrettin Hoca Festivali Karma Sergisi, Akşehir, 2002 6. ÇOMU 10. Yıl Etkinlikleri G.S.F. Öğretim Elemanları Sergisi, Çanakkale, 2002 7. ÇOMÜ Kültür Evi Açılış Sergisi, Çanakkale, 2003 8. 6. Gökçeada Film Fes. Etkinlikleri, G.S.F. Öğr. Elemanları Ser., Gökçeada, 2003 9. Açılış Sergisi, ÇOMÜ GSF Öğretim Elemanları Sergisi, Çanakkale, 2003 10. Öğr. Elemanları Sergisi 2003-2004 öğretim yılı Açılış Sergisi, Çanakkale, 2003 11. Cumhuriyetin 80. yıl Kutlamaları Ece Saray Hoteli / Fethiye, 2003 12. Öğr. Elemanları Sergisi Zafer Haftası Kutlamaları, ÇOMÜ Kültürevi, 2004 13. Kurtuluş Haftası Etkinlikleri Sergisi, Gelibolu, 2004 14. 13–24. Şubat.2007 Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Elemanları ve Öğrencilerinin, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörlük Sanat Galerisi'nde açmış oldukları Karma Sergi. 15. 05-07.Mart 2007 Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Elemanları ve Öğrencilerinin,Kayseri Erciyes Üniversitesi Mustafa Çıkrıkçıoğlu Meslek Yüksek Okulu'nun Geleneksel Türk El Sanatları Kulübü tarafından gerçekleştirilen ‘El Sanatları Sergisi ve Paneli, Ebru Sanatının Uygulamalı Anlatımı' konulu organizasyon kapsamında açılan Karma Sergi. 16. 08.Mart.2007 Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Elemanları ve Öğrencilerinin, Sakarya Üniversitesi, Süleyman Demirel Kütüphanesi'nde ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü' etkinlikleri içinde açmış oldukları ‘Geleneksel Türk El Sanatları' konulu Karma Sergi. 17. 02–07. Temmuz 2007 Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Öğretim Elemanları ve Öğrencilerinin, Sakarya Üniversitesi, Süleyman Demirel Kütüphanesi'nde '15. Kuruluş Yıldönümü' etkinlikleri içinde açmış oldukları ‘Geleneksel Türk El Sanatları' konulu Karma Sergi. ULUSLARARASI SERGİLER 1. Türk Festivali Etkinlikleri, Dallas, U.S.A., 05.10.2002 2. Geleneksel Türk Günü, Houston, U.S.A., 12.10.2002 3. Türk El Sanatları Sergisi, La Rochelle, FRANSA, Nisan 2003 4. Romanya'da Türk Kültürü'nün İzleri, Köstence, ROMANYA 2005  5. I. Uluslar arası Güzel sanatlarda Selçukludan Günümüze Geleneksel Konya El Dokumalarından Esintiler ve Mevlânâ Bienali Konya, TÜRKİYE 12-15 ekim 2008 6. I. Uluslar arası Selçukludan Günümüze Akşehir Kongresi ve Sanat etkinlikleri 20,21 Kasım 2008 Akşehir / Konya, TÜRKİYE 7. Kültür Coğrafyamızda Hz. Muhammed (Uluslar arası Sempozyum) Geleneksel Türk Sanatları Sergisi 07 Mart 2009 Sakarya

Osman ÇİÇEK

1982 yılında Erzurum'da doğdu. İlköğretimi bitirdikten sonra Fatih Kur'an Kursunda hafızlığını tamamladı. Kur'an Kursunda 2 yıl Arapça eğitimi aldı. İstanbul İmam Hatip lisesinden sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun oldu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Geleneksel Türk Sanatları Hat dalında Yüksek Lisans yaptı.   Hat sanatına Fatih Kur'an Kursunda başladı. 1996 yılında Abdullah Gün hocayla ilk nesih derslerine başladı. İmam Hatip lisesini bitirdikten sonra 2000 yılında Ahmet Zeki Yavaş hocayla nesih ve sülüs derslerine başladı. Ahmet Zeki Yavaş hocayla birkaç yıl nesih ve sülüs meşk ettikten sonra Davut Bektaş hocaya devam etti. Davut Bektaş'tan sülüs, nesih ve rika yazılarını tamamladı. Halen Davut Bektaş hoca ile kompozisyon çalışmaları yapmakta. Yüksek lisans danışmanı Prof.M.Hüsrev Subaşı hocayla beraber eski dönem ve yakın dönem hat çalışmalarını inceleyerek etüt yapmakta. 4 yıl Kütahya Evliya Çelebi Vakfı'nda hat dersi verdi. 2008 yılından beri Pendik Neyzen Tevfik Kültür Merkezi'nde hat dersi vermektedir. Bir süre Süleymaniye ve Fatih Camii hat yazıları restorasyon işlerini yaptı. 2008 yılında Pendik Neyzen Tevfik Kültür Merkezi’nde karma sergiye katıldı. 2009 yılında Kütahya Evliya Çelebi Vakfı'nda şahsi sergi açtı. 2011 İSMEK Branş Yarışması hat dalında birincilik ödülü aldı.  16. Devlet Türk Sanatları Yarışmasında eseri sergilendi.  2012 Albaraka hat yarışmasında sülüs nesih mansiyon ödülü aldı. 2013 IRCICA hat yarışmasında nesih dalında mansiyon ödülü aldı. 2013 Abudabi Kültür Bakanlığının organize ettiği mushafı şerifin 22. Cüzünü sülüs nesih yazmıştır.

Osman ÇİÇEKDAĞI

1971 Konya-Hüyük doğumlu.İlk ve Orta öğrenimini Hüyük'te tamamladı.1996'da Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhib Anasanat Dalı'ndan Bölüm ve Anasanat Dalı birinciliği ile mezun oldu.  1996-1997 yılları arasında Tekstil Tasarım üzerine çalışmıştır.  1997 Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Sanat Tarihi Bölümü Yüksek Lisans Öğrenimine devam etmektedir.  Bugüne kadar yurtiçinde birçok karma sergiye katılan sanatçının yurtiçi ve yurtdışında özel kolleksiyonlarda eserleri yer almaktadır.  1998 de İzmir İzfaş Sanat Galerisi'ne Tezhib kursları veren sanatçı  Halen eşi Fatma Erdem Çiçekdağı ile birlikte Didim de kendi atelyelerinde çalışmalarını sürdürmektedir. KATILDIĞI SERGİLER:  *1994 İstanbul Harbiye Askeri Müzesi Galeneksel Türk El Sanatları sergisi.  *1995 Sekizinci Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasına katılarak iki adet minyatür çalışması sergilenmeye değer görüldü.  *1996 İzmir Sabancı Kültür Merkezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bölüm birincilleri karma sergisi.  *1996 Side Geleneksel Türk El Sanatları Karma Sergisi.  *1998 İzmir İtalyan Kültür Merkezi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü öğrenci sergisi.  *Nisan 1999 Söke Magnesia Sanat Galerisi İlk Kişisel Tezhib sergisi.  *2000 İzmir İzfaş Sanat Galerisi Geçmişten Günümüze Antikalar sergisi.  *2000 yılından itibaren 21 YY. ANTİKALARI SERGİLER zincirinde eserleri yer almaktadır.

Osman ÖZÇAY

Trabzon’un Çaykara ilçesinde doğdu (1963), ilk ve orta tahsilini ağabeyi ile (Mehmet Özçay ) beraber Gerede’de ikmal etti. 1980 yılında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’nde iki yıl okuduktan sonra öğrenimini Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine nakletti ve oradan mezun oldu(1986). Hat sanatına karşı önceleri hususi bir ilgisi bulunmazken, 1982’de ağabeyinin Fuat Başar’a ilk gidişinde yanında bulundu ve o anda duyduğu bir arzuyla o da, sülüs meşkine başladı ve meşkini tamamlayarak sülüs - nesihten icazet aldı. İstanbul’a geldiğinde tanıştığı M. Uğur Derman’dan çok istifade etti. Onun kendisine verdiği Sami Efendi’ye ait Yeni Cami Sebili kitabesi kalıplarının sureti, Osman Özçay’ın celi sülüste en büyük rehberi oldu. İslam Konferansı Teşkilatı’na bağlı İslam Kültür Mirasını Koruma Komisyonu’nun sekreterliğini yapan İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)’nin düzenlemiş olduğu birinci (1986) ve ikinci (1989) milletlerarası hat müsabakalarında, başta Celi Sülüs ve Sülüs dalları olmak üzere, çeşitli dallarda ikincilik, üçüncülük derecesinde toplam 5 mükafat kazandı. 1997’de  Kuveyt Şehit Bürosunun düzenlediği “Şehit Kültür Yarışması”nda birincilik ödülü aldı. Ağabeyi Mehmet Özçay’la beraber 1996’da İstanbul’da, 1998 Abu Dhabi’de, 1999 Sharjah’da, 2003 Dubai’de özel sergiler açtı. Dubai’de, Turizm ve Ticari Pazarlama Dairesinin IRCICA ile birlikte 2003, 2004, 2005’te  tertip ettiği sergilere, 2003 Tokyo hat sergisine, 1997,2006 Tunus Arap Hattı Günlerine katıldı. Ayrıca birçok yurt içi ve yurt dışı sergilere iştirak etti. Özel koleksiyonlarda ve müzelerde yer alan eserlerini klasik anlayışa göre sülüs, celi sülüs, nesih ve muhakkak ile yazmaktadır.

Ömer Faruk DERE

1973’de İstanbul’da doğdu. İstanbul’da ilk, orta ve lise öğreniminin ardından 1992 yılında kaydolduğu Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden 1997’de mezun oldu. Aynı okulda başladığı Türk-İslam Sanatları yüksek lisans eğitimini 2001 yılında “Hat Sanatında Hâfız Osman Efendi ve Ekolü” başlıklı tezini vererek tamamladı. Lisans ve yüksek lisans eğitimi sırasında ülkemizin sanat ve sanat tarihi sahasında uzman, güzide hocalarından birebir dersler aldı. Fakülte yıllarında başladığı sanat faaliyetlerine aralıksız olarak devam etmektedir. 1996 yılında Hikmet Barutçugil’in hocalığında başladığı ebrû eğitimini 1998 yılına kadar devam ettirdi. 1996 yılında tanıştığı hattat Mehmet Özçay’dan hat dersleri almaya başlayan Dere, bu üstattan sülüs ve nesih yazıları ayrıca Savaş Çevik’ten de kaligrafi öğrendi. Prof. M. Uğur Derman’dan klasik sanatlarımızla ilgili çok istifade etti. Eserleri başta 1997’de “Uluslararası Ebrû Kongresi Sergisi, 2010 AKB ajansı “Bugünün Ustaları” sergileri ve beş şahsi sergi olmak yirmi dört ulusal ve uluslararası sergide teşhir edildi. Sanatçının yurt içinde ve yurt dışında özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. Ayrıca atölyesinde ebrû, hat ve kaligrafi sanatlarının yanında, Hat sanatına yardımcı branşlardan âhar, kağıt boyama, murakka’ germe, eski eser restorasyonu ile de meşgul olmaktadır. Araştırma konusu itibariyle gerek Başbakanlık Osmanlı Arşivi gerekse Topkapı Sarayı Arşivi’nde çalışmalarda bulundu. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi ve Haluk Perk Müzesi’nde Türk-İslam sanatları uzmanlık görevlerini üstlenen Dere, on yıldır görev yaptığı İBB Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları İSMEK´te ebrû ve kaligrafi sanatları hocalığı ve aynı branşların zümre başkanlığı vazifelerinin yanısıra İstanbul ve İzmir’de iki merkezde de hüsn-i hat dersleri vermektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi´nin “Özürlülülerin Toplum İçinde Rehabilitaosyonu” projesinde ebrû ile rehabilite ve İSMEK organizasyonu olarak Kartal H tipi Ceza İnfaz Kurumu´nda tutuklu ve hükümlülere yönelik ebrû çalışmalarını yürüten eğitimci-sanatçı Ömer Faruk Dere, kendi yetiştirdiği ekibiyle beraber “Ateşte Pişti Suya Düştü/ Klasik devir Çini Sanatımızdan Akkâse Ebrular”, “Hattı Pervaz Eden Ebrular/Ebru Sanatında Taklit” ve “Suda Düşlenen Taşlar/Osmanlı Mezar Taşları Desenlerinden Akkâse Ebrular”, “Celî ebrûlar” projelerini gerçekleştirdi. 2012 yılı içinde üstat Etem Çalışkan’la birlikte “Kaligrafi Sergisi”ni ve “Saklı Cennetten Bir Demet” ebrû sergilerini açtı. 2011 Ramazan ayında İBB standında ay boyunca uygulamalı sanat faaliyetlerini yürüttü. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Uganda, Suriye, Ukrayna, Singapur ve Fas’ta ebrû ve hat gösterileri yapıp sergiler açtı. Sanat yarışmalarında jüri üyeliklerinde de bulunan Dere´nin eğitmenliğinde Eyüpsultan tarihî Sıbyan Mektebi haziresinde Türkiye’de ilk defa düzenlenen Osmanlı mezar taşlarını okuma seminerleri büyük ilgi gördü. Sanatçı, ebru sanatında uyguladığı tam stilize yeni çiçek denemeleriyle literatüre yeni çiçekler kazandırmıştır. Araştırmacının Türk-İslam sanatları ve tarihiyle alakalı yayınlanmış on beş adet ilmî makalesi, çok sayıda sanat röportajları, radyo ve TV programları bulunmaktadır. Hat sanatı tarihine dair Hattat Hâfız Osman Efendi, Osmanlı mezar taşlarıyla alakalı Eyüpsultan’da Taşa İşlenen Medeniyet, Kültür Bakanlığı yayınları arasından çıkan Hat ve Tezhip Sanatı kitabının yazarlarından olan Dere, İSMEK tarafından yayınlanan ebrû sanatının tarihini, malzemelerini ve uygulamalarını anlatan Ebrû Sanatı kitaplarını yayınladı. Devlet-i Aliyye’den Günümüze Ebrû Sanatı kitabı ile Hat sanatının eğitimine dair Hat Sanatı Nesih Yazı Metodu kitaplarını yayınlamıştır. Arapça ve İngilizce bilen Dere, evli ve üç çocuk babasıdır.

Özcan ÖZCAN

1970 yılında Zonguldak Kozlu'da doğdu.Daha sonra babasının memuriyeti nedeni ile 1974'de İstanbul'a gelip buraya yerleşti. "Küçüklüğümden beri böyle minik şeyler yapardım. Minyatürü öğrendiğimde yaptığım şeylerin minyatür olduğunu anladım" demesi onun bu işe çocuk yaşlarda başladığına işaret ediyor.  Güzel sanatları kazanmasına rağmen maliye okuması, yine de onun sanatçı kaderini değiştirememiş. 1988 yılında minyatür sanatına profesyonel olarak başladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünden mezun oldu. Yurtiçi ve Yurt dışında çeşitli kişisel ve karma sergilere katıldı ve birçok birincilik ödülleri aldı Derviş Zaim gibi yönetmenlerin çeşitli filmlerinin minyatürlerini yaptı ve bu alanda birçok ödül aldı. Sanatçı çalışmalarını halen Küçük Ayasofya'da bulunan Hüseyin Ağa Medresesi'ndeki atölyesinde sürdürmektedir.  Sanatçıya göre; "Minyatür, gerçek olamayacak kadar büyülü, hayal olamayacak kadar da gerçek bir sanat dalıdır."   SERGİLER   2001 Galatasaray Lisesi Sergisi 2001 Vakko Sanat Galerisi Sergisi 2001 Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi 2003 Devlet Türk Sanatları Sergisi 2004 Bodrum Sualtı Müzesi Sergisi 2004 Müstakil Sanayici İşadamları Derneği (MÜSİAD) CNR Sergisi 2004 Eminönü Belediyesi İstanbul'un Kurtuluşu Etkinlikleri Sergisi 2005 Bahçesehir Evleri Açılış Sergisi 2006 Müstakil Sanayici İşadamları Derneği (MÜSİAD) CNR Sergisi 2006 Bodrum Sualtı Müzesi Sergisi 2006 Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi 2006 Bağcılar Belediyesi Sanat Galerisi 2006 Vakıf Haftası Su Konulu Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Sergisi 2007 Ankara Büyükşehir Belediyesi Sanat Galerisi 2007 Konya Mevlana Müzesi 2007 Adana Altın Koza Etkinlikleri 2007 Ümraniye Belediyesi Sanat Galerisi 2007 Vakıf Haftası Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Sergisi 2008 Müstakil Sanayici İşadamları Derneği (MÜSİAD) CNR Sergisi 2008 Ümraniye Belediyesi Sanat Galerisi 2008 Vakıf Haftası Hoca Ahmet Yesevi vakfı Sergisi 2008 yılı alfa yayınlarından çıkan minyatürlerle Mevlana Kartlarını yapmıştır. 2009 5. Dünya su Forumu Sütlüce Forum Merkezi 2009 Vakıf Etkinleri Sergisi ve Vakıf Medeniyeti Sağlık Yılı Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Sergisi 2010 Adana Sergisi 2010 Klasik Türk Sanatları Vakfı Lale konulu sergi Altunizade Sergi Salonu 2010 yılı Gonca Dergisinde minyatürleri yayınlanmıştır. Yurtiçi ve Yurtdışında Çeşitli Karma Sergiler.   ETKİNLİKLER   2001 yılında 11.si düzenlenen Kültür bakanlığı Türk Süsleme Sanatları yarışmasında başarı ödülüne layık görüldü. 2003 yılında 12.si düzenlenen yarışmada eseri sergilenmeye layık görüldü. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği İstanbul Yarışmalarında talebesi birincilik ödülüne layık görüldü. Goldaş Kuyumculuğun çıkardığı dergide minyatürleri ve minyatürle ilgili röportajı yer almıştır. (2003) 2004 yılı İstanbul Erkek Lisesinde geleneksel sanatları tanıtmak adına minyatür konusunda uygulamalı gösteri yapmıştır. 2005-2006 yılında Derviş Zaimin yönetmenliğini yaptığı 17.yüzyılda bir minyatürcünün hayatının anlatıldığı "Cenneti Beklerken" filminin minyatürlerini yaptı. Antalya Film festivalinde en iyi görsel efekt dalında Altın Portakal Ödülü alan film Kahire'deki film festivalinde en iyi artistlik destek ödülünü aldı. Sanatçı TRT'de yayınlanan İsmet Yazıcı Emir İmzalı Yol Belgeseline de çekim yaptı. İsmet Yazıcı Emir ' in Tarih ve Kültürlerde Kurban adlı belgeseline görsel kaynak sağladı. TRT2'de yayınlanan bir sanat belgeseli olan Düşlerle Gelen programına katılan sanatçı TVNET'in Kayıp Tarih programın da kaybolan sanatlarımızdan minyatürün, bugünkü durumunu değerlendirmiştir. TRT'nin belgesele kuşağında 200.ölüm yıl dönümü dolayısıyla 3.Selim'in hayatının anlatıldığı üç bölümlük Nedret Çatay imzalı belgeselde 3.Selim'in hayatını minyatürlerle yaratmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Miniatürk'de düzenlediği Türk sinemasının dünü ve bugünü sempozyumun da yönetmen Derviş Zaim ile birlikte brifing vermiştir. Bağcılar Belediyesinde minyatür üzerine konferans vermiştir. 2009 TRT 2 de yayınlanan gençlik programında röportaj yapmıştır. TRT2, TRTİNT, TVNET gibi televizyonlar kanallarında genel kapsamlı programlarda yer yer minyatür ile ilgili bilgiler vermiştir. Sanatçı çalışmalarına halen İstanbul Küçük Ayasofya Hoca Ahmet Yesevi Vakfında ki atölyesinde devam etmektedir. Yeniçağ gazetesinde misafir odası köşesinde Timuçin Mert ile röportajı ve biyografisi yayınlanmıştır. 2009'da Klasik Türk Sanatları Vakfı'nın düzenlemiş olduğu geleneksel sanatlarda elli hocanın yer aldığı Lale konulu organizasyon ve kitap çalışmalarında yer almıştır. 2009-2010 Klasik Türk Sanatları Vakfı'nın düzenlemiş olduğu İstanbul konulu minyatür organizasyonunda, Türkiye'deki on dokuz minyatür hocasının katıldığı sergi ve kitap çalışmalarında yer almıştır. 16-22 Mart 2009 tarihleri arasında düzenlenen 5.Dünya Su Forumu'nda geleneksel sanatlar adına minyatür sergisi ile Türkiye'yi tanıtmıştır. 4 Ocak 2010 TRT2'de yayınlanan Jülide Ateş'in sunuculuğunu yaptığı Kültür Sanat Programında Minyatür sanatıyla ilgili açıklamalarda bulunmuştur.(Canlı Yayın) 2010 İstanbul projesi kapsamında Anadolu Ajansı ile röportaj yapmıştır. 2010 yılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin İsmek ile beraber çıkartmış olduğu el sanatları dergisinde biyografik röportaj yapılmıştır.  

Rümeysa ERDOĞAN

1972 Yılında Mersin'de doğdu. İlk ,orta ve lise tahsilini Mersin'de tamamladı. 1987 yılında Mersin Kız Meslek Lisesi,Resim Bölümünü birincilikle bitirdi. Klasik sanatlara olan öğrenme isteğini,üniversite eğitimini almak için geldiği Ankara'da gerçekleştirme imkanı buldu.   Geleneksel Türk Süsleme Sanatlarından Tezhip ve Ebruyu, Kültür Bakanlığı Eğitim Dairesi bünyesinde açılmış olan kurslardan tanıdı ve sevdi. 1991 yılında Atatürk Kültür Merkezi ve daha sonra Milli Kütüphane bünyesinde Sayın Bedia Altınbaş'la beş yıl tezhip çalıştı.1999 yılında Sayın Memnune Birkan'la tanıştı ve tezhip dersleri almaya başladı.Halen hocası Memnune Birkan'ın atelyesinde çalışmalarına devam etmektedir. 2007-2008 döneminde Sayın Hülya İlter'den, 2008-2009 döneminde Sayın Sevim Sağdıç'tan Ebru dersleri aldı. 2005 yılında 13.Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisinde “Esma “adlı eseri sergilenmeye değer bulunmuştur. 1991 Yılında başladığı sanatını bu güne kadar severek sürdürdü. Halen Ankara'da coğrafya öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Hocası Memnune Birkan ve Grubu olarak katıldığı sergiler; 2002 yılında Türkiye Kalkınma Bankası Sanat Galerisi-Ankara 2004 yılında Devlet Konukevi-Ankara 2005 yılında Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi-Ankara 2007 yılında Milli Kütüphane Sergi Salonu-Ankara 2009 yılında Milli Kütüphane Sergi Salonu-Ankara 2009 yılında Türk İslam Eserleri Müzesi Sergi Salonu-İstanbul 2004 24 Kasım Öğretmen Resimleri Karma Sergisi-Ankara 2008 24 Kasım Öğretmen Resimleri Karma Sergisi-Ankara

Sabriye ŞEKER

Geleneksel Türk El Sanatları ile tanışması 1987 yılında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji Kürsüsü'nde açılan, Ord. Prof. Süheyl ÜNVER kursunda başladı. 1989-1991 yılları arasında Kültür Bakanlığı'nın Topkapı Müzesi'nde açılmış olduğu "Türk Süsleme Sanatı" kursunu bitirdi. İki yıl süreyle "Sema Nakışhanesi"ne devam etti. Desen ve Minyatür dersleri de aldı. Sanatçı çağdaş yorumlara ağırlık verdiği minyatürleriyle,Turgay TUNA ile birlikte "Hebdomon'dan Bakırköy'e" ve "Ayastefanos'tan Yeşilköy'e" adlı iki özel sergi açtı. Turgay TUNA'nın bu isimlerle yayınlanan kitaplarında da minyatürleri yer almaktadır. Çalışmaktan onur duyduğu sanatçı Etem ÇALIŞKAN ile birlikte "Atatürk Sergisi" ve "Karacaoğlan ve Oyalı Süslemeler" adlı sergiyi gerçekleştirdi. Ayrıca pek çok kişisel ve karma sergisi bulunan sanatçı Hong Kong, Londra, New York ve İtalya'da ülkemiz adına sergilere de katılmıştır. Çeşitli koleksiyonlarda ve kitaplarda eserleri yer almaktadır. Tezhip öğretmenliği yapan Sabriye ŞEKER, çalışmalarını Şeker Sanat Evi'nde sürdürmektedir. KATILDIĞI ÖZEL SERGİLER: 1994-Fun Ping Shon Museum (Hong Kong) 1995-The Marmara Hotel (İstanbul) 1996-Ali Toy Sanat Galerisi (İstanbul) 1996-Ace Sanat Galerisi (Adana) 1996-Habitat (İstanbul) 1997-Cemal Reşit Rey (İstanbul) 1997-Türk Haftası Etkinlikleri (Malta Adası) 2000-Ticaret Odası- Bakırköylü Sanatçılar Derneği "BASAD" (Urfa) 2000-Turkcell Sanat Etkinlikleri (New York) 2001-Tarık Zafer Tunaya Sanat Galerisi (İstanbul) 2002-Yıldız Sarayı (İstanbul) 2002-Askeri Müze-BASAD (İstanbul) 2002-Yıldız Palace (İstanbul) 2002-Resim Heykel Müzesi-BASAD (İzmir) 2003-Ansan-BASAD (Antalya) 2003-Yeşilyurt Spor Klubü (İstanbul) 2004-Crown Plaza (İstanbul) 2005-Taksim Sanat Galerisi (İstanbul) 2005-Ressam Şefik Bursalı Sanat Galerisi (Bursa) 2005-Antalya Müzesi (Antalya) 2007-Bahçeşehir Belediyesi (İstanbul) 2007-Pasha Turkish Restaurant (New York) 2008-Modena Kültür Merkezi (İtalya) 2008-Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi (İstanbul) 2008-Tayyare Kültür Merkezi- Atölye Şeker (Bursa) 2008-Bakırköylü Sanatçılar Derneği "BASAD" - Karma Sergi (İstanbul) 2008-Ördekli Kültür Merkezi- Atölye Şeker (Bursa)

Salih BALAKBABALAR

1950 yılında Tokat'ta doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı ilde yaptı. Daha sonra İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve İstanbul Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı'nı bitirdi.  1977-88 yılları arasında çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1989-95 yılları arası MÜ İlahiyat Fakültesinde Uzman ve Öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1996'dan sonra MÜ GSF Geleneksel Türk El Sanatları bölümüne geçti ve bu bölümde; "Ahşap-Sedef İşçiliği", "Eski Türkçe", "Geleneksel Sanatlarda Yazma Kalıpları" derslerini verdi. Ayrıca, İTÜ Türk Musikisi Konservatuarı, Çalgı Yapım Bölümünde, "Çalgı Süslemeciliği" dersinin koyulmasını sağladı ise de, maalesef bu konuda bir çalışma yapılmadı. 2005 yılında emekli oldu. Halen Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki derslerini ve özel atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.  Fakülte yıllarında başladığı "ahşap oyma" çalışmalarını günümüz teknik imkânlarını da kullanarak geliştirdi. Türk tezyînâtına ait seçkin ve orijinal desenleri, Türk hat sanatının nâdide örneklerini; "ahşap, sedef, baga, fildişi, altın, gümüş, prinç" gibi malzemelere uyguladı. Bu uygulamalarda kullandığı -bilhassa- ahşap kaplama ve masif malzemeler ve tekniklerle kadîm Osmanlı zevkini geliştirerek kendine has bir üslûp meydana getirdi.  Bu üslûba ulaşmada, Sayın Yrd. Doç. Dr. İnci A. Birol, Prof. F. Çiçek Derman Hanımlar ve Sayın Uğur Derman Bey ile yaptığı istişarelerin, kıymetli insan rahmetli A. Aydın Bolak Beyefendi'nin, ayrıca konservatuar hocalarının, edebiyat ve aile çevresinin katkıları olmuştur.  Çalışma portföyü içerisinde geometrik desen uygulamalı bir kapı (Hilton Oteli, Lâlezar Bar Kapısı, 8 mt kare, 34258 parça), Osmanlı tarzı sehpalar, girift rûmî desenli bir rahle, hat sanatı ve Türk desenlerinin uygulandığı tablolar, mücevher kutuları, saz süslemeleri (Ud, Kanun, Kemençe), altın ve gümüş ile yapılan orijinal takı çalışmaları mevcuttur.  Bu çalışmalarda, ajur, kabartma ve kakma tekniklerini kullanmış, yurt içi ve yurt dışında çeşitli sergilere katılmıştır. Eserleri özel koleksiyonlarda ve özel müzelerde bulunmaktadır.

Sâmi Efendi

20. yüzyılda yetişen hattatların celi sülüs, celi talik, celi divani ve divani hocası olan hat üstadı Sami Efendi. İstanbul'da doğmuştur. Yorgancılar Kethüdası Hacı Mahmud Efendi'nin oğlu olup ilk yazılarında "Yorgancızâde" imzasını kullanmıştır. Sıbyan mektebinde okurken Boşnak Osman Efendi'den aklam-i sitteyi, Mümtaz Efendi'(ö.1288/1871)den Bâb-ı Âli rikası meşketti. Bilhassa celi sülüs ve celi talikte rakipsiz bir sanatkardır. Sami Efendi, divani yazılarını ve tuğra çekmeyi küçüklüğünde memur olarak girdiği Dîvan-ı Hümâyun'da Nasih Efendi'den öğrendi. Mustafa Râkım'ın öğrencilerinden Recâi Efendi (ö.1291/1874)'den celî sülüs; Kıbrısizade İsmail Hakkı Efendi (ö.1278-1279/1862)'den nestâlik; Ali Haydar Bey (ö. 1287/1870)'den celî nestâlik dersleri alarak kendini yetiştirdi. 1327/1909'da Dîvan-ı Hümâyun'dan emekliye ayrıldı. Ayrıca Divân-ı Hümâyun ve Enderun mektebinde dersler verdi. Hattat Sâmi Efendi, 19. yüzyılın ikinci yarısında Aklâm-ı Sittede klasik yolu izleyen en kuvvetli hattatlardan biridir. Hat hocalığı yaparken birçok kimse kendisinden istifade etmiştir. Ömer Vasfi (1297-1347/1880-1928), İsmail Hakkı Altunbezer (1869-1946), Necmeddin Okyay (1300-1396/1883-1976), Kamil Akdik (1278-1360/1862-1941), Nazif (ö. 1331/1913), Hasan Rıza (ö.1338/1920), Elmalılı Hamdi Yazır (ö.1361/1942), Neyzen Emin Yazıcı (ö. 1945) bunların en meşhurlarındandır. 31 Mayıs 1914'te açılan Medresetü'l-Hattatîn adlı hattat okulunda Sâmi Efendi'nin rolü görülür. Nitekim öğrencilerinden Hasan Rıza, Hulûsi Yazgan, Kâmil Akdik, İsmail Hakkı Altunbezer ve Necmeddin Okyay bu okulda dersler vermişlerdir. Sami Efendi'nin eserleri genellikle özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. 1912 yılında vefat eden Sâmi Efendi'nin kabri İstanbul Fatih Camii haziresindedir. Mezar taşını Kamil Akdik celi sülüs ile yazmış, taşın süslemesini de İsmail Hakkı Altunbezer yapmıştır. Sonradan Necmeddin Okyay, üstadın vefatına şu tarihi düşmüştür: Ser-füru eyler cihan tarih-i Necmeddin için Göçtü Sami kaldı rakım mesleği üstadsız. Hattat Sami Efendi'nin celi sülüs ve nestalik levhaları daha çok Cihangir, Aksaray Valide, Rami, Edirnekapı'da Mihrimah ve Üsküdar'da Altunizade Camilerinde bulunmaktadır. Taşa geçirilmiş yazı ve kitabeleri de şunlardır: Kapalıçarşı'nın iki kapısı üzerindeki tamir kitabesi, hadis ve tuğra  Babıali'de vilayet yanında Nallı Mescit'teki hadis Şehzade, Kantarcılar ve Ali Paşa Camileri'nin kapılarındaki ayetler Tophane'den 1956'da Maçka Parkı'na nakledilen Hamidiye çeşmesi Etfal Hastanesi ile Eminönü Yeni Cami'nin arkasında İş Bankası bitişiğindeki çeşme Erenköy'de Zihni ve Galip Paşa camilerinin kitabeleri Yıldız Sarayı bahçesindeki çeşme yazısı

Savaş ÇEVİK

1953 yılında Akseki (Antalya)'da doğdu.1976 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Grafik Bölümünden Yüksek Lisans diploması alarak mezun oldu.Aynı yıl, hocası Prof.Emin Barın'ın asistanı olarak aynı bölümde öğretim üyeliği görevine başladı.1983 yılında Lâtin Yazısı konusundaki doktora çalışmasını tamamladı.1987'de Yard.Doçentliğe atanarak Yazı Tasarımı konusunda ihtisaslaştı. Hat Sanatı konusundaki çalışmalarına 1973 yılında; son yüzyılın ünlü hattatları olan Kemal Batanay'dan rik'a ve tâlîk, Hâmit Aytaç'dan sülüs ve nesih yazılarını meşkederek başladı. Her iki hattatın ölümlerine kadar hat öğrenimini sürdürdü. Sonraları hattat Prof.Ali Alpaslan ile dîvânî ve celî dîvânî yazılarını meşketti. Bu arada hocası Prof.Emin Barın ve hat uzmanı Prof.Uğur Derman ile hat konusundaki bilgi ve görgüsünü artırdı. 1986'da İslâm Tarih,Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)'nın düzenlediği Uluslararası Hâmit Aytaç Hat Yarışması'nda, birincilik ile iki adet mansiyon ödülü başta olmak üzere hat ve grafik konusunda yurtiçinde ve dışında otuz civarında değişik ödülleri bulunmaktadır. Hat sanatı konusunda Türkiye ve diğer ülkelerde,çeşitli koleksiyonlarda; levha,hilye, tuğra ,cami yazısı, ferman v.b. formlarda çeşitli eserleri bulunmaktadır. Sanat çalışmalarının yanısıra, üniversite öğretim üyeliği görevini de sürdüren sanatçının, Lâtin Yazısı ve kaligrafi konularında da çeşitli eserleri bulunmaktadır. Bu konuda ticari çalışmaları ile birlikte, yerli ve yabancı birçok devlet başkanına ve idarecilere verilen berat,hediye,diploma, belge gibi kaligrafik çalışmaları da önemli bir yer tutmaktadır. Hat sanatında klasik çalışmaları ile birlikte kendisine özgü geliştirdiği modern tarzdaki uygulamalı çalışmalarına devam ederken; teorik çalışma ve yayınları ile, hat kursları, jüri üyelikleri,yazı ve imza konusunda bilirkişilik çalışmalarını da sürdürmektedir. Bugüne kadar hat konusunda çeşitli ülkelerde 22 kişisel sergi gerçekleştirmiş ve 50 karma sergiye katılmıştır. Halen İstanbul'da yaşamakta olan sanatçı, 2002 yılında kendi isteği ile emekliye ayrılmıştır. 2004 yılında Haliç Üniversitesi'nde Grafik Bölümünün kuruluş çalışmalarını gerçekleştirmiş olup bu bölümde öğretim üyeliği görevine başlamıştır. Bu görevi yanı sıra 2005 yılında Doğuş Üniversitesi'nin Grafik Bölümünde de ek olarak eğitim vermeye başlayan sanatçı her iki üniversitedeki eğitim görevi ile birlikte İstanbul'daki özel atölyesinde hat ve kaligrafi çalışmalarını sürdürmektedir.

Selim SAĞLAM

1969 yılında İstanbul'da doğdu. Hat ve süsleme sanatlarına duyduğu ilgi, Pertevniyal lisesi yıllarına dayanır. Hocası Nilüfer Kurfeyz'le tanışmasını ve O'nun derslerine devam ederek, bu sanatı bir yaşam biçimi haline getirmesini, her zaman, kendisinin bir şansı olarak görmüştür. 1987 yılında, Kültür Bakanlığı bünyesinde açılan tezhib kursundan, diploma almıştır. İst. Üni. İktisat Fak'.den mezun olmasına rağmen, mesleği yerine, tezhib çalışmalarına ağırlık vermiş, ve başladığı yıldan itibaren ara vermeksizin, çalışmalarını sürdürmüştür. 1990 yılından itibaren, Nilüfer Kurfeyz'le, ortak olarak sürdürdüğü profesyonel tezhib hayatında, ağırlıklı olarak restorasyon çalışmalarının yanı sıra, gelenekselin dışındaki farklı tasarım uygulamalarına da büyük yer vermektedir. Özellikle, Zerendut yazılarla ilgili araştırma ve uygulamaları çok başarılıdır. Sanatını araştırma ve geliştirmeye yönelik yaptığı çalışmalar büyük bir zamanını almakta ve çok olumlu katkılar sağlamaktadır. 1986 yılından beri aralıksız sürdürdüğü çalışmaların tamamı, yurt içi ve yurt dışı koleksiyonlarda yeralmaktadır. Aralık 2005'de ise Nilüfer KURFEYZ ile birlikte kişisel sergisini açmış ve sayısız karma sergide yer almıştır.  Medeniyetlerin varlıklarını sürdürebilmelerindeki en önemli yapı taşının sanat olduğu inancıyla, bildiklerini öğrenmek isteyen herkesle paylaşarak, Tezhib sanatına hizmet yolunu seçmiştir.  Klasik bir sanat olan tezhibin stilizasyona dayalı yapısıyla modern sanatların nüvesini içinde barındırdığına ve çağdaş sanatlarla hiçbir zaman ters düşmediğine inanmaktadır. Aynı eser üzerinde çalışarak, iki imzayla üretilen eserlerin günümüzde pek görülmediği tezhib dünyasında, 1990 yılından beri Nilüfer KURFEYZ le birikte bu ortak imzalı çalışmaları sürdürmektedir. Takdir edileceği üzere iki sanatçının benliklerini bir tarafa bırakıp ortak bir görüş ve bakış açısında birleşerek eser vermeleri kolay bir çalışma tarzı değildir ama daha olgun ve mükemmel eserlerin ortaya çıkmasında önemli bir anahtardır. Halen, TBMM, Milli Saraylar Daire Başkanlığı Eğitim Merkezi, Yıldız Sarayı-Şale  Köşkü'ndeki tezhib derslerinde, eğitmen olarak görevlidir.

Selma BAŞÇI

1945 Antalya -Akseki'de doğdu, Söke'de büyüdü. İzmir Kız Lisesinden mezun oldu. 1964 yılında Ankara'ya yerleşti. O yıldan itibaren pek çok sanat ve el sanatları ile ilgilendi, dersler aldı. 1990 yılında tezhip sanatı ile tanıştı. Ankara Milli Kütüphanede Bedia Altunbaş yönetimindeki tezhip atölyesine dört yıl devam edip mezun oldu. Beş yıl Ömer Faruk Atabek ile tezhip, minyatür çalıştı. Kültür Bakanlığı Eğitim dairesinden yeterlilik belgesi aldı. Salih Elhan ile ebru çalıştı. 1998 yılında tekrar Memnune Birkan ile tezhip çalışmaya başladı. Bu kurstan da başarı belgesi aldı. 8 yıl süre ile Kültür Bakanlığı bünyesindeki tezhip kurslarında eğitimci olarak öğrenci yetiştirdi. Halen Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, Yaygın Kültür Eğitim Komisyonundaki görevine devam etmektedir. Altı adet eseri çeşitli yıllarda Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergilerinde sergilenmeye değer bulundu, kataloglarda basıldı. -1993 Kültür Bakanlığı 7. Türk Süsleme Sanatları Sergisi (2 eser) -1999 Kültür Bakanlığı 10. Türk Süsleme Sanatları Sergisi  -2001 Kültür Bakanlığı 11. Türk Süsleme Sanatları Sergisi -2003 Kültür Bakanlığı 12. Türk Süsleme Sanatları Sergisi -2005 Kültür Bakanlığı 13. Türk Süsleme Sanatları Sergisi Gerek yurt içinde gerek yurt dışında 100'e yakın karma sergiye iştirak etti. Değişik yıllarda 6 kişisel sergi açtı. -Kasım 2001 Ankara Şekerbank Sanat Galerisi -Temmuz 2004 Kuşadası Turizm Müdürlüğü Sergi Salonu -Nisan 2004 Ankara Tunalıhilmi Ziraat Bankası Sanat Galerisi -Ekim 2004 Söke Magnesia Sanat Galerisi -Mayıs 2007 Milli Kütüphane / Ankara , "Kırk Yılda Bir" Sergi - Kermes -Şubat 2010 Paris Galeri Celal'de Türk Mevsimi Etkinlikleri çerçevesinde Memnune Birkan ile beraber tezhip sergisi. Kendisi GESAM üyesidir.

Sema ONAT

1977 Trablusgarp- Libya doğumlu olan sanatçı, ilkokulu Libya'da ortaokul ve liseyi İstanbul'da bitirdi. Sonra özel bir eğitim kumrunun öğrenci işlerinde 4 yıl süreyle çalıştı. 1998 senesinde evlendi ve bir yıl sonra Hekimoğlu Ali Paşa medresesinde tezhip derslerine Serap Bostancı hanımın nezaretinde ve öğreticiliğinde başladı. 3 yıl süreyle çizim teknikleri, motif oluşturma, desen oluşturma, çiçek motifleri ve hatai çiçek motifleri ile Türk tezhip sanatının temel eğitimini aldı. Daha sonra ki bir yıl süresincede Akademi öğr. görevlisi Şehnaz Özcan hanımdan dersler aldı. Hekimoğlu Ali Paşa kütüphanesindeki eğitimimden sonra Emel Türkmen hocadan; Küçük Ayasofya'daki atölyesinde üç yıl, İsmek'de iki yıl olmak üzere beş yıl Türk tezhip sanatının temel teknikleri ve ihtisas olmak üzere dersler aldı. Evli ve iki çocuk annesi olan sanatkâr çalışmalarına devam etmektedir. 1994 - 1998 : Anafen Dershanesi öğrenci işleri büro hizmetleri 2006 – 2007 : Fetih kolejinde öğrenci velilerine temel tezhip dersleri 2007 : Yarım dönem kendi atölyesinde 5 kişilik bir gruba temel tezhip dersleri 2008-2009 : Ö.Fetih Koleji ve Ö.Asır Lisesi'nde Tezhip dersleri verdi. 2010 : Ö.Fetih Kolejindeki derslerine devam ediyoru. KATILDIĞI SERGİLER 2001 Özel Üsküdar Anafen Koleji H. Ali Paşa Kütüphanesi organizasyonlu yerel sergisi, İST. 2005 Hekimoğlu Ali Paşa kütüphanesi Lale Sergisi, İSTANBUL 2007 Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi Tezhip Karma Sergisi , İSTANBUL 2007 İsmak Feshane Yerel sergileri, İSTANBUL 2007 İsmek Büyük Şehir Bld'nin düzenlediği Mevlana Konulu Sergisi, İSTANBUL  2007 Hekimoğlu Ali Paşa K. CRR Sergi Ve Konser Fuayesi İcazet Sergisi, İSTANBUL  2008 CRR de ; Altından Haleler İcazet Töreni Sergisi , İSTANBUL 2008 İsmek Feshane Sergileri Yerel Sergisi, İSTANBUL 2009 İsmek Feshane Sergileri Yerel Sergisi, İSTANBUL 2009 TC.Kültür Bakanlığı “Türk Süsleme Sanatları Yarışması” Sergisi, ANKARA ÖDÜLLER 2007 “Mevlana Sevgi,Saygı,Hoşgörü”Konulu Türk İslam Sanatları Branş Yarışmasında  “Mevlananın 7 Öğüdünü simgeleyen tabloyla Sergileme Ödülü, İSTANBUL  2009 “TC.Kültür Bakanlığı”Türk Süsleme Sanatları Yarışması”nda Sergileme Ödülü, ANKARA

Semiye UĞURLU

İlk, Orta ve Lise eğitimini İstanbul ‘da tamamladı.2000 Yılında Anadolu Üniversitesi Hemşirelik Önlisans Programını bitirdi.2003 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi - Geleneksel Türk Sanatları Bölümü -Halı Kilim ve Eski Kumaş Desenleri Bölümünde Eğitime Başladı. Aynı zamanda Çini , Minyatür ve Ebru eğitimi alarak 2007 yılında mezun oldu.2005 yılından bu yana Taner Ala kuş' la minyatür derslerine devam etmekte olup halen MSGSÜ -Geleneksel Türk Sanatları - HKEKD bölümünde Yüksek Lisans Eğitimini sürdürmektedir.. PROJE ve STAJLAR  •2005 yılı MSGSÜ yaz okulu projesi kapsamında; İzmir Birgi Bölgesi Geleneksel Halk el  Sanatları ve İpekçilik Üzerine Araştırma •2006 yaz dönemi Bahariye halı Tasarim Atölyesi stajı •30 Ekim 2008 İTKİB Kumaşta Yetkinlik Semineri •Temmuz -Eylül 2009 yaz dönemi İTO Eminönü Açıkhava Sanat Galerisi - El YapımıÖzgün Tasarım İstanbul Tişörtleri Çalışması •2010 yılı Klasik Türk Sanatları Vakfı "İstanbul Minyatürleri" Kitap projesine "Galata Köprüsü Ve Balık Tutanlar " adlı minyatür çalışması ile katılım ETKİNLİKLER (Sergiler ve Ödüller)  •2007 Harbiye Askeri Müzesi Geleneksel Türk Sanatları Fuarı •2007 CNR Tekstil Fuarı •2007 İstanbul Büyükşehir Belediyesi , İstanbul Lalesi Giydirme Çalışması •17-31 OCAK 2008 İst.Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müd.  Efsaneler Sergisi - Taksim Tarık Zafer Tunaya Sergi Salonu (Minyatür, çini,suluboya) •01-15 Şubat 2008 Geleneksel Türk Sanatları Karma Sergisi  Avcılar Barış Manço Kültür merkezi (Minyatür, çini)  •19-30 Nisan 2008 Bursa Osmangazi Belediyesi Ördekli Hamamı Kültür Merkezi Derin Gurubu IV. Geleneksel türk Sanatları Sergisi (Minyatür,çini,ebru) •01 Mayıs Anadolu Kültürü Fuarı Festival Programı •02-15 Mayıs 2008 Beylerbeyi Sarayı Tünel Sergi Salonu Derin Gurubu V. Karma Sergisi (minyatür,çini,ebru) •16 - 25 Mart 2009 Türk İslam Eserleri Müzesi Sergi Salonu Derin Grubu " Derinde Sanat" Sergisi (minyatür, Çini ) •28 Nisan - 07 Mayıs 2009 Sultanahmet Türk İslam Eserleri Müzesi Sergi Salonu Erguvan ve Bahar Sergisi •11-17 Mayıs 2009 Derinde Sanat Sergisi ( Genç Yetenekler Sergisi) Pendik Belediyesi Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi •2010 Klasik Türk Sanatları Vakfı - İstanbul Minyatürleri Sergisi •2007 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Birincilik Ödülü  Sakıp Sabancı Güler Sabancı Ödülleri

Semra ATA

1965 yılında Bolvadin'de doğdu. 1983'te evlendi; eşinin işi gereği Ankara'ya yerleşti. Hayatı boyunca el sanatları ve süsleme sanatlarıyla meşgul oldu. Kültür Bakanlığınca açılan Türk süsleme sanatlarından "hüsn-i hat", "tezhib", "minyatür" ve "ebru" kurslarını başarıyla tamamlayarak mezun oldu. Hüsn-i hat dalında Mehmet Memiş ve Doğan Çilingir; Tezhib dalında Ferhan Şenol ve Memnune Birkan; Minyatür dalında Nurten Ünver; Ebru dalında ise Salih Elhan ve Bahtiyar Hıra gibi her biri sahasında temayüz etmiş değerli sanatçı hocalardan dersler aldı. Tezhib, minyatür ve ebru tarzında çok sayıda eser çalıştı. 2 çocuk annesi olan ve 2002 yılında Ankara'da açmış olduğu sanat atölyesinde çalışmalarını sürdüren sanatçı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Süsleme Sanatkârı Belgesi'ne sahip olup, Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (GESAM) üyesidir. Türk süsleme sanatlarının özellikle yeni kuşaklarca tanınması ve sevilmesine dönük çeşitli etkinlikler yapmaktadır.   Kişisel ve karma sergileri; · İlk kişisel sergisini Haziran 2004'de TDV Sergi Salonunda, ikincisini ise Şubat 2009'da Milli Kütüphane Sergi Salonunda Ankara'da açtı. · Karma sergileri; · Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Ankara Devlet Konukevi, Ankara Ticaret Odası, Milli Kütüphane ve İntes Sanat Galerisinde açılan sergilerde tezhib ve minyatür eserdalında leri sergilendi. · T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünce düzenlenen, "13. Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması (Ekim-2005) nda" "2" eseri; "14. Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması (Haziran-2007) nda" ise "1" eseri, tezhib dalında sergilenmeye değer bulundu. · 2000-2008 yılları arasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde Türkiye sathında açılan sergilerde eserleri yer aldı. · Tezhib Sanatçısı ve Hocası Memnune Birkan ve bir grup arkadaşları ile birlikte bir proje kapsamında, Allah'ın Güzel İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ)'nın ayrı ayrı tezhiblenmesinde yer aldı. · Nisan 2009'da Ankara-Milli Kütüphane Sergi Salonunda eserleri yer aldı. · Mayıs-2009'da VII. Avrasya İslam Şurası münasebetiyle İstanbul Ceylan İntercontinal Otelde düzenlenen sergide eserleri yer aldı. · Haziran-2009'da İstanbul İslam Eserleri Müzesi Sergi salonunda eserleri sergilendi. · Minyatür sanatçısı ve Hocası Nurten Ünver ve bir grup arkadaşı ile birlikte bir proje kapsamında, İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un evi ile birlikte Tarihî Ankara evlerinin minyatür tarzında işlemesinde yer aldı. · Bazı dergi, takvim, imsakiyelerin yanı sıra özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır.

Serap DERİNKÖK

1967 yılında Zonguldak' ta doğdu. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünden mezun oldu. 2000 yılından itibaren mesleki kariyerini bırakarak sanat ile ilgili eğitimler almaya başladı. Studion Atölyesinde aldığı ahşap boyama ve desen eğitiminin ardından, geleneksel sanatlarımızdan minyatüre olan ilgi ve sevgisi onu bu alana yönetti. 2007 yılında TBMM Milli Saraylarda ve İsmekte minyatür sanatçısı Taner Alakuş' dan minyatür dersleri almaya başladı. Ayrıca İsmek bünyesinde tezhip eğitimine de devam etti. Çalışmalarında klasik üsluba bağlı kalmakla birlikte, gelenekselin dışında tasarımlarda uygulamaktadır. Halen Klasik Türk Sanatları Vakfı ve İsmek bünyesinde İhtisas öğrencisi olarak Taner Alakuş ile minyatür eğitimine devam etmektedir. KATILDIĞI SERGİLER 2008 Feshane İsmek Karma Minyatür Sergisi 2009 Feshane İsmek Karma Minyatür Sergisi 2009 Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi "Çanakkale de Minyatür Zamanı" Karma Sergi  2010 Feshane İsmek Karma Minyatür Sergisi 2010 Altunizade Kültür Merkezi " İstanbul Minyatürleri" Karma Sergi  2010 Bağlarbaşı Kültür Merkezi "İstanbul ve Erguvan" Karma Sergi 2010 Taner Alakuş Minyatür Atölyesi "Taner Alakuş Öğrencileri Minyatür Sergisi" Karma Sergi ÖDÜLLER 2009 Üsküdar Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı  "İstanbul Minyatürleri " Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi 2010 Büyükşehir Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı "İstanbul ve Erguvan" Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi

Sitare TURAN

Sitare TURAN   Uzmanlık Konuları:Geleneksel Türk Sanatları – Çini ve SeramikDoktora / Sanatta Yeterlilik:1994 Istanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü  Doktora Tezi Veya Sanatta Yeterlilik Çalışması Adı:İznik Çinileri ve Gülbenkyan Müzesi Koleksiyonu, Cilt I-IIY.Lisans:1986-1987 Londra Üniversitesi, School of Oriental & African Studies, Art and Archeology DepartmentYüksek Lisans Tezi Veya Çalışması Adı:“The Development of Kütahya ‘Çini'Lisans:1981-1986 MSÜ, GSF, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü (5 yıllık lisans ve yüksek lisans programı)Mesleki ve akademik faaliyetleri (Bilimsel yayın, Sergi, Ödül, Uygulama vb.):2006, “Traditional Turkish Tiles and Ceramics of Today”, International Conference on Tourism and Handicrafts, Riyad-Suudi Arabistan, IRCICA, 12 Kasım 2006, “Gülbenkyan Müzesi'nde Türk Çini ve Seramikleri”, Doğudan Batıya Kitap Sanatı ve Osmanlı Dünyasından Anılar Sergisi Konferansı, Sakıp Sabancı Müzesi, 24 Mayıs.  2006, “Akdeniz Projesi” kapsamında Tübitak Marmara Araştırma Merkezi Malzeme Enstitüsü ve Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Çini Anasanat Dalı ile gerçekleştirilen çini uygulama çalışmasında proje sorumluluğu 2005, “Tiles and Ceramics” , Turkish Art and Architecture in Anatolia & Mimar Sinan, Akşit Kültür ve Turizm Yayıncılık, İstanbul, s: 233-253 2004, “Osmanlı Hayvan Figürlü Seramikleri”, Seramik Türkiye, Seramik Federasyonu Dergisi (Journal of Turkish Ceramics Federation), Nisan-Haziran, İstanbul, s:70-78 2002, “Osmanlı Döneminde Şam Üretimi Çiniler”, Türkler, cilt :12, Yeni TürkiyeYayınları, Ankara, 358-365 2002, “Traditional Border Compositions on Carpets and Tiles in the 16th Century” Traditional Carpets and Kilims in the Muslim World: Proceedings of the International Seminar held in Tunis, IRCICA 1999, İznik Çinileri ve Gülbenkyan Koleksiyonu, Kültür Bakanlığı yayını, Ankara 1999, “The Art of Turkish Tiles and Ceramics” Interactive Museum of Turkey, http:// interactive.m2.org/Handicraft/sitare.1.html 1999, Bir Geleneğin Temsilcileri Sergisi, M.S.Ü., Tophane-i Amire Sanat ve Kültür Merkezi, 18 Mart – 16 Nisan 1997, “Arabesque in Traditional Crafts of OIC Countries” konulu I. Uluslararası Seminer kapsamında Suriye Şam'da Kültür Bakanlığı Sergi Sarayı'nda karma sergi 1995, Şeyh Galip Günleri kapsamında “Hüsn-ü Aşk” sergisi. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, İst., 16-31 Mart 1995, İstanbul Anadolu Hisarı'nda bulunan Zarif Mustafa Paşa Yalısı'nın (Esad Bey Yalısı) çini tasarımları 1992, “Estetik Anlayışın Çarpıcı Bir Yaklaşımla Sunulduğu Slip Tekniğinde Seramikler”, Antik Dekor, sayı:13, 110-113 1990, Suudi Arabistan Mekke şehrinde Zeki Yamani'nin mülkiyetinde bulunan Al - Haret isimli tarihi yapının çini tasarımları

Suna Selma KOÇAL

1968 yılında Almanya'nın Remscheid şehrinde doğan Suna Selma Koçal, ilkokul öğrenimini Almanya'da tamamlamıştır. Daha sonra da ailesi ile Türkiye'ye gelmiş, ortaokul ve liseyi burada okumuştur. 1994-1997 yılları arasında Fatma Zehra Aktaş'ın Çini derslerine katılmıştır. 1996'da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Süheyl Ünver Nakışhanesi'nde Tezhip ve Minyatür eğitimine başlamış olup 1999'da bu alanlarda icazetini almıştır.Yine aynı atölyeden rahmetli Nusret Çolpan'dan 6 sene Minyatür dersleri almıştır . 2001 yılında Yalova'da ilk kez açılan Türk Süsleme Sanatları alanında   Yalova Nakışhanesi'nin kurucuları arasında yer almış ve dernek başkanlığını yapmıştır. Gene aynı yılda Hikmet Barutçugil'den ebru dersleri almaya başlamıştır.2002-2004 kadar Hattat Hüseyin Kutlu'dan Hüsn-i Hat ve Osmanlı Türkçesi dersleri almıştır. Türk Süsleme Sanatları ile ilgili Yalova'da ve çeşitli illerde televizyon ve radyo programlarına katılmış olup seminerler vermiştir.Yalova ve çevresinin Mezar taşı envanter çıkarma çalışmasının başında bulunmuştur. Uluslararası Tıp Kongreleri'nin kitap çalışmalarına tezhip ve minyatürleriyle dahil olmuştur. Yurt içinde çeşitli sergilere katılmıştır. 2004 yılında Japonya Tonami Sanat Galerisi'nde sergi, 2005 yılında da Kanada Ottawa'da Türkiye adına sergisi olmuştur.2008'de Almanya-Frankfurt Kitap fuarında Hikmet Barutçugil'in başkanlığında yapılan dünyanın en büyük ebrusu rekor grubunda yer almıştır.2006-2008 yılları arasında Özel Yalova Öncü Kolejinde Geleneksel Türk Süsleme Sanatları öğretmenliği yapmıştır.Yalova'da Sanat ve 4 Mevsim Yalova gibi 13 adet sanat kitaplarında eserleri yer almıştır.Ağustos-Kasım 2009 Almanya/Bonn -Bad Godesberg'te Hikmet Barutçugil ile beraber Ebru gösterileri ve Ebru sergisi açmıştır.Şubat 2010 dan beri Kültür Bakanlığı'nın Yalova'daki Ebru Öğretmenliğini yapmaktadır. .Halen Cerrahpaşa ‘daki , Ebristan'daki ve Yalova'daki atölye çalışmalarına devam etmektedir. Japonya Sanat Müzesinde,Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Müzesinde, Amasya müzesinde ve çeşitli özel koleksiyonlarda sürekli olarak sergilenen eserleri bulunmaktadır.

Şebnem GÖZDE

2003 yılından , 2007 yılına kadar EFSUN SANAT GALERİSİ'nde HİKMET BARUTCUGİL'den ;  2007 -2008 yıllarında ALİ SARAÇ'tan;  2008- 2009 yıllarında MAHMUTPEŞTELİ'den;ders aldım. İCRA ETTİĞİ SANAT DALLARI: Ebru, Minyatür.  SERGİ VE ETKİNLİKLERİ: 2005' te Yıldız Üniversitesi sergi salonunda karma sergi, 2006' da Altunizade Kültür Merkezinde karma sergi, 2007 yılında Beylerbeyi Sarayında karma sergi, 2008 Vakıflar Genel Müdürlüğü ebru yarışmasında sergi, 2009 yılında Sheraton'da karma sergi. YER ALDIĞI YAYINLAR: Ebristan'dan Yeşerenler Ebru Kitabı ALDIĞIM ÖDÜLLER: Kültür Bakanlığı 15.Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında sergileme aldım. EĞİTİM BİLGİLERİ: 2006 yılında İsmek'de TANER ALAKUŞ ile minyatür dersine başladım. 2007,2008,ismek tekamül sınıfı,2009 2010 ihtisas sınıfı İCRA ETTİĞİ SANAT DALLARI: Ebru, minyatür. SERGİ VE ETKİNLİKLER: 2008'de Askeri Müze Sergi Salonunda karma sergi 2009'da Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde karma sergi 2010'da Taner Alakuş Minyatür Atölyesinde karma sergi 2010 Odakule Sanat Galerisinde karma sergi 2007'den 2010 'a kadar İsmek bünyesinde karma sergiler ALDIĞI ÖDÜLLER: Kültür Bakanlığı 14.Devlet Türk Süsleme Sanatları yarışmasında ödül,2009 yılında Üsküdar Belediyesinin açtığı İstanbul isimli yarışmada ödül,2010 yılında İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin açtığı yarışmada ödül aldım

Şeref Akdik

(ö.1183/1769) OSMANLI HATTATI, BESTEKÂR, ŞAİR Çörekçi esnafından Mehmed Efendi'nin oğlu olduğundan Çörekçizâde, İstanbul'un kasaplık hayvan ihtiyacını karşılamakla görevli bulunduğu için de Koyun Halife lakaplarıyla tanınmıştır. İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta saraya alınarak Enderun'da tahsil gördü. Önce Galata Sarayı'nda Mestçizâde Ahmed Efendi'den, daha sonra onun hocası Ebü'l- Kâsım Mehmed Râsim Efendi'den şiir, edebiyat ve diğer güzel sanatlarla beraber hat öğrenerek icâzet aldı. Saraydaki hizmetini çırağ edilerek bitirdikten sonra ‘'koyun halifeliği'' ile görevlendirildi. Bu vazifede iken katıldığı Rusya seferinde, ordu İsakça'da (Bugünkü Romanya'da) bulunduğu sırada, vefatına tarih olmak üzere söylenen ‘'hitâm-ı a'mâl'' terkibinin gösterdiği 1183 yılının Muharrem ayında (Mayıs 1769) vefat etti. Müstekimzâde, Mecmûa'sındaki besteciler fihristinde yanlış olarak onun 1184'te vefat ettiği kaydetmektedir. Devrinde bestekâr ve hattat olarak şöhret kazanan Ahmed Efendi, şiirlerinde Mûnîr mahlasını kullanmıştır. Çeşitli yazma mecmualarda bazı şiir ve ilâhileri bulunmakla beraber bunlar müstakil bir divanda toplanmamıştır. Ayrıca güfte mecmualarında Koyun Halife adına kayıtlı bazı dinî ve din dışı bestelerine rastlanmaktaysa da bunlardan hiçbirinin notası zamanımıza ulaşmamıştır. BİBLİYOGRAFYA Müstakimzâde, Mecmûa-i İlâhiyyât, Süleymaniye Ktp. Esad Efendi, nr. 3397, vr. 147a; a.mlf.,Tuhfe s. 85-86 Fatîn, Tezkire, s. 383 Habib, Hat ve Hattâtân , İstanbul 1306, s. 96. Ergun, Antoloji, I, 163 R. Ekrem Koçu, ‘'Ahmed Mûnîr Efendi, Çörekçizâde'', İst. A.I. 399. İSAM

Şerife AKTAŞ

İstanbul'da dünya'ya geldi. Güzele olan ilgisi sanatı hissetmesinde ve bu hisler onun sırasıyla; ebru, tezhip ve minyatür sanatlarıyla buluşmasında etkili olmuştur. Değerli hocalarının sanat eğitimlerinden geçerek ufkunu genişletmiştir. Çalışmalarına serbest olarak devam etmektedir.   EĞİTİM DURUMU VE KATILDIĞI KURSLAR Bilgisayar Kursu Anadolu Üniversitesi A.Ö.F.Halkla İlişkiler Bölümü Nusret Çolpan Atölyesi'nde Minyatür Derslerine katılım Milli Saraylar Yıldız Şale Köşkü Minyatür Sanatı Eğitimi (Gülbün Mesara-Nusret Çolpan) Fonetik Diksiyon Kursu(TRT Eski Spikerlerinden Enver Seyitoğlu) Sema Nakışhanesi Tezhip Dersi(Semih İrteş- Mamure Öz) Ebru Sanatı Eğitimi(Hikmet Barutçugil) Topkapı Sarayı Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Tezhip Sanatı Eğitimi(Semih İrteş, Mamure Öz, Birsen Gökçe, Serap Bostancı) Resim Dersi - Desen Tasarım Kursu Sultan Selim Kız Meslek Lisesi Fatih Kız Lisesi Yavuz Selim İlkokulu KATILDIĞI SERGİLER 1997 Yunus Emre Kültür Merkezi-İstanbul 1998 Cemal Reşit Rey Sergi Sergi ve Konser Fuayesi- İstanbul 1998 Konya Mevlana Haftası Sergisi-Konya 1999 Taksim Sanat Galerisi- İstanbul 1998-2000 T.C.Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye'nin çeşitli illerinde gezici Geleneksel Türk Sanatları Sergileri 1999 Türk Günleri Festivali-İspanya 2001 Savaş Çevik Hat Sergisi/Tuze Sanat Evi-İstanbul 2002 Savaş Çevik Hat Sergisi/Tuğra Sanat Galerisi-İstanbul 2002 Fuat Başar Hüsnü Hat Sergisi/ Tuze Sanat Evi-İstanbul 2002 Savaş Çevik Hat Sergisi/Eylül Sanat Galerisi-İstanbul 2003 Savaş Çevik Hat Sergisi/ Frankfurt-Almanya 2003 Ebristan'da Türk İslam Sanatları Sanatları Sergisi-İstanbul 2004 Uluslararası Musiad Fuarı Geleneksel Sanatlar Sergisi-İstanbul 2004 Kadıköy Belediyesi Sergi Salonu-İstanbul 2004 Savaş Çevik 30.Yıl Hat Sergisi/ Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Fuayesi-İstanbul 2006 Savaş Çevik Hat Sergisi/Modern Art Gallery-İstanbul 2007 Devrim Erbil Balıkesir Çağdaş Sanatlar Müzesi Açılış Sergisi-Balıkesir 2009 Klasik Türk Sanatları Vakfı Klasik Türk Sanatlarından Şaheserler Sergisi; Sheraton Oteli Fuayesi-Ankara

Şevket Özdem (Erzurumî)

Hattat Şevket Özdem 1926 Yılında Erzurum’un Aşkale ilçesine bağlı Taşağıl köyünde doğdu. İlk mektebi köyünde bitirdikten sonra kendi gayreti ile dini ilimlere yöneldi. 1946 yılında Alvarlı Efe hazretlerinin dervişi oldu. Hafızlık ve tahsili için 1948 yılında önce Konya’ya ardından da İstanbul’a gitti. İlk olarak Hasan Akkuş hocanın medresesinde hafızlığa başladı. Mihrimah Sultan’da Gönenli Mehmet Efendi’den hafızlığını tamamladı. İki yıl Arapça okudu. Müftülüğün açmış olduğu Müezzinlik sınavını kazanarak Sultanahmet İshak Paşa Camii’nde göreve başladı. Görev yaptığı caminin içinde bir köşeye yazdığı besmele onun hat sanatına başlamasına vesile oldu. O yıllarda Maârif matbaasında hattatlık yapan Muhammed Şevket Pektaş Efendi (1880-1969) bu besmele sayesinde genç Ömer Şevket Efendiyi fark etti. İlk olarak sülüs ve nesihden hüsn-i hatta başladı. Daha sonra ta’lik meşk etti. Muhammmed Şevket Efendi,  Ömer Şevket’i hocası Re’fet Efendi, arkadaşları Halim Özyazıcı, Hamid Aytaç ve Süheyl Ünver ile tanıştırdı. Süheyl Bey’den iki ay kadar şükûfe çalıştı. Şevket Özdem uzun zaman Halim ve Hamid hocadan da meşk aldı. 1954 yılında Sultanahmet Camii’nde yapılan bir merasimle Şevket Pektaş ve Hamid Aytaç imzasıyla Halim Efendinin elinden icazetnamesini aldı. İcazet duasını Gönenli Mehmed Efendi okudu. Ailevi nedenlerden dolayı 1965’de memleketi Erzurum’a döndü. Erzurum ve Aşkale’deki camilerde görev yaptı. 1978’de imamlıktan emekli oldu müteakiben hac vazifesini ifa etti. Şevket Özdem İstanbul’dan döndükten sonra hattı bırakmadı. Aşkale’deki evinde bütün zamanını hatla meşgul olarak geçirdi. Yüzlerce hilye, dua, ayet ve hadislerden oluşan levhalar, ayrıca 17 cüzü tamamlanmış bir Mushaf-ı Şerif yazdı. Erzurum ve çevre illerde 25 kadar caminin yazılarını yazdı. “Bu sanatın tadına varan kişi bir daha bırakamaz, her zaman iyiye ve güzele ulaşmak için kendini zorlar ve neticede kıymetli eserler doğar. Hattatlık fedakârlık isteyen bir sanattır” diyen Şevket Özdem bu sanatı taşrada ihya ve icra eden vefakâr bir sanatkârımızdı. Birçok hafızlar yetiştirdi. Torunu Nurullah Özdem de hat sanatına dedesi Şevket Efendiden başlayıp 2007 yılında Davut Bektaş’tan Sülüs ve Nesih icazetini aldı. Şevket Özdem 7 Ocak 2003'de Erzurum’da Hakkın rahmetine vasıl oldu.  Nurullah Özdem

Şükran SADOĞLU

1982 senesinde istanbul'da dogdu. 1999'da Kazım Karabekir İmam Hatip lisesinden mezun oldu.1999 yılında Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii Külliyesi'nde Emel Türkmen'le başladıgı tezhib eğitimini,2004 yılından itibaren devam ettiği İsmek'te,2008'de tamamladı.2005-2009 yılları arasında İsmek'in sanat evinde,çalışan Müzehhibe,2009'dan itibaren Orhan Dağlı'nın çiçek ressamlığı derslerine katılmaktadır.Yurt içi ve yurt dışında sergilere katılmış olup özel kolleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. KATILDIĞI SERGİLER - 2000-2002 Fatih Belediyesi meslek edindirme kursları yıl sonu sergileri,İSTANBUL -2004-2008 İsmek Feshane Sergileri,Yerel sergiler,İSTANBUL -2003 "Savaş Çevik Hat Sergisi",Karsu Tekstil Sanat Galerisi,İSTANBUL -2004 "Ali Toy,Savaş Çevik, Emel Türkmen Atölyesi Hat-Tezhib Karma Sergisi",Deniz Atı Sanat Evi,İSTANBUL -2004 "Savaş Çevik 30.Yıl Hat Sergisi",CRR Sergi ve Konser Fuayesi,İSTANBUL -2005 "The Music Letters, Kuweit Arts Associotion,Davut Bektaş Kişisel Sergisi" KUVEYT -2006 "Savaş Çevik Hat Sergisi", Modern Art Galery,İSTANBUL -2007 "Dubai Uluslararası Hat Yarışması Sergisi",Birleşik Arap Emirlikleri -2007 "Turan Sevgili Hat Sergisi ve Hattat Portreleri", İslam Eserleri Müzesi,İSTANBUl -2007 "İSMEK Mevlana Sevgi Saygı Hoşgörü" konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmaları sergisi,CRR Sergi ve Konser Fuayesi,İSTANBUL -2008 - Haziran-Altından Haleler Tezhib Sergisi ve Mezuniyet Merasimi, Cemal Reşit Rey Sergi ve Konser Salonu Fuayeleri,İSTANBUL -2009 - Ocak-Şubat Klasik Türk Sanatları Vakfı Hat-Tezhib Sergisi,Sheraton Oteli Fuayesi,ANKARA -2009 -Mayıs- Altından Haleler Tezhib Sergisi,Türk İslam Eserleri Müzesi,İSTANBUL -2009 -Eylül T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı 15. Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi, ANKARA -2010 Nisan Klasik Türk Sanatları Vakfı, Türk Sanatında Hilyeler Sergisi,İSTANBUL -2010 Şubat Dubai Uluslararası Tezhib Yarışması Sergisi,Birleşik Arap Emirlikleri -2010 Kasım Klasik Türk Sanatları Vakfı, Altından Haleler Aşk-ı Yunus Sergisi, Bağlarbaşı Kültür Merkezi, İstanbul  -2010 Arabic Calligraphy Ties Betwen Oges and People, Rusia ÖDÜLLER -2007- İstanbul genelini kapsayan 2007 yılının Mevlana yılı olması dolayısıyla MEVLANA "Sevgi Saygı Hoşgörü" konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmalarında: "Dil-ü canda nihansın gerçi,herşey bi-haber senden....." adlı eseriyle 2.lik ödülü,İSTANBUL -2009 - Mayıs - T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı,15.Devlet Türk Süsleme Sanatları Tezhib yarışmasında "İcazet Hilyesi" adlı eseriyle sergilenmeye değer bulundu. -2010 - Şubat - Abu Dabi Kültür Bakanlığı "Al Burda" uluslararası Tezhib yarışmasında,eseri 6.lığa layık görüldü. ÇALIŞTIĞI HATTATLAR Günümüz Hattatlarından, Fuat Başer, Mehmet Memiş, Savaş Çevik, Turan Sevgili, Davut Bektaş, Hüseyin Hüsnü Türkmen, İhsan Ahmedi, Süleyman Berk, Muhammet Yaman, Hüseyin Gündüz, Muhammet Enes Huri hatlarının yanında Şevki Efendinin hatlarınıda tezhiblemiştir.

Şükriye ERKUT

Eskişehir doğumlu olan Şükriye Erkut, Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden 1975 yılında mezun oldu. Kamu ve özel sektörde çalıştıktan sonra emekli oldu ve 2002 yılında Caferağa Medresesi’nde Ayla Makas ile ilk ebru çalışmalarına başladı.  Gülden Güldamar ile İsmek ve Mavera Sanat Atölyesi’nde ebru çalışmalarını sürdürdü. İlk ebru çalışmalarına başladığı dört arkadaşı ile birlikte İstanbul Sirkeci’de Minebru Sanat Evi adlı kendi atölyelerinde ebru çalışmalarına halen devam etmektedir.  Türk Kültürünü Koruma Vakfı’nın düzenlediği İstanbul ve Erguvan Yarışması’nda bir eseri sergilenmeye layık görüldü.  İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Bugünün Ustaları Sergisi’ne bir eseri ile katıldı. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın hazırladığı ‘'İstanbul'un Ustaları'' web sitesi ve haritasında yer aldı.   İstanbul Ticaret Odası’nın VSG prodüksiyon firmasına hazırlattığı "Erguvan" belgeselinde (VCD ve kitap olarak) çalışmalarıyla yer aldı. Şükriye Erkut, Kültür Bakanlığı Sanatçı Kimlik Kartı sahibidir.   KATILDIĞI SERGİLER   2004 - Feshane Karma Sergi - İSMEK 2005 - Feshane Karma Sergi - İSMEK 2006 - Feshane Karma Sergi - İSMEK 2007 - Darphane-i Amire - İSMEK 2008 - Bahçeşehir Belediyesi Karma Sergi - Mavera Sanat 2009 - Eyüp Belediyesi Karma Sergi - Mavera Sanat 2009 - Harbiye Askeri Müzesi Karma Sergi 2009 - Taksim Mali Müşavirler Sergi Salonu - Mavera Sanat 2010 - Bugünün Ustaları Sergisi- AKB Ajansı - TÜYAP 2011 - İslam Sanatları Müzesi " Erguvan Sergisi" 2011 - Taksim Sanat Galerisi Karma Sergi - Mavera Sanat 2011 - Yunus Emre Kültür Merkezi - Minebru Sanat Atölyesi 2012 - İslam Sanatları Müzesi "Erguvan Sergisi" 2012 – Eyüp Belediyesi Karma Sergi – Gülden Gürdamar ve Öğrencileri Yazılı Akkâse "Besmele-i Şerif" Ebru Sergisi   KATILDIĞI YARIŞMALAR 2009 - Yılında İstanbul 2010 Bugünün Ustaları Yarışması’na bir eseri seçildi. 2010 -  Klasik Türk Sanatları Vakfı'nın ‘'BOĞAZ VE ERGUVAN''  konulu yarışmasında bir eseri sergilenmeye değer bulundu.

Tevfik KALP

1973 yılında Kastamonu’da doğdu.  Orta ve lise öğrenimini 1992’de Kastamonu’da bitirdikten sonra aynı yıl Marmara Üniversitesi İlâhiyât Fakültesine başladı ve 1997’de de mezun oldu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nde yüksek lisans yaptı.  Prof. Dr. Muhittin Serin danışmanlığında “Hoca Mehmed Rasim Efendi ve Hakkında Yazılmış Bir Risalenin İncelenmesi” adlı tezi hazırladı. Hat sanatına ilgisi lise yıllarında başladı. Kastamonu İmam Hatip Lisesi’nde  Musa Özdağ ve Rafet Küllüoğlu hocalardan hat çalıştı.  1992’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazanınca Hattat Hasan Çelebi’den sülüs ve nesih yazılarını çalışmaya başladı.  Temmuz 1996 tarihinde de bu yazılardan icâzet (diploma) aldı. İcazet merasimi IRCICA’da yapıldı. Bu törende Mümtaz Durdu Bey ve Cezayirli Abdülhamit Efendi de icazet aldı. Fakülte döneminde Prof. Dr. Muhittin Serin’den rik‘a çalıştı. Fakülte yıllarında Prof. Dr. Hüsrev Subaşı Hoca’nın da çok desteğini gördü. Sanat sohbetlerine katıldı. Hüsrev Hoca vasıtasıyla Hattat Mehmet Özçay’la tanıştı. Mehmet Özçay’a çalışmalarını göstererek tenkitlerini aldı. Bundan başka Davut Bektaş, Osman Özçay, Efdalüddin Kılıç, Ali Toy, Mehmet Memiş, Savaş Çevik ve Sadri Sayıoğulları gibi hattatlarla tanışarak hatla ilgili bilgisini artırdı. Şubat 1997’de Kuveyt’te düzenlenen “Uluslararası Şehit Hat Yarışması”nda 2. oldu.  1998’de IRCICA tarafından organize edilen “Uluslararası Şeyh Hamdullah Hat Yarışma”nda teşvik ödülü aldı.  Pek çok karma sergiye katıldı. Tevfik Kalp şu anda, İstanbul’da öğretmenlik yapmakta, Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İSMEK kurslarında ve Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı’nda hat hocalığı yapmaktadır.

Uğur DERMAN

1935'de Bandırma'da doğdu. Haydarpaşa Lisesi (1953)'nden sonra, Istanbul üniversitesi Tıp Fakültesi Eczacılık Okulu (1960)' nu bitirdi. Serbest eczacılık devresi (1963-1978)'nden sonra Türkpetrol Vakfı'nın yönetimini üstlendi (1977); 1981'den bu yana İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA)'nın da Sanat danışmanlığını yürütmektedir.1955 yılından itibaren Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin emekli hocalarından Necmeddin Okyay (1883-1976)'ın Osmanlı Kitap Sanatları konusunda öğrencisi oldu; 1960 yılında icazet (diploma) aldı. Ayrıca Macid Ayral (1891-1961), Halim Özyazıcı (1898-1964), Dr. Süheyl Ünver (1898-1986) gibi bu konunun uzmanlarından çok istifade etti. 1961 yılından bu yana müstakil eser, tebliğ, ansiklopedi (Türk Ansiklopedisi, D. İslam Ansiklopedisi) maddesi ve makaleleriyle Türk Kitap Sanatlarının öğretilmesi ve tanıtılması için çalıştı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde derslerini sürdüren Uğur Derman 1997'de Mimar Sinan Üniversitesi tarafından öğretim üyeliğine kabul edilerek kendisine Profesör ünvanı verilmiştir.Türk Hat Sanatının tanıtımı için Kültür Bakanlığı tarafından Kahire (1976), Cidde (1980) ve Chicago (1987)'ya, IRCICA tarafından Bağdad (1988) ve Kuveyt (1992), İslamabad (1994), Kahire (1997) ve Tunus (1997) şehirlerine gönderilmiştir. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Çiçek Derman ile evli olup üç çocuk babasıdır. 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı tarafından Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görülmüştür. Eserleri 11'i müstakil eser olmak üzere, toplam 247 yayını vardır. Kitap halindeki hacimli eserleri şunlardır: Türk Sanatında Ebru, İstanbul, 1977 (Akbank Yayını) Türk Hat Sanatının Şaheserleri, İstanbul, 1982, 1990 (Kültür Bakanlığı Yayını) İslam Kültür Mirasında Hat Sanatı, İstanbul, 1992 (IRCICA yayını, bu eser Arapça, Japonca ve İngilizce'ye çevrilerek aynen yayınlanmıştır.) Letters in Gold, New York, 1998 (İngilizce olarak neşredilmiştir.) Calligraphies Ottomanes, Paris, 2000 (Fransızca olarak neşredilmiştir.)

Ülker ERKE

Tezhip ve minyatürü Ord. Prof. A.Süheyl ÜNVER (1898-1986) ‘den öğrendi. 1958 yılında icâzet aldı. Türk Süsleme Seminerleri'nde hocasına uzun yıllar yardım etti. Ayrıca ressam Ali Sami BOYAR'la 5 yıl çalıştı. Ressam Ercüment KALMIK'tan desen ve anatomi öğrendi. Ünver hocanın vefatının ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Kürsüsü'ndeki ‘'Türk Süsleme Grubu''nda öğretim hizmetine başladı. 1998 yılına kadar bu görevini sürdürdü.    _ Karacaoğlan ve Nedim'in şiirlerinden özgün minyatürler, _ ‘'Mevlevilik'' konulu özgün tezhip ve minyatürler Mevlana portreleri (araştırma ve toplama) * _ Edremit yöresi folkloruyla ilgili özgün minyatürler, _ Minyatürlerde gemiler ( araştırma, toplama ve özgün)* _ Masal ve efsanelerle ilgili özgün minyatürler* _ Minyatürlerle Atatürk Evleri ve Atatürk'le Anıtlaşan toplama ve özgün)* _ Masal ve efsanelerle ilgili özgün minyatürler* _ Minyatürlerle Atatürk Evleri ve Atatürk'le Anıtlaşan Yapılar (grup çalışması)* _ Kuşlar (araştırma, özgün) _ Mevlevîhâneler _ Selçuklu ve Osmanlı Dönemi Hastaneleri** gibi değişik konularda hazırladığı eserleri ile 17 kişisel sergi açmış, 60 dolaylarında da grub sergisine katılmıştır. _ Anadolu Dansları _ Zeytinin Hikâyesi • *İşaretli konuların ilk üçü 1999 yılında Kültür Bakanlığı'nca 3 ayrı kitap olarak olarak basılmış, sanatçının kendi projesi olan öğrencileriyle gerçekleştirdiği Minyatürlerle Atatürk Evleri ve Atatürk'le Anıtlaşan Yapılar serisi aynı yıl Bilay Vakfı'nca kitaplaştırılmıştır. Bu minyatürlerin asılları Anıtkabir Müzesi'ne armağan edilmiştir. • **38. Uluslar arası Tıp Tarihi Kongresi için kitap olarak basılmıştır.

Yâkut el-Musta'sımî

Bağdatlı İbn Mukle’nin geometri bilgisiyle yazının ana ölçülerini bir sistem olarak ortaya koymasından sonra yine Bağdat'ta yetişen Hattat Ali b. Hilal (ö.1032) hat sanatını geliştirmeye devam etti. Ali b. Hilal’dan 200 sene sonra, son Abbasi Halifesi Mustasım Billah'ın döneminde yaşayan Yakut El-Müstasımi'nin (ö. 1298) gayretiyle ise kaidelerle güzelleştirildi. Kendi zamanına kadar (H stili ile) düz olarak kesilen kalemi ilk defa çapraz olarak kesmiştir. Bu şekilde yazıya, özellikle de Aklam-ı Sitte'ye yeni bir nefes ve yeni bir açılım getirmiş, sanatta küçük bir nüansla çok ciddi bir değişim gerçekleştirmiştir. İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan Muammer Ülker'in yazdığı "Başlangıçtan Günümüze Türk Hat Sanatı" adlı eserde Yakut ibn-i Abdül-Musta'sımi hakkında şu satırlara yer verilmiştir: Cemaleddin Ebü'l-Mecd, fakih, fâzıl, inşad sahibi şair, iyi bir edip, Anadolu'dan ayrıldığına, Abbasîlerin son halifesi olan Musta'sim Billah (Abdullah bin Mustansır'ın satın aldığı bir köle olduğuna, onun tarafından yetiştirildiğine, bazı tarihlerde de Amasyalı olduğuna dair kayıtlara rastlanmaktadır. Hat kurallarını ve yazının inceliklerini Abdülmü'min Safiyüddin Bağdadi adlı üstattan öğrenmiştir, İbn-i Habib'ten ve Şehdet bint-i Ahmedü'l-Ebrî'den de yararlandığı söylenmektedir. Eskilerden vezir Muhammed bin Mukle ve Ali bin Hilâl gibi üstadların değerli eserlerini okuyup inceleyerek, kendisine özgü, çok yetkin bir yazı biçimi yaratmıştır. Öyle ki "Kıbletü'l-küttab" (Hattatların kıblesi) diye adlandırılmıştır. Onun güzel hattına bakanların gözlerine nur, canlarına güç, kuvvet gelir: Nazar herden be hüsn-i hatt-ı Yâkût Basarra nûr kerded cânra kût (Yakut'un yazısının güzelliğine bakmak gözlere nur verir, cana safa ve besin olur.) Pek çok öğrencisi olmakla ün kazanmıştır. Aklâm-ı sıttenin her birini öğrettiği altı üstad öğrencisi ile kendisine "Esatize-i seb'a" (yedi üstad kişi) denilmektedir. Her biri bir yazı biçiminde en üst düzeye eriştiği gibi, öbür çeşitlerde de yazmıştır. Söylentiye göre 180 yıl yaşamış, uzun ömürlülerdendir. 551 tarihinde yazmış olduğu ve perişan olmuş bir Kur'an-ı Kerim'in sonundan beş sureyi Mustakimzade Süleyman Saadeddin Efendi gördüğünü Tuhfe-i Hattatin'de kaydetmektedir. Sultan II. Selim türbesinde 584 tarihinde tamamladığı büyük mushaf ve Ayasofya kütüphanesinde 658 yılında tamamladığı emsalsiz Kur'an-ı Kerim'i bulunmaktadır. İbn Sina'nın "Şifa" adlı eserini bir ciltte yazarak Hindistan Meliki Mehmed bin Tuğlukşah-ı Hanefi'ye armağan ettiği, adı geçen sultanın tercüme-i halinden öğrenilmektedir. Buna karşılık kendisine iki yüz bin miskal altın verilmiştir. 699 hicri tarihinde sefer ayının altıncı perşembe günü sabah namazı vaktinde vefat etmiştir: Yâkût Cemaleddin şeh-i ehl-i hüner Kez dâr-ı fena be âhiret kerd sefer Der tis'a vü tis'în ve sittemie Der subh-i hamiş sadis şehr-i safer (Hüner sahiplerinin sultanı Yakut Cemalettin, altı yüz doksan dokuzda, Safer ayının beş veya altıncı günü, seher vaktinde şu geçici dünyadan ahirete gitti.) Şeyh Abdülkadir Geylani ile görüşüp söyleşide bulundukları bilinmektedir. Geylani'nin 561 yılında öldüğü bilindiğine göre bu da Yâkût'un çok yaşadığına kanıt olarak gösterilmektedir. Mezarı Kudüs'tedir denilirse de, tarihî araştırmalara göre mezarının Irak'ta olması gerekir. Yâkût el-Musta'sımî'nin H. 696’da bir suretini çıkardığı "Meşârikü'l-envar" adlı, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya 899 No. da kayıtlı kitabının zahriyesindeki (cilt kapağının iç yüzü) Arapça iki beytinin Türkçe anlamı şöyledir: Bütün yazılarda ben Yakut gibiyim. Bu kazandığım şeref  İbn-i Mukle'den gelme değildir. İnsanların yazısı nazarımda gözüm gibidir. Benim yazım da onların nazarında göz bebeği gibidir. Tarihte hat sanatımızda en ünlü hattatların yetiştiği, Yakut'un, Şeyh Hamdullah'ın memleketi olan Amasya'nın önemli bir yeri vardır. Tarihçi Abdîzade Hüseyin Hüsamettin Yasar, Amasya Tarihi'nde (Abdîzade Hüseyin Hüsamettin Yasar, Amasya Tarihi, c.1. s.217-220) şunları kaydetmektedir: “Zeyl-i Atayi'de mezkûr olduğu üzere Amasya kadimen bir münbit kerim ulemâyı kiram ve maden-i bî adîl fuzelayı benâm olduğu münasebetle ulûm ve sanayi-i beşeriyyenin her şubesinde ihtisas-ı tâm sahipleri yetiştirmekte pek ziyade ibrâz-ı semahat etmiş bir şehr-i mü-barek olduğuna bütün teracüm kitapları şahid-i âdildir. Sanayi-i nefiseden madud olan hat sanat-ı bediasında Amasyalıların ibraz eylediği meharet-i hârikayı tanzîr değil, taklid edecek bir sahibi ihtisas olmadığını bütün nefaisperverân-ı âsâr teslim etmektedirler. Meşahir-i hattatînden İbrahim Nefîsî ve Hüseyin Hâmit ve Müstakimzade Sa'deddin efendilerin tezkirelerinde Amasyalı olduğu mestur olan Yâkût-u Müsta'simî ile Amasyalı olduğu muhakkak olan Şeyhzade Hamdullah Efendi'nin hutut u bediasını bu kadar hattatân-ı cihan, cehd-i beliğ ettikleri halde hiçbiri de taklide muvaffak olamamıştır. Hele üstad demekle meşhur olan Amasyalı Abdullah Efendi ve Poladdest namile meşhur olan Amasyalı Köse Muhiddin Efendi ve biraderi Cemâleddin Efendi ve bunların pederleri Celâleddin Efendi ve Kıbletü'l-hattatîn ve Şeyhü'l-hattatîn vasıflarıyla meşhur olan Hamdullah Efendi'nin damadı ve amcazadesi Şükrullah Halife ve Amasyalı Abdullah-ı Sanî ve Mustafa Dede ve Derviş Muhammed Dede'lerin emsali memâlik-i Osmaniyede pek nadir olarak gelen hattatân-ı cihandan olduklarında herkes müttefiktir. Müşarünileyh Yâkût ile Hamdullah'tan her biri san'atında muhteri' olduğu gibi sanayi-i nefiseden diğer hatt-ı bedii siyakati dahi diğer Amasyalı Tacizade Cafer Çelebi ihtira eylediği tarîhen müsbettir. Her biri muhteri olan şu üç hattatın nazîri şimdiye kadar gelmemiştir. Tezâkir-i hattatın mütalaa edenlerin malûmu olduğu üzere "Hattatan-ı Rûm" içinde en ziyade haiz-i şöhret kimselerin ekseriya Amasyalı oldukları görülmektedir. Binaenaleyh hat sanatında Amasyalılar üstad-ı kül olmuşlardır.” Kaynak: Başlangıçtan Günümüze Türk Hat Sanatı, Muammer Ülker, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1987.

Yedikuleli Seyyid Abdullah Efendi

1081/1670'de İstanbul'un Yedikule semtinde doğduğundan "Yedikule'li" lakabıyla tanınan Abdullah Efendi'nin soyu baba ve ana cihetinden Hz. Muhammed'e bağlandığı için, imzalarında " seyyid" olduğunu da zikreder. Bir diğer adı da Emir'dir. Hem babası Seyyid Hasan Hâşimî (? – 1098/1678), hem de oğlu Seyyid Abdülhalim Hâsib (1117/1705-1172/1759) ve torunu Seyyid Mehmed Saîd (1152/1739-1172/1758) hattat olması hasebiyle, bu aile hat san'atını dört nesil boyunca sürdürmüştür. Yedikule'deki İmrahor (Mir-ahur) Camii'nde imam olan babasının yanında hıfzını ve tahsilini bitiren ve hat öğrenen Abdullah Efendi, 17 yaşındayken Hafız Osman'dan Aklâm-ı Sitte meşketmeye başlayarak 40 ay gibi kısa bir müddet sonra icazet almış ve hocasının teveccühünü kazanmıştır. Babasının vefatıyla İmrahor Camii'ndeki imâmet vazifesini üstlenerek ömrü boyunca sürdüren Abdullah Efendi, 24 mushaf, 1000 kadar en'am ve evrad, sayısız kıt'a, murakka ve hilye ile sair kitaplar yazdı, pek çok talebe yetiştirdi. Bunlar arasında en çok tanınanları Eğrikapılı Mehmed Râsim Efendi (1099/1688-1169/1756) ve Şekerzâde Mehmed Efendi'dir. Sultan III. Ahmed'in alakasına daima mazhar olan Abdullah Efendi, 1120/1708'den itibaren Topkapı Sarayı'nın meşk muallimliği vazifesine getirilmiştir. 8 Rebiülevvel 1144/10 Eylül 1731'de vefat eden Seyyid Abdullah Efendi, Eyüp Sultan'daki Şah Sultan Dergahı karşısındaki kabristana (1987'de yol genişletilirken kitabesi yok edildi) defnolunmuştur.  

Zaliha Erdoğan PEÇE

2000 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünden mezun oldu. 2006 -2007 eğitim yılında İsmek bünyesinde açılmış olan tezhip derslerine devam ederken aynı anda Meral Aşan’dan da minyatür dersleri almaya başladı. 2007-2012 yılları arasında İsmek Bağlarbaşı İhtisas Merkezi’nde, 2010-2012 yılları arasında da TBMM Milli Saraylara bağlı eğitim birimlerinde Taner Alakuş’tan minyatür dersleri aldı. Sanatçı ayrıca 2010 yılında Bingöl Halk Eğitim Merkezi’nde resim dersleri, 2010-2014 yılları arasında ise İsmek Bağlarbaşı İhtisas Merkezi’nde Hülya Korkmaz eğitmenliğinde ‘Bilimsel Bitki Ressamlığı’ derslerine katıldı. 2011 İsmek ‘Hoşgörü’ konulu minyatür yarışmasında ‘Hoşgör’ adlı eseri ile sergileme ödülü kazanırken, 2012 yılında ‘Gelenekten Geleceğe Türkiye Buluşması’ adlı organizasyonda minyatür dalında birincilik kazandı. 2012 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin açmış olduğu Geleneksel Türk Sanatları yüksek lisans sınavını burslu olarak kazanan sanatçı, 2014 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde açılmış olan minyatür kurslarında eğitmenlik yaptı. 2015 yılında yüksek lisans programından mezun olan sanatçı mezuniyetinin ardından Fatih Sultan Vakıf Üniversitesinin açmış olduğu Sanatta Yeterlilik programını kazanarak bu programa kaydını yaptırdı. Minyatür ve bitki illüstrasyonu alanında yapmış olduğu çalışmalar ile yurt içi ve yurt dışında birçok sergilerde ve koleksiyonlarda yer alan sanatçı ‘Türkiye’nin Resimli Türkiye Florası’ adlı projede bitki ressamı olarak çalışmaktadır.   KATILDIĞI SERGİLER: 2007 İsmek Feshane sergisi 2009 Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’ Çanakkale’de Minyatür Zamanı’ adlı sergi 2009 İsmek yerel ve Feshane sergileri 2010 Kariye’Taner Alakuş ve Öğrencileri Minyatür Sergisi’ 2010 İSO Odakule Sanat Galerisi ‘Murakka’ minyatür sergisi 2010 Klasik Türk Sanatları Vakfı ‘İstanbul ve Erguvan’ karma sergisi 2010 İsmek Feshane sergisi (Minyatür+Bilimsel bitki ressamlığı) 2011 Zeytinburnu Belediyesi ‘Taner Alakuş ve Öğrencileri’ minyatür sergisi 2012 Adapazarı ‘Taner Alakuş ve Öğrencileri’ minyatür sergisi 2012 Bağlarbaşı İsmek İhtisas Merkezi’ Bir Gülün Eşkali,Meşk Hali’ adlı karma sergi (Minyatür+Bilimsel Bitki Ressamlığı). 2012 ‘Gelenekten Geleceğe Türkiye Buluşmaları’ karma sergisi. 2012 Dolmabahçe Sanat Galerisi ‘Ustaların İzinde’ sergisi. 2012 Sankad ‘Mevlana’nın Aşk Çağrısı’ karma sergisi. 2012 Sharjah Üniversitesi karma sergisi. 2013 Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi yılsonu sergisi. 2014 ‘Bilimsel Bitki İllustrasyonu’ sergisi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf  Üniversitesi. 2014 ’53 Rizeli Sanatkâr Evinde’ projesi kapsamında Rize merkez kültür merkezi, Zilkale ve Çayeli Çukurlu Hoca Medresesi sergileri. 2014 ‘Şifalı Bitkiler İllustrasyonu’ sergisi. 2014 Erguvan Gönüllerinin hazırlamış olduğu ‘Erguvan’ sergisi. 2015 Milli Saraylar Eğitim Birimleri çatısı altında ‘Kenz-i Mahfi’ sergisi, Malatya 2015 Dubai, Geleneksel Sanatlar Karma Sergisi. 2015 ‘Fatih’ sergisi, Fatih Sultan Mehmed Vakıf Üniversitesi. PROJELER VE ÖDÜLLER: 2010 İstanbul Büyükşehir Belediyesi sponsorluğunda Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın düzenlemiş olduğu ‘Boğaz Ve Erguvan’ adlı kitap projesinde ‘Gönül Nazariyle Erguvani Gülhane’ adlı eseriyle yer aldı 2011 İstanbul Büyükşehir Belediyesi sponsorluğunda Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın düzenlemiş olduğu ‘İstanbul’un Yüzü’ projesinde ‘Dervişin Semahı’ adlı eseriyle yer aldı. 2011 İsmek ‘Hoşgörü’ konulu minyatür yarışmasında ‘Hoşgör’ adlı eseri sergileme ödülü kazandı. 2012 Gelenekten Geleceğe Türkiye Buluşması minyatür dalında birincilik. 2013 ‘Haydarpaşa’ konulu eseri ile İstanbul Klasik Türk Sanatlarının projesinde yer aldı. 2015 ‘Günümüzde Minyatür Sanatında Kullanılan Boyama Teknikleri’ konulu makalesi ile ‘Klasik Türk Sanatları Yıllığı’nda yer aldı.

Zehra AKDENİZ

1979 Üsküdar da doğdu.Üsküdar İmam Hatip Lisesini 97 yılında bitirdi. 1998 de Altunizade Kültür Merkezinde on ay Saime Rikkat Çelebi ve Necati Sancaktutan hocalardan tezhip dersi aldı.Uzun bir aradan sonra geleneksel sanatlara 2005 yılında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Caferağa Medresesinde Berrin Çakin hocadan minyatür dersi alarak tekrar başladı. 2007-2008-2009 yıllarında Berrin Çakin ile Kadıköy İsmek'te minyatür derslerine devam etti.2010 yılında İsmek Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde Taner Alakuş'la minyatür dersi almaya devam etti.    Katıldığı sergiler 2007 "25. Müzeler Haftasi Karma Sergi" AYASOFYA/ISTANBUL 2007-08-09-2010 Ismek Feshane ve yerel karma sergiler ISTANBUL 2009 "Canakkale'de Minyatür Zamani” Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi minyatür sergisi CANAKKALE 2009 Kisisel sergi MACARISTAN 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL MİNYATÜRLERİ” Projesine “Arkeoloji Müzesi,Çinili Köşk,Aya İrini” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde “Fasıla” karma minyatür sergisi.İSTANBUL 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL VE ERGUVAN” Projesine “Kartpostalda İstanbul ve Erguvan” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 “Taner Alakuş ve Öğrencileri Minyatür Sergisi” Kariye İSTANBUL   Ödüller 2009 Üsküdar Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul Minyatürleri “ Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi 2010 Büyükşehir Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul ve Erguvan” Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi

Zehra AKDENİZ

1979 Üsküdar da doğdu.Üsküdar İmam Hatip Lisesini 97 yılında bitirdi. 1998 de Altunizade Kültür Merkezinde on ay Saime Rikkat Çelebi ve Necati Sancaktutan hocalardan tezhip dersi aldı.Uzun bir aradan sonra geleneksel sanatlara 2005 yılında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Caferağa Medresesinde Berrin Çakin hocadan minyatür dersi alarak tekrar başladı. 2007-2008-2009 yıllarında Berrin Çakin ile Kadıköy İsmek'te minyatür derslerine devam etti.2010 yılında İsmek Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde Taner Alakuş'la minyatür dersi almaya devam etti.    Katıldığı sergiler 2007 "25. Müzeler Haftasi Karma Sergi" AYASOFYA/ISTANBUL 2007-08-09-2010 Ismek Feshane ve yerel karma sergiler ISTANBUL 2009 "Canakkale'de Minyatür Zamani” Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi minyatür sergisi CANAKKALE 2009 Kisisel sergi MACARISTAN 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL MİNYATÜRLERİ” Projesine “Arkeoloji Müzesi,Çinili Köşk,Aya İrini” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde “Fasıla” karma minyatür sergisi.İSTANBUL 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL VE ERGUVAN” Projesine “Kartpostalda İstanbul ve Erguvan” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 “Taner Alakuş ve Öğrencileri Minyatür Sergisi” Kariye İSTANBUL   Ödüller 2009 Üsküdar Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul Minyatürleri “ Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi 2010 Büyükşehir Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul ve Erguvan” Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi

Zehra AKDENİZ

1979 Üsküdar da doğdu.Üsküdar İmam Hatip Lisesini 97 yılında bitirdi. 1998 de Altunizade Kültür Merkezinde on ay Saime Rikkat Çelebi ve Necati Sancaktutan hocalardan tezhip dersi aldı.Uzun bir aradan sonra geleneksel sanatlara 2005 yılında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Caferağa Medresesinde Berrin Çakin hocadan minyatür dersi alarak tekrar başladı. 2007-2008-2009 yıllarında Berrin Çakin ile Kadıköy İsmek'te minyatür derslerine devam etti.2010 yılında İsmek Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde Taner Alakuş'la minyatür dersi almaya devam etti.    Katıldığı sergiler 2007 "25. Müzeler Haftasi Karma Sergi" AYASOFYA/ISTANBUL 2007-08-09-2010 Ismek Feshane ve yerel karma sergiler ISTANBUL 2009 "Canakkale'de Minyatür Zamani” Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi minyatür sergisi CANAKKALE 2009 Kisisel sergi MACARISTAN 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL MİNYATÜRLERİ” Projesine “Arkeoloji Müzesi,Çinili Köşk,Aya İrini” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde “Fasıla” karma minyatür sergisi.İSTANBUL 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL VE ERGUVAN” Projesine “Kartpostalda İstanbul ve Erguvan” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 “Taner Alakuş ve Öğrencileri Minyatür Sergisi” Kariye İSTANBUL   Ödüller 2009 Üsküdar Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul Minyatürleri “ Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi 2010 Büyükşehir Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul ve Erguvan” Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi

Zehra AKDENİZ

1979 Üsküdar da doğdu.Üsküdar İmam Hatip Lisesini 97 yılında bitirdi. 1998 de Altunizade Kültür Merkezinde on ay Saime Rikkat Çelebi ve Necati Sancaktutan hocalardan tezhip dersi aldı.Uzun bir aradan sonra geleneksel sanatlara 2005 yılında Türk Kültürüne Hizmet Vakfı Caferağa Medresesinde Berrin Çakin hocadan minyatür dersi alarak tekrar başladı. 2007-2008-2009 yıllarında Berrin Çakin ile Kadıköy İsmek'te minyatür derslerine devam etti.2010 yılında İsmek Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde Taner Alakuş'la minyatür dersi almaya devam etti.    Katıldığı sergiler 2007 "25. Müzeler Haftasi Karma Sergi" AYASOFYA/ISTANBUL 2007-08-09-2010 Ismek Feshane ve yerel karma sergiler ISTANBUL 2009 "Canakkale'de Minyatür Zamani” Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi minyatür sergisi CANAKKALE 2009 Kisisel sergi MACARISTAN 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL MİNYATÜRLERİ” Projesine “Arkeoloji Müzesi,Çinili Köşk,Aya İrini” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezinde “Fasıla” karma minyatür sergisi.İSTANBUL 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti “ İSTANBUL VE ERGUVAN” Projesine “Kartpostalda İstanbul ve Erguvan” konulu çalışması ile dahil oldu. İSTANBUL 2010 “Taner Alakuş ve Öğrencileri Minyatür Sergisi” Kariye İSTANBUL   Ödüller 2009 Üsküdar Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul Minyatürleri “ Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi 2010 Büyükşehir Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı “İstanbul ve Erguvan” Kitap Projesi Yarışmasında bir çalışması kitaba seçildi

Zeki KUŞOĞLU

1943 yılında Gaziantep'te doğdu. 1949'da İstanbul'a yerleştiler. 1964 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Aynı yıl devlet bursu kazanıp, ihtisas için Almanya'ya gitti. 1969 yılında ihtisasını tamamlayarak yurda döndü. Almanya ve Avrupa'nın çeşitli müze ve kütüphanelerinde yaptığı inceleme sonucu Türk-İslam ve doğu sanatlarına ilgi duydu. Yurda dönünce dönemin hayatta olan bütün sanatkârlarıyla temasa geçip teorisinin yanında pratiğini de geliştirdi. Özellikle ahşap, taş ve maden sanatlarıyla ilgilendi. Onların klasik ve çağdaş yorumlarıyla sergiler açtı, makaleler ve kitaplar yazdı, konferanslar verdi. Yurtiçi ve yurtdışında 70'in üzerinde kişisel sergi açtı ve bir o kadar karma sergiye katıldı. Yayınlanmış kitapları: * Mezar Taşlarında Hüve'l-Baki, İstanbul, 1984. * Dünkü Sanatımız Kültürümüz, İstanbul, 1994. * Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1994. * Sedefkâr/ Altın Oymacı/ Gümüş Kakmacı Mehmet Zeki Kuşaoğlu, İstanbul, 1994. * Osmanlı Kartvizitleri, İstanbul, 1996. * Neler Söyledim, Neden Söyledim, İstanbul, 1997. * Sözüm Bu Ülkeyi Sevenlere, İstanbul, 1998. * Tılsımdan Takı'ya, İstanbul, 1998. * Düşünmek Bizden Irak, İstanbul, 2005. * Gelenekten Geleceğe Köprü İnsanlar, 2006. * Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk ve Maden Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 2006. * Türk Okçuluğu ve Sultan Mahmud'un Ok Günlüğü, İstanbul, 2006. * Osmanlı Arması, 2008. * Osmanlı Mühürleri, 2008.

Zeki KUŞOĞLU

1943 yılında Gaziantep'te doğdu. 1949'da İstanbul'a yerleştiler. 1964 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Aynı yıl devlet bursu kazanıp, ihtisas için Almanya'ya gitti. 1969 yılında ihtisasını tamamlayarak yurda döndü. Almanya ve Avrupa'nın çeşitli müze ve kütüphanelerinde yaptığı inceleme sonucu Türk-İslam ve doğu sanatlarına ilgi duydu. Yurda dönünce dönemin hayatta olan bütün sanatkârlarıyla temasa geçip teorisinin yanında pratiğini de geliştirdi. Özellikle ahşap, taş ve maden sanatlarıyla ilgilendi. Onların klasik ve çağdaş yorumlarıyla sergiler açtı, makaleler ve kitaplar yazdı, konferanslar verdi. Yurtiçi ve yurtdışında 70'in üzerinde kişisel sergi açtı ve bir o kadar karma sergiye katıldı. Yayınlanmış kitapları: * Mezar Taşlarında Hüve'l-Baki, İstanbul, 1984. * Dünkü Sanatımız Kültürümüz, İstanbul, 1994. * Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 1994. * Sedefkâr/ Altın Oymacı/ Gümüş Kakmacı Mehmet Zeki Kuşaoğlu, İstanbul, 1994. * Osmanlı Kartvizitleri, İstanbul, 1996. * Neler Söyledim, Neden Söyledim, İstanbul, 1997. * Sözüm Bu Ülkeyi Sevenlere, İstanbul, 1998. * Tılsımdan Takı'ya, İstanbul, 1998. * Düşünmek Bizden Irak, İstanbul, 2005. * Gelenekten Geleceğe Köprü İnsanlar, 2006. * Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk ve Maden Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 2006. * Türk Okçuluğu ve Sultan Mahmud'un Ok Günlüğü, İstanbul, 2006. * Osmanlı Arması, 2008. * Osmanlı Mühürleri, 2008.

Zeynep CEYLAN

1968'de İstanbul'da doğdu. İhsan Mermerci Lisesi'nden mezun oldu. Bakırköy Kız Meslek Lisesi'nde çini, çiçek, ahşap, cam işi derslerine katıldı. 1993-1995 yılları arasında Peyami Gürel'den ebru dersleri aldı. 1996-2000 döneminde, Hülya Erdem'in tezhib derslerine devam etti. 2001 yılında, Fatih Belediyesi, Edirnekapı, Mihrimah Sultan Camii Külliyesi'nde, Emel Türkmen'le başladığı tezhib eğitimini 2004'ten beri devam ettiği İsmek'te, 2008 yılında tamamladı. Şu anda Orhan Dağlı'nın çiçek ressamlığı, derslerine katılmaktadır. KATILDIĞI SERGİLER -“Karma Sergi”,Hayat Vakfı, İSTANBUL -2001-2002 Fatih Belediyesi meslek edindirme kursları yıl sonu sergileri, İSTANBUL -2004 Ali Toy, Savaş Çevik, Emel Türkmen Atölyesi “ Hat-Tezhib Karma Sergisi” ,Denizatı Sanat Evi, İSTANBUL -2004-2008 İsmek Feshane Sergileri, Yerel sergiler, İSTANBUL -2006 “Savaş Çevik Hat Sergisi”, Modern Art Gallery, İSTANBUL -2007 “İSMEK Mevlana Sevgi Saygı Hoşgörü” konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmaları sergisi, CRR Sergi ve Konser  Fuayesi, İSTANBUL -2008-Haziran-Altından Haleler Tezhip Sergisi ve Mezuniyet Merasimi, CRR Konser Salonu Fuayeleri, İSTANBUL -2009 Ankara Sheraton Otel “Bugünün Ustaları Sergisi” -2009 Orhan Dağlı Atölyesi Taksim Metro Sergisi, İSTANBUL -2009 -Mayıs-Altından Haleler Tezhip Sergisi, Türk İslam Eserleri Müzesi, İSTANBUL -2009-Eylül T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı 15. Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergisi, ANKARA -2010-Nisan Klasik Türk Sanatları Vakfı, Türk Sanatında Hilyeler Sergisi, İSTANBUL -2010-Kasım-Klasik Türk Sanatları Vakfı, Altından Haleler Aşk-ı Yunus Sergisi, Bağlarbaşı Kültür Merkezi, İSTANBUL ÖDÜLLER -2007 İstanbul genelini kapsayan 2007 yılının Mevlana yılı olması dolayısıyla MEVLANA ‘ Sevgi Saygı Hoşgörü' konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmalarında: Minyatür Dalında Sergileme, İSTANBUL -2009 Türkiye genelini kapsayan 15.Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışmasında, Hilye-i Şerif adlı eseriyle Tezhib dalında sergileme.

Zeynep Sevgi BARTIN

1980 senesinde istanbul'da doğdu. Eyüp imam Hatip Lisesi'nden mezun oldu. 1998-2002 yılları arasında. Hattat Yusuf Sezer'den Hüsn-i Hat dersleri aldı. 2000 yılında Fatih Belediyesi Edimekapı Mihrimah Sultan Camii Külliyesi'nde, Emel Türkmen'le başladığı tezhib eğitimini, 2004'ten beri devam ettiği Ismek'te 2008 yılındaicazet alaraktamamladı. Tezhib çalışmalarına devam eden. Müzehhibe, yurtiçi ve yurt dışında sergilere katılmış olup özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır.   KATILDIĞI SERGİLER -2000 -2002 Fatih belediyesi meslek edindirme kursları yıl sonu sergileri, İSTANBUL -2004 - 2008 İsmek Feshane S ergileri. Yerel sergiler, İSTANBUL -2006 "İSMEK GÜL" konulu Türk İslam Sanatlan Branş yanşmaları Sergisi, CRR Sergi ve Konser Fuayesi, İSTANBUL -2007 "Uluslararası HAT Yarışması Sergisi", Biri eşik Arap Emirlikleri -2007 "Turan Sevgili Hat Sergisi ve Hattat Portreleri", İslam Eserleri Müzesi, İSTANBUL -2007 "ISMEK Mevlana Sevgi Saygı Hoşgörü", konulu Türk islam Sanatları Branş yanşmalan segisi, CRR Sergi ve Konser Fuayesi, İSTANBUL -2008 “ Altından Haleler “ Tezhib Sergisi ve İcazet Merasimi; CRR, İSTANBUL ÖDÜLLER -2006 ISMEK' in Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle ISMEK genelinde düzenlediği "GÜL" konulu Türk İslam Sanatları Branş yarışmasında "Miraç" isimli eseriyle 2.1ik ödülü, İSTANBUL -2007 istanbul genelini kapsayan 2007 yılının Mevlana yılı olması dolayısıyla "Mevlana Sevgi Saygı Hoşgörü" konulu Türk islam Sanatları Branş yarışmalarında Mevlana Sikkesi adlı eseriyle Sergileme, İSTANBUL  

Hakkımızda

Hakkımızda

KLASİK SANATLAR:      Anadoluda yaşayan biz insanlar, bu topraklara gelene kadar, birçok medeniyetlerle birlikte yaşadık.   Bu medeniyetlerin, din, kültür ve sanat  yaşamlarından,  en güzel bir şekilde faydalanarak,  edindiğimiz birikimleri,  kendi zeka, kabiliyet, ve, yeteneklerimizle, zaten icat ettiğimiz, sahip olduğumuz, birçok sanatlarımızla beraber yorumlayıp geliştirdik. Anadoluda da var olan sanatlar ile birleştirerek  zengin  Anadolu kültürü ve sanatlarını dünya ya sunduk. Dolayısıyla; dünya sanat çevreleri tarafından, Anadoluya bakıldığı zaman, Anadolu coğrafyası; klasik sanatların yegane sahibi,  bu sanatların başkenti de, İstanbul olarak bilinmektedir.. Bu sanat dalları  ise hat, tezhib, ebru, minyatür, cilt, çini, katı', naht, kalemişi, edirnekari, kakma, kündekari gibi  santlardan oluşmaktadır. Türklerin miladi 751  li yıllarda karahanlılar döneminde islamiyeti kabul edişi ile, Türklerde bulunan engin kültür ve sanat  zenginliği.  Peygamberimiz (sav)' in getirdiği islam kültürü ile buluşarak, farklı ve çok özel bir mecraya girmiştir. Peygamber Efandimiz (sav.) in yazı sanatını teşvik etmesi ile, Hattatların efendisi olarak bilinen, Hazreti Ali Efendimiz, yazı sanatını geliştirmiş, kufi hattını icat ederek de  ilk hattat olarak literatüre girmiştir. İslamın estetik anlayışı; çirkini güzel güzeli daha güzel yapmaktır.  Bu anlayışla, islam ahlakıyla tezyin edilen bir kültürün sahibi olarak biz Anadolu İnsanının  sanat zevki, bilgisi ve kontrolüyle,  hüsn i hat sanatımız; gelişmesine devam etmiştir. Klasik Sanatlarımız, İstanbul’un fethi ile Saray  tarafından özenle desteklenmiştir. yine, sarayın desteğiyle kurulan, sayıları zaman zaman dokuz yüz elliye kadar ulaşan sanatkarlardan oluşan, aynı zamanda, bir sivil toplum hareketi olan, nitelikli sanat eseri üreten, ehli hiref adı verilen bu   teşkilat sayesinde geliştirilmiştir. 16. Yüzyılda, Bu teşkilatın desteği ile, başta tezhip sanatı olmak üzere, klasik sanatlar zirvesini yakalamıştır.   Hüsn-i  hat sanatının dışında, yazıların süslemesinde kullanılan tezhib ve katı sanatı, yine, aynı zamanda, islamın resim sanatı olarak bilinen  minyatür sanatı, cilt sanatı, yine,  o günlerde ciltlerin yan kağıdı olarak kullanılan ebru sanatı geliştirilerek kitap sanatları meydana gelmiştir. Aynı zamanda, günlük yaşamda kullanılan çini  sanatı geliştirilmiş,  ayrıca sanatlarımız, yaşam mekanlarında kullanılarak da, kalemişi,  kündekari,  kakma,  naht, edirnekari  gibi  sanatlar  olarak, klasik sanatlar envanterini oluşturmuştur.   16 yüzyıl itibarı ile, yavaş yavaş  kitap sanatlarının dışına  çıkarak, daha fazla levhalarda sunulmaya başlayan  hat, tezhib, ebru, minyatür, katı, kakma,  naht, gibi klasik sanatlarımız, günümüzda artık hem kitap ve hem de levha sanatları olarak muhtelif kütüphaneleri ve mekanların duvarlarını süslemektedir.   Çini, kalemişi,  edirnekari,  kündakari, Kakma gibi sanatlarımız ise mimari alanlarda, iç ve dış mekan tezyininde kullanılmaktadır. Medeniyetler, din ve ilimden sonra, sanat alanında  kalıcı eserler ortaya koyabilmişse, gerçek anlamda kabul görmüştür. Eski medeniyetlerde sanat,  medeniyetlerin var oluş nedeni, güç, ve zenginlik gösterisi olduğundan, son derece önemsenmiştir. Aynı zamanda, bir ülkenin sanat seviyesi,  o ülkenin kültür ve medeniyet seviyesini gösterir. Batıda resim ve heykel olarak boy gösteren sanat, anadolu da sağlam, köklü ve gelenekli  temelleriyle klasik sanatlar adı ile yaşam sürdürmektedir. Bu anlamda, uluslararası arenada kabul gören, ve estetik değere haiz olan klasik sanatlarımızın sahibi olduğumuzun farkındalığı ile yaşamak, ve bu sanat hazinemize sahip çıkmamız, bu medeniyetimizin en önemli  yaşam kriteri olmalıdır.   Günümüzde de klasik sanatlarımız onaltıncı yüzyılda olduğu gibi çok güzel bir seviyededir. Özellikle, son on yılda, üniversitelerimizin ve özel  sanat eğitim kurumlarının ciddi bir eğitim seviyesini yakalaması,  klasik sanatlar’ın da akademik seviyede bir eğitim politikası takip etmesi, sanat ve sanatkarımız için özenle projeler üretip uygulaması   sonucunda, nitelikli sanat eseri üreten sanatkarların sayısı artmış, ve buna parallel olarak da, bilinçli  koleksiyonerlerin sayılarında önemli bir gelişme kaydedilmiştir.    Atalarımızın, bu sanatları, sanat haline getirdiğinin  farkındalığı içinde yaşamamız gerektiği, ve bu sanatlara sahip çıkarak, gelecek nesillere aktarmamız gerektiği, her Anadolu insanının boynuna borçtur.

Makale Teslim Tarihleri 2

  ŞUBAT     TEMMUZ 1     1   2     2   3     3   4     4   5 Arap Zamkı/Melis Sönmez   5   6 -Aklam-ı Sitte/Canan Nacar -Bir Sanat Eserini Meydana Getiren Amirler/Canan Nacar -Sanat Estetiği/Canan Nacar   6 -Temel Sanat Eğitimi/Ayten Pelit   -"Sanat nokta ile başlar"/Ayten Pelit  -Ebru Sanatı ve Yazı Uygulaması  Deniz Kadıoğlu  -Hafız Osman  Deniz Kadıoğlu  -İbn-i Mukle  Deniz Kadıoğlu  -Halim Efendi  Deniz Kadıoğlu 7 Picasso ve Hat Sanatı/Demet Cihangül   7   8     8   9     9   10     10   11     11   12     12   13     13   14     14   15     15 -Kem alet ile kemalat olmaz  Emine Elif Yılmaz 16     16   17     17   18     18   19     19   20     20   21     21   22     22 -Mıstar Fazluddin Pulatov -Buhara ve Semerkand Hattatları  Fazluddin  Pulatov 23 Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı/Demet Cihangül   23   24     24   25     25 -Levhalar  Bülent Demir  -Çerçeve  Bülent Demir  -Neden kağıtlara ahar yapılır ? Mustafa Özkök 26     26   27     27   28     28   29     29 -Yazıda Renklerin Kullanımı   Süreyya Aydın, Vesile Polat  -Şiirlerde Hüsn-i Hat Sanatı  Cahide Şentürk  -Hat Sanatı ve Şifa İlmi  Cahide Şentürk 30     30   31     31       MART     AĞUSTOS 1     1   2     2   3     3   4     4   5     5 -Hat Sanatı Ne İşe Yarar ?  Esra Yurtbaş Koç 6     6   7 -Beşikten Mezara Klasik Sanatlar/Ahmet Hamza Telek -Selimiye Cami/Ahmet Hamza Telek -Sancaklar ve Bayraklar/Ahmet Hamza Telek   7   8     8   9     9   10     10 -Tezhip Sanatı/Nazan Berbercioğlu  -Tezhip Sanatı ve Yazı Uygulaması/Nazan Berbercioğlu -Halkâr/Nazan Berbercioğlu 11     11   12     12   13     13   14     14   15     15 -Karacaahmet Mezarlığı  Sümeyra Çapadağ  -Hattatlar Sofası  Sümeyra Çapadağ 16     16   17     17   18     18   19     19   20 -Kalem/Büşra Çoban -Ehl-i Hiref/Büşra Çoban -Mürekkep/Büşra Çoban  -Hattat Mehmed Şevki Efendi   Rabia Yıldırım  -Mustafa Rakım Efendi 'nin hat sanatına katkıları ve eserleri  Rabia Yıldırım  -Hat Sanatının kullanıldığı yerler  Rabia Yıldırım   20   21     21   22     22   23     23   24     24 -Türk İslam Eserleri Müzesi  Betül Albayın 25     25 -Minyatür Sanatı ve Yazı Uygulaması/Rahime Sönmezler Demir -Sikkezenlik/Rahime Sönmezler Demir  -Para ve Pullar/Rahime Sönmezler Demir 26     26   27     27   28 Asr-ı Saadet ve Hüsn-i Hat/ Safiye Akbaş   28 -Ahşap Üstü Yazılar Funda Alaybeyi  -Ma'kıli Yazılar  Funda Alaybeyi -Kufi Yazılar  Funda Alaybeyi  -Yazma Kufi  Funda Alaybeyi  -Yapma Kufi  Funda Alaybeyi 29     29 -Kağıdın Serüveni  Hilal Tosun -Klasik Sanatların Diğer Sanatlardan Farkı Fatma Dalgıç -Sanat Ahlakı Fatma Dalgıç 30     30 -Nefes Payı Sevgül Öztürk -Besmele Kasidesi  Sevgül Öztürk   -İsm-i Nebi  Rabia Dumanlıdağ  - Hüsn-i Hat Sanatı ve Okçuluk İlişkisi  Fatmanur Uzuner-Hat Sanatı 31     31 -Hat Sanatı ve Maneviyat İlişkisi  Abdüllatif Bostancı  -Mushaf Yazan Hattatlar  Abdüllatif Bostancı     NİSAN     EYLÜL 1 -Ebced ve Cifir İlminin Hüsn-i Hat ile Bağlantısı  Demet Cihangül   1   2     2 -Rik'a Yazılar/Göknur Aydın -Divani Yazılar  Fatma Kurucan 3     3 -Yazıda Müsenna  Rabia Yıldırım  -Hattatlar için kullanılan ünvanlar  Rabia Yıldırım  -Osmanlı Dönemi Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  İlk Dönem (Eski Dönem) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  -İkinci Dönem (Klasik Dönem) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım  -Üçüncü Dönem (Tanzimat Dönemi) Mezar Taşları  Rabia Yıldırım 4     4 -Nun Harfinin Esrarı  Zeynep Kaya 5 -Mezar Taşlarında Desenler ve Yazı Usulü/Hacer Yavuz -Selçuklu Dönemi'nde Hüsn-i Hat/Hacer Yavuz   5   6     6   7     7   8     8   9     9   10     10   11     11   12 Rami Kütüphanesi/Behiye Kahveci İSAM Kütüphanesi/Behiye Kahveci   12   13     13   14     14   15 -Ahar İşlemi/Güler Coşkun -Kahıt Boyama/Güler Coşkun -Mühreleme/Güler Coşkun   15 -Tuğra/Fatma Karataş -Tuğra Tasarımı/Fatma Karataş -Hattatlar Silsilesi  Fatma Karataş 16     16   17     17   18     18   19     19   20 -Hüsn-i Hat Sanatının Kullanıldığı Alanlar/Rabia Yıldırım -Mustafa Rakım Efendi/Rabia Yıldırım -Mehmed Şevkî Efendi/Rabia Yıldırım   20   21     21   22     22   23     23   24     24   25 -Hüsn-i Hat Sanatının Tarihi Seyri/ Safiye Akbaş   25   26     26   27     27   28     28   29 -Peygamber Efendimizin Hüsn-i Hat Sanatını Tavsiyesi/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Hz. Ali/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Muaviye bin Ebu Süfyan/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber -Ashâb-ı Suffe/Gülay Kutlu, Ayşe Sancak, Perihan Dilber   29 -Vel kalemi ve ma yesturun  Elanur Küçükköse  -Bursa Ulu Cami  Ayşe Mirzooğlu 30 -Hattatlığın Şartları  Hülya Bol   30 -Şeyh Hamdullah  Meryem Koç 31     31       MAYIS     EKİM 1     1   2     2 -Günümüzde Hat Sanatına Bakış Açısı Yasemin Aybüke Gök 3     3   4     4 -Kültürel Miras ve UNESCO  Demet Cihangül 5     5   6 -Elif Harfinin Esrarı  Demet Cihangül   6   7     7   8     8   9     9   10     10   11     11   12     12   13     13   14     14 -Restorasyon  Demet Cihangül 15 -Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat Damla Pehlivan - Selda Sun  -Osmanlı'dan Sonra Klasik Sanatların Tarihi Serüveni Damla Pehlivan   15   16     16   17     17   18     18   19     19   20 -Metal Üstü Yazılar  Sevgi Güneş  -Hakkaklık ( Taş oyma ve Mühür )  Sevgi Güneş  -Taş Kabartma  Sevgi Güneş   20   21     21   22     22   23     23   24     24 -Rokoko  Demet Cihangül 25     25   26     26 -Osmanlı Döneminde Medreselerde Hüsn-i Hat Eğitimi   Sami Bozkont 27 -İslam Yazısı ve Tarihi/Şule Tarı -İslam'da Yazının Önemi  Şule Tarı -Kur'an-ı Kerim'in Yazılması ve Gelişim Süreci  Şule Tarı -Hz İdris (a.s)  Şule Tarı -Hz İsmail (a.s) Şule Tarı -Levh-i Mafuz  Şule Tarı  -Allema bil kalem Nevriye Genç Bayram -Sizin en hayırlınız , Kur'an'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir. Nevriye Genç Bayram -Tarihte Yön Değiştiren Yazılar. Nevriye Genç Bayram  -Yazı Hakkında Ayetler, Hadisler ve Kelam-ı Kibarlar  Nuray Dereci  -Eyüp Sultan Mezarlığı  Nuray Dereci   27 -Endülüs Emevi Döneminde Hüsni-Hat Öznur Çiçek 28     28   29     29 -Mescid-i Aksa Rümeysa Hısım Cüre -Topkapı Sarayı  Rümeysa Hısım Cüre 30 -Emeviler Dönemi'nde Hüsn-i Hat/Safiye Akbaş   30 -Hüsn-i Hat Sanatı Selda Sun    -Osmanlı Dönemi'nde Hüsn-i Hat Selda Sun - Damla PehlivanÇehar -Çehar Yar-ı Güzin   Fatime Halacoğlu -Nakkaşlık  Sema Cabi 31     31       HAZİRAN     KASIM 1 -Sülüs Yazılarda Kompozisyon Çeşitleri  Mehtap Uçar   1 -İhlas Suresi  Raziye Üçler 2     2   3 -Büyük Selçuklu Döneminde Hüsni-Hat Fatih Babaoğlu  -Kebikeç (Ya Hafız Ya Kebikeç ) Fatih Babaoğlu   3 -Barok  Demet Cihangü 4     4   5     5   6     6   7     7   8     8   9     9   10 -İstidat,kabiliyet,yetenek Merve Şefika Dere   10   11     11 -Hüsn-i Hat Sanatında Bedii (Estetik) Anlayış Merve Esra Erez  -Hüsn-i Hat Sanatı hocanın taliminde gizlidir.Kıvamı çok yazmakla,devamı da İslam dini üzere bulunmakla olur.  Merve Esra Erez  -Yazıya Hazırlanma Usulü Merve Esra Erez  -Aşk Olmadan Meşk Olmaz Merve Esra Erez 12     12   13     13   14     14   15 -Çini Sanatı ve Yazı Uygulaması  Pınar Külek  -Rüstempaşa Cami   Pınar Külek -Mim -Çinili Köşk  Pınar Külek-Mim   15 -Hat Sanatı Eğitimi Feyzanur Düzen -Mehmed Şevki Mektebi Feyzanur Düzen    -Hüsn-i Hat Sanatı Terimleri  Nigar Lafçı 16     16   17     17   18     18   19     19   20     20   21     21   22     22   23     23   24     24   25 -Sanayi-i Nefise  Meltem Bilgin -Çini Sanatı  Meltem Bilgin -Edirnekâri Sanatı  Meltem Bilgin -Kalemişi Sanatı  Meltem Bilgin -Akademili  Meltem Bilgin -Alaylı  Meltem Bilgin   25   26     26   27     27   28 -İslam ve Sanat  Ayşe Gereklioğu -Medeniyet Tasavvuru  Ayşe Gereklioğu -Medeniyet Aleminde Hüsn-i Hat  Ayşe Gereklioğu -Huruf-u Mukattaa  Ayşe Gereklioğu  -Sami Efendi  Fahri Günaydın   28   29     29   30 -Mim Harfi (3mim) Meliha Pınar Koçak   30 -Kur'an Yazısının Sanatlaşma Süreci Hande Özçırak -Kur'an-ı Kerim'de Yer Alan Sanatlar Hande Özçırak -Klasik Sanatlarda İStanbul'un Yeri ve Önemi Hande Özçırak -Tekke Yazıları  Hande Özçırak -Tekke ve Zaviyelerde Hüsn-i Hat Sanatı Eğitimi  Hande Özçırak 31     31